Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kamu kişisinin başka portreleri vardır; özel kişinin portresi çoğu zaman yalnız filmdir.
- İlk kamu kaydı, o kişi hakkında bilinecek olanın çoğunu belirler.
- Özne notu değerli bir kaynaktır; söylediği kadar söylemediği de okunur.
- İzin kişiyle ve sahneyle sınırlıdır; başkalarının adını kapsamaz.
- İki zamanlı tanıklıkta kayıt ve hafıza iki ayrı tanık gibi tartılır.
- Hatıra bekçisi bir kaynak ve bir paydaştır, ölünün sözcüsü değildir.
- Sevgi süzgeci kişiyi tek tek savunulabilir kararlarla kusursuzlaştırır.
- Terazi etkisinde bir kişinin yüceltilmesi başka birinin alçaltılmasıyla ödenir.
- Hükümsüz karar, tartışmalı bir seçimi sonucuyla yargılamadan gösterir.
- Anlatılan kişinin kendi zaafına sahip çıkması, filmin en güvenilir sahnelerinden birini doğurur.
- Kızgın bir insanın öfkesi, öncesindeki emekle birlikte yazılır.
Açılış sahnesi
Selim sayfaları masaya bırakıyor. Kâğıtlar biraz kıvrılmış, bir çantada uzun yol gelmiş gibi. Pazar günü onları Münevver Hanım'ın kentteki evine götürmüş. Öğretmen sayfaları gözlüğüyle, ağır ağır okumuş. Elinde bir kurşun kalem varmış.
Burcu sayfaları çeviriyor. Çoğu temiz. Kenarlarda yalnız üç yerde ince, eğik bir yazı var.
İlki Zühre'nin sorusunun olduğu sayfada. Selim o sahnede öğretmene kendinden emin bir cümle vermişti: sabaha yol açılacak. Defterde o cümlenin hemen arkasından gelen tek kelimelik itirafı atmıştı. Kenarda tek satır duruyor: «Bilmiyordum nerede?»
Emre gülümsüyor. «Kendi zaafını geri istemiş.»
İkinci not pencere sahnesinin yanında: «Ben çocukların önünde ağlamazdım.»
«Ama sahnede çocuklar uyuyor,» diyor Burcu.
Selim başını sallıyor. Aynı şeyi o da sormuş. Münevver Hanım cevabı ona geri çevirmiş: «Uyuyorlar mıydı sence?»
Üçüncü not en kısası. Kapı sayfasının altında, bir ad: Davut.
Nermin Hanım kalemi eline alıyor, sonra bırakıyor. «Bu kadın kendi sayfalarını okudu. Şimdi biz onun notlarını okuyacağız. Hangisi hangisini düzeltiyor?»
Yaşayan birini yazan yazar, o kişinin kendi sayfalarına düştüğü notu bir emir olarak değil, en değerli kaynaklarından biri olarak okur.
Bu derste ne olacak
Münevver Hanım'ın üç notunu tek tek açacağız. Adı hiçbir yerde geçmemiş bir insanın perdede ilk kez nasıl görüneceğini tartacağız. Onun bugünkü hafızasıyla genç yaşta tuttuğu defteri karşılaştıracağız. Rüstem'in oğlunun babası için ne istediğini dinleyeceğiz. Selim'in sevgisinin sayfalardan neyi sessizce sildiğini bulacağız. Kenardaki adın, Davut'un hikâyesini açacağız ve bir kahramanın karşısına neden hep bir kötü adam yerleştiğini soracağız. Bir öğretmeni ne kahraman ne suçlu yapmadan bir kararın içinde göstermenin yolunu arayacağız. Filmler bir hastane arşivinden, Cambridge'den, aya giden bir kapsülden, bir terapi odasından ve bir menajerin anlatısından gelecek.
Sıfır noktası
KAR OKULU, atölyenin dünyasında bir dağ köyünde yaşanmış üç günlük bir kuşatma: kar, tek bir derslik, yanan sıralar ve sonunda kürekle açılan bir kapı.
Filmin insanları gerçek. Bir kısmı ölmüş, bir kısmı yaşıyor. Bir kısmı olayın içindeydi, bir kısmı yalnız bir yakının hatırasını taşıyor. Senarist her birine aynı soruyu sorar: bu insan perdede kendini görünce ne görecek? Ama soru her birinde başka bir ağırlık taşır.
