İçeriğe geç

Ders 78.6

Fantastik varlıklar

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 78

3.343 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 22 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Fantastik bir varlık görünüşüyle bir kez şaşırtır, ihtiyacıyla her sahnede konuşur.
  • Varlık dosyası beden, ihtiyaç, toplum, dil ve insanlarla ilişkiyi tek yerde toplar.
  • İhtiyaç zinciri varlığı insan dünyasının ortasına getirir.
  • Tür içi çeşitlilik bir halkı canlı tutar ve kalıp yargıdan korur.
  • Temas sözleşmesi bozulduğu anda hikâye başlar.
  • Mit emaneti, mitolojiden alınan varlığın anlamını ve topluluğunu gözetmektir.
  • Irksal kodlama çoğu zaman farkında olmadan yapılır; bilinçli bir okuma ister.
  • Canavar tuzağı varlığı bir tehdit görüntüsüne indirir.
  • Varlığın bedeni sahnede bir sınır olarak çalışmalı; işe yaramayan özellik süstür.
  • Varlığın dili tam çevrilmezse yabancılığı korunur.
  • Tuz kuşları kentin unuttuklarını görünür kılıyor; Mahir Usta'nın omzuna konan kuş bir hesabın görüntüsü.
  • Kuşların taslağa girip girmeyeceği açık; kararı Selim verecek.

Açılış sahnesi

Emre bu sabah atölyeye kuşlarla geliyor. Bu kez onları uzaktan, bir sürü hâlinde çizmemiş. Bir sayfa getirmiş, kenarında kurşunkalemle büyük kanatlar var.

Sayfada pazar kuruluyor. Tuz kabuğunun üstünde tezgâhlar açılıyor. Sonra gökyüzü kararıyor. Tuz renginde, kartal büyüklüğünde yüzlerce kuş pazara iniyor. Gözleri kırmızı. Şişeleri gagalarıyla kırıyorlar. İnsanlar bağırarak kaçıyor. Mahir Usta tezgâhının altına saklanıyor. Sırma bir şişeyi göğsüne bastırıp koşuyor.

"Bunlar göl yatağının kuşları," diyor Emre. "Unutulan anıların peşinden geliyorlar. Senin taslağın çok sessiz, Selim. Biraz kanat sesi lazım."

Selim sayfayı okuyor, yüzü değişmiyor. Kendi taslağında kimse kaçmıyor. Pazar her sabah aynı sessizlikte kuruluyor, aynı sessizlikte dağılıyor. Burcu kırmızı gözlerin altını çiziyor. Sonra kenara küçük bir not düşüyor: "Neden kırmızı?"

Nermin Hanım sayfayı alıp tahtaya iğneliyor. Kuşlar ilk kez masaya geldiğinde de bir soru sormuştu, cevabını alamamıştı. "Hâlâ bilmiyorum," diyor. "Bu kuşlar ne istiyor?"

"İnsanları korkutmak."

"Korku senin istediğin. Ben kuşun istediğini soruyorum. Karnı neyle doyuyor? Nerede uyuyor? Birbirine ne diyor? Sırma'yı gördüğünde ne görüyor?"

Emre sayfaya bakıyor. Kanatları uzun uzun çizmiş. Gagayı, pençeyi, gözü çizmiş. Kuşun neyle beslendiğini yazmamış.

Fantastik bir varlık görünüşüyle bir sahne açar; bir karakter olması için bir ihtiyacı, bir toplumu ve insanlarla bir ilişkisi gerekir.

Bu derste ne olacak

Emre'nin tuz renkli kuşlarını bir dosyaya çevireceğiz. Kartal büyüklüğündeki bir sürüden başlayıp bir ustanın omzuna konan tek bir kuşa ineceğiz. Önce bedenlerine bakacağız: neye benziyorlar, bu beden onlara ne yaptırıyor? Sonra ihtiyaçlarını, kendi aralarındaki düzeni ve seslerini soracağız. Kentin insanlarıyla aralarındaki yazısız kuralı arayacağız. Gerçek mitolojilerden varlık ödünç almanın sorumluluğunu konuşacağız. Bir halkı yazarken farkında olmadan gerçek bir topluluğa dair kalıp yargıyı taşımanın yolunu da göreceğiz. Hepsini bir soruya bağlayacağız: bu varlık hikâyeye neyle giriyor? Filmler karlı bir kulübeden, bir mezarlığın altındaki kentten, bir adadan, bir dağ köyünden ve bir İrlanda ormanından gelecek.

