Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İç ses, karakterin o anki düşüncesini yalnız seyirciye duyurur.
- Romanın yaptığını film iç sesle yapabilir, ama bir bedeli vardır.
- Açıklama sesi, görüntünün zaten gösterdiğini tekrar eder.
- İç sesin asıl işi yüzle düşünce arasındaki aralıktadır.
- Aralık büyük ve zararsızsa seyirci güler.
- Yanılan iç seste karakter kendini yanlış okur, görüntü düzeltir.
- Kapalı itiraf, söylenemeyeni yalnız seyirciye verir.
- Sır taşıyan karaktere verilen iç ses ya sırrı açar ya seyirciyi aldatır.
- İç ses eğrisi, karakterin yolunu sesin değişiminden okutur.
- Sözleşme ilk bölümde kurulur; son dakikada gelen iç ses yabancı durur.
- İç ses kısa, bölük pörçük ve muhatabı belli olmalıdır.
- Sayfada hafif duran iç ses perdede ağırlaşır.
- Silinen açıklama sesi, bağı kurma işini seyirciye geri verir.
- İç ses kullanmamak da bir dil seçimidir.
Açılış sahnesi
Son gecenin sayfaları sesli okunuyor. Kadir'in satırları Selim'de, Murat'ınkiler Emre'de, babayla Figen Nermin Hanım'da. Figen formu getirdi. Murat telefonla koridora çıktı, asansöre bindi. Babanın eli Kadir'in bileğine uzandı. Selim'in parmağı bir sonraki satırda duruyor. Orada yeni bir blok var. Karakter adının yanında bir parantez: KADİR (İÇ SES).
Selim satırı okuyor. "Babam bir gece beni başka adla çağırdı. Şimdi bu el kimi tutuyor, bilmiyorum."
Masada kimse kıpırdamıyor. Selim kâğıdı indiriyor. Film boyunca Kadir'in kafasının içine hiç girmedik, diyor. Neden şimdi?
Kadir hiç konuşmuyor ki, diyor Emre. Her şeyi yutuyor. Son gece bir kez olsun içini duyalım istedim.
Nermin Hanım bir soru soruyor. Bu cümlede, elin göstermediği ne var?
Emre sahne tarifine dönüyor. El bileği tutuyor. Kamera Kadir'in yüzünde. Yanlış ad gecesini seyirci zaten gördü. Cümlenin söylediği her şey karede duruyor. Üstelik bir şeyi de kapatıyor. Babanın o gece kimi gördüğü artık açık bir soru değil, Kadir'in kendi yorumu.
Selim kalemini alıyor ama çizmiyor. Silmeden önce arayalım, diyor. Bu filmde iç sesin iş görebileceği bir yer varsa bulalım. Yoksa gönül rahatlığıyla sileriz.
İç ses, görüntünün gösteremediği bir düşünceyi verdiğinde iş görür. Görüntünün zaten gösterdiğini söylediğinde sahneden bir şey eksiltir.
Bu derste ne olacak
Bu derste karakterin düşüncesinin ses bandına taşındığı anlara bakacağız. Önce iç sesin neyi mümkün kıldığını, sonra neyi bozduğunu konuşacağız. Düşünceyle yüz arasındaki farkı, kendini yanlış okuyan iç sesi ve komedinin bu farktan nasıl beslendiğini göreceğiz. Karakterin kimseye söyleyemediğini yalnız seyirciye söylediği anları ayıracağız. İç sesin film boyunca nasıl değiştiğini izleyeceğiz. Emre'nin Nöbet için yazdığı üç iç ses taslağını tek tek sınayacağız. Bir askerî hastane odası, bir lise koridoru, bir reklam ajansı, karlı bir yol ve Berlin'in çatıları da sırayla masaya gelecek. Dersin sonunda kendi senaryondaki her iç ses satırına aynı soruyu sorabileceksin: bu satır görüntüye ne ekliyor?
Sıfır noktası
Roman bir karakterin aklından geçeni doğrudan yazabilir. Okur bir cümle sonra onun korkusunu, pişmanlığını, yalanını bilir. Film bunu yapamaz. Kamera yalnız dışarıyı görür. Yüzü, eli, bakışı, yürüyüşü. Düşünce bunların arkasında kalır.