Önce kamu kişiliği ile özel kişi arasındaki ayrım var. Kamu kişiliği bir siyasetçi, bir sanatçı, bir sporcudur. Hakkında yazılmış, çekilmiş, söylenmiş çok şey vardır. Seyirci salona onun bir imgesiyle girer. Film o imgeyle tartışır, onu düzeltir ya da güçlendirir. Özel kişinin ise böyle bir imgesi yoktur. Seyirci onu ilk kez filmde tanır. Münevver Hanım tam olarak böyle biri.
Sonra yaşayan ile ölmüş kişi arasındaki ayrım var. Yaşayan kişi sayfaları okuyabilir, itiraz edebilir, izin verebilir ya da vermeyebilir. Ölmüş kişi bunların hiçbirini yapamaz. Onun yerine yakınları konuşur. Yakınların sözü ölünün sözü değildir. Ama çoğu zaman ona en yakın sözdür.
Son ayrım yazarın kendi içinde. Gerçek bir insanı yazarken iki yöne kayılır. Biri onu bir kahramana çevirmek, öteki birini kötü adama çevirmek. Çoğu zaman ikisi birlikte olur. Bir kişiyi yüceltmek için karşısına alçaltılmış biri gerekir.
Gerçek bir insan ise ne yalnız iyi ne yalnız kötüdür. Kararlarının bir kısmı doğru, bir kısmı belirsizdir. Korkar, bazen yalan söyler, bazen haklı çıkar. Senaristin işi bu çelişkileri silmeden bir karakter kurmaktır. Bu iş bir romancınınkinden daha zordur. Romancının kahramanı kitabı okuyup itiraz etmez. Gerçek bir insan ise salonda oturur, perdedeki kendisine bakar. Yanında çocukları, komşuları, eski öğrencileri vardır. Onlar da perdede tanıdıkları birini arar. Selim'in sayfaları bu bakışların hepsinden geçecek. İlki de en yakından bakanın, Münevver Hanım'ın bakışı.
Mekanizma
Haberdeki tek kelime
Selim'in elindeki gazete haberi olayı birkaç satırla anlatıyor. Münevver Hanım'ın adı orada bile yok. Haber onu tek bir kelimeyle anıyor: öğretmen.
Film çıktığında Münevver Hanım'ın komşuları, eski öğrencileri, torunları onu perdede görecek. Onu hiç tanımamış binlerce insan da öyle. Hepsi için Münevver Hanım filmdeki kadın olacak. Selim bunu düşününce bir sahneyi yeniden okuyor. Taslakta öğretmen bir çocuğu sertçe azarlıyor. Defterde böyle bir an yok. Sahneyi Emre gerilim için önermiş, Selim de kabul etmişti. Bir kamu kişisinde bu sahne yüzlerce belgenin arasında bir ayrıntı kalırdı. Burada ise o kadın hakkında bilinen tek sertlik olur. Azar sahneden çıkıyor.
Kenardaki kurşun kalem
Pencere sahnesinin yanındaki not, bir özne notunun ne kadar ince okunması gerektiğini gösteriyor. «Ben çocukların önünde ağlamazdım.» Not ağladığını inkâr etmiyor. Yalnız bir sınır çiziyor: çocukların önünde değil. Sahnede çocuklar uyuyor. Ama Münevver Hanım bundan da emin değil. Belki biri uyanıktı ve gördü. Selim sahneyi değiştirmiyor, yalnız bir ayrıntı ekliyor. Arka sıralardan birinde bir çocuğun gözleri açık. Kamera ona hiç dönmüyor.
Münevver Hanım iznin sınırını da kendisi çizmiş. Kendi adının filmde geçmesine itiraz etmemiş. Ama çocukların adları için kesin konuşmuş: «Onlar büyüdü. Onlara sorun.» Zühre'nin sorusu da Zühre'ye sorulacak.
Defter ve bugünkü hafıza
Selim ziyarette defterin fotokopisini de götürmüş. Adem'in ateşinin ne zaman başladığını sormuş. Münevver Hanım geceyi hatırlıyor. Defter ise ikinci günün öğleden sonrasında çocuğun alnının sıcak olduğunu yazıyor.
Münevver Hanım fotokopiye uzun bakmış. «Ben mi yazmışım bunu?» Ardından kendi kendine karar vermiş: «Defter benden iyi bilir.» Genç öğretmenin kaydı, yaşlı kadının hafızasını düzeltiyor. Selim'in taslağı ateşin başlangıcını zaten öğleden sonraya, bir el dokunuşuna bırakmıştı. Tırmanışı ise geceye koymuştu ve o gecenin tek dayanağı öğretmenin hafızası sanılıyordu. Şimdi bakınca defter de o geceyi biliyor. Ertesi günün satırı, öğretmenin sabaha kadar uyumadığını yazıyor. Hafıza bir saatte yanılmış, geceyi ise doğru taşımış. Selim iki tanığı aynı kişiden ama iki ayrı ağızdan dinlemeyi öğreniyor.
