Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Oyun yazarı iki malzemeyle çalışır: önceden yazılmış olaylar ve olay doğuran kurallar.
- Ara sahne, diyalog, görev zinciri ve final yazarın elinde tuttuğu biçimlerdir.
- Kendiliğinden doğan an, ayrı yazılmış kuralların aynı anda çarpışmasından çıkar.
- Prosedürel üretim kuralların üzerine bastığı sıradan malzemeyi sağlar.
- Oyuncu hikâyesi, oyuncunun olayları kendi kararlarına bağlamasıyla kurulur.
- Aynı an tekrar etmez; aynı türden anın ihtimali tasarlanabilir.
- Anlatı yöneticisi zamanı ayarlar, ama her rastlantıyı törpülerse en canlı anı da siler.
- Koşullu satır olayın kendisine değil, oyunun en genel durumuna yazılırsa beklenmedik ana da cevap verir.
- Final, oyuncunun oynadığı günlerden en az bir şeyi tanımalıdır.
- Kural, temanın bir cümlesidir; temaya ters bakan bir sistem diyaloğu yalanlar.
Açılış sahnesi
Burcu oyun testinden kalkıyor ve bir süre konuşmuyor. Sonra ekranı Selim'e çeviriyor.
Dördüncü sabah. Kasetçalar adamı gişeye geliyor. Önceki gün Burcu ona etiketi sormuş, kasetçaları vermemişti. Adam Emre'nin yazdığı satırı söylüyor: "Dün yazıyı sordunuz. Yazı benim değil. Ama kâğıdı ben kestim. Bir defterin arka sayfasından."
Burcu rafa dönüyor. Kasetçaların yeri boş. O sabah raf dolmuş, en eski eşya depoya inmiş. En eski eşya da kasetçalarmış.
Selim ekrana uzun uzun bakıyor. "Bu sahne dosyanın neresinde?"
"Hiçbir yerinde," diyor Emre.
Tolgahan da yazmamış. Onun yazdığı yalnız raf kuralı. Burcu ise iki gün boyunca dürüst olmaya çalışmış. Keman kutusunu açıp kapağın içindeki adı okumuş. Mektup destesinin ipini çözmüş. Bu yüzden itibarı düşmüş, gişedeki sıra kısalmış. Gelen az olunca raftan eşya da az çıkmış. Raf her sabah biraz daha dolmuş.
"Adam bana bir şey daha anlatmaya gelmişti," diyor Burcu. "Ben de ona bakıp durdum. Verecek bir şeyim yoktu."
Emre adamın satırlarını yeniden okuyor. Hepsini kendisi yazmış. Hiçbirinde boş raf yok. Satırın sonunda adam elini tezgâha koyup bekliyor; ekranda bekleyiş sürüyor, oyun ona söyleyecek bir şey bulamıyor.
Nermin Hanım bir süre susuyor. Sonra tahtaya iki sütun çiziyor. Birinin başına "Emre", ötekinin başına "Oyun" yazıyor.
Adamın cümlesini Emre yazdı; boş rafı kimse yazmadı.
Bu derste ne olacak
Bu derste tahtadaki iki sütunu dolduracağız. Emre'nin sütununa önceden yazılmış olayları, gün kapanışlarını, diyalogları, Hulusi Bey'in satırına giden görev zincirini ve henüz yazılmamış finali koyacağız. Oyunun sütununa raf, itibar, güven ve gar saatini koyacağız; bunların birbirine çarptığı yeri arayacağız. Burcu'nun anlattığı hikâyenin neden onun hikâyesi olduğunu soracağız. Selim'in aynı anı tekrar yakalamaya çalışmasını izleyeceğiz. Rafta kasetçalardan kalan boşluğa da bakacağız. Ardından Emre'nin o sabah için ne yaptığını, neye dokunmadığını göreceğiz. Son olarak iki sütunun aynı şeyi söyleyip söylemediğine bakacağız: oyunun kuralları emaneti, mahremiyeti ve unutmayı nasıl anlatıyor?
