Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Hiciv bir düzeni, parodi bir anlatma biçimini hedef alır; ikisinde de ilk soru gülmenin nereye çarptığıdır.
- Hicvin yönünü güç ilişkisi belirler; gülme kuralı koyana doğru çıkar.
- Mantık uzatması gerçek bir kuralı bozmadan bir adım öteye taşır.
- İroni aralığı kurumun kendini anlatışı ile olan arasındaki mesafedir; kapatılmadan gösterilir.
- Hicivde karakterler şefkatle yazılabilir; hedef onları konuşturan yapıdır.
- Parodi önce kaynak türün iskeletini tanır, sonra biçimini sadakatle taklit eder.
- Bozma noktası kalıbın en ciddi anına konduğunda en çok güldürür.
- Referans yığını hikâye kurmadan göndermeleri dizer; kaynağı tanımayan izleyiciyi dışarıda bırakır.
- Bağımsız omurga, kaynak bilinmese de parodiyi ayakta tutar.
- İki gülme aynı filmde birleşebilir; biçimin parodisi, onu kullanan gücün hicvine dönüşür.
Açılış sahnesi
Emre iki sayfayı masaya bırakıyor. Üstündekinin başlığı büyük harflerle yazılmış: HİCİV.
Sayfada Necmi Bey göbekli, kekeme ve kulakları büyük. Belediye başkanı ona plaket verirken plaket kırılıyor. Necmi Bey ağlıyor. Başkan fotoğraf için gülümsemeye devam ediyor.
"Sistemi yerden yere vurdum," diyor Emre.
Burcu sayfayı okuyor, sonra bir yere parmağını koyuyor. "Burada gülünen kim? Kulakları olan adam mı, plaketi veren düzen mi?"
Emre cevap vermiyor. Selim ikinci sayfayı çekiyor. Onun başlığı PARODİ. Necmi Bey güneş gözlüğüyle salona ağır çekimde giriyor. Seda bir bilgisayar dâhisi gibi müzik düğmesinin kablolarını söküyor. Nikâh defteri bir kasada duruyor. Sayfanın kenarında Selim'in el yazısı: on iki film adı.
"Hepsini tanıdın mı?" diye soruyor Selim.
"Yarısını," diyor Burcu. "Peki ya hiçbirini tanımayan biri? Sayfada onun için ne kalıyor?"
Emre itiraz ediyor. "Herkes tanır bunları. Gülmek için film bilmek gerekmiyor."
"Gerekiyor," diyor Burcu. "Senin sayfanda gerekiyor."
Nermin Hanım iki sayfayı yan yana koymuyor. Birini öbürünün altına yerleştiriyor. Üstte kalan kulaklar, altta kalan kasa. İkisi de bir yere çarpıyor, ama ikisi de yanlış yere. Tahtaya iki kelime yazıyor: kime, neye.
Emre'nin hicvi bir adamın kulaklarına güldü; Selim'in parodisi bir film listesine. Salonda olan bitene ikisi de dokunmadı.
Bu derste ne olacak
Hiciv ile parodi yan yana anılır. İkisi de taklit eder, ikisi de abartır. Ama başka şeyleri hedef alırlar. Hiciv bir düzeni, bir gücü, bir kurumun işleyişini hedef alır. Parodi bir anlatma biçimini, bir türün alışkanlıklarını hedef alır. İki gülmenin araçları da birbirine benzer, bu yüzden sık karışırlar. Önce hicvin araçlarını sökeceğiz: toplumsal hedef, güç ilişkisi, abartı, ironi. Sonra parodinin araçlarını: kaynağı tanımak, biçimi taklit etmek, beklentiyi bozmak. SON NİKÂH'ı iki ayrı denemeye taşıyacağız. Birinde gülme belediyenin evrak mantığına çarpacak. Ötekinde aynı veda günü bir soygun filminin kalıbına girecek. Her denemeyi aynı soruyla sınayacağız: gülme hâlâ doğru yere çarpıyor mu?
Sıfır noktası
Gündelik hayatta hicvi tanırız. Bir dairede sıra numarası alırız, numara ekranda hiç görünmez. Bir görevli bizi başka bir masaya yollar, o masa bizi ilk masaya geri yollar. Eve gelip bunu anlatırken güleriz. Güldüğümüz kişi görevli değildir. Görevlinin de içinde sıkıştığı düzendir.