Rüstem'in oğlu telefonda
Selim kapı sayfasını Rüstem'in oğluna da telefonda okumuş. Oğul uzun süre susmuş. Telefonu kapatmadan önce tek bir şey merak etmiş: «Babamın yüzü neden görünmüyor?»
Oğlun sorusu anlaşılır. Babası öldü ve bu film onun hatırlanacağı yerlerden biri. Ama kapı sahnesinde bulanık kalan omuzlar yalnız Rüstem'in değil. Rahmi de o kapıyı kendisinin açtığını anlatıyor. Selim oğluna sahneyi yalnız bir soruyla değiştiremeyeceğini söylüyor. Ona başka bir şey öneriyor. Rüstem'in şakası, «Teneffüs bitti», kapı açıldıktan sonra onun sesiyle geliyor. Yüz yine bulanık. Ses ise oğlun hatırladığı adamın sesi.
Silinen itiraf
Nermin Hanım atölyenin ilk gün çizdiği paydaş haritasını açıyor. Selim'in adının yanındaki not hâlâ orada: sevgi. Şimdi o kelimenin sayfalarda ne yaptığı görünüyor. Selim «Bilmiyordum»u atmıştı, çünkü öğretmeninin bilmediği bir anı göstermek istememişti. Sabah odun sayımında öğretmenin ellerinin titrediği satırı da silmişti. Emre'nin azar sahnesini kabul etmiş, ama sonuna öğretmeni haklı çıkaran bir cümle eklemişti. Kararların her biri ayrı ayrı savunulabilir. Ama hepsinin yönü ortak: daha emin, daha güçlü, daha haklı bir öğretmen.
Burcu bu yönün adını koyuyor: Selim kendi öğretmenini korumuş. Münevver Hanım'ın notu süzgeci ilk delen şey oldu. Kahraman olmayı en az isteyen, filmin kahramanı.
Kenardaki ad
Kapı sayfasının altındaki ad bir babaya ait. Davut'un oğlu o on dört çocuktan biriydi. Münevver Hanım ziyarette hikâyeyi anlatmış. Kurtarmadan sonraki gün Davut öğretmenin kapısına gelmiş ve öğretmene bağırmış: «Neden salmadın?»
Emre bu sahneyi hemen istiyor. Filmin sonuna, çocuklar çıktıktan sonra koymak istiyor. Seyirci öğretmenin üç gününü gördükten sonra bu adama öfkelenecek.
Burcu dökümü açıyor. Kar küreyen on bir adamın listesinde Davut'un adı da var. Üç gün boyunca nöbetleşe kazmış. Oğlu içerideydi, kendisi dışarıda. Bağırdığı sabah belki üç gecedir uyumamıştı. Münevver Hanım'ın notu da bunu söylüyor. Adı yazmış, yanına başka bir şey eklememiş. Selim'e ise açıkça söylemiş: «Yazmayın demiyorum. Ama o da kazdı.»
Emre'nin sahnesinde bu üç gün yoktu. Seyirci Davut'u ilk kez bağırırken görecekti. Öğretmen ne kadar yükselirse, o adam o kadar alçalacaktı. Davut yıllar önce ölmüş. Oğlu ise bugün köyde yaşıyor ve filmi izleyecek. Emre sahneyi bırakıyor. Film kapıyla bittiği için o sabah zaten perdenin dışında kalıyor. Ama Davut'un sorusu filmin içine başka bir yoldan girebilir.
Öğle vakti
Davut'un sorusu yine de havada kalıyor. Fırtına birinci gün öğleye doğru bastırmıştı. Münevver Hanım çocukları evlerine salmak yerine okulda tutmuş. Selim bu kararı bugün nasıl gördüğünü merak etmiş. Öğretmen yine bir soruyla karşılık vermiş: «Salsaydım hepsi evine varır mıydı?»
Kimse ölmedi. Bu, kararın doğru olduğunu kanıtlamıyor. Belki çocuklar yolda kalacaktı. Belki evlerine varacaklardı. Selim kararı bir sahneye çeviriyor. Pencereden kararan gök görünüyor. Münevver Hanım kapıya gidiyor, yola bakıyor, çocukları sayıyor. Sonra kapıyı kapatıyor. Hiçbir replik kararı açıklamıyor. Davut'un sorusu filmde hiç sorulmuyor. Seyirci onu kendisi soruyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Özel kişinin portresini tek kaynak gibi düşün. Kamu kişisi hakkında perdeye düşen her yanlış, başka kayıtlarla dengelenir. Özel kişide bu denge yoktur. Filmin her sert anı, o insan hakkında bilinen tek sert an olabilir.