Senaristin bu duvarı aşmak için elinde birkaç araç var. Karakter düşündüğünü birine söyleyebilir. Bir nesneyle, bir hareketle, bir susuşla ele verebilir. Ya da düşüncenin kendisi ses bandına girebilir. Karakterin dudakları kıpırdamaz, ama sesini duyarız. Bu son araç iç sestir.
Senaryo sayfasında iç ses kolay tanınır. Karakter adının yanına bir parantez açılır ve iç ses yazılır. İngilizce senaryolarda çoğu zaman dış sesle aynı kısaltma kullanılır. Ama iki ses aynı yerden konuşmaz. Dış seste anlatan genellikle olaylardan sonra, bir mesafeden konuşur. İç ses ise o anın içindedir. Karakter düşünürken duyarız, düşünce bitince ses de biter.
İç sesin çekiciliği buradan doğar. Seyirciye en kısa yoldan bilgi verir. Karakter ne hissediyor, ne istiyor, neden susuyor? Bir cümle hepsini söyler. Yeni yazarlar bu yüzden ona sık uzanır. Özellikle sessiz, içine kapanık bir karakter yazarken. Emre de aynı şeyi yaptı. Kadir hiç konuşmayınca, onun yerine iç sesi konuşturdu.
Sorun şu: iç ses, filmin en güçlü araçlarından birini kolayca söndürür. Seyirci bir yüzü izlerken kendi okumasını yapar. Kırmızı gözlere, dimdik sırta, soğumuş çaya bakar ve bir sonuç çıkarır. İç ses o sonucu önceden söylerse seyircinin işi kalmaz. Okuma yerine dinleme başlar.
Yine de iç sesin başka hiçbir aracın yapamayacağı işleri var. Düşünceyle davranış arasındaki farkı aynı anda gösterebilir. Karakterin kendine söylediği yalanı duyurabilir. Kimseye söylenemeyen bir gerçeği yalnız seyirciye verebilir. Ve bunu yaparken çok güldürebilir de. Ders bu iki yüzü ayırmaya çalışıyor: iç sesin açtığı kapıyı ve kapattığı kapıyı.
Bir tuzak da sayfanın kendisinde. Senaryo bir metin olarak okunur. Okuyan için iç ses satırı güzel bir cümledir, romandan bir paragraf gibi akar. Yapımcı da hoca da onu severek okuyabilir. Perdede ise o cümle bir oyuncunun sesiyle, bir yüzün üstüne biner. Yüz zaten bir şey söylüyordur. Ses onun üstüne ikinci bir anlatım koyar. Sayfada hafif duran satır, perdede ağırlaşır. Bu yüzden iç sesi okurken değil, sahneyi gözünün önüne getirirken sınamak gerekir. Emre'nin taslağını masada sesli okumak bunu yaptı. Selim'in sesi Kadir'in yüzünün üstüne bindi ve fazlalık ortaya çıktı.
Mekanizma
Düşüncenin sesi
Emre'nin son gece taslağı bir iç ses. Kadir sandalyede, babasının eli bileğinde. Kimse konuşmuyor, ama Kadir'in sesi duyuluyor. Düşünce şimdiki zamanda, sahnenin tam ortasında geçiyor. Kadir bunu yıllar sonra anlatmıyor. O gece, o saniyede düşünüyor.
Bu yakınlık iç sesin gücü. Seyirci karakterin kafasının içine, kimsenin giremediği bir odaya giriyor. Ama o odaya bir kez girdiğinde dışarıdan bakma hakkını da bırakıyor. Kadir'i film boyunca dışarıdan izledik. Ellerinden, sandalyesinden, okumadığı kitabın sayfasından okuduk. İç ses bu bakışı bir anda içeriye çeviriyor.
Gösterileni söylemek
Taslağın sorunu bu. Babanın eli bileği tutuyor ve kamera bunu gösteriyor. Yanlış ad gecesini seyirci hatırlıyor. İç ses bu iki görüntüyü birbirine bağlayıp seyirciye teslim ediyor. Seyircinin kendi kuracağı köprüyü yazar kurmuş oluyor.
Bir zarar daha var. Babanın Kadir'i başka adla çağırdığı gece, filmin tek öznel anı. O gece kimi gördüğü hiç söylenmiyor. İç ses o soruyu Kadir'in ağzından soruyor ve bir cevaba yaklaştırıyor. Film boyunca açık kalan bir kapı, son gecede aralanıyor.