Sıfır noktası
Bir senaryoda her olayı yazar yazar. Kahraman kapıyı açarsa, yazar o kapıyı açtırdığı içindir. Seyirci olayların sırasını değiştiremez. Film her gösterimde aynı yerde başlar, aynı yerde biter.
Oyun yazarı da bu tanıdık malzemeyle çalışır. Yazar bir olayı, bir konuşmayı, bir sonu önceden yazar. Oyuncu oraya ne zaman varacağını seçebilir, ama vardığında yazılanı bulur.
Ama onun elinde bir de kurallar vardır. Kuralla çalışan yazar olayın kendisini bırakır, onu doğuracak düzeneği kurar. Yer kalmayınca rafın en kıdemli eşyası aşağı gönderilir. Eşyanın içine bakan memurun itibarı düşer. Her soru gar saatinin yelkovanını ilerletir. Her kural kendi başına küçük, sıkıcı bir düzenek. Ama aynı anda çalıştıklarında, kimsenin önceden görmediği bir olay çıkabilir.
Kendiliğinden doğan anlatı, ikinci malzemenin ürünüdür. Kasetçalar adamının boş rafla karşılaşması böyle doğdu. Emre adamın cümlesini yazmıştı. Tolgahan rafın kuralını yazmıştı. Burcu kutuyu açmıştı. Üçü aynı sabaha düşünce bir an çıktı.
Film yazarı için bu ilk bakışta tehlikeli görünür. Yazar sahneyi denetleyemiyorsa anlam nereden gelecek? Cevap, kuralların da bir yazı olmasında yatıyor. Rafın sınırlı olması bir tercihtir. İçine bakmanın itibarı düşürmesi de öyle. Yazar bu tercihlerle olayın ihtimalini yazar; olayın kendisi oyunda doğar.
Film yazarı buna benzer bir şeyi aslında tanır. Bir belgeselci kamerayı bir mahallede kurar ve ne olacağını bilmez. Neyi çekeceğini, nereye bakacağını, ne kadar bekleyeceğini ise bilir. Kural yazan oyun yazarı da kamerayı kurar. Fark şu: oyunda olayın içine bir de oyuncu girer, ve onun kararları kuralların ürettiğini değiştirir.
Çoğu oyun iki malzemeyi birlikte kullanır. Yazar bazı anları elinde tutar, bazılarını kurallara bırakır. Asıl soru hangisini kime bırakacağıdır. Elde tutulan an güvenlidir; her oyuncu onu aynı biçimde görür, ama kimse onu kendi eseri saymaz. Kurallara bırakılan an riskli; kimi oyuncuya hiç gelmez, gelene ise unutulmaz. Kayıp Eşya küçük bir oyun. Yine de bu soruyu her gün soruyor: bu sabahı Emre mi kuracak, yoksa dünkü günün kuralları mı?
Mekanizma
Önceden belirlenen olaylar
Emre'nin sütunu en kolay dolan sütun. Yazarın elinde tuttuğu her şey oraya giriyor.
Kayıp Eşya'da bunun en açık örneği kemancı. Genç kadın akşam konserinden önce gişeye gelir ve keman kutusunu ister. Oyuncu ne yaparsa yapsın, o gün gelir. Akşam treni de belli bir anda kalkar. Emre bu iki şeyi yerine çiviledi. Oyuncu kemancıyla ne konuşacağını seçer, ama kemancının gelip gelmeyeceğini seçemez.
Çaycı da Emre'nin sütununda. Her sabah cama iki kez vurur, bir bardak bırakır. Bir gün sapacak. O günün hangi gün olduğunu ve ne anlama geldiğini Emre dosyasında tutuyor.