Özne notunu ikinci kez oku. Notun söylediği ile söylemediği aynı önemdedir. «Çocukların önünde ağlamazdım» bir inkâr değil, bir sınırdır. Notu kendi lehine okumak kolaydır. Ona sahibinin cümlesiyle bak.
İzni sahne sahne iste. Yaşayan kişinin genel bir onayı bütün filmi kapsamaz. Münevver Hanım kendi adına izin verdi, çocukların adlarına vermedi. Her yeni sahne izin sorusunu yeniden açar.
Hafızayı kaydın karşısına koy, üstüne değil. Bir insanın bugün hatırladığı ile o gün yazdığı farklıysa, ikisi de bir bilgidir. Farkı not et. Bazen anlatılan kişi kaydı kendi hafızasına tercih eder.
Bekçiyi dinle, ama sözcü yapma. Ölmüş birinin yakınının sevgisi bir kaynaktır. Ama sevgi de bir bakıştır. Rüstem'in oğlu babasının yüzünü istiyor. Rahmi'nin hikâyesi aynı kapıda duruyor.
Bekçiye ses ver, yüz değil. Bir yakının isteğini karşılamanın tek yolu onun istediği sahneyi kurmak değildir. Ölünün sesi, bir alışkanlığı ya da sözü, tartışmalı bir anı kesinleştirmeden onu perdeye taşıyabilir.
Değişiklik listeni yönüyle oku. Tek tek kararları değil, toplamın gittiği yönü ara. Bütün değişiklikler kişiyi daha güçlü, daha haklı, daha emin yapıyorsa bir süzgeç çalışıyordur.
Kişinin kendi zaafını geri istemesini fırsat say. Anlatılan kişi kendi tereddüdüne sahip çıkıyorsa, süzgeç kendi kendine delinmiştir. O sahne çoğu zaman filmin en güvenilir sahnesi olur.
Kötü adamı bul, sonra kahramanını yeniden oku. Filmde açık bir kötü adam varsa, kahramanın bu karşıtlıktan ne kazandığını sor. Kazanç büyükse terazi kurulmuştur.
Kızgın bir insanın kızgınlığından önceki günleri say. Bir öfke patlamasını filme alıyorsan öncesini dökümde ara. Davut'un üç günlük kazısı bağırışının yanında durmazsa, bağırış bir karaktere dönüşür.
Öfkeli tanığa da bir yakın gözüyle bak. Gerçek bir kişinin öfkesini yazarken, o öfkeyi izleyecek çocuğunu düşün. Davut'un oğlu filmde babasını yalnız bir an görecekse, o an bütün bir hayatın yerine geçer.
Kararı sonucuyla yargılama. Kimse ölmediği için bir karar doğru görünebilir. Ama sonuç kararın doğruluğunu kanıtlamaz. Karar anını sonucu bilmeden yaşanan bir an olarak yaz.
Karar sahnesini repliksiz dene. Tartışmalı bir kararı karakterin ağzından açıklamak, onu bir savunmaya çevirir. Bakış, sayım ve kapanan bir kapı kararı açıklamadan gösterir.
Okuttuğun sayfayı seç. Yaşayan kişiye bütün senaryoyu değil, onu gösteren sahneleri okut. Ama o sahnelerin öncesini ve sonrasını da yanına koy. Bir sahne bağlamından koparılınca başka bir şey söyleyebilir.
Kişinin ne istemediğini de kaydet. İzin iki cevaplı bir soru değildir. Münevver Hanım bazı şeylere evet, bazılarına hayır, bazılarına başkasına sorun dedi. Bu üç cevabı ayrı ayrı yaz ve sahnelerinin yanına iliştir.
Anlatılan kişinin sorularını yaz. Münevver Hanım cevap vermek yerine soru soruyor. Bu yalnız bir konuşma huyu değil, bir tutum. Onun sorularını sayfaya koymak, onun sesini kendi cümlelerinden daha iyi taşır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Özel kişi kamu kişisinden daha serbest yazılır, nasılsa kimse tanımıyor."
Tersi doğru. Kamu kişisinin başka portreleri vardır. Özel kişinin portresi çoğu zaman yalnız o filmdir ve onu tanıyan herkes bu portreyle karşılaşır.