Hiciv bu gülmeyi bir yöntem hâline getirir. Bir düzeni alır, kendi kurallarını sonuna kadar uygulatır. Kural ne kadar sadakatle uygulanırsa saçmalığı o kadar açığa çıkar. Hicivci bir şey uydurmaz. Var olan bir mantığı yalnızca bir adım öteye taşır. Bu yüzden iyi bir hicivden sonra gündelik hayata bakışımız değişir. Ertesi gün o daireye girdiğimizde aynı kuyruğu başka gözle görürüz. Gülme bir şey öğretmiş olur, ama ders vermeden.
Türk edebiyatında bunun güçlü bir örneği vardır. Aziz Nesin'in öyküleri memurluğu, daireleri, kâğıt işlerini sık sık hicveder. O öykülerde gülünen kişi çoğu zaman bir memur gibi görünür. Ama asıl hedef memuru o hâle getiren yapıdır.
Parodiyi de gündelik hayattan biliriz. Bir arkadaş haber spikeri ağzıyla kahvaltı masasını anlatır. "Son dakika, çay demlenmiş." Herkes güler. Burada gülünen çay değildir. Haber dilinin her şeyi büyük bir olaya çeviren alışkanlığıdır. Parodi bir biçimi ödünç alır ve onu ait olmadığı bir içeriğe giydirir. Bir düğün davetiyesini savaş bildirisi diliyle yazmak da parodidir. Bir çocuk masalını hukuk diliyle anlatmak da. Her seferinde biçim tanınabilir kalır, içerik ise ona hiç uymaz. Gülme bu uyumsuzluktan doğar. Ama ancak biçim tanındığında doğar.
Bu iki gülme sık sık karışır. Bir film hem bir türün kalıbını taklit edip hem de bir düzeni hedef alabilir. Ama yazarın masasında soru aynıdır. Gülme nereye çarpıyor? Hiciv bir gücü hedef alır. Parodi bir biçimi hedef alır. Hedef karışırsa şakalar birbirini zayıflatır.
Emre'nin sayfasında hedef kaymış. Hiciv yazdığını sanıyor, ama gülme bir adamın bedenine çarpıyor. Selim'in sayfasında başka bir sorun var. Parodi yazdığını sanıyor, ama sayfa bir film listesinden ibaret. Bir hikâye yerine bir bilgi yarışması kurmuş. İki sorunun çaresi de aynı yerden geçiyor: önce neyi hedef aldığını bilmek.
Mekanizma
Hiciv bir düzene güler
Nermin Hanım tahtaya bir merdiven çiziyor. En üst basamağa "kurum" yazıyor. En alta "çiftler". Necmi Bey'i ortaya yerleştiriyor.
"Hiciv önce hedefini seçer," diyor. "Toplumsal bir hedef. Bir kişinin kusuru değil, birçok kişinin içinde yaşadığı bir düzen."
Emre'nin plaketi bu yüzden işe yaramıyor. Necmi Bey'in kulakları bir düzen değil. Kekemeliği bir kurum değil. Gülme merdivenin ortasına, hatta aşağısına iniyor.
Güç ilişkisini çiz
Hicvin yönü güç ilişkisinden çıkar. Yukarı vuruş burada bir pusula gibi çalışır. Gülme daha güçlü olana, kararı verene, kuralı koyana yönelir. Salonda en güçlü olan kim? Necmi Bey değil. O da bir yönetmeliğin memuru. Kuralları o koymadı, yalnızca otuz yıl uyguladı.
Burcu merdivenin üstüne bir ok çiziyor. Ok özlük birimine çıkıyor. Sabah Necmi Bey'in telefonu çalmıştı, plaketin saatini soran o birimdi. Burcu bu telefonu bir hiciv kapısı olarak kullanmak istiyor.
Abartıyla mantığı uzat
Burcu'nun denemesi şöyle. Özlük birimi plaketi teslim etmek için bir yazı istiyor. Necmi Bey'in o gün görev başında olduğunu onaylayan imzalı bir yazı. O yazıyı onaylama yetkisi tek bir kişide: nikâh salonunun sorumlu memurunda. Yani Necmi Bey'in kendisinde.
Necmi Bey yazıyı yazıyor. Kendi adının altına kendi imzasını atıyor. Mührü basıyor. Sonra bir sorun çıkıyor. Yönetmeliğe göre kişi kendi işlemini onaylayamaz. Yazı geri dönüyor.
Hiçbir kural uydurulmadı. İki gerçek kural yan yana kondu. Abartı burada bir yalan değil, bir sadakat. Kural sonuna kadar uygulanınca kendi kendini kilitliyor.