Ara sahneler
Kayıp Eşya'da oyuncunun denetiminin elinden alındığı tek an gün kapanışı. Son tren anonsu duyulur, gişe camı iner, gün sonu defteri açılır, ışık değişir. Oyuncu bu birkaç saniyede bir şey yapamaz. Bu kısa bir ara sahne.
Emre burada bir şeyi fark ediyor. Kapanış her gün aynı, ama defterdeki satırlar her gün başka. Ara sahnenin çerçevesi yazılmış, içi oyunun gününden doluyor. Kasetçalar sabahının akşamında defterde şu satır var: "Kasetçalar. Depoya indi." O satırı kimse tek tek yazmadı. Defter, rafın kararını kaydetti.
Diyalog
Diyalog yazılmış anlatının en görünür parçası. Ziyaretçilerin her cümlesi Emre'nin kaleminden çıkıyor. "Bir kasetçalar arıyorum. Trende bıraktım." "Buldunuz demek." "Yine geldiniz."
Ama hangi cümlenin ne zaman söyleneceğine artık yalnız Emre karar vermiyor. Koşullu satırlar oyunun durumuna bakıyor. Kasetçalar adamının dördüncü sabahki cümlesi doğru yazılmıştı. Yanlış olan, cümlenin söylendiği durumdu. Emre adamın o sabah boş bir rafla karşılaşabileceğini hiç düşünmemişti.
Görev zinciri
Ana görev Hulusi Bey'in kapanmamış satırı. Memur onu ilk gün görür. Ama satırın sorusuna tek adımda varılmaz.
Emre zinciri teslimlere bağlıyor. Memur bir eşyayı doğru sahibine verdikçe defterin bir sonraki sayfasına bakabiliyor. Hulusi Bey'in yazısını başka satırlarda tanıyor, sonra etiketlerde. Zincirin sırası sabit. Oyuncu bir halkayı atlayamaz, yalnız ne zaman varacağını seçer.
Final
Finali kim yazacak? Tahtadaki iki sütunun arasında boş duran tek soru bu. Kayıp Eşya'nın sonları henüz yazılmadı. Emre finali tamamen kendi sütununda tutmak istiyor. Burcu ise oyunun son gününün dünden kurulmasını istiyor; o gün rafta ne kaldıysa son o olsun.
Nermin Hanım ikisine de henüz cevap vermiyor. Yalnız şunu not ediyor: final, yazarın en çok elinde tutmak istediği yer. Ama kendiliğinden doğan bir oyunda oyuncu finale kendi hikâyesiyle gelir. Yazılmış bir son o hikâyeyi duymazsa, ekranda doğru cümle yanlış kişiye söylenir.
Sistemlerin etkileşimi
Oyunun sütununa Tolgahan'ın kuralları giriyor. Raf sınırlı. İtibar, içine bakan memurdan uzaklaşır ve gişedeki sırada okunur. Güven konuşmada yaşar. Gar saati her soruyla ilerler.
Kasetçalar sabahı tek bir kuraldan çıkmadı. İtibar düştü, sıra kısaldı. Sıra kısalınca raftan az eşya çıktı. Raf doldu, en eski eşya indi. Zincirin her halkası Tolgahan'ın kodunda ayrı bir satırdı. Hiçbir satır bir öbürünü anmıyordu.
Rafı dolduran şey de yazılmış değil. Tolgahan her sabah rafa birkaç sıradan eşya koyan küçük bir düzenek kurdu.
Bir sabah bir atkı geliyor, bir sabah bir okul çantası, bir sabah bir kitap. Bunların hikâyesi yok. Ama yer kaplıyorlar. Hikâyeli dört eşyayı rafın ucuna doğru iten onlar.
Kasetçaların yerinde şimdi temiz bir dikdörtgen duruyor. Tolgahan'ın rafı henüz toz tutmuyor. Emre tutmasını istiyor. O boşluğu bu kez oyunun kendisi bırakmış olacak. Oyuncu ona her bakışında kendi sabahını hatırlayacak.
