Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Üslup bir romanın nasıl anlattığında yaşar; perdeye cümle olarak değil, biçim kararları olarak geçer.
- Ritim çevirisi cümlenin uzunluğunu değil, nefes alış kalıbını kurguya taşır.
- Malzeme paleti betimlerden çıkar ve mekânı kaynağın gözüyle kurar.
- Paletin dışından gelen bir malzeme hikâyenin bir dönemecini taşıyabilir.
- Anlatıcı tavrı kameranın duruşuna, sabrına ve sesin düzeyine çevrilir.
- Kaynak nakaratı bir hareket ya da sesle karşılanır ve her dönüşte biraz değişir.
- Görsel sistem tek bir benzetmeyi değil, benzetmelerin ortak kuralını taşır.
- Sistem kaynağın açık bıraktığı soruya hizmet eder, onu kapatmaz.
- Bölüm eşiğinin karşılığı aranır; seçilen eşik hangi sesle konuştuğunu bilmelidir.
- Eğretileme resmedilmez; dünyanın içindeki bir nesneye ya da işe bağlanır.
- Üslup silinirse kuşkunun bir katmanı da silinebilir.
Açılış sahnesi
KANTAR dosyası Selim'in çantasına döndü; masada yine Emre'nin gevşek ciltli romanı var. Emre bu kez sayfaları değil, kenar boşluklarını gösteriyor. Vecdi'nin her cilt eğretilemesinin yanına ince bir kurşun kalem çentiği atmış. Çentikler sayfaların neredeyse hepsine yayılmış.
"Deneme sahnelerim doğru," diyor Emre. "Sayım defteri, anahtar, çay kutusu. Ama okuyunca Vecdi'yi değil, herhangi bir yaşlı ustayı görüyorum. Cümleleri gitti."
Bir paragrafı okuyor. «Sevgili okur, aklımdan düşen her şey sırtı kopmuş bir kitaptır; formalar ortada durur, hangisinin önce geldiğini kimse bilmez.»
Sonra kendi deneme sayfasından bir satır okuyor: «Vecdi deriyi sayar. Defterine yazar.» İki metin yan yana duramayacak kadar ayrı. Biri bir insanın sesi, öteki bir tutanak.
Burcu hemen bir görüntü öneriyor. Vecdi bir şeyi unuttuğu anda bir kitabın sırtı kopsun, formalar yere saçılsın.
Selim itiraz ediyor. "O zaman seyirci kitabı izler, Vecdi'yi değil. Bir benzetmeyi resmetmiş oluruz. Romanda o kitap hiçbir rafta durmuyor."
"Peki bu cümleler nereye gidecek?" diye soruyor Emre.
Nermin Hanım romanı kapatıp sırtını avucuna yaslıyor. "Cümle olarak hiçbir yere. Ama cümleyi kuran el filmin her kararına girebilir."
Kaynağın üslubu perdeye cümle olarak geçmez; kurgunun ritmine, mekânın malzemesine, kameranın duruşuna ve dünyanın içindeki nesnelere dağılarak geçer.
Bu derste ne olacak
Romanın dilini perdeye taşımanın yollarını tek tek arayacağız. Vecdi'nin uzun, virgüllü cümlesinin kurguda nasıl bir nabza dönüştüğüne bakacağız. Atölyeyi tarif ederken seçtiği malzemelerden bir tasarım dili çıkaracağız. Gururlu, okura göz kırpan sesinin kameraya nasıl bir duruş verdiğini tartacağız. Romanın tekrar eden sözlerini ve bölüm sonlarını filmin araçlarıyla karşılayacağız. Dersin merkezinde ise cilt eğretilemeleri var: forma forma dikilen bir ömür, sırtı kopmuş kitap, kimsenin görmediği sırt işareti. Bunları perdede birbirine bağlı bir görüntü düzenine çevireceğiz. Filmler Paris metrosundan, Himalaya'daki bir manastırdan, bir yazı makinesinin içinden, Floransa'daki bir pansiyondan ve mektuplarla yürüyen bir dedikodudan gelecek.
Sıfır noktası
Bir romanın üslubu, hikâyenin ne anlattığında değil, nasıl anlattığında yaşar. Aynı olay iki yazarın elinde iki ayrı kitap olur. Biri kısa ve kuru cümlelerle anlatır, öteki uzun ve süslü cümlelerle. Okur ikinci kitabı kapattığında yalnız olayı değil, o sesi de hatırlar.
CİLTÇİ'de bu ses Vecdi'nin sesi. Cümleleri uzun, virgülleri bol. Her şeyi kendi zanaatının diliyle adlandırıyor. Bir ömür onun için formalarla dikilen bir cilt, unutulan bir şey ise sırtı kopmuş bir kitap. Okur bu dili önce bir ustanın gururu diye okuyor. Sonra aynı dilin bir şeyi örttüğünü seziyor.
Cümle dokusu perdeye doğrudan geçmez. Kamera bir cümleyi çekemez. Ama bundan üslubun kaybolması gerektiği sonucu çıkmaz. Film de bir dildir. Onun da ritmi, malzemesi, duruşu ve tekrarları var. Uyarlamacının işi, romanın cümle düzeyinde yaptığını filmin biçim düzeyinde yeniden yapmak.
CİLTÇİ'de üslubun bir işi daha var. Vecdi'nin süslü kesinliği, romanın kuşkusunu taşıyan katmanlardan biri. Okur önce bu dile güveniyor. Sonra dilin fazla emin, fazla cilalı olduğunu fark ediyor. Bir adam her şeyi bu kadar güzel adlandırıyorsa, adlandıramadığı bir şeyden kaçıyor olabilir. Üslup perdeden silinirse bu katman da silinir. Geriye kanıtlar kalır, ama kanıtların üstüne çekilmiş örtü kaybolur.
Emre'nin deneme sahnelerinde bu karşılık henüz yok. Sahneler bilgi taşıyor ama ses taşımıyor. Vecdi tezgâhın başında duruyor, deriyi sayıyor, anahtarı boynuna asıyor. Hepsi doğru. Ama bu sahneleri başka bir romandan uyarlanmış başka bir film de kullanabilirdi.
Kolay yollardan biri üslubu bütünüyle bırakmak. Film doğru olur ama kimsenin filmi olmaz. Öteki kolay yol üslubu resmetmek. Her benzetmeye bir görüntü eklenir, Burcu'nun saçılan formaları gibi. Film o zaman kaynağın cümlelerini süslü bir slayt gösterisine çevirir. Üçüncü bir yol daha zahmetli. Üslup, sahnenin içeriğine değil, sahnenin biçimine girer