Sıfır noktası

Fantastik hikâyeler insan olmayan varlıklarla doludur. Ejderhalar, periler, devler, konuşan hayvanlar, gölgeden yapılmış yaratıklar. Bazıları eski mitlerden gelir. Bazılarını yazar sıfırdan uydurur. Hepsinin ortak bir sorusu vardır: bu varlık hikâyede ne iş görüyor?

İnsanlar bu varlıkları çok eski zamanlardan beri anlatıyor. Çoğu bir şeyin yerini tutar. Karanlık bir ormanın tehlikesini, bir kışın acımasızlığını, kaybedilen bir yakının özlemini. Bir köyün korkusu bir kurda, bir denizcinin özlemi bir deniz kızına dönüşür. Varlık, insanların adını koyamadığı bir duyguya beden verir. Bu yüzden iyi yazılmış bir varlık hem kendisidir hem de bir şeyi taşır.

En kolay cevap görüntüdür. Varlık büyüktür, tuhaftır, korkutucudur ya da çok güzeldir. Seyirci onu ilk gördüğü anda irkilir. Bu irkilme gerçek bir güçtür. Ama bir kez çalışır. İkinci sahnede seyirci varlığa alışır. Üçüncü sahnede ondan bir şey bekler. O beklentiyi yalnız görüntü karşılayamaz.

Bir varlığı karakter yapan şey, bir insanı karakter yapan şeye benzer. Bir şey ister. O isteği bir bedenle ve bir çevre içinde ister. Başkalarıyla bir ilişkisi vardır. Bu ilişki bir yerde insanların isteğiyle çarpışır. Hikâye o çarpışmada doğar.

Fark şuradadır. Varlığın istekleri insanlarınkine benzemek zorunda değildir. Bir varlık ışıktan kaçabilir, sesle beslenebilir, yalnız kışın görünebilir. Yazar bu farkı ne kadar tutarlı kurarsa varlık o kadar canlı durur. Tutarsız kurarsa her sahnede başka bir hayvana dönüşür.

İkinci bir sorumluluk daha vardır. Fantastik varlıklar boşlukta doğmaz. Gerçek kültürlerin mitlerinden, korkularından, önyargılarından beslenir. Yazar bir varlığı ödünç aldığında onun anlamını da alır. Bir halk icat ettiğinde, farkında olmadan gerçek bir topluluğun karikatürünü de çizebilir.

HATIRA PAZARI'nın dünyası büyük ölçüde insanlarla dolu. Onarıcılar, satıcılar, alıcılar, loncanın memurları. Emre'nin kuşları bu dünyaya giren ilk insan olmayan canlı. Atölye onları içeri almadan önce sınamak istiyor. Kuşlar girerse kent değişecek. Satıcıların alışkanlıkları, pazarın sesi, Mahir Usta'nın sabahları onlarla birlikte değişecek. Girmezlerse neden girmediklerini bilmek de bir kazanç. Bir varlığı dışarıda bırakmak da yazarın kararıdır.

Mekanizma

Varlığın dosyası

Nermin Hanım tahtanın yarısını boşaltıyor. Üstüne büyük harflerle TUZ KUŞLARI yazıyor. Altına beş satır açıyor: BEDEN, İHTİYAÇ, TOPLUM, SES, İNSANLAR.

Emre'nin sayfası bu dosyanın yalnız ilk satırını dolduruyor. Burcu satırların yanına Emre'nin sayfasından kelimeler taşıyor: kartal büyüklüğü, kırmızı göz, gaga. Dört satır boş kalıyor.

Beden

Bir varlığın bedeni onun yaşadığı yerden çıkar. Kanat, kabuk, göz, pençe bir koşula cevap verir. Bu cevap sahnede bir sınır olarak da çalışır.