Oyuncunun kendi hikâyesi
Burcu testten sonra olanı anlatırken "Ben adamın kasetini depoya gönderdim," diyor. Göndermedi. Raf gönderdi. Ama Burcu nedeni kendi kararlarında arıyor. Kutuyu açmasaydı, ipi çözmeseydi sıra kısalmayacaktı.
Bu hikâyede Emre'nin cümlesi de var, rafın kararı da. Ama anlatan Burcu ve hikâyenin kahramanı da o. Yazarın yazdığı hikâye bir kişiye ait değildir. Oyuncu hikâyesi ise yalnız onu yaşayana aittir.
Beklenmedik sonuç ve tekrar
Selim aynı sabahı yeniden kurmak istiyor. Burcu'nun yaptıklarını kâğıda yazıyor ve aynen tekrarlıyor. Ama sıradan eşyalar başka sırayla geliyor. Raf bir gün geç doluyor. Kasetçalar adamı geldiğinde kasetçalar rafta.
"Demek tesadüftü," diyor Selim.
Tolgahan katılmıyor. Kasetçaların inmesi tesadüftü. Ama rafın dolabileceği, adamın boş rafa gelebileceği kuralların içindeydi. Oyun o anı her test edene vermiyor. Yalnız ihtimali her seferinde masaya koyuyor. Tekrar oynanabilirliği taşıyan da bu: aynı kurallar her oyunda başka bir hikâye çıkarabiliyor.
Emre yine de bir şey yapmak istiyor. Bir yönetici düzenek önerilecek mi, Emre bunu soruyor.
Böyle bir katman kasetçaları adamın geleceği sabah depoya göndermeyebilirdi. Burcu buna karşı çıkıyor. "O zaman o sabah hiç olmazdı." Sonunda Emre başka bir yol seçiyor. Raf kuralına dokunmuyor. Adama boş rafa bakarken söyleyeceği bir koşullu satır yazıyor: "Gitmiş demek. Olsun."
Sistem ve tema
Nermin Hanım tahtadaki ikinci sütuna bir kez daha bakıyor. Tolgahan'ın kuralları, Emre'nin hiç yazmadığı bir şey söylüyor.
İçine bakmak itibarı düşürüyor. Yani mahremiyeti çiğneyen memura daha az kişi emanet ediyor. Daha az emanet edilince raf doluyor. Raf dolunca bir şey unutuluyor ve geri gelmiyor. Oyun bunu kimseye öğütlemiyor; yalnız işletiyor. Ama bu işleyiş, oyunun konusu olan emanet, mahremiyet ve hatırlamayı tek bir döngüde birbirine bağlıyor.
Emre bunu bir cümleyle yazsaydı öğüt olurdu. Burcu onu raf boşaldığında yaşadı. Kurallar temayla aynı yöne baktığında, kendiliğinden doğan an da yazarın sözünü taşır.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kuralı, temanın bir cümlesi gibi oku. Bir sistemi kurmadan önce onu düz bir önermeye çevir. "İçine bakan memura daha az kişi gelir." Bu cümle oyunun söylemek istediğiyle aynı yöne bakıyor mu? Bakmıyorsa sistem, yazarın her diyaloğunu sessizce yalanlar.
Yazılmış anı, sistemlerin kesişme noktasına koy. Önceden yazılmış olayın en güçlü yeri, birden çok kuralın sonucunu aynı ana topladığı yerdir. Kemancının akşam trenine yetişmesi gar saatine, itibara ve rafın düzenine bağlı. Emre tek bir sabit an yazdı, ama o ana üç kural yaklaşıyor.
Koşullu satırı olayın kendisine değil, sonucuna yaz. Emre kasetçaların depoya inmesini ayrıca öngöremezdi. Ama "eşya rafta değil" durumunu öngörebilirdi. Satırı durumun en genel hâline yaz. Böylece kimsenin tasarlamadığı bir yoldan gelen oyuncu da cevabını bulur.