İroniyle aralığı aç
Selim bir ayrıntı öneriyor. Salonun girişinde bir pano asılı. Üstünde büyük harflerle bir slogan: "Mutluluğunuz bizim önceliğimizdir." Panonun hemen altında sıra numarası makinesi duruyor. Makine her çifte kâğıt bir numara veriyor.
Burcu bunu bir adım ileri götürüyor. Plaket töreni de bir işlem sayılıyor. Necmi Bey'in de numara alması gerekiyor. Makineden kâğıdı çekiyor. Numarası son nikâhtan sonraki numara. Kendi emeklilik törenine sıra bekleyecek.
Kimse panodaki cümleyi yüksek sesle okumuyor. Kamera bir kez panoya, bir kez Necmi Bey'in elindeki kâğıda bakıyor. Aralık kendiliğinden açılıyor.
Sistemin mantığını açığa çıkar
Hicvin asıl işi bir kötü adam bulmak değildir. Bir düzenin nasıl düşündüğünü görünür kılmaktır. Burcu'nun denemesinde özlük birimindeki görevli de kötü biri değil. Kibar, yardımsever, telefonda hep özür diliyor. Ama her özrün sonunda bir form daha istiyor.
Bu yüzden Necmi Bey bu denemede hedef değil, tanık oluyor. Otuz yıl kurala sadık kalmış bir adam. Şimdi aynı kural ona dönüyor. İzleyici ona gülmüyor, onunla birlikte belediyenin kâğıtlarına gülüyor.
Parodi bir biçime güler
Selim'in sayfasına dönüyorlar. Nermin Hanım ilk soruyu soruyor: kaynak tür hangisi? Selim düşünmeden cevap veriyor. Soygun filmi. Bir ekip kurulur, bir plan anlatılır, plan uygulanırken bozulur. Bir de son bir iş yapıp emekli olmak isteyen yaşlı bir usta vardır.
Burcu burada duruyor. "Son bir iş," diyor. "Bu zaten Necmi Bey."
Kaynağı tanımak bu demek. Türün yüzeydeki süslerini değil, iskeletini bilmek. Taklit kalıbı ancak iskeletiyle taşınırsa yeni içeriğe oturur.
Biçimi taklit et, beklentiyi boz
Selim yeni bir sahne yazıyor. Sabah, boş salon. Necmi Bey tahtaya günün planını çiziyor. Her nikâha bir kutucuk düşüyor. Seda'ya görevini veriyor: müzik düğmesi. Şahitlere yerlerini gösteriyor. Ses, planı anlatırken görüntü onu uygulanmış gibi gösteriyor.
Biçim sadakatle taklit ediliyor. Kesme ritmi, tahtadaki oklar, ciddi yüzler. Sonra biçim bozuluyor.
Planın en kritik anı geliyor. Necmi Bey defter dolabını açacak. Ses yükseliyor, kamera yaklaşıyor. Dolabın anahtarı kilide uymuyor. Kilit geçen hafta değişmiş, yeni anahtar Seda'nın çantasında. Kimse Necmi Bey'e haber vermemiş. Soygun filminde kasa en son açılır. Burada dolap ilk sahnede açılamıyor. Bozma noktası türün bir sözünü kırıyor, ama Necmi Bey'in asıl korkusuna da dokunuyor: salon onsuz da işlemeye başlamış.
Referansı değil hikâyeyi taşı
Selim'in ilk sayfası tam bir referans yığını. Güneş gözlüğü, ağır çekim yürüyüş, kasa, kablo. Her biri bir filme göz kırpıyor. Ama hiçbiri Necmi Bey'in gününde bir şey değiştirmiyor. Göndermeyi tanımayan izleyici yalnızca tuhaf giyinmiş bir memur görüyor.
Burcu bir sınav öneriyor. Sayfadaki bütün soygun göndermelerini kapat. Geriye ne kalıyor? Son gününü kusursuz bitirmek isteyen bir adam kalıyor. Gün boyunca planı bozan çiftler, yerine yetiştirdiğini sandığı genç bir memur. Bu omurga parodiden önce de vardı. Soygun kalıbı onu yalnızca daha görünür kılıyor.
Son nikâhın nasıl kıyıldığını iki deneme de yazmıyor. Hicivde plaket hâlâ masada, yazı hâlâ geri dönmüş. Parodide plan tahtada yarım kalmış.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Hicvin hedefini kişiden düzene taşı. Hiciv yazarken ilk refleks bir kötü adam çizmektir. Ama kötü bir adam düzeni temize çıkarır. İzleyici "o adam gitsin, her şey düzelir" der. Hedef bir kişi olduğunda hiciv bir hınç hikâyesine döner. Düzeni hedef aldığında izleyici kendi hayatına bakar.