Selim bir soru soruyor: göl yatağında kuş ne yer? Su yok, balık yok, böcek az. Emre'nin kartal büyüklüğündeki kuşu bu kentte aç kalır. Atölye kuşu küçültüyor. Serçeden biraz büyük oluyor. Tüyleri tuz kabuğunun rengini alıyor, kabuğun üstünde görünmüyor. Kanat sesi çıkarmıyor. Uçmaktan çok yerde yürüyor. Kırmızı göz siliniyor. Kuş korkutucu olmaktan çıkıyor, tuhaf oluyor.

İhtiyaç

Kuşun neyle beslendiği bu dünyada kolay bir soru değil. Ama HATIRA PAZARI'nın kurallarında bir boşluk var. Sahibinin unuttuğu anı şişelenemez. Peki o anı nereye gidiyor? Yaşlıların anlattığına göre göl kuruyunca anılar tuza karıştı.

Burcu zinciri kuruyor. Kuşlar unutulan anının tuza düşen kırıntısıyla beslenir. Pazarda bir anı satıldığında satan onu unutur. O anda kuşlar satanın çevresine konar. Kira günü pazar kalabalıklaşır, kuşlar da çoğalır. Zincirin ucunda bir görüntü var. Son günlerde kuşlar Mahir Usta'nın omzuna da konuyor. Her onarım ustanın hafızasından bir kırıntı alıyor. Kuşlar bunu herkesten önce biliyor.

Emre'nin yüzü değişiyor. Kartallar şişe kırıyordu. Bu kuşlar ise bir adamın unuttuğunu gösteriyor.

Kültür ve toplum

Bir varlık tek başına bir hayvan olabilir. Bir sürü, bir yuva, bir alışkanlık onu bir toplum yapar. Toplumun içinde de herkes aynı değildir.

Atölye sürüye bir yuva arıyor. Göl çekilince ortada kalan iskeleden yalnız çürümüş direkler kalmış. Gündüz satıcılar tentelerini onlara bağlıyor. Gece kuşlar orada uyuyor. Sürünün bir de alışkanlığı oluyor. Şafakta tenteler gerilirken direklerden kalkıyorlar, pazar dağılınca geri dönüyorlar. Kentin yaşlıları saati kuşlardan okuyor. Kültür burada bir tekrar, bir saat düzeni olarak görünüyor. Varlıkların günlük saatiyle insanların saati aynı sokakta kesişiyor.

Selim tek bir kuşu sürüden ayırıyor. Bu kuş satıştan satışa koşmuyor. Her sabah aynı evin penceresine dönüyor. O evde kimin oturduğunu taslak henüz söylemiyor.

Dil

Bir varlığın dili insan diline benzemek zorunda değildir. Bir ses, bir koku, bir renk değişimi de bir dildir. Önemli olan, o dilin insanlar tarafından nasıl anlaşıldığı ya da yanlış anlaşıldığıdır.

Emre bir fikir ekliyor. Kuş bir anının kırıntısını yediğinde ondan bir ses tekrarlıyor. Bir kapı gıcırtısı, bir ninninin iki notası, bir düğün davulunun tek vuruşu. Burcu hemen bir tehlike görüyor. Sırma'nın hatırlamadığı günü bir kuş biliyorsa? Sırma kuşun peşine düşer ve bütün düğüm bir anda çözülür. Atölye bu sesi daraltıyor. Kuş yalnız bir sesin kırığını taşıyor, anının kendisini değil. Bu kararın taslağa girip girmeyeceği açık.

İnsanlarla ilişki

Varlıkla insanlar arasında hep bir düzen vardır. Bazen yazılıdır, çoğu zaman yazısızdır. Kim kimi görebilir, kim kime dokunabilir, sınırı çiğneyen neyi öder?

Kentliler kuşlardan çekiniyor. Asıl korktukları, kuşun haber verdiği unutma. Kentte kuşlar kovulur ama öldürülmez. Satıcılar onları sinek gibi elleriyle uzaklaştırır. Kimse kuşu beslemez. Pazarda bir de deyim dolaşıyor: birine "kuş kondu" denirse bir şey unutmuştur. Mahir Usta kuşları hiç kovmuyor. Sırma ise ustanın omzuna konanı her seferinde eliyle uçuruyor. İkisi aynı kuşa bakıp başka şey görüyor.