Satır silinince sahnede ne kalıyor? El, bilek ve Kadir'in yüzü. Seyirci yanlış ad gecesini kendi hafızasından çağırıyor. Bağı kendisi kuruyor ve bu yüzden daha derinden hissediyor. Satırın silinmesiyle bilgi kaybolmuyor, yer değiştiriyor. Bağı kuran artık yazar değil, seyirci.
Yüzle düşünce arasındaki boşluk
Selim ikinci yeri buluyor: ustabaşının gece telefonu. Kadir fısıltıyla uyuduğunu söylüyor, babasının sözünü de ekliyor. Kırmızı gözler ise uyumadığını söylüyor. Burada zaten bir karşıtlık var: söz bir şey diyor, görüntü başka bir şey. Ama bu aralığı iç ses kurmamış. Kadir'in yüksek sesle söylediği yalan kurmuş.
Emre bu sahneye de bir iç ses düşünmüş. Üç gecedir gözümü kırpmadım. Selim kalemin arkasıyla satıra vuruyor. Bu, gözlerin söylediğini bir kez daha söylüyor. Aralığı açmıyor, kapatıyor. İşe yarayacak bir iç ses yüzün söyleyemediği bir şey söylemeli. Ama Kadir'in o gece aklından geçen şey belki de tam olarak yüzündekidir. Yorgunluk. Aralık yoksa iç sesin de işi yok.
Komedi bu aralıktan beslenir. Selim bunu masada deniyor. Murat'ın kravatlı geldiği ilk akşamı açıyor. Baba bayrama mı geldiğini soruyor, Murat kravatını gevşetiyor. Selim Murat'ın yüzüne doğaçlama bir iç ses ekliyor: kravatı arabada bırakmalıydım. Masa gülüyor. Emre de gülüyor, sonra yüzü düşüyor. Sahne bir anda başka bir filme geçmiş. Aralık büyük ve zararsız olunca seyirci güler. Nöbet'in o akşamı ise gülmek için kurulmadı.
Söylenemeyenin tek alıcısı
Emre'nin üçüncü taslağı arabanın içinde. Gece, Murat yalnız. Radyoda eski şarkı yarısından çalıyor, Murat sesi kısıyor. Taslakta iç sesi konuşuyor: biliyordum, ona nasıl söyleyeceğim? Bu cümle bir kapalı itiraf. Murat bunu kimseye söyleyemiyor, en çok da kardeşine.
Nermin Hanım bu sayfada uzun süre kalıyor. Sonra Emre'ye filmin bilgi haritasını hatırlatıyor. Murat'ın sırrı üç aylık: babasının hastalığı. Kadir bilmiyor. Gerçek seyirciye kantinde ulaşıyor, Kadir'e ulaştığı saniyede. Arabadaki iç ses bu dengeyi ilk haftada yıkıyor. Seyirci Kadir'in önüne geçiyor. Kantinde kaşık durduğunda kimse şaşırmıyor.
Kapalı itiraf ile söylenemeyen cümle arasında ince bir fark var. Söylenemeyen cümlede karakter o sözün etrafında dolaşır, ama onu hiç kurmaz. Seyirci cümleyi boşluğundan tahmin eder. Kapalı itirafta ise cümle kurulur, yalnız yanlış adrese gider. Karşısındaki duymaz, seyirci duyar. Birinde seyirci bir boşluğu doldurur, ötekinde bir sırrın ortağı olur.
Kapalı itiraf güçlü bir araç. Ama sır taşıyan karaktere verildiğinde sırrı da taşır.
Kendini yanlış okuyan ses
Emre arabadaki sayfayı kurtarmak için bir yol öneriyor. Murat'ın iç sesi sırrı söylemesin, işten konuşsun. Pazartesi toplantısı, bir haftalık izin, netleştirilecek konular. Selim'in sorusu kısa: Murat kendini mi kandırıyor, yoksa sen seyirciyi mi?
Fark burada. Yanılan iç seste karakter gerçekten öyle düşünür. Kendine anlattığı hikâyeye inanır. Seyirci görüntüden onun yanıldığını okur. Arabadaki Murat ise yanılmıyor. Ne bildiğini biliyor. Kafasının içinde ondan söz etmemesi bir yanılgı değil, yazarın saklama hilesi olur. Seyirci kantinde geriye bakınca bunu fark eder. Kafasının içine girdiğimiz adam bize en önemli düşüncesini hiç göstermemiş. Bu bir aldatma gibi okunur.