Oyuncunun kendini suçlayabildiği yeri koru. Burcu kasetçaları kendi kararlarına bağladı ve bu yüzden etkilendi. Sistem nedeni okunur bıraktı: kısalan sıra, dolan raf. Neden okunmazsa oyuncu olayı rastlantı sayar ve ondan bir şey taşımaz. Sonuç sessiz olabilir, nedenin izi ise görünmelidir.
Anlatı yöneticisini açgözlü kurma. Her rastlantıyı törpüleyen bir katman, oyunun en canlı anlarını da törpüler. İyi bir yönetici kötü anı silmez; ona hazırlanacak bir nefes bırakır. Burcu'nun itirazı haklı: bazı sabahlar acı olmalı.
Prosedürel malzemenin hikâyesi olmamalı, ağırlığı olmalı. Atkı, okul çantası, kitap kimseye bir şey anlatmıyor. Bu bilinçli. Hikâyeli eşyalar sıradanların arasında fark ediliyor. Ama sıradanlar yer kaplamasa, hikâyeli eşyalar hiç tehlikeye düşmezdi.
Rastlantıyı tohumla kayda al. Tolgahan'ın raf doldurucusu rastlantıyla çalışıyor. Ama rastlantının başlangıç değeri kaydedilirse, aynı sabah yeniden kurulabilir. Selim'in kaybettiği an, böyle bir kayıtla geri gelir. Hata ayıklamak için de, bir anı başkasına göstermek için de bu şart.
Kalıcı kaybı az ve okunur tut. Depoya inen eşya geri gelmiyor. Bu bir oyunda bir kez acı verir, on kez yıpratır. Kalıcı kaybın sayısı azaldıkça her birinin ağırlığı artar. Tolgahan'ın raf sınırı bu yüzden oyunun en hassas ayarı.
İki sütunu aynı dosyada tut. Emre'nin koşullu satırları bir dosyada, Tolgahan'ın kuralları başka bir dosyada durursa ikisi hiç karşılaşmaz. Her kuralın yanına, üretebileceği durumları yaz. Her durumun yanına, onu karşılayan yazılmış satırı. Boş kalan hane, bir sonraki kasetçalar sabahıdır.
Testçinin anlattığını, testin verisinden önce dinle. Tolgahan'ın kaydı rafın ne zaman dolduğunu gösterir. Burcu'nun anlattığı ise oyuncunun neyi neye bağladığını. Oyuncu hikâyesi, sistemin oyuncunun kafasında nasıl göründüğünün tek kaydıdır.
Finali yazarken oyuncunun hangi hikâyeyle geldiğini sor. Yazılmış bir son, oynanmış günleri hiç duymazsa, oyuncuya bir başkasının finalini okutur. Son, oyunun dünkü durumundan en az bir şeyi tanımalı.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Kendiliğinden doğan anlatıda yazara iş düşmez."
Yazar kuralları yazar. Hangi şeyin sınırlı olduğu, hangi eylemin iz bırakacağı, hangi kaybın geri dönmeyeceği yazarın kararıdır. Kasetçaların inmesini kimse yazmadı, ama inebileceğini Tolgahan yazdı.
Yaygın yanlış"Ya yazılmış ya kendiliğinden doğan; ikisi bir arada olmaz."
Çoğu oyun ikisini karıştırır. Kayıp Eşya'da ziyaretçinin cümlesi yazılmış, o cümlenin söylendiği raf kendiliğinden doğmuş.
Yaygın yanlış"Rastlantı arttıkça anlatı zenginleşir."
Rastlantı yalnız gürültü üretebilir. Anlam, rastlantının dokunduğu kuralların bir şey söylemesinden gelir. Rafın sınırı unutmayı anlatmasa, kasetçaların inmesi yalnız bir hata olurdu.
Yaygın yanlış"Beklenmedik an tekrarlanamıyorsa tasarlanamaz."
O anın kendisi tekrarlanmaz. Ama o türden anın ihtimali tasarlanır ve test edilir. Yazarın elindeki ayar, olayın ne sıklıkla gelebileceğidir.
Yaygın yanlış"Oyuncunun hikâyesi, yazarın hikâyesinin kötü bir kopyasıdır."
Oyuncu hikâyesi başka bir türdür. Yazarın hikâyesi bütün oyunculara aynıdır. Oyuncunun hikâyesi yalnız ona aittir ve bu yüzden daha uzun hatırlanabilir.
Yaygın yanlış"Sistem tarafsızdır, anlamı diyalog taşır."
Her kural bir dünya görüşü taşır. İçine bakmanın cezasız olduğu bir Kayıp Eşya, mahremiyet hakkında Emre'nin bütün cümlelerinden başka bir şey söylerdi.
Yaygın yanlış"Kendiliğinden doğan anlatı büyük, karmaşık oyunların işidir."
Tek odalı bir oyunda da kurallar birbirine çarpar. Kayıp Eşya'nın bir rafı, bir sırası ve bir saati var. Bu kadarı bir sabahı kimsenin beklemediği bir yere götürmeye yetti.
Yaygın yanlış"Ara sahne her zaman oyuncuyu oyundan koparır."
Ara sahne kısa ve oyunun durumunu taşıyorsa bir nefes olur. Kayıp Eşya'nın gün kapanışı her gün aynı çerçeveyle gelir, ama içindeki defter satırı oyuncunun gününü yazar.
Yaygın yanlış"Kuralları programcı yazar, hikâyeyi yazar."
Raf sınırını Tolgahan kodladı, ama sınırın ne söylediği bir anlatı kararıdır. Yazar kural masasında yoksa kural, onun hiç onaylamadığı bir şeyi anlatır.
Yaygın yanlış"Final mutlaka yazarın elinde kalmalı."
Final yazılabilir de, oyunun durumundan kurulabilir de. Hangisi seçilirse seçilsin, oyuncunun oynadığı günleri tanımayan bir son eksik kalır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Oyun yazarı iki malzemeyle çalışır: önceden yazılmış olaylar ve olay doğuran kurallar.
- Ara sahne, diyalog, görev zinciri ve final yazarın elinde tuttuğu biçimlerdir.
- Kendiliğinden doğan an, ayrı yazılmış kuralların aynı anda çarpışmasından çıkar.
- Prosedürel üretim kuralların üzerine bastığı sıradan malzemeyi sağlar.
- Oyuncu hikâyesi, oyuncunun olayları kendi kararlarına bağlamasıyla kurulur.
- Aynı an tekrar etmez; aynı türden anın ihtimali tasarlanabilir.
- Anlatı yöneticisi zamanı ayarlar, ama her rastlantıyı törpülerse en canlı anı da siler.
- Koşullu satır olayın kendisine değil, oyunun en genel durumuna yazılırsa beklenmedik ana da cevap verir.
- Final, oyuncunun oynadığı günlerden en az bir şeyi tanımalıdır.
- Kural, temanın bir cümlesidir; temaya ters bakan bir sistem diyaloğu yalanlar.
Sonraki derse köprü
Kasetçalar adamı boş rafa bakıp "Gitmiş demek. Olsun." diyor. Cümleyi Emre yazdı, ama adamı o sabah oraya bir kural getirdi. Kayıp Eşya'nın ziyaretçileri artık iki yerden besleniyor: yazılmış replikleri ve onları yöneten davranış. Aynı ziyaretçi her sabah aynı selamı verince bir insan mı kalır, bir düzeneğe mi döner? Memurun dünkü kararına ne kadar tepki verirse karakter olur? Sonraki ders, oyun karakterlerini bu soru üzerinden ele alıyor.