Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Eser, bir biçime dökülmüş özgün üründür; fikrin kendisi değil, aldığı biçim korunur.
- Yaşanmış bir olay kimsenin eseri değildir; onu anlatan defter ya da kitap bir eserdir.
- Telif hakkı tek bir hak değil, ayrı ayrı verilebilen hakların demetidir.
- Uyarlama hakkı bu demetin kartlarından biridir; basım hakkıyla aynı elde olmayabilir.
- Lisans kullanım izni verir, hak sahibinde kalır.
- Opsiyon, yapımcıya hakkı belirli bir süre içinde satın alma yetkisi tanır.
- Ortak eserde kimin sahip sayılacağı jenerikten değil, sözleşmeden ve hukuktan anlaşılır.
- Manevi haklar pek çok ülkede satılamaz; yazarın adı ve eserin bütünlüğü bunların içindedir.
- Sözlü bir söz hakkın kendisi değildir; hakkı yalnız yazılı belge gösterir.
- Somut her durumun cevabı ülkesine göre değişir; onu bir hukukçu, yazılı belgeye bakarak verir.
Açılış sahnesi
YAĞHANE'nin belgesi perşembe toplantısından geri geldi. Yapımcı sayfaları okumuş, kenarlara kurşun kalemle notlar düşmüş. Çoğu kısa bir onay işareti. Yalnız hukuki başlığın yanında bir cümle var: «Bu kısmı biz hallederiz.»
Burcu o başlığı yüksek sesle okuyor. Üç satır. Haklar ailede. Bu yazılı olarak doğrulanacak. Sözleşmeden önce bir hukukçuya danışılacak.
Belgenin öbür başlıkları üzerinde toplantıda uzun uzun konuşulmuş. Raşit'in akıbeti, İhsan'ın çıkışı, tebeşirin Zekai'ye geçmesi. Hukuki başlık ise tek bir not ve bir onay işaretiyle geçilmiş.
«Hallederiz dediyse halleder,» diyor Emre. «Bizim işimiz senaryo.»
Selim belgeyi kendine çekiyor. «Ailede olan ne peki? Romanın kendisi mi, filme çekme izni mi, Ferhunde Hanım'ın adı mı?»
Burcu bir an düşünüyor. Üç satırı yazarken «haklar» kelimesini tek bir şey sanmıştı, bir kutunun içindeki tek bir eşya gibi. Şimdi kutunun içinde birden çok şey görüyor.
Nermin Hanım kalemi alıp ilk satırın altını çiziyor. «Yapımcı neyi halledeceğini biliyor olabilir. Ama sen bilmiyorsan, bir gün masada sana uzatılan kâğıdı da okuyamazsın.»
Emre omuz silkiyor. «Hukukçu okur.»
«Hukukçu kâğıdı okur,» diyor Nermin Hanım. «Hangi soruyu soracağını ise senaryoyu yazan bilir.»
Hakların kimde olduğunu sormadan önce, «hak» kelimesinin hangi parçalardan oluştuğunu bilmek gerekir.
Bu derste ne olacak
Burcu'nun üç satırını kelime kelime açacağız. Bunu yaparken atölyenin masasına gelmiş öbür kaynaklara da uğrayacağız: bir roman, bir oyun, eski bir film, bir defter. Önce korunan şeyin ne olduğunu, yani eseri tanıyacağız. Bir fikirle o fikrin yazıya geçmiş hâli arasındaki farka bakacağız. Telif hakkının neleri kapsadığını, uyarlama hakkının bunun neresinde durduğunu göreceğiz. Lisansı, opsiyonu ve ortak eseri atölyenin kendi projeleri üzerinden kuracağız. Son olarak satılamayan bir hak türüne, manevi haklara geleceğiz. Filmler gökten düşen bir kuyruklu yıldızdan, Irak'ta bir kazıdan, bir gencin telefon videosundan, devrilen domino taşlarından ve boyanan ayak tırnaklarından geliyor.
Sıfır noktası
Senaryo yazarı hukukçu değildir. Ama uyarlama yapan her yazar, bir gün başkasına ait bir eserin üzerinde çalışır. O eserin sahibi vardır. Sahibinin izni olmadan yazılan bir uyarlama, en parlak sahnelerle dolu olsa bile perdeye çıkmayabilir.
Bu yüzden yazar birkaç temel kavramı bilmek zorunda. Amaç sözleşme yazmak değil. Amaç bir sözleşmeyi okurken doğru soruyu sormak.
Kavramları bilmeyen yazar iki yerde zorlanır. Birincisi masada. Yapımcı bir kâğıt uzatır ve yazar orada neyi imzaladığını anlamaz. İkincisi sayfada. Yazar kaynağın sınırlarını bilmediği için, bir gün çıkarılması gerekecek sahneler yazar. Aylarca emek verdiği bir taslak, bir izin eksik diye rafa kalkar.
Yaygın bir sanı var: hukuk yalnız büyük stüdyoların işidir. Oysa küçük bir kısa film, bir öğrenci projesi ya da bir festival filmi de başkasının eserine dayanıyorsa aynı sorularla karşılaşır. Ölçek küçüldükçe sorular kaybolmaz; yalnız onları soracak kimse kalmaz.
Önce bir uyarı. Fikrî mülkiyet her ülkede farklı düzenlenir. Bir ülkede serbest olan, başka bir ülkede izne bağlı olabilir. Aynı kavramın adı bile her ülkede başka olabilir. Bu ders hukuki danışmanlık yerine geçmez; kavramları tanıtır ve her somut durumu bir hukukçuya bırakır.
Fikrî mülkiyet, insan zihninin ürettiği şeyler üzerindeki haklar demektir. Bir masanın sahibi olmak kolay anlaşılır. Masa bir yerde durur, biri onu alırsa eksilir. Bir romanın sahibi olmak öyle değildir. Roman binlerce kopyada aynı anda bulunur. Biri onu okuyunca roman eksilmez. Sahiplik burada nesneye değil, nesneyle yapılabilecek işlere bağlanır. Çoğaltmak, satmak, çevirmek, sahneye koymak, filme çekmek. Her biri ayrı bir iştir. Her birinin izni de ayrı ayrı verilebilir.
Bu düzen ilk bakışta karmaşık görünür. Ama bir sebebi var. Bir yazar romanını bir yayınevine bastırmak isteyebilir, ama filmini kime emanet edeceğine ayrıca karar vermek ister. Haklar parçalara ayrılınca yazar her işi ayrı bir masada konuşabilir.
Burcu'nun «haklar ailede» satırı bu işlerin hepsini tek kelimeye sıkıştırıyordu. Yapımcının da bilmesi gereken soru burada başlıyor. Aile bu işlerden hangisini, kime, ne kadar süreyle verebilir? Hangisini hiç veremez?
Bu dersin kavramları o soruyu parçalara ayırmanın araçları. Her biri atölyenin masasındaki bir kaynakla birlikte gelecek.
Mekanizma
Korunan şey
Nermin Hanım tahtaya romanın adını yazıyor. Altına iki sütun açıyor. Birine «romanda olan», öbürüne «romanın anlattığı dünyada olan» yazıyor.
YAĞHANE bir eser. Nüzhet'in mektupları, mektupların cümleleri, tebeşir sahnesinin kurgusu Ferhunde Hanım'ın ürünü. Ege'deki zeytin köyleri ise kimsenin eseri değil. Taş değirmenler, hasat sonu, gidenin adını anmayan köyler de değil. Bunlar dünyada var. Ferhunde Hanım onları seçip kendi biçimine soktu.
Selim bir itirazla geliyor. «Kardeşinin adını taşa yazan bir kız. Bu fikir de mi Ferhunde Hanım'ın?»
Burada fikir ile ifade ayrımı devreye giriyor. Fikirler korunmaz; korunan, fikrin belirli bir ifadesidir. Başka bir yazar kaybolan bir ağabey için yazı yazan bir kızkardeş anlatabilir. Ama Nüzhet'in tebeşiri, yağmurla silinen ad ve mektuplardaki cümleler Ferhunde Hanım'ın ifadesi. Çizgi her zaman bu kadar net değil. Somut bir sahnenin hangi tarafta kaldığını bir hukukçu söyler.
Selim KAR OKULU'nu da hatırlatıyor. O kar fırtınası bir eser değil, yaşanmış bir olay. Ama Münevver Hanım'ın kurşun kalemli defteri bir eser. İçindeki cümleler onun.
Hakların demeti
Burcu romanın iç kapağını açıyor. Künye sayfasında yayınevinin adı, baskı bilgisi ve kısa bir telif ibaresi var. Emre parmağını yayınevinin adına koyuyor. «O zaman haklar burada.»
Selim başını sallıyor. «Burada olan, kitabı basma izni. Gerisini bu sayfa söylemiyor.»
Burcu demetin bir ip gibi değil, bir deste gibi düşünülmesi gerektiğini fark ediyor. Her hak ayrı bir kart. Kartlar tek tek verilebilir. Romanı basma hakkı bir yayınevine verilmiş olabilir. Bu, film hakkının da o yayınevinde olduğu anlamına gelmez.
Telif hakkı süresizdir sanılır. Değildir. Koruma bir süre sonra biter ve eser kamu malı olur. Sürenin ne kadar olduğu ve nereden sayılacağı ülkeye göre değişir. YAĞHANE'nin yazarı öldü. Bu, eserin serbest kaldığı anlamına gelmiyor. Burcu'nun ilk satırı tam da bu yüzden «haklar ailede» diyor.
YAĞHANE'nin filmi bu kartla yazılabilir. CİLTÇİ'nin kartı ise hâlâ yaşayan yazarın elinde. Emre'nin denemeleri masada bir çalışma. Bir filme dönüşmesi o kartın el değiştirmesine bağlı.
İzin vermenin yolları
Lisans hakkı satmaktan farklıdır. Kart sahibinde kalır, yalnız kullanımı ödünç verilir. Hak sahibi koşul da koyabilir. SİS ADASI'nın yazarı Füsun Hanım'ın «İlkay'ın adı kalsın» isteği böyle bir koşul olabilir. Koşul yazıya geçerse uyarlamanın sınırı olur.
KOMŞU PAYI'nda durum başka. Oradaki yerel yeniden çevrim izni yapımcının elinde. Burcu senaryoyu yazarken izinle uğraşmıyor. Ama iznin neyi kapsadığını bilmeden Ankara'ya taşıdığı sahnelerin güvende olup olmadığını da bilemez.
Emre'nin sorusu kısa. «Yapımcı neden doğrudan satın almıyor?»
Selim cevabı biliyor. Bir filmin parası, oyuncusu, yönetmeni henüz yoksa, yapımcı tam hakkı almak için büyük bir risk alır. Opsiyonla zaman kazanır. Bu sürede senaryoyu yazdırır, ortak arar. Film yürürse hakkı satın alır. Yürümezse süre biter, kart sahibine döner.
Burcu'nun aklına kendi payı geliyor. Süre biterse yazdığı senaryoya ne olur? Senaryo onun emeği, kendi başına bir eser. Ama romanın üzerine kurulu. Romanın izni olmadan o senaryo bir filme dönüşemez. Bu durumda kimin neyi elinde tuttuğu, yazarın kendi sözleşmesinde yazılı olmalı.
Burcu yapımcının notuna bir daha bakıyor. «Biz hallederiz» bir opsiyon mu, bir el sıkışma mı, yoksa yalnızca bir niyet mi? Belgede bunu ayıracak tek bir kelime yok.
Birden çok el
SAAT KULESİ bunun örneği. Eski filmi bir yönetmen çekti. Senaryoyu biri yazdı, müziği biri besteledi, görüntüyü biri çekti. Film hepsinin emeğini taşıyor. Bugün hakları adı verilmeyen bir yapım şirketinde toplanmış. Yönetmen yıllar önce öldü. Şirket tek kapı gibi görünüyor. Ama o kapının arkasında birçok katkının izi duruyor.
Atölyenin kendi masası da bir ortak çalışma. Burcu yazıyor, Emre ve Selim itiraz ediyor, bazen bir sahneyi baştan kuruyorlar. Bunların hangisi ortaklık, hangisi yalnızca bir okurun notu? Nermin Hanım bu sorunun atölyede değil, yazılı bir anlaşmada cevaplanacağını söylüyor.
Satılamayan hak
Pek çok ülkede manevi haklar para karşılığı satılamaz. Kartlar destesi el değiştirse de yazarın adı eserde kalır. Yazarın ölümünden sonra bu hakları kimin ileri süreceği de ülkeden ülkeye değişir.
Burcu'nun aklı İhsan'a gidiyor. Romandaki öğretmen filmde yok. Ferhunde Hanım'ın ailesi bu değişikliği okuduğunda ne diyecek? Burcu gidenler listesinin gerekçesini bu yüzden özenle yazmıştı. Şimdi o özenin hukuki bir tarafı da olabileceğini görüyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
«Haklar» kelimesini çoğulda bırakma. Belgede «haklar ailede» yazıyorsa, hangi hakkın kastedildiğini sor. Basım hakkı, çeviri hakkı ve film hakkı farklı ellerde olabilir.
Yayınevini hak sahibi sanma. Romanın kapağındaki yayınevi kitabı basma iznini almıştır. Film iznini de alıp almadığını yalnız sözleşme gösterir.
Fikrini saklama, biçimini kur. Kendi eserinde neyin sana ait olduğunu bilmek istiyorsan, fikrin aldığı biçime bak. Sahneler, karakter kurgusu, cümleler. Fikrin kendisini kimse saklayamaz. Bir fikri anlatırken korkmak yerine, onu kimsenin kuramayacağı bir biçimde kur.
Kaynaktan aldığını ayrı tut. Uyarlamada kaynağın ifadesinden gelenle senin eklediğin, ayrı defterlerde dursun. Burcu'nun kırmızı ve siyah kalemi bu yüzden bir hukuki alışkanlığa dönüşebilir.
Opsiyon süresini takvime yaz. Yapımcının opsiyonu varsa, bir bitiş tarihi de vardır. Senaryonun o tarihe yetişip yetişmeyeceği yazarı da ilgilendirir.
Lisans koşullarını senaryoya taşı. Hak sahibinin bir isteği sözleşmeye girdiyse, o istek bir yazım kuralı olur. SİS ADASI'nda İlkay'ın adı gibi. Koşulu bilmeyen yazar ona aykırı bir sahne yazabilir.
Manevi hakları gidenler listesinde düşün. Kaynaktan bir karakteri çıkarmak bir zevk meselesi gibi görünür. Bazı ülkelerde eserin bütünlüğüne dokunan bir değişiklik olarak da okunabilir. Gerekçeyi bu okuru düşünerek yaz.
Ortak çalışmayı baştan konuş. Bir senaryoyu iki kişi yazıyorsa kimin neye sahip olduğunu sonraya bırakma. Dostluk iyi bir başlangıç, ama yazılı bir anlaşmanın yerini tutmaz.
Gerçek olayla gerçek belgeyi ayır. KAR OKULU'nun olayı kimsenin eseri değil. Münevver Hanım'ın defteri ise onun eseri. Olaydan yazabilirsin. Defterin cümlelerini kullanmak ayrı bir izin ister.
Jenerik satırını erken yaz. «Uyarlanmıştır» ile «esinlenmiştir» farklı şeyler söyler. Hak sahibinin hangisini kabul edeceği sözleşmenin konusu olabilir. Son haftada yazılan jenerik satırı, aylarca konuşulmamış bir anlaşmazlığı birden açığa çıkarır.
Bir hukukçuya hangi soruyla gideceğini bil. Hukukçu soruları cevaplar ama soruyu yazarın kendisi getirir. Kavramları bilen yazar, görüşmeyi kısa ve doğru tutar.
Sözlü sözü yazılı sözle karıştırma. «Aileyle konuştuk» bir bilgi değil, bir haber. Burcu'nun belgesinde haber ile belge ayrı satırlarda durmalı. Yapımcının notu bir habere, imzalı bir kâğıt belgeye örnek.
Kaynak eserin içindeki başka eserlere bak. Bir romanın içinde bir şarkı sözü, bir şiir ya da bir fotoğraf olabilir. Romanın hakkını almak, içindeki her parçanın hakkını almak anlamına gelmeyebilir.
Her el değiştirmeyi bir halka say. Hak bir elden ötekine geçtikçe hak zinciri uzar. Mirasçıdan yapımcıya, yapımcıdan bir ortağa giden her adımın kendi kâğıdı olmalı. Tek bir halkası eksik zincir, en sağlam senaryoyu bile çekim gününden önce durdurabilir.
Kendi senaryonun da bir eser olduğunu unutma. Uyarlama yapan yazar da bir eser üretir. Senin taslağın kimin, kime hangi izni veriyorsun? Bu soruyu kendi sözleşmen için de sor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Fikrimi kimse çalamaz, çünkü fikir benim."
Fikirler korunmaz. Korunan, fikrin aldığı biçimdir. Derin Darbe ile Armageddon aynı fikirden iki ayrı film çıkardı.
Yaygın yanlış"Yazar öldüyse eseri serbestçe uyarlayabilirim."
Koruma yazarın ölümüyle bitmez. Süre ülkeden ülkeye değişir. YAĞHANE'nin hakları bugün Ferhunde Hanım'ın ailesinde.
Yaygın yanlış"Kitabı basan yayınevi film hakkının da sahibidir."
Basım hakkı ile film hakkı ayrı kartlardır. Hangisinin kimde olduğunu yalnız yazılı sözleşme gösterir.
Yaygın yanlış"Lisans almak, eseri satın almak demektir."
Lisansta hak sahibinde kalır, yalnız kullanım izni verilir. Örümcek-Adam: Eve Dönüş bu ayrımın büyük ölçekte işlediği bir film. İzin bir mecra, bir bölge ya da bir süreyle sınırlı olabilir.
Yaygın yanlış"Opsiyon alan yapımcı hakları almıştır."
Opsiyon satın alma yetkisidir, satın alma değil. Süre dolarsa hak sahibine döner. Yapımcının «haklar bizde» demesi bu iki durumdan hangisini anlattığını göstermez.
Yaygın yanlış"Haklar el değiştirince yazarın sözü biter."
Pek çok ülkede manevi haklar satılamaz. Moore'un adı, Moore'un isteğiyle V for Vendetta'nın jeneriğinde yok.
Yaygın yanlış"Jenerikteki ad, eserin sahibini gösterir."
Jenerik bir kayıt, sahiplik başka bir soru. Lolita'da senaryo tek adla anıldı, metin ise birçok elden geçti.
Yaygın yanlış"Gerçek bir olayı anlatmak için kimseden izin gerekmez."
Olay kimsenin eseri değil. Ama olayı anlatan bir defter, bir kitap ya da bir röportaj bir eserdir.
Yaygın yanlış"Hukuki başlık yapımcının işidir."
Senaryo o hakların içinde yazılır. Yazar sınırı bilmezse, sınırın dışında bir sahne yazabilir. Burcu'nun üç satırı bu yüzden belgede duruyor.
Yaygın yanlış"Kaynak yazar yaşıyorsa her şey kolaydır."
Yaşayan yazarla konuşmak mümkün, ama izin yine yazılı olmalı. CİLTÇİ'nin yazarı hayatta, Emre ise henüz kimseyle konuşmadı. Taslağın masada durması iznin varlığını göstermez.
Yaygın yanlış"Kamu malı olan eserin her baskısı da serbesttir."
Eserin kendisi serbest kalsa bile yeni bir çeviri, bir derleme ya da bir baskıya eklenen notlar ayrı bir eser olabilir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Eser, bir biçime dökülmüş özgün üründür; fikrin kendisi değil, aldığı biçim korunur.
- Yaşanmış bir olay kimsenin eseri değildir; onu anlatan defter ya da kitap bir eserdir.
- Telif hakkı tek bir hak değil, ayrı ayrı verilebilen hakların demetidir.
- Uyarlama hakkı bu demetin kartlarından biridir; basım hakkıyla aynı elde olmayabilir.
- Lisans kullanım izni verir, hak sahibinde kalır.
- Opsiyon, yapımcıya hakkı belirli bir süre içinde satın alma yetkisi tanır.
- Ortak eserde kimin sahip sayılacağı jenerikten değil, sözleşmeden ve hukuktan anlaşılır.
- Manevi haklar pek çok ülkede satılamaz; yazarın adı ve eserin bütünlüğü bunların içindedir.
- Sözlü bir söz hakkın kendisi değildir; hakkı yalnız yazılı belge gösterir.
- Somut her durumun cevabı ülkesine göre değişir; onu bir hukukçu, yazılı belgeye bakarak verir.
Sonraki derse köprü
Burcu'nun ilk satırı artık tek bir soruya dönüştü: «ailede» tam olarak kimde demek? Ferhunde Hanım'ın mirasçıları arasında imzayı kim atacak? Künye sayfasındaki yayınevinin kitapla birlikte aldığı bir izin var mı, yoksa film hakkı yıllar önce başka bir masaya mı gitti? Aynı sorular SAAT KULESİ'nin hak sahibi şirkete de sorulacak. Bu soruların hiçbiri masada, tahmin yürüterek cevaplanamaz. Sıradaki ders bu cevapları aramanın yolunu ele alıyor: kaynak eserin hak durumunu araştırmak.