Sesin yolu
Nermin Hanım silinmeyecek tek bir sürüm tarif ediyor. Kadir'in iç sesi ilk geceden başlamalı. İlk geceler kalabalık olmalı: ilaç saatleri, serumun hızı, sabah altıdaki vardiya, ustabaşından koparılacak izin. Kadir kafasının içinde liste tutan bir adam. Geceler ilerledikçe liste kısalmalı. Kantinden sonra bir iki kelimeye düşmeli. Son gece hiç gelmemeli. O zaman iç sesin susması bir olay olurdu. Seyirci son gece o sesi bekler ve duymaz.
Emre bu sürümü sevdi. Nermin Hanım ise bunun başka bir film olduğunu söylüyor. Bütün geceler yeniden yazılmalı, her sahnenin dengesi değişmeli.
İlk çeyrekte verilen söz
Nöbet'in sözleşmesi ilk sahnede yapıldı. Yağmur, silecekler, ön camın ardında sessiz bir yüz. Kimsenin kafasının içine girmeyiz. Her şeyi davranıştan okuruz. Yalnız bir gece ses bandı Kadir'in kulağına geçiyor. Orada da düşünce değil, duyuş var.
Emre'nin son gece taslağı bu sözleşmeyi son dakikada bozuyor. Seyirci şaşırıyor, ama yanlış şeye. Olaya değil, kuralın değişmesine şaşırıyor. Selim satırın üstünü çiziyor. Bu kez kimse itiraz etmiyor.
Filmlerden okuma
Bu filmlerde iç ses hiçbir yerde görüntüyü tekrar etmiyor. Joe'nun yüzü yok, iç sesi onun tek yüzü. Cher'in sesi yanılıyor, görüntü onu düzeltiyor. Nick'in duyduğu sesler gülümsemelerin tersini söylüyor. Kaufman'ın kadınının sesi, sahibinden emin olamadığımız bir ses. Wenders'ın yüzleri susuyor, sesleri konuşuyor.
Her birinde iç ses ile görüntü iki ayrı şey söylüyor ve anlam ikisinin arasında doğuyor. Emre'nin son gece taslağında ise ikisi aynı şeyi söylüyordu. Selim'in çizgisi oradan geçti.
Seslerin uzunluğuna da bakmak gerekiyor. Joe'nun düşünceleri tekrarlarla, yarım sorularla, kendi kendine itirazlarla ilerliyor. Cher'in sesi gevezelik ediyor ama sık sık kendini kesiyor. Nick'in duyduğu düşünceler kısa, tek cümlelik, çoğu zaman bir kelime. Meleklerin duyduğu sesler de bir cümlenin ortasında başlıyor, ortasında bitiyor. Hiçbiri yazılı bir paragraf gibi akmıyor. Düşünce kafada nasıl geliyorsa ses de öyle geliyor. Emre'nin taslağı ise iki düzgün, eksiksiz cümleydi. Bir mektuptan alınmış gibi duruyordu.
Gözden kaçmaması gereken bir ortaklık daha var. Bu filmlerin hiçbirinde iç ses son dakikada gelmiyor. Joe ilk sahneden konuşuyor, Cher de öyle. Nick'in duyduğu sesler kazadan sonraki ilk sabah başlıyor ve filmin kuralı oluyor. Kaufman sözleşmeyi bozacaksa önce kuruyor. Wenders meleklerin duyduğunu ilk dakikalardan veriyor. İç ses filmin dili hâline geldikten sonra ne yaparsa yapsın, seyirci onu kabul ediyor. Filmin dili değilse, tek bir satır bile yabancı duruyor.
Nöbet bu yüzden iç sesten uzak duruyor. Filmin baştan seçtiği dil bu. Seyirci Kadir'i ellerinden, Murat'ı ceketinden, babayı alyansından okuyor. Bu dil seyirciden çaba istiyor ve karşılığında ona bir sahiplik veriyor. Kantinde gerçeği öğrendiğinde, o ana kendi okumasıyla gelmiş oluyor.
Usta katmanı
İç sesi silmeden önce sına. Bir iç ses satırını kapat ve sahneyi öyle oku. Sahne bir şey kaybetmiyorsa satır açıklama sesiydi. Bir şey kaybediyorsa neyi kaybettiğini yaz.
