Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Gerçek kişi karaktere sıfatlarıyla değil, isteği, kusuru ve kararlarıyla dönüşür.
- Kayıttaki istek eylemlerin yönünden okunur; uydurulmaz.
- Varsayılan ihtiyaç yazarın yorumudur ve çalışma kopyasında öyle işaretlenir.
- Tanıklı kusur sahneye taşınır ve bir karara bağlanır.
- İcat edilen kusur da bir çarpıtmadır.
- Çelişki karakterin nefes aldığı çatlaktır.
- İlişki karakteri gösterir; saklanan bir nesne de bir eylemdir.
- Gerekçe boşluğu kapatılmak zorunda değildir; bir sahne biçimine dönüşebilir.
- Ark kişide değil, çevresinde ya da bedelinde görünebilir.
- Karakter tezi her belgeyle sınanır.
- Aziz portresi de efsaneleştirme de karakteri bir heykele çevirir.
- Yaşayan bir yakını kötü adama çevirmek, şeytanlaştırmanın en yakın biçimidir.
- Kişinin kendi tanıklığı da bir anlatıştır ve tartılır.
- Saklanan bir nesne, söylenmiş bir sözden az yalan söyler.
Açılış sahnesi
Burcu bu hafta dosyaya tek bir sayfa eklemiş. Başlığında yalnız bir ad var: Müzeyyen. Altında alt alta sıfatlar dizilmiş. Cesur, dürüst, çalışkan, fedakâr, herkesin sevdiği. Sayfanın dibinde bir cümle daha: kimseye kötülüğü dokunmadı.
Emre kendi sayfasını masaya sürüyor. Onun Müzeyyen'i başka bir kadın. Duraktaki erkek şoförlere kafa tutuyor, jandarmayı tozun içinde bırakıyor, kahvede yumruğunu masaya vuruyor. "Kasaba böyle anlatıyor," diyor Emre. "Seyirci de bu kadını görmek ister."
Burcu kalemini masada çeviriyor. Kendi listesinin tek bir sahne vermediğini görüyor. Ama Emre'nin sayfasına da itirazı var. "Halam kimseye yumruk sallamazdı," diyor. "Behiye Hala bunu okusa bir daha benimle konuşmaz."
Selim iki sayfanın arasına üçüncü bir kâğıt koyuyor. Burcu'nun Saffet'le yaptığı görüşmenin notları. Bir cümlenin altı kalemle çizilmiş: "Sırasını kimseye vermezdi."
"Bu cümle hangi sayfaya girer?" diye soruyor Selim. "Cesur mu, çalışkan mı, kabadayı mı?"
Burcu bir süre cevap vermiyor. Saffet bu cümleyi gülerek söylemişti. Ama arkasından uzun süre susmuştu. Burcu o sessizliği notlara yazmamış.
Nermin Hanım sıfat listesinin üstünü çizmiyor. Listenin kenarına kurşun kalemle tek satır ekliyor. Bu kadın sabah ezanından önce kalkıp dolmuşunu yıkarken ne istiyordu?
Gerçek bir kişi karaktere sıfatlarıyla değil, isteği, kusuru ve kararlarıyla dönüşür; yazar bunların hangisini belgeden, hangisini kendi yorumundan aldığını bilir.
Bu derste ne olacak
Müzeyyen'i sandıktaki belgelerden bir karaktere çevirmeyi deneyeceğiz. Önce belgelerin onun ne istediği hakkında ne söylediğine bakacağız. Sonra belgelerin hiç söylemediği ihtiyaca ve o ihtiyacı kimin yazdığına geçeceğiz. Saffet'in tek cümlesinden bir kusur çıkaracağız. Behiye'yle ilişkiyi bir karakter aracı olarak okuyacağız. Dolmuşu bırakma kararının nedeni bilinmiyor; bu boşlukla ne yapılabileceğini tartacağız. Ardından ark, insanlaştırma ve iki ters yönlü tehlike gelecek. Her adımda tek bir ayrımı koruyacağız: belgeden gelen ile yazarın eklediği. Filmler bir ressamın atölyesinden, bir Londra sergi salonundan, Kudüs'teki bir mahkemeden, Dublin'deki kalabalık bir evden ve bir İtalyan akıl hastanesinden gelecek.
Sıfır noktası
Kurmaca bir karakter yazarın masasında doğar. Yazar ona bir istek verir, bir yara verir, bir kusur verir. Bunların hepsi aynı tasarımın parçasıdır ve birbirine uyar.
Gerçek bir kişi ise yazara hazır gelir, ama eksik gelir. Elde yaptıklarının izleri vardır. Bir ehliyet, bir hesap defteri, birkaç mektup, tanıkların anlattıkları. Bu izler kişinin ne yaptığını az çok söyler. Neden yaptığını ise çoğu zaman söylemez.
Senaryo ise nedeni ister. Seyirci bir karakterin ne istediğini sezmeden onun peşine düşmez. Karakterin neyi göze aldığını, neyi kaybetmekten korktuğunu bilmek ister. Kurmacada iki katmandan söz edilir. İstek, karakterin bilerek peşine düştüğü şeydir. İhtiyaç ise karakterin farkında olmadığı, ama değişmek için edinmesi gereken şeydir. Gerçek bir kişide birinci katman belgelerden okunabilir. İkinci katman neredeyse hiçbir zaman belgede durmaz.
Bu boşluğun önünde iki kolay yol açılır. Birincisi boşluğu övgüyle doldurmaktır. Kişi iyi, fedakâr ve haklı olur; çevresi ona hayranlık duyar. İkincisi boşluğu efsaneyle doldurmaktır. Kişi bir anekdotun kahramanına döner; her sahnede biraz daha büyür. İki yol da seyirciye bir karakter değil, bir heykel verir.
Karaktere dönüştürmek üçüncü bir yoldur. Yazar belgeden çıkanı bir istek, bir kusur ve bir karar zinciri olarak dizer. Belgenin vermediğini kendi yorumu olarak yazar ve bunu kendine saklamaz. Bu bir uydurma değil, bir okumadır. Ama her okuma bir taraf seçer.
Ünlü bir kişide bu iş biraz daha kolaydır. Kişinin kendi sözleri, söyleşileri, mektupları vardır. Yine de kişinin kendini anlatışı da bir anlatıştır ve ayrıca tartılır. Özel bir kişide bu ses çoğu zaman hiç yoktur. Sandıkta Müzeyyen'in elinden çıkmış tek bir cevap yok. Onun sesi yalnız defterin rakamlarında ve tanıkların ağzında yaşıyor. Yazar bu sessizlikte konuşan bir karakter kurarken, artık konuşamayan birine ses vermiş olur. O sesin ne kadarının ona ait olduğunu bilmek, işin ilk ölçüsüdür.
Burcu'nun sıfat listesi de Emre'nin kabadayısı da bu iki kolay yolun örnekleri. İkisi de sandıktaki malzemeye dayanmıyor. Biri aile sofrasından, öteki kahveden geliyor. Saffet'in cümlesi ise ikisine de sığmıyor. Karakter tam orada başlıyor.
Mekanizma
Belgenin gösterdiği istek
Nermin Hanım Burcu'dan sıfatları bir kenara koymasını istiyor. Yerine yalnız fiiller yazılacak. Müzeyyen ne yaptı?
Burcu defterin ön yarısını açıyor. Yakıt, hasılat, lastik, tamir. Her gün yazılmış, kuruşu kuruşuna. Saffet'in anlattıkları da aynı yöne bakıyor. Arabayı ezan okunmadan kendi eliyle yıkarmış. Duraktaki sırasını kimseye vermezmiş. Ehliyetin tarihi bir ihtimal daha açıyor: Müzeyyen belki ehliyeti gelmeden direksiyona geçti.
Fiiller bir yöne akıyor. Burcu tek cümle yazıyor: Müzeyyen duraktaki yerini kimseye kaptırmamak istiyordu. Cümle bir sıfat değil, kameraya çevrilebilir bir istek. Bir durak, bir sıra, sırasını bekleyen bir dolmuş.
Nermin Hanım cümleyi bir sınamadan geçiriyor. Bu isteği gösteren bir sahne yazılabilir mi? Yazılabiliyor. Karanlık bir kış sabahı, durakta henüz kimse yok, Müzeyyen kovayı dolmuşun yanına bırakıyor. Sahnede tek bir replik yok. Ama seyirci bu kadının neyi kaybetmekten korktuğunu sezmeye başlıyor.
Belgenin vermediği ihtiyaç
İhtiyaç sorusu masaya gelince Burcu defterin arka sayfalarını ilk kez yüksek sesle anıyor. Sayfalar Müzeyyen'in kendi el yazısı. Tarihsiz, kısa notlar. Dolmuştan, hasılattan tek kelime yok. Bazı notlar "sen" diye birine sesleniyor; o kişinin adı hiçbir yerde geçmiyor.
"Belki kendine yazıyordu," diyor Burcu. Emre'ye göre bir başkasına. Selim ikisinin de kanıtı olmadığını söylüyor.
Atölyede üç tahmin beliriyor. Burcu'ya göre Müzeyyen saygı görmek istiyordu. Emre bir kaçış görüyor. Selim ise bir şeyi kendi başına, kimseye borçlanmadan yürütme ihtiyacından söz ediyor. Nermin Hanım üçünü de dosyaya yazdırıyor, hiçbirini seçtirmiyor. Arka sayfalar ihtiyacın kanıtı değil. Tahminin nerede durması gerektiğini gösteren bir çit.
Saffet'in cümlesi
Burcu, Saffet'i bir kez daha arıyor. Bu kez sıra cümlesini soruyor. Saffet bir kış sabahını anlatıyor. Durağın öteki şoförlerinden birinin çocuğu hastalanmış, adam Müzeyyen'den sırasını istemiş. Müzeyyen vermemiş. Saffet bunu anlatırken yine gülüyor. Sonra ekliyor: "Haklıydı da. Sıra sıraydı."
Bu kusurun adı katılık olabilir. Ama aynı huy, Müzeyyen'i duraktan atılmaktan da korumuş olabilir. Kusur ile dayanıklılık burada tek bir davranışta duruyor. Bir çelişki de beliriyor. Defterde kuruşuna kadar titiz bir kadın, belki ehliyetsiz direksiyona geçmiş. Kurala sıkı sıkı bağlı biri, bir kuralı çiğnemiş olabilir. Karakter bu çatlaktan nefes alıyor.
Behiye ve mektuplar
Karakter tek başına okunmaz. Onu en iyi gösteren, çoğu zaman bir başkasıyla bağıdır. Behiye'nin mektupları dolmuştan pek söz etmiyor. Dolmuşu andığı her satırda istediği tek şey, ablasının o işten vazgeçmesi. Müzeyyen'in cevapları yok. Ama sandıkta küçük bir olgu var. Müzeyyen bu mektupları iple bağlayıp saklamış.
Bu da bir eylem. Kendisine işi bırakmasını söyleyen kardeşinin sesini tavan arasında korumuş. Selim bunu bir sahne olarak görüyor. Müzeyyen bir mektubu okuyor, katlıyor, sandığa koyuyor ve ertesi sabah yine durağa gidiyor. Sahne hiçbir şeyi açıklamıyor. Ama ilişkinin iki yönünü de taşıyor.
Behiye de bu ilişkide bir şey istiyor. Ablasının kasabada saygın bir hanım olarak anılmasını istiyor olabilir. Belki o yılların dedikodusundan kendini de korumak istiyor. Bu istek Müzeyyen'inkiyle çarpıştığında iki kız kardeş birer karakter olur. Biri ötekinin aynası olmaktan çıkar.
Karar ve gerekçe boşluğu
Bir gün Müzeyyen dolmuşu bıraktı. Bu bir olgu. Nedeni ise ailede hiç konuşulmuyor.
Atölye üç yol tartışıyor. Emre bir neden seçip yazmak istiyor; ona göre seyirci nedensiz bir finali kabul etmez. Bu, kişiye bir niyet atfetmek demek. Sahnede olgu gibi görünür, ama yazarın yorumudur. Selim kararı göstermeyi, nedeni göstermemeyi öneriyor. Son sabah Müzeyyen dolmuşu yıkıyor, anahtarı birine veriyor, eve yürüyor. Burcu ise bir tanık bir tahmin söylerse onu anlatılan bir sahne olarak kurmayı düşünüyor. Şimdilik kimse bir tahmin söylemiyor. Nermin Hanım bir yolu seçmiyor. Tek bir şartı var: hangi yol seçilirse seçilsin, çalışma kopyasında kaynağı yazılacak. Karar şimdilik açık kalıyor.
Ark
Gerçek bir hayatın arkı belgede durmaz. Ark, yazarın seçtiği kesite verdiği biçimdir. Müzeyyen'in dolmuş yılları sırasını kimseye vermeyen bir kadınla açılıyor ve direksiyonu bırakan bir kadınla kapanıyor. Değişim görünüyor. Anlamı görünmüyor. Direksiyonu bırakmak onun için kayıp mı, kurtuluş mu, düpedüz yorgunluk mu? Arkın yönü gerekçe boşluğuna bağlı. Belki de ark Müzeyyen'de değil, kasabada. Müzeyyen hep aynı kalıyor, durak ve kasaba onun çevresinde değişiyor.
Karakter tezi
Bu parçaları bir arada tutmak için yazarın bir cümleye ihtiyacı var.
Burcu deniyor: Müzeyyen duraktaki yerini korumak için herkese karşı katılaştı, ama kendisine karşı çıkan kardeşinin sesini sakladı. Tez Saffet'in hikâyesiyle tutuyor. Mektuplarla tutuyor. Dolmuşu neden bıraktığı hakkında ise hiçbir şey iddia etmiyor. İhtiyaç ise cümlede yok. Burcu onu bilerek boş bırakmış; tezin o kısmında yalnız bir soru işareti duruyor. İyi bir tez bilmediğini de bilir.
İnsanlaştırma ve iki tehlike
Ezan öncesinde yıkanan dolmuş, yağ lekeli defter, kuruşuna kadar tutulan hesap. Bunlar süs değil. Her biri isteğe ya da kusura bağlanıyor. İnsanlaştırıcı ayrıntı burada karakteri küçültmüyor, onu sahiplenilebilir kılıyor. Kapaktaki fotoğrafa da yeniden bakılıyor. Müzeyyen'in bir eli dolmuşun kapı kolunda. İnmek üzere mi, binmek üzere mi? Fotoğraf bunu söylemiyor. Ama o yarım hareket, bir sıfat listesinden daha çok insan taşıyor.
İki ters tehlike masada duruyor. Burcu'nun listesi aile anlatısından beslenen bir aziz portresi. Emre'ninki kasabanın hikâyesinden besleniyor.
İkisi de Saffet'in sustuğu anı siliyor. Bir tehlike daha var. Emre, efsaneyi inkâr eden Behiye'yi filmin kötüsü yapmak istiyor. Nermin Hanım hatırlatıyor: Behiye yaşıyor ve kendi sürümünün de bir nedeni var. Turhan'ı gerçeği saklayan oğul olarak çizmek de aynı kapıya çıkar. Kötü adam ihtiyacı yazarın ihtiyacıdır, belgenin değil.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
İsteği fiille yaz. Sıfat bir yargıdır, fiil bir sahnedir. Yargıyı seyirciye bırak. "Cesurdu" yazan yazar seyirciden inanmasını ister. "Ezandan önce kalkıp dolmuşu yıkardı" yazan yazar ona bir sabah gösterir.
İhtiyacın imzası yazara aittir. Varsayılan ihtiyaç bir yorumdur ve senaryoda çoğu zaman en güçlü yorumdur. Onu belgeye yüklemek, kendi okumanı merhumun ağzına koymaktır. Çalışma kopyasında ihtiyacın yanına adını yaz.
Kusuru bir karara bağla. Pollock'un içkisi her seferinde bir şeyi bozuyor. Müzeyyen'in sırası da bir sahnede bir bedel ödetmeli. Bedel ödetmeyen kusur bir renk olarak kalır.
İcat ettiğin kusuru tanı. Azizleştirmekten kaçmanın kestirmesi, kişiye bir kusur uydurmaktır. Bu da bir çarpıtmadır, yalnız öbür yöne. Mr. Turner'daki itiraf bunun ölçüsü. Kusur tanıklı değilse, onu yorum olarak işaretle.
Saklanan şeyi de eylem say. Müzeyyen'in cevap mektupları yok, ama Behiye'nin mektuplarını saklamış. Kişinin neyi koruduğu, ne söylediğinden daha az yalan söyler.
Gerekçe boşluğunu bir biçim olarak kullan. Vincere resmî nedenle sahnenin sezdirdiğini birbirine bastırmıyor. Boşluk saklanmak zorunda değil. Seyirci bir boşluğun bilinçli bırakıldığını hissederse, onu bir eksiklik değil bir soru olarak taşır.
Arkı kişide değil, bedelde ara. Arendt değişmiyor; kaybettikleri onu gösteriyor. Gerçek kişiler çoğu zaman kurmaca karakterler kadar değişmez. Değişmeyen bir insanın çevresindeki dünyanın değişimi de bir ark çizer.
Tezini bir belgeyle çürütmeye çalış. Karakter tezi, en güçlü itiraza dayanırsa güvenilir olur. Burcu'nun tezi Saffet'in kış sabahı hikâyesiyle tutuyor. Yarın bulunacak bir kupür onu sarsabilir. Teze bağlı kalma; belgeye bağlı kal.
Karakteri kendi zamanında oku. Yetmişli yıllarda bir kasabada direksiyona geçen bir kadının katılığı, bugünün gözüyle okunursa başka bir şeye benzer. O yılların durağında sırasını bırakmanın ne demek olduğunu sor. Kusurun ölçüsü de dönemin içinden gelir.
Karşı karakterin isteğini de yaz. Behiye ablasının saygın bir hanım olarak hatırlanmasını istiyor olabilir. Bu bir istek, bir kötülük değil. Karşı karakter kendi isteğiyle konuşursa, Müzeyyen'in isteği de keskinleşir.
Tanığın gülüşünü de not et. Saffet'in cümlesi kâğıda geçti, ardından gelen sessizliği geçmedi. Oysa kusurun ağırlığını o sessizlik taşıyor. Görüşme notuna yalnız sözleri değil, söylenirken ne olduğunu da yaz.
Ayrıntıyı isteğe bağla. Her insanlaştırıcı ayrıntı bir şey ister. Ezan öncesi yıkanan dolmuş, duraktaki yeri korumanın bir parçası. İsteğe bağlanmayan ayrıntı bir dekor parçası olarak kalır.
Efsaneyi silme, karakterin karşısına koy. Müzeyyen yaşarken kasaba onun hakkında bir hikâye anlatıyordu. O hikâyeyi nasıl karşıladığı bilinmiyor. Ama kahvede anlatılan bir efsanenin önünden sessizce geçen bir kadın, efsanenin kendisinden daha çok şey söyler.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Gerçek kişinin karakteri araştırmadan kendiliğinden çıkar."
Araştırma eylemleri verir. Bu eylemleri bir istek, bir kusur ve bir kararlar zinciri olarak dizmek ise yazarın işidir. Malzeme ne kadar zengin olursa olsun, karakter bir okumadır.
Yaygın yanlış"Gerçek bir kişiye kusur yazmak ona saygısızlıktır."
Kusursuz bir portre kişiyi bir heykele çevirir. Seyirci heykele saygı duyar ama onunla birlikte yol almaz. Tanıklı bir kusur, kişiye gösterilen en ciddi saygı olabilir.
Yaygın yanlış"Kusursuz görünmesin diye bir kusur eklemek yeter."
Uydurulmuş kusur, çarpıtmanın öbür yüzüdür. Kusur belgeden gelmiyorsa, bu bir yorumdur ve öyle işaretlenir.
Yaygın yanlış"İhtiyaç belgelerde gizlidir, yeterince aranırsa bulunur."
İhtiyaç çoğu zaman kişinin kendisinin bile adlandıramadığı şeydir. Belgede yalnız izleri durur. Onu adlandıran her zaman yazardır.
Yaygın yanlış"Kararın nedeni bilinmiyorsa sahne yazılamaz."
Karar gösterilebilir, nedeni açık bırakılabilir. Gerekçe boşluğu bir sahne biçimine dönüşebilir. Yeter ki yazar uydurduğu bir nedeni olgu gibi sunmasın.
Yaygın yanlış"Gerçek kişi de kurmaca karakter gibi değişmeli."
Gerçek insanlar bazen hiç değişmez. Ark kişide olmayabilir; çevresinde, ilişkilerinde ya da kaybettiklerinde görünebilir.
Yaygın yanlış"Efsane karakteri büyütür."
Efsane eylemi büyütür, karakteri küçültür. Bedelleri, tereddütleri, gündelik huyları siler. Geriye bir anekdot kalır.
Yaygın yanlış"İstek ile ihtiyaç gerçek kişide aynı şeydir; nasılsa ne yaptığını biliyoruz."
Yaptığını bilmek, ne istediğini bilmek değildir. İstek eylemlerden okunur, ihtiyaç ise bir tahmindir. İkisini karıştıran yazar, kendi tahminini kişinin eylemi gibi sunar.
Yaygın yanlış"Aile anlatısı karakterin en güvenli kaynağıdır."
Aile kişiyi sever ve onu korumak ister. Bu sevgi bilgi verir, ama aynı zamanda kusurları törpüler. Aziz portresinin malzemesi çoğu zaman aile sofrasından gelir.
Yaygın yanlış"Tanık bir huyu övüyorsa o huy bir erdemdir."
Saffet sıra hikâyesini gülerek anlattı ve haklı buldu. Ama aynı sabah geri çevrilen şoför başka türlü anlatırdı. Tanığın yargısı bir bilgi, huyun kendisi başka bir bilgi.
Yaygın yanlış"Karşı çıkan yakın filmin kötüsüdür."
Behiye'nin farklı sürümü bir düşmanlık değil, bir istektir. Yaşayan bir yakını kötü adama çevirmek, şeytanlaştırmanın en yakın ve en acı biçimidir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Gerçek kişi karaktere sıfatlarıyla değil, isteği, kusuru ve kararlarıyla dönüşür.
- Kayıttaki istek eylemlerin yönünden okunur; uydurulmaz.
- Varsayılan ihtiyaç yazarın yorumudur ve çalışma kopyasında öyle işaretlenir.
- Tanıklı kusur sahneye taşınır ve bir karara bağlanır.
- İcat edilen kusur da bir çarpıtmadır.
- Çelişki karakterin nefes aldığı çatlaktır.
- İlişki karakteri gösterir; saklanan bir nesne de bir eylemdir.
- Gerekçe boşluğu kapatılmak zorunda değildir; bir sahne biçimine dönüşebilir.
- Ark kişide değil, çevresinde ya da bedelinde görünebilir.
- Karakter tezi her belgeyle sınanır.
- Aziz portresi de efsaneleştirme de karakteri bir heykele çevirir.
- Yaşayan bir yakını kötü adama çevirmek, şeytanlaştırmanın en yakın biçimidir.
- Kişinin kendi tanıklığı da bir anlatıştır ve tartılır.
- Saklanan bir nesne, söylenmiş bir sözden az yalan söyler.
Sonraki derse köprü
Müzeyyen artık bir istek, bir kusur ve açık bir kararla masada duruyor. Ama durak kalabalık. Saffet var, adı hatırlanmayan öteki şoförler var, kahvede hikâyeyi anlatanlar var. Yıllara yayılan sabahlar iki saatlik bir filme nasıl sığacak? Ehliyetten önceki yaz ile kupürdeki haber aynı sahneye düşebilir mi? Birkaç şoförü tek bir yüzde toplamak, gerçeğe sadakatten ne götürür? Hiç kaydedilmemiş bir konuşmaya replik yazan Burcu, seyirciye neyi açıkça söylemek zorunda? Değişikliğin kendisi de bir anlam taşır mı?