Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tür geleneği, izleyicinin o türde aradığı ve türü tanıtan unsurdur; yeni varyasyonlara açıktır.
- Tür formülü tekrarlanabilir bir olay sırasıdır; üretimi kolaylaştırır, beklentiyi yönetir.
- Mekanikleşme, adımların karakterden değil sıradan doğmasıdır.
- Klişe, etkisini yitirmiş tekrardır; izleyici onu yazardan önce tamamlar ve dikkatini sahneden çeker.
- Aynı öğe bir eserde gelenek, ötekinde klişe olabilir; fark, hikâyede yaptığı iştir.
- Klişe bakış açısıyla, sonuçla, rollerle, bağlam taşımayla ya da beklentiyi kullanarak dönüştürülür.
- Klişe bedeli, klişenin atladığı gerçek sonucu sahneye getirir ve tonu değiştirir.
- Bir sahnede tek bir klişeyi dönüştürmek, tanıdık zemini korur ve değişikliği görünür kılar.
- Parodi klişeyi tanıyan izleyiciyle çalışır; aynı öğe türe göre başka bir etki yaratır.
- Gelenekle oynayan yazar, izleyicinin beklediği anı silmez; yerini, biçimini ya da bedelini değiştirir.
Açılış sahnesi
Emre sayfasını yüksek sesle okuyor. Kabin iki kat arasında asılı. Işık iki kez titreyip sönüyor. Barlas telefonunu çıkarıyor, ekrana bakıyor. "Çekmiyor." Şükran Hanım alarm düğmesine basıyor. Ses yok. "Bu düğme yıllardır bozuk," diyor. Barlas kulaklığını takıp duvara yaslanıyor. Bir süre kimse konuşmuyor. Sonra Şükran Hanım soruyor: "Evli misin oğlum?"
Emre sayfayı indiriyor. "Buradan sonra dertleşiyorlar."
Burcu gülüyor. "Biliyorum. Sonra da tam barıştıkları anda ışık geliyor."
Emre bozuluyor. Işığın ne zaman geleceğini daha yazmamıştı. Ama Burcu biliyordu. Selim de biliyordu. Selim kâğıda bakmadan ekliyor: "Poşette bir ilaç var. Saati geçiyor."
Emre poşete bir şey koymamıştı. Poşetin içi sayfada hiç yazmıyordu. Yine de bir an, oraya bir ilaç kutusu koymayı düşündüğünü fark ediyor.
Nermin Hanım tahtaya üç sütun çiziyor. Başlıkları yazmıyor. "Emre'nin sayfasında bizi tanıdık bir yere götüren şeyler var," diyor. "Bir kısmını izleyici bekliyor. Bir kısmını izleyici bizden önce yazıyor. Bugün bu ikisini ayırmaya çalışacağız."
Tahtanın üstünde çekirdek olay hâlâ duruyor. Bir kış gecesi, eski bir Eskişehir apartmanı. Elektrik kesik. İki komşu, iki katın arasında.
Burcu sonraki sahneyi Emre'den önce biliyordu; sayfa nereye gittiğini ilk satırlarda ele vermişti.
Bu derste ne olacak
Bu derste bir türün tanıdık parçalarına bakacağız. Bazıları izleyicinin aradığı şeydir. Bazıları bir üretim alışkanlığıdır. Bazıları da etkisini çoktan yitirmiş tekrarlardır. Üçünü ayırmak için güzel ya da çirkin demeyeceğiz. İzleyicide ne olduğuna bakacağız: izleyici öne mi eğiliyor, yoksa sonucu bizden önce mi yazıyor? Emre'nin ASANSÖR sayfası masada. Atölye o sayfadaki her tanıdık parçayı tek tek elden geçirecek. Her klişeyi tek bir yolla çevirmeyi deneyeceğiz. Sonra beş film göreceğiz. Bu filmler bir geleneği yeni bir yere taşıyor ya da bir klişenin etrafında dolaşıp onu başka bir şeye çeviriyor.
Sıfır noktası
Bir türü sevmek, onun bazı anlarını beklemek demektir. Bir korku filmine giden kişi karanlık bir koridor bekler. Bir aşk filmine giden kişi iki insanın sonunda aynı yere bakmasını bekler. Bu bekleyiş bir kusur değildir. Tür vaadi tam olarak budur: izleyiciye verilmiş bir söz.
ASANSÖR'de kapalı bir kutu var. İki kişi oradan çıkamıyor. Dışarıyla bağları kesilmiş. Bu, kapalı mekân hikâyelerinin geleneğidir. İzleyici bunu görünce yerine oturur. Daralan bir yerde bir şeyin açığa çıkacağını bilir. Gelenek burada bir harita gibi çalışıyor. İzleyiciye nerede olduğunu söylüyor.
Ama Emre'nin sayfasında başka bir şey de var. Telefonun çekmemesi, düğmenin bozuk olması, yaşlı kadının "Evli misin?" sorusu. Bunlar da tanıdık. Fakat izleyiciye bir yer göstermiyor. İzleyiciye yalnızca sıradaki satırı gösteriyor. Burcu'nun gülmesi buradan geldi.
Fark, öğenin kendisinde değil. Aynı öğe bir filmde gelenek, öbüründe klişe olabilir. Fark, o öğenin bu hikâyede bir iş yapıp yapmadığında. Kapalı kutu, Şükran Hanım ile Barlas'ı birbirine mecbur bırakıyor. Bir iş yapıyor. Telefonun çekmemesi ise yalnızca kutuyu kapatmanın en kolay yolu. Başka bir iş yapmıyor.
Bir de üçüncü bir şey var: formül. Emre'nin sayfası belli bir sırayla ilerliyor. Sıkışma, yardım isteme, başarısızlık, sessizlik, itiraf, kurtuluş. Bu sıra binlerce kez denenmiş. İşe de yarıyor. Ama her işe yarayan sıra, bir gün kendi kendine yürümeye başlar. Yazar ona yön vermeyi bırakır. Formülü bir yemek tarifi gibi düşün. Tarif aynı kalsa da her mutfakta başka bir tat çıkar. Tat, aşçı tarifi ezbere uygulamaya başladığında kaybolur. Bu dersin işi, bu üç şeyi bir yazarın masasında birbirinden ayırmak.
Mekanizma
Gelenek bir işarettir
Gelenek önce bir tanıma işaretidir. İzleyici ilk dakikalarda nerede olduğunu anlamak ister. Tür sinyali bunu yapar. Gelenek o sinyalin arkasındaki büyük yapıdır. Bir gerilimde saat işler. Bir komedide kahraman kendi yarattığı karmaşadan kaçamaz. Bir melodramda iki insanı bir sır ayırır.
ASANSÖR'ün kapalı mekân geleneği izleyiciye iki şey söylüyor. Kaçış yok. Ve bu iki insan, normalde hiç konuşmayacakları bir şeyi konuşacak. İzleyici bunu bekler. Beklediği şeyi alınca rahatlar.
Gelenek bir yapı verir. İçine ne konacağını söylemez. Kabindeki iki kişinin ne konuşacağına yazar karar verir. Gelenek yalnız onların konuşacağını söyler. Bu yüzden gelenek yeni varyasyonlara açıktır. Aynı kutuya bin farklı konuşma sığar.
Formül bir olay sırasıdır
Emre'nin sırası bir formül. Sıkışma, yardım çağrısı, başarısızlık, gerginlik, itiraf, tam zamanında kurtuluş. Her adım bir öncekinden çıkıyor gibi görünüyor. Böyle bir sıra yapımcının işine gelir. Bütçeyi önceden hesaplamak kolaydır. Kaç sahne, kaç gün, kaç oyuncu, hepsi bellidir. Bir senaryo ekibi aynı sırayla haftada bir bölüm yazabilir.
Formül izleyicinin beklentisini de yönetir. İzleyici bir sonraki adımı sezer ama tam olarak bilmez. Bu sezgi bir rahatlık verir. Gerilimin dozu ayarlanabilir hâle gelir.
Formül yanılgısı burada başlar. Bir sıra işe yaradı diye her hikâyeye aynı biçimde uymaz. Emre'nin sayfasında itiraf sahnesi geliyor çünkü sıra öyle istiyor. Şükran Hanım'ın o anda neden konuşmak istediğini sayfa söylemiyor.
Emre'nin sayfasındaki ışık bunun en açık örneği. Işık tam barışma anında geliyor. Bunu elektrik idaresi yapmıyor. Formül yapıyor. İzleyici de bunu görüyor. Burcu'nun gülüşü mekanikleşmenin sesiydi. Kalıp yorgunluğu izleyicinin koltuğunda olur. Mekanikleşme ise yazarın masasında başlar. Biri öbürünün sonucudur.
Klişe neye benzer
Klişe yalnız tekrar değildir. Tekrar edilen her şey klişe olmaz. Klişeyi tanımanın birkaç işareti var. Atölye bunları Emre'nin sayfasında aradı.
En kolay görüleni tahmin edilebilir olay. Telefon çekmiyor. Alarm bozuk. Bunlar kapalı mekân hikâyelerinde o kadar sık geldi ki izleyici onları bekliyor bile değil. Görmeden kabul ediyor. Bu kabulün içinde bir merak yok.
Barlas'ın sayfadaki hâli tek boyutlu karakterin örneği. Kulaklığını takıp duvara yaslanıyor. Yalnız "ilgisiz genç" olarak duruyor. Gece vardiyasında bir depoda çalıştığı, yeni taşındığı, bu apartmanda henüz kimseyi tanımadığı hiçbir yerde görünmüyor.
Şükran Hanım'ın ilk sorusu ise kültürel stereotipe yaslanıyor: "Evli misin oğlum?" Bu cümle, meraklı yaşlı komşu kadın kalıbının en kısa yolu. Stereotip, arketipin işlenmemiş hâlidir. Arketip bir işlev verir, stereotip yalnız tanıdık bir yüz. Burada da öyle. Yetmişlerinde, beşinci katta yalnız yaşayan bir kadının o gece aklından geçen şey bu soru olmayabilir.
Işığın tam zamanında gelmesi de hazırlıksız çözümün ta kendisi. Sayfanın hiçbir yerinde kurulmamış bir kurtuluş. Tanrı makinesinin gündelik hâli. Karakterler hiçbir şey yapmadan sorun ortadan kalkıyor.
Hepsinin ortak noktası aynı. İzleyici o anı yazardan önce tamamlıyor. Tamamladığı anda dikkati sahneden çıkıyor.
Klişeyi dönüştürmek
Atölye klişeyi silmek yerine onu dönüştürmeyi denedi. Çünkü bazı klişeler bir gelenekten artakalmıştır. Altında hâlâ işe yarayan bir şey olabilir. Her denemede tek bir yolu sınadılar.
Burcu bakış açısını değiştirdi. Sahneyi Şükran Hanım'ın gözünden yazdı. Karanlık bir kutuda, tanımadığı genç bir adamla yalnız. Barlas'ın kulaklığı Şükran Hanım için bir tehdit gibi okunuyor. Aynı satır başka bir türe kaydı.
Selim rolleri tersine çevirdi. Panik yapan Barlas. Sakin olan Şükran Hanım. Bu apartmanda otuz yıldır oturuyor. Elektriğin kış gecelerinde kaç kez kesildiğini biliyor. Barlas konuşmadan duramıyor. Şükran Hanım cevap vermiyor.
Emre klişenin sonucunu değiştirdi. Alarm düğmesi bu kez çalışıyor. Bir zil çalıyor, sonra kayıtlı bir ses: ekip yönlendirildi. Yardım geliyor ama ne zaman geleceği belli değil. Bekleme umutsuzluktan belirsizliğe dönüyor.
Burcu'nun ikinci denemesi buydu. Kış gecesi, elektrik kesik, kalorifer de durmuş. Kutu soğuyor. Şükran Hanım'ın dizleri yere oturmasına izin vermiyor. Ayakta bekleyemiyor da. Barlas montunu yere seriyor. Klişede kimse üşümez. Burada soğuk, iki yabancıyı birbirine yaklaştıran ilk şey oluyor.
Selim kutuyu bir Eskişehir apartmanına yerleştirdi. Apartmanın bir yöneticisi, bir aidat defteri, bir mesaj grubu var. Barlas yeni taşındığı için gruba henüz eklenmemiş. Şükran Hanım'ın telefonunda ise grup var. Dışarıyla bağ kesik değil. Ama bağın yolu bu apartmanın kendi düzeninden geçiyor.
Son yol izleyicinin beklentisini kullanmak. Emre sayfanın sonuna doğru Barlas'a bir cümle yazdı: "Benim de bir anneannem vardı." İzleyici dertleşmenin geldiğini sanıyor. Şükran Hanım elini kaldırıyor. "Sus," diyor. "Merdivende biri var." İkisi de dinliyor. Beklenen sahne başladığı yerde kesiliyor ve yerini başka bir gerilime bırakıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Klişeyi silmeden önce altını kaz. Telefonun çekmemesi bir klişe. Ama altındaki ihtiyaç gerçek: kutunun kapalı kalması gerekiyor. Klişeyi silip ihtiyacı unutursan kutu açılır. Emre'nin denemesinde düğme çalıştı ama yardım gecikti. İhtiyaç korundu, kolaylık gitti.
Bir sahnede tek bir klişeyi dönüştür. Burcu'nun ilk taslağı dört klişeyi birden çeviriyordu. Sayfa tanınmaz hâle geldi. Okurun tutunacak bir yeri kalmadı. Masaya getirdiği sonraki taslakta yalnız bakış açısı değişti. Kutu, düğme ve soğuk yerinde kaldı. Tanıdık zemin, tek değişikliği görünür kıldı.
Klişenin sahibi kim, sor. Şükran Hanım'ın "Evli misin?" sorusu klişe gibi duruyor. Ama bu soru, yaşlı kadının yalnızlığını ele veren bir cümleye dönüşebilir. Mesele kimin, neden, o gece sorduğu. Arkasına bir neden konduğunda aynı cümle karakterin cümlesi olur.
Tersine çevirmek de bir klişe olabilir. Sert dış görünüşlü yaşlı kadının içinden şefkat çıkması artık bekleniyor. Tersine çevirme o kadar sık kullanıldı ki kendisi bir kalıp oldu. Selim'in denemesinde Şükran Hanım sakindi, ama bu sakinlik bir bilgiden geliyordu. Kırk yıllık bir apartman sakininin bilgisi. Tersine çevirmenin arkasında bir gerekçe durmalı.
Formülü iskelet olarak kullan, tabela olarak değil. Formülün adımları yazara bir yer gösterir. Sahnede o adımın ne olacağını söylemez. Sıra "itiraf" diyorsa, itirafın biçimi açıktır. Belki bir söz, belki bir hareket, belki hiç konuşulmayan bir an. Barlas'ın yere serdiği mont bir itiraf olabilir.
Bedeli göstermek tonu değiştirir. Klişe bedeli bir komediyi drama, bir dramı gerilime itebilir. Soğuğu sahneye koyduğunda ASANSÖR artık rahat bir sohbet olmaktan çıkar. Bunu bilerek seç. Bedel, tür vaadinle çelişmemeli.
Klişe kendi döneminde gelenekti. Bugün klişe sayılan çoğu öğe ilk görüldüğünde şaşırtıcıydı. Tekrar edildikçe yerleşti, yerleştikçe görünmez oldu. Bir öğenin klişe olup olmadığı, izleyicinin onu kaç kez gördüğüne bağlıdır. Yazar kendi izleyicisinin ne gördüğünü bilmelidir. Gençlere yazılan bir film başka bir birikimle izlenir.
Dönüşümün bir adı olsun. Atölyenin her denemesinin bir başlığı vardı: bakış, sonuç, rol, bedel, bağlam, beklenti. Bu başlıklar Emre'ye bir sayfayı değiştirirken ne yaptığını söyletti. Neyi değiştirdiğini adlandıramayan yazar, aynı değişikliği bir sonraki sahnede tekrarlar. Böylece kendi klişesini kurar.
Klişe testini bir okura yaptır. Yazar kendi klişesini göremez, çünkü onu ilk kez yazmıştır. Emre ışığın zamanlamasını kendi buluşu sanıyordu. Sayfayı yüksek sesle okuyun ve okurun nerede önden gittiğini işaretleyin. Burcu'nun gülüşü böyle bir işaretti. Okurun önden gittiği her satır bir aday listesidir.
Gelenekle oynamak için önce onu teslim et. Bir türün izleyicisi bazı anları almadan gitmek istemez. Kapalı kutu hikâyesinde o an, iki insanın birbirine ilk kez gerçekten baktığı andır. Atölyenin hiçbir denemesi bu anı silmedi. Yalnız yerini, biçimini ve bedelini değiştirdi. İzleyici sözünü aldığında, yazarın denemelerine de eşlik eder.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Tanıdık her şey klişedir."
Gelenek de tanıdıktır. Fark, öğenin hikâyede bir iş yapıp yapmadığında. İzleyici gelenekte öne eğilir, klişede arkasına yaslanır.
Yaygın yanlış"Formül yaratıcılığın düşmanıdır."
Formül bir üretim aracıdır. Hızlı yazmayı, bütçe hesabını, izleyiciyle güven ilişkisini kolaylaştırır. Sorun formülün kendisi değil, adımlarının nedensiz kalmasıdır.
Yaygın yanlış"Klişeden kurtulmanın yolu her şeyi tersine çevirmektir."
Her şeyi ters çeviren sayfa izleyiciye tutunacak bir zemin bırakmaz. Bir klişeyi seçip dönüştürmek, çoğu zaman hepsine dokunmaktan daha görünür bir etki yaratır.
Yaygın yanlış"Klişeyi bilmek, yazarken onu engeller."
Tersine, bilmeden yazan yazar klişeyi ilk aklına gelen şey sanır. Emre ışığın zamanlamasını özgün bir buluş sanmıştı. Bilmek, seçmeyi mümkün kılar.
Yaygın yanlış"Kültürel stereotip yalnızca kötü niyetli metinlerde çıkar."
Çoğu zaman en kısa yol olduğu için çıkar. Meraklı komşu kadın, ilgisiz genç, hepsi hızlı tanınır. Hız, karakteri tek bir çizgiye indirir.
Yaygın yanlış"Parodi klişeyi küçümser."
Parodi klişeyi tanır, sever ve büyütür. İzleyicinin bilgisiyle çalışır. Parodinin işe yaraması, klişenin ne kadar yerleştiğini gösterir.
Yaygın yanlış"Gelenek değişmez bir kuraldır."
Gelenek bir izleyici sözleşmesidir, yasa değildir. Her dönem onu biraz yeniden yazar. Kapalı kutu bugün de çalışıyor, ama içindeki konuşma yirmi yıl öncekiyle aynı değil.
Yaygın yanlış"Klişeyi dönüştürmek, izleyiciyi şaşırtmak demektir."
Şaşırtma bir sonuç olabilir, amaç değildir. Klişe bedeli çoğu zaman şaşırtmaz; tanıdık anı daha ağır hâle getirir. İzleyici aynı yerde durur ama orada daha uzun kalır.
Yaygın yanlış"Hazırlıksız çözüm yalnız finalde olur."
Ortadaki küçük kurtuluşlar da hazırlıksız olabilir. Tam gerektiğinde gelen bir telefon, tam o anda düşen bir anahtar. Her biri izleyiciye karakterlerin hiçbir şey yapmasına gerek olmadığını söyler.
Yaygın yanlış"Bir klişeyi fark eden izleyici filmi bırakır."
Çoğu izleyici bırakmaz, yalnızca dikkatini azaltır. Tehlike burada. Dikkati azalan izleyici, sonra gelen gerçekten yeni anı da kaçırır. Klişenin bedelini arkasından gelen sahne de öder.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Tür geleneği, izleyicinin o türde aradığı ve türü tanıtan unsurdur; yeni varyasyonlara açıktır.
- Tür formülü tekrarlanabilir bir olay sırasıdır; üretimi kolaylaştırır, beklentiyi yönetir.
- Mekanikleşme, adımların karakterden değil sıradan doğmasıdır.
- Klişe, etkisini yitirmiş tekrardır; izleyici onu yazardan önce tamamlar ve dikkatini sahneden çeker.
- Aynı öğe bir eserde gelenek, ötekinde klişe olabilir; fark, hikâyede yaptığı iştir.
- Klişe bakış açısıyla, sonuçla, rollerle, bağlam taşımayla ya da beklentiyi kullanarak dönüştürülür.
- Klişe bedeli, klişenin atladığı gerçek sonucu sahneye getirir ve tonu değiştirir.
- Bir sahnede tek bir klişeyi dönüştürmek, tanıdık zemini korur ve değişikliği görünür kılar.
- Parodi klişeyi tanıyan izleyiciyle çalışır; aynı öğe türe göre başka bir etki yaratır.
- Gelenekle oynayan yazar, izleyicinin beklediği anı silmez; yerini, biçimini ya da bedelini değiştirir.
Sonraki derse köprü
ASANSÖR'ün kutusu, düğmesi ve soğuğu artık tahtada. Ama bir türün bütününü görmek için tek tek parçalar yetmez. Bir filmi tür açısından okumak, ona belli sorular sormayı gerektirir. Gerilim çevirisinde iki komşunun karşısında duran güç ne: karanlık mı, soğuk mu, yoksa birbirleri mi? Bu türde hangi sahne olmazsa izleyici salondan eksik bir şeyle çıkar? Kutunun kapandığı an mı, ilk bakış mı, yoksa başka bir an mı? Ve ASANSÖR o türün yolundan tam olarak nerede ayrılır?