Aralığı ölç. İç ses ile yüz aynı şeyi söylüyorsa birini sil. Çoğu zaman silinecek olan iç sestir. Yüz, seyircinin kendi okumasına alan bırakır.
Komedinin çekimine dikkat et. İç ses ile davranış arasındaki aralık büyüdükçe seyirci gülmeye hazırlanır. Dramda bu aralığı ölçülü kullan. Yoksa en ağır sahnende bile birileri güler.
Sırrı taşıyana iç ses verme. Karakter bir sır taşıyorsa iç sesi iki şeyden birini yapar. Sırrı erken söyler, ya da ondan hiç söz etmeyerek seyirciyi aldatır. Sırrı sahibinin değil, bilmeyenin yanından anlat.
Yanılan sesi görüntüyle düzelt. Karakter kendini yanlış okuyorsa bunu iç sesin kendisinde değil, karşısındaki görüntüde göster. Ses kendinden emin konuşsun, görüntü sessizce itiraz etsin.
Sözleşmeyi ilk çeyrekte kur. İç ses kullanacaksan seyirci onu erkenden duymalı. Filmin ortasında ilk kez gelen bir iç ses kural değişikliği gibi hissettirir. Son sahnede gelen bir iç ses yazarın sesi gibi duyulur.
Eğriyi önceden çiz. İç sesin ilk ve son geldiği sahneleri bir kâğıda yaz. Arada sıklığı, uzunluğu, tonu nasıl değişiyor? Değişmiyorsa karakter de değişmiyor demektir.
Susmayı bir olay yap. Film boyunca konuşan bir iç sesin durması güçlü bir an olabilir. Karakter artık kendine bir şey söyleyemiyor. Seyirci o boşluğu duyar.
İç sesi kısa tut. Düşünce yazılı bir cümle gibi akmaz. Bölük pörçük gelir, yarım kalır, aynı kelimeye döner. Uzun ve düzgün bir iç ses bir mektup gibi okunur.
Muhatabı belirle. İç ses kime konuşuyor? Kendine mi, birine mi, Tanrı'ya mı, kimseye mi? Muhatap değişirse ses de değişir. Muhatabın değiştiği an eğrinin bir dönemeci olabilir.
Sessiz karakteri iç sesle kurtarma. İçine kapanık bir karakteri iç sesle konuşturmak kolay bir çıkış. Önce onun davranışını, nesnelerini, susuşlarını zenginleştir. İç ses ancak bunlar yetmediğinde gelmeli.
İç sesi okuyarak değil, izleyerek sına. Senaryoyu sesli oku, ama iç ses satırına gelince gözünü kapat ve yüzü düşün. Ses yüzün üstüne bindiğinde fazlalık hemen duyulur.
Yüzü setin, sesi stüdyonun malı say. İç ses çoğu zaman çekimden sonra stüdyoda kaydedilir. Oyuncu sette o sesi duymadan oynar. Yüzle ses ayrı günlerde, ayrı odalarda doğar. Bu yüzden sahne tarifinde oyuncuya oynayacak bir davranış ver. Aralığın yüz tarafını o davranış taşır.
Bir gece için iç ses yazma. Tek bir sahneyi kurtarmak için iç sese uzanıyorsan sorun o sahnede değildir. Önceki sahneler o anı yeterince hazırlamamıştır. Geri dön ve hazırlığı güçlendir.
Başkasının iç sesini duyan bir karakter de kurabilirsin. Bir karakter ötekinin düşüncesini duyabiliyorsa iç ses bir olay örgüsü aracına dönüşür. Bu durumda duyan karakterin bu bilgiyle ne yaptığı sahnenin asıl konusu olur.
Öznel anları birbirine karıştırma. Filmde zaten bir öznel ses anı varsa iç ses onunla yarışır. İkisi aynı sahnede buluşursa seyirci hangisinin gerçek olduğunu seçemez.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"İç ses tembel yazarın aracıdır."
Değildir. Kötü kullanılan iç ses tembelliktir. Görüntüyle çelişen, karakteri yanlış okuyan ya da söylenemeyeni söyleyen iç ses, filmin başka hiçbir yolla veremeyeceği bir şey verir.
Yaygın yanlış"İç ses karakterin gerçekte ne düşündüğünü söyler."
Her zaman söylemez. Karakter kendini yanıltabilir, kendine yalan söyleyebilir, bir şeyi düşünmekten kaçabilir. İç ses de bir karakter davranışıdır.