Yaygın yanlış"Yaşayan kişi sayfaları onayladıysa iş biter."
Onay bir kez verilmez. Yeni her sahne, yeni bir izin sorusu açar. Münevver Hanım'ın izni çocukların adlarını kapsamıyordu.
Yaygın yanlış"Özne notu her zaman haklıdır."
Not bir kaynaktır, ama hafıza da yanılır. Münevver Hanım ateşin gece başladığını hatırlıyordu. Kendi defteri ona öğleden sonrayı gösterdi.
Yaygın yanlış"Ölmüş kişinin ailesi ne isterse o yazılır."
Aile bir kaynak ve bir paydaştır. Ama başka tanıkların hakkını da gözetmek gerekir. Rüstem'in kapısı aynı zamanda Rahmi'nin hikâyesi.
Yaygın yanlış"Sevgiyle yazılan portre adildir."
Sevgi en çok neyi sildiğini görmez. Selim'in sayfaları öğretmeninden tereddüdünü aldı. Bunu ilk fark eden yine öğretmenin kendisi oldu.
Yaygın yanlış"Kahramanı güçlendirmenin en kolay yolu güçlü bir kötü adamdır."
Gerçek olaylarda o kötü adam da gerçek bir insandır. Elvis kötü adamını anlatıcı yaparak bir çerçeve kurdu. Çerçevesiz bir kötü adam, filmin dışındaki bir insana yük olur.
Yaygın yanlış"Kimse ölmediyse öğretmenin kararı doğruydu."
Sonuç kararı aklamaz. Davut'un sorusu sonuçtan sonra da ayakta. Film kararı göstermeli, hüküm vermemeli.
Yaygın yanlış"Gerçek kişinin sertliği filme gerilim katar, eklenmesinde sakınca yoktur."
Özel bir kişide eklenen her sertlik, o kişi hakkında bilinen tek sertlik olabilir. Emre'nin azar sahnesi bu yüzden çıktı. Gerilim, kaynakta olan bir kararda zaten vardı.
Yaygın yanlış"Ölmüş bir kişiyi kötü göstermek kimseye zarar vermez."
Ölünün çocukları, torunları ve komşuları yaşıyor. Davut'un oğlu filmi izlediğinde bağıran bir baba görecek. Öncesindeki üç günü görmezse, babasını kötü adam yapan bir film izlemiş olur.
Yaygın yanlış"Çelişkili bir kişi karakteri bulanıklaştırır."
Çelişki karakteri insan yapar. Hem «Sabaha yol açılır» diyen hem de bilmediğini yazan bir öğretmen, yalnız emin bir öğretmenden daha inandırıcıdır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Kamu kişisinin başka portreleri vardır; özel kişinin portresi çoğu zaman yalnız filmdir.
- İlk kamu kaydı, o kişi hakkında bilinecek olanın çoğunu belirler.
- Özne notu değerli bir kaynaktır; söylediği kadar söylemediği de okunur.
- İzin kişiyle ve sahneyle sınırlıdır; başkalarının adını kapsamaz.
- İki zamanlı tanıklıkta kayıt ve hafıza iki ayrı tanık gibi tartılır.
- Hatıra bekçisi bir kaynak ve bir paydaştır, ölünün sözcüsü değildir.
- Sevgi süzgeci kişiyi tek tek savunulabilir kararlarla kusursuzlaştırır.
- Terazi etkisinde bir kişinin yüceltilmesi başka birinin alçaltılmasıyla ödenir.
- Hükümsüz karar, tartışmalı bir seçimi sonucuyla yargılamadan gösterir.
- Anlatılan kişinin kendi zaafına sahip çıkması, filmin en güvenilir sahnelerinden birini doğurur.
- Kızgın bir insanın öfkesi, öncesindeki emekle birlikte yazılır.
Sonraki derse köprü
Selim kalkarken Münevver Hanım bir soru daha sormuş: «Adem'e sordunuz mu?» Adem filmde görünmek istemiyor. Ama ateşli gecesi filmin en ağır gecesi. Öbür çocukların korkusu da o sınıfta. O gece kimin gözünden anlatılacak, çocuğun korkusu bir gösteriye dönüşmeden perdeye nasıl taşınacak? Adem'in reddi bir sınır mı, yoksa onunla birlikte kurulacak bir hikâyenin başlangıcı mı? Ona kim, nasıl soracak: Selim mi, yoksa yıllar önce başında sabahlayan öğretmeni mi?