Mitolojik kaynak ve kültürel bağlam

Gerçek bir mitolojiden varlık almak, hazır bir anlam devralmak demektir. O varlık bir halkın inancında, korkusunda, bayramında yaşar. Yazar onu sayfaya taşıdığında bu bağlam da gelir.

Emre'nin ilk çiziminde kuşlar küllerinden doğan bir kuşa benziyordu. Selim bunu baştan reddediyor. HATIRA PAZARI hiçbir gerçek inançtan ad ya da varlık almıyor. Kuşlar kentin kendi tuzundan, kendi kurallarından doğacak. Selim bu kısıtı bir özgürlük sayıyor. Emanet taşımayan varlık, bütün anlamını hikâyeden almak zorundadır.

Irksal kodlama

Fantastik hikâyelerde "halk" diye yazılan topluluklar bazen gerçek insanlara dair eski kalıp yargıları taşır. Görünüş, aksan, töre ve huy aynı tek renkte toplanır. Seyirci bu bileşimi tanır ve onu gerçek bir toplulukla eşleştirir.

Emre bir adım daha atıyor. Kuşları kentin dışında, tuzun üstünde yaşayan bir halk güdüyor. Yerleşik değiller. Kırık bir dille konuşuyorlar. Geceleri kente girip anı çalıyorlar. Burcu listeyi yüksek sesle okuyor: göçebe, kırık dil, hırsız. Bu üçlü yüzyıllardır gezgin topluluklara yöneltilmiş bir önyargının tarifi. Emre bunu düşünmeden yazmış. Selim öneriyi dosyaya almıyor. Kentin dışında ne olduğu bilinmiyor ve öyle kalacak.

Canavar tuzağı

Nermin Hanım ilk sayfaya dönüyor. Kartal büyüklüğü, kırmızı göz, kırılan şişeler.

Emre ilk sayfayı yırtmıyor. Arkasına dosyanın beş satırını yazıyor. Kuşların taslağa girip girmeyeceğine Selim karar verecek. Şimdilik sayfa tahtada asılı duruyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Görünüşü en son yaz. Varlığın ne istediğini, nerede yaşadığını, neyle beslendiğini önce kur. Görünüş bu kararların sonucu olsun. Tersini yaparsan bedene uymayan bir hikâye yazarsın.

İhtiyacı insanların yoluna koy. Bir varlığın ihtiyacı insanlardan uzakta karşılanıyorsa hikâyeye girmez. İhtiyaç zincirinin bir halkası insan dünyasından geçmeli. Tuz kuşları satış anında satanın yanına konuyor. Zincir pazarın ortasından geçiyor.

Varlıkla temayı aynı yere bağla. HATIRA PAZARI unutmanın bedelini anlatıyor. Tuz kuşları unutmanın görünür hâli. Varlık temaya bağlı olunca her sahnede bir şey söyler. Bağlı değilse süs olarak kalır.

Tek bir varlığı sürüden ayır. Bir halkın içinde bir ayrık ses, o halkı canlı kılar. Tek tip bir topluluk kalıp yargıya yaklaşır. Farklı istekler bir iç çatışma da doğurur.

Dili tam çevirme. Varlığın dilini seyirciye bütünüyle açarsan yabancılığı biter. Bir kırık ses, bir jest, bir alışkanlık bırak. Seyirci boşluğu kendisi doldursun.

Temas sözleşmesini çiğneyecek kişiyi önceden bil. Sözleşmenin dramatik değeri bozulduğu anda ortaya çıkar. Kimin, ne zaman, neden bozacağını yazar baştan bilmeli.

Ödünç aldığın varlığın evini ziyaret et. Gerçek bir mitolojiden bir varlık alacaksan onu yaşatan anlatıları oku. Hangi bağlamda doğduğunu, ne anlama geldiğini öğren. Bir kutsal varlığı bir canavara çevirme. Bir halkın ölülerine dair inancını bir korku efekti yapma.