Yaygın yanlış"İç ses dış sesle aynı şeydir."
Sayfada aynı kısaltmayla yazılabilir. Ama iç ses o anın içindedir, dış ses çoğu zaman olaylardan sonra konuşur. Biri düşünür, öteki anlatır.
Yaygın yanlış"Sessiz bir karakterin iç dünyası iç sesle gösterilmelidir."
Gerek yok. Kadir çok az konuşuyor ve seyirci onu yine de okuyor. Bir nesne, bir alışkanlık, bir susuş iç dünyayı iç sesten daha derin taşıyabilir.
Yaygın yanlış"İç sesi bir kez kullanmak zarar vermez."
Çoğu zaman verir. Tek bir iç ses satırı filmin bütün sözleşmesini değiştirir. Seyirci öteki sahnelerde de o sesi bekler.
Yaygın yanlış"Komedide iç ses her zaman işe yarar."
Yaramaz her zaman. Komedide de aralık gerekir. Karakterin düşündüğü ile yaptığı aynıysa iç ses güldürmez, yalnızca tekrar eder.
Yaygın yanlış"İç ses seyirciyi karaktere yaklaştırır."
Bazen uzaklaştırır. Her düşüncesini duyduğumuz bir karakterin yüzüne bakmayı bırakırız. Yakınlık bazen bilmediğimiz bir düşünceyi tahmin etmekten doğar.
Yaygın yanlış"İç ses yalnız ana karakterin olur."
Olmak zorunda değil. Bazı filmler birden çok kişinin iç sesini duyurur. Önemli olan sözleşmenin kimin sesine izin verdiğini erkenden söylemesidir.
Yaygın yanlış"İç ses sahneyi hızlandırır."
Çoğu zaman yavaşlatır. Seyirci hem yüzü izler hem sesi dinler. Uzun bir iç ses sahnenin temposunu düşürür ve olayı bir anlatıma çevirir.
Yaygın yanlış"Senaryoda iç ses iyi okunuyorsa perdede de iyi çalışır."
Sayfada bir cümle hafif durur. Perdede bir oyuncunun sesiyle bir yüzün üstüne biner ve ağırlaşır. İç sesi sayfada değil, sahneyi hayal ederek sına.
Yaygın yanlış"İç ses film boyunca aynı kalmalı ki tutarlı olsun."
Tutarlılık değişmezlik demek değildir. Sözleşme sabit kalabilir, ses değişir. Karakter değişiyorsa iç sesi de değişmeli.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- İç ses, karakterin o anki düşüncesini yalnız seyirciye duyurur.
- Romanın yaptığını film iç sesle yapabilir, ama bir bedeli vardır.
- Açıklama sesi, görüntünün zaten gösterdiğini tekrar eder.
- İç sesin asıl işi yüzle düşünce arasındaki aralıktadır.
- Aralık büyük ve zararsızsa seyirci güler.
- Yanılan iç seste karakter kendini yanlış okur, görüntü düzeltir.
- Kapalı itiraf, söylenemeyeni yalnız seyirciye verir.
- Sır taşıyan karaktere verilen iç ses ya sırrı açar ya seyirciyi aldatır.
- İç ses eğrisi, karakterin yolunu sesin değişiminden okutur.
- Sözleşme ilk bölümde kurulur; son dakikada gelen iç ses yabancı durur.
- İç ses kısa, bölük pörçük ve muhatabı belli olmalıdır.
- Sayfada hafif duran iç ses perdede ağırlaşır.
- Silinen açıklama sesi, bağı kurma işini seyirciye geri verir.
- İç ses kullanmamak da bir dil seçimidir.
Sonraki derse köprü
Nöbet'te kimse anlatmıyor. Ama Emre masadan kalkarken bir soru bırakıyor. Bu hikâyeyi yıllar sonra biri anlatsaydı, kim anlatırdı? Kadir, yaşlanmış ve o geceleri hatırlayan biri olarak mı? Figen, sayısız hasta arasından bu ailenin hâlâ aklında kaldığını söyleyerek mi? Yoksa hiçbirini tanımadığımız bir ses mi? Anlatan sesi geçmişte mi duracak, olaylardan sonra mı? Sonraki ders, Dış ses anlatımı, anlatanın hangi zamandan ve kimin ağzından konuştuğunu, bunun hikâyeyi nasıl değiştirdiğini inceliyor.