Kuralı uydurma, bul. En güçlü mantık uzatması gerçek bir kuraldan başlar. Uydurulmuş bir kural yalnızca yazarın hayal gücünü gösterir. Gerçek bir kural izleyicinin de tanıdığı bir şeydir. İki gerçek kuralı yan yana koy. Saçmalık aralarındaki çelişkide kendiliğinden çıkar.
İroni aralığını kapatma. Hicivde karakterlerin aralığı fark edip yüksek sesle söylemesi gerekmez. Fark eden karakter izleyicinin işini elinden alır. Panoyu kimse okumasın. Kamera iki nesneye bakıp geçsin. İzleyici aralığı kendisi gördüğünde daha çok güler.
Hicivde son sözü düzene bırak. Hiciv çoğu zaman bir zaferle bitmez. Karakter düzeni yenerse izleyici rahatlar ve sorunun çözüldüğünü düşünür. Düzen yerinde kalırsa gülme izleyicinin içinde sürer. Bir Bürokratın Ölümü'nde kuyruk bitmiyor. Burcu'nun yazısı da masada geri dönmüş duruyor. Açık bırakılan bu kapı bir yenilgi değil, hicvin kendi sonudur.
Hiciv karakterleri sevebilir. Hedef düzen olunca içindeki insanlar şefkatle yazılabilir. Necmi Bey bu denemede bir kurban. Özlük birimindeki görevli de öyle. İzleyici herkese biraz acır, düzene güler. Bu sevgi hicvi yumuşatmaz, keskinleştirir.
Abartıyı ölçekle sınırla. Abartı büyüdükçe hiciv bir uyarıya dönüşebilir. İzleyici gülmeyi bırakıp ders dinlediğini hisseder. Hikâyenin ölçeği abartının tavanını belirler. Bir nikâh salonunda bir yazının geri dönmesi yeter. Kıyamet o salona sığmaz.
Parodide kaynağın iskeletini al, süsünü değil. Bir türün süsü kolay taklit edilir: kıyafetler, müzik, çekim açıları. İskeleti ise türün sorduğu sorudur. Soygun filmi sorar: plan tutacak mı? Necmi Bey'in günü de aynı soruyu sorar. İskelet uyuşursa süs kendiliğinden yerine oturur.
Bozma noktasını biçimin en ciddi anına koy. Parodi en çok kalıbın kendini en ciddiye aldığı anda güldürür. Soygun filminde bu an kasanın açıldığı andır. Ses yükselir, kamera yaklaşır. Beklenti en yüksekteyken anahtar kilide uymaz. Bozma ne kadar geç gelirse düşüş o kadar uzun olur.
Kaynak türü izleyiciden önce sen izle. Bir türün parodisini yazmadan önce o türden birkaç örneği art arda izle. Hangi sahne her filmde var? Hangi cümle, hangi çekim, hangi müzik dönüşü? Tekrar eden şey kalıbın kendisidir. Parodi onu bulduğunda nereyi bozacağını da bilir.
Göndermeyi bir bonus olarak yaz. Kaynağı tanıyan izleyici bir şaka daha almalı. Tanımayan izleyici ise hiçbir şey kaybetmemeli. Her göndermeyi sor: tanımasam bu sahnede ne kalır? Hiçbir şey kalmıyorsa gönderme sahneyi taşıyamıyor.
Hiciv ile parodiyi aynı filmde birleştirebilirsin. Birçok güçlü film ikisini birlikte kullanır. Bir biçimi taklit eder, ama asıl hedefi o biçimi kullanan güçtür. Haber dilinin parodisi medyanın hicvine dönüşür. Burcu'nun iki denemesi de bir gün birleşebilir. Soygun planı belediyenin evrak düzenine karşı kurulabilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Hiciv birini yerden yere vurmaktır."
Hiciv bir kişiyi değil, bir düzeni hedef alır. Birini yerden yere vuran metin çoğu zaman bir hınç metnidir. Emre'nin ilk sayfası böyleydi: gülme bir adamın kulaklarına çarpıyordu.
Yaygın yanlış"Hicvin abartısı gerçeği çarpıtır."