Irksal kodlama için bir okuma yap. Kurmaca halkını anlatan bütün sıfatları bir sayfaya yaz. Ten, saç, aksan, giysi, huy, meslek. Bu liste gerçek bir topluluğa dair bilinen bir önyargıya benziyor mu? Benziyorsa bileşimi dağıt. Başka gözlerden de oku.

Kötülüğü bir türe değil, bir seçime ver. Bütün bir halk kötü doğmuşsa hikâye ahlakı bir soya bağlar. Varlıkların içinde de iyi ve kötü kararlar olsun. Kötülük bir karakterin seçimi olarak kalsın.

Varlığın bedenini bir sahne sınırı olarak kullan. Kar kadını kışın gelir, tuz kuşları kanat sesi çıkarmaz, kurt çocuklar heyecanlanınca dönüşür. Her fiziksel özellik bir sahnede bir zorluk ya da bir fırsat doğurmalı. Hiçbir sahnede işe yaramayan özellik, tasarımcıya bırakılacak bir ayrıntıdır.

İnsanların varlık hakkındaki sözünü varlığın kendisinden ayır. Kentin deyimi kuşlar hakkında bir şey söyler, kuşların ne olduğu başka bir şeydir. Halkın inancı yanlış olabilir. Seyircinin ikisi arasındaki farkı keşfettiği an güçlü bir an olur.

Varlığın bakışından tek bir sahne yaz. Taslağa girmese bile yaz. Kuş pazarı nasıl görüyor? Satanı, alanı, şişeyi? Bu sahne, varlığın dünyayı neyle algıladığını sana öğretir. Sonra insan sahnelerine dönersen varlık daha tutarlı davranır.

Canavarı kendi yerinde göster. Varlığı korkutucu bir görüntüyle tanıtacaksan, ikinci sahnede onu kendi yerinde göster. Yuvasında, yemeğinde, yavrusunun yanında. Seyirci ilk korkusunu sorgulamaya başlar.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Fantastik varlık ne kadar tuhaf görünürse o kadar etkilidir."
Doğrusu

Tuhaf görünüş bir kez şaşırtır. Varlığın etkisi istediği şeyden ve bu isteğin hikâyeye girdiği yerden gelir.

Yaygın yanlış"Canavar korkutmak için vardır."
Doğrusu

Bir varlık korkutabilir. Ama yalnız korkutmak için varsa her sahnede aynı işi yapar. Korkunun arkasında bir açlık, bir alışkanlık, bir düzen durmalı.

Yaygın yanlış"Bir halk tek bir karakter gibi yazılabilir."
Doğrusu

Bir halkın içinde de farklı huylar, istekler ve kararlar vardır. Tek tip halk hem cansızdır hem kalıp yargıya açıktır.

Yaygın yanlış"Mitolojiden alınan varlık hazır bir karakterdir."
Doğrusu

Mitolojik varlık hazır bir anlam getirir, karakter getirmez. Yazar o anlamı tanımadan kullanırsa hem hikâyeyi hem kaynağı yanlış anlatır.

Yaygın yanlış"Irksal kodlama yalnız kötü niyetli yazarların sorunudur."
Doğrusu

Çoğu zaman farkında olmadan yapılır. Yazar gördüğü filmlerden, okuduğu kitaplardan kalıp yargıları devralır. Bu yüzden bilinçli bir okuma gerekir.

Yaygın yanlış"Kurmaca bir halk gerçek kimseyi temsil etmez."
Doğrusu

Seyirci kurmaca halkları tanıdık işaretlerle okur. Bir aksan, bir giysi, bir huy bir araya gelince gerçek bir topluluğa bağlanabilir.

Yaygın yanlış"Varlığın konuşabilmesi onu daha derin yapar."
Doğrusu

Konuşan bir varlık insanlaşabilir ve yabancılığını kaybedebilir. Konuşmayan bir varlık da davranışıyla derin bir karakter olabilir.

Yaygın yanlış"Yeni bir varlık icat etmek, mitolojiden almaktan her zaman daha iyidir."
Doğrusu

İkisi de bir seçimdir. Gerçek bir kaynaktan almak derin bir anlam getirir, ama bir sorumluluk da getirir. Sıfırdan kurmak özgürlük verir, ama bütün anlamı hikâyenin kendisi taşımak zorunda kalır.