İyi bir hicivde abartı bir çarpıtma değil, bir uzatmadır. Kural değiştirilmez, yalnızca sonuna kadar uygulanır. İzleyici bu yüzden abartıyı tanır.
Yaygın yanlış"İroni, karakterin alaycı konuşmasıdır."
Alaycılık bir konuşma tonudur. Hicivdeki ironi ise bir aralıktır: söylenen ile olan arasında. Karakterlerin hiçbiri alaycı olmayabilir. İroni sahnenin kuruluşunda yaşar.
Yaygın yanlış"Parodi bir filmle dalga geçmek için yazılır."
Parodi çoğu zaman sevgiyle yazılır. Bir türü iyi bilen biri onun alışkanlıklarıyla oynar. Le Magnifique casus romanlarını küçümsemiyor, onların hayalini anlıyor.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok gönderme, o kadar iyi parodi."
Gönderme sayısı bir ölçü değildir. Kaynağı bilmeyen izleyici her göndermede biraz daha dışarıda kalır. Referans yığını bir yerden sonra bir sınava dönüşür.
Yaygın yanlış"Parodiyi yalnızca kaynağı bilenler anlar."
İyi bir parodi iki katmanda çalışır. Kaynağı bilen bir şakayı daha alır. Bilmeyen de bir hikâye izler. Bağımsız omurga bu ikinci izleyici için yazılır.
Yaygın yanlış"Hicivde karakter kesinlikle kötü olmalıdır."
Hicvin en güçlü karakterleri çoğu zaman iyi niyetlidir. Kuralı uygulayan memur kötü biri değildir. Kötülük kuralların birleştiği yerde doğar. Kötü bir adam çizmek düzeni aklar.
Yaygın yanlış"Parodi yalnızca ünlü filmlerle yapılır."
Parodinin hedefi tek bir film değil, bir kalıptır. Bir haber bülteni, bir düğün videosu, bir resmî yazı da kalıptır. İzleyicinin tanıdığı her biçim parodiye malzeme olabilir. Belediye tanıtım filmi de bunlardan biri.
Yaygın yanlış"Parodi ile pastiş aynı şeydir."
Pastiş bir biçimi taklit eder, ama onu bozmaz; çoğu zaman bir saygı duruşudur. Parodi ise taklit ettiği biçimin beklentisini bir yerde kırar. Selim'in soygun planı dolap açılmadığı anda parodiye döner.
Yaygın yanlış"Hiciv güncel olmak zorundadır."
Güncel konular hicvi hızlı eskitebilir. Bir düzenin mantığını hedef alan hiciv ise uzun yaşar. Bürokrasinin kuyrukları on yıllar sonra da tanınır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Hiciv bir düzeni, parodi bir anlatma biçimini hedef alır; ikisinde de ilk soru gülmenin nereye çarptığıdır.
- Hicvin yönünü güç ilişkisi belirler; gülme kuralı koyana doğru çıkar.
- Mantık uzatması gerçek bir kuralı bozmadan bir adım öteye taşır.
- İroni aralığı kurumun kendini anlatışı ile olan arasındaki mesafedir; kapatılmadan gösterilir.
- Hicivde karakterler şefkatle yazılabilir; hedef onları konuşturan yapıdır.
- Parodi önce kaynak türün iskeletini tanır, sonra biçimini sadakatle taklit eder.
- Bozma noktası kalıbın en ciddi anına konduğunda en çok güldürür.
- Referans yığını hikâye kurmadan göndermeleri dizer; kaynağı tanımayan izleyiciyi dışarıda bırakır.
- Bağımsız omurga, kaynak bilinmese de parodiyi ayakta tutar.
- İki gülme aynı filmde birleşebilir; biçimin parodisi, onu kullanan gücün hicvine dönüşür.
Sonraki derse köprü
Burcu'nun hicvinde gülme belediyenin kâğıtlarına çıktı, Necmi Bey'in kulaklarına inmedi. Ama Selim bir soru bırakıyor. Soygun parodisi gerçek bir salonda çekilirse çiftler ne olacak? Onlar bu güldürüye katılmayı kabul etmedi. Kendi günlerini yaşıyorlar. Bir gelinin uzun konuşması, bir şahidin geç kalışı kimin malzemesi? Güçlüye vurmak ile güçsüze vurmak arasındaki çizgiyi kim çiziyor? Rıza nerede başlıyor? Bir sahnede gülen izleyici ile gülünen insan aynı salonda oturuyorsa ne değişir? Bir sonraki adımda komedinin etik sınırlarını tartacağız.