Yaygın yanlış"Varlığın fiziksel özelliklerini tasarımcı belirler, senarist değil."
Doğrusu

Tasarımcı görünüşü çizer. Ama bedenin ne yapabildiği ve ne yapamadığı senaryonun işidir. Uçamayan bir kuş, ışıktan kaçan bir yaratık sahneleri değiştirir.

Yaygın yanlış"İnsanlarla varlıklar arasındaki kural açıkça anlatılmalı."
Doğrusu

Kural çoğu zaman yazısızdır ve davranışta görünür. Seyirci onu bir satıcının elini sallamasından öğrenebilir.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Fantastik bir varlık görünüşüyle bir kez şaşırtır, ihtiyacıyla her sahnede konuşur.
  • Varlık dosyası beden, ihtiyaç, toplum, dil ve insanlarla ilişkiyi tek yerde toplar.
  • İhtiyaç zinciri varlığı insan dünyasının ortasına getirir.
  • Tür içi çeşitlilik bir halkı canlı tutar ve kalıp yargıdan korur.
  • Temas sözleşmesi bozulduğu anda hikâye başlar.
  • Mit emaneti, mitolojiden alınan varlığın anlamını ve topluluğunu gözetmektir.
  • Irksal kodlama çoğu zaman farkında olmadan yapılır; bilinçli bir okuma ister.
  • Canavar tuzağı varlığı bir tehdit görüntüsüne indirir.
  • Varlığın bedeni sahnede bir sınır olarak çalışmalı; işe yaramayan özellik süstür.
  • Varlığın dili tam çevrilmezse yabancılığı korunur.
  • Tuz kuşları kentin unuttuklarını görünür kılıyor; Mahir Usta'nın omzuna konan kuş bir hesabın görüntüsü.
  • Kuşların taslağa girip girmeyeceği açık; kararı Selim verecek.

Sonraki derse köprü

Emre'nin sayfası hâlâ tahtada, arkasındaki beş satır artık dolu. Burcu kenardaki deyime bakıyor: "kuş kondu." Kentte kimse kuşlara şaşırmıyor. Satıcılar onları sinek gibi kovuyor, kimse nereden geldiklerini sormuyor. Peki seyirci de sormasa? Kuşların kuralı hiç açıklanmasa, yalnız bir yasın ya da bir kaybın ardından görünseler? Büyülü gerçekçilik buradan başlıyor. Olağanüstü olanı gündelik bir şey gibi karşılayan bir dünya, fantastik bir maceradan nasıl ayrılır? Ve açıklanmayan bir mucize, açıklanan bir büyüden fazlasını söyleyebilir mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — tuz kabuğunun üstüne inen kartal büyüklüğünde kuşlar; kırmızı gözler, kırılan şişeler.
  • Varlık dosyası — tahtada beş satır; yalnız ilki dolu.
  • Beden — kuş küçülüyor; tüyleri tuz kabuğunun rengine karışıyor.
  • İhtiyaç zinciri — bir satış; satanın çevresine konan küçük kuşlar.
  • Tür içi çeşitlilik — gece, tentesiz iskele direklerinde bir sürü; biri bir pencereye uçuyor.
  • Temas sözleşmesi — bir satıcının eli kuşu uzaklaştırıyor; kimse vurmuyor.
  • Mit emaneti — bir kitaptan çıkan alevli bir kuş silueti; üstü çiziliyor.
  • Irksal kodlama — bir sıfat listesi; üç kelime yan yana parlıyor ve siliniyor.
  • Canavar tuzağı — kırmızı göz siliniyor; altından tuz renkli küçük bir kuş çıkıyor.
  • Kapanış — Mahir Usta'nın omzuna konan bir kuş; usta onu kovmuyor.

Ritim

Ders gökten inen kartallarla açılıyor ve bir ustanın omzundaki küçük kuşla kapanıyor. Mekanizma her durakta kuşu biraz daha küçültüyor, biraz daha anlaşılır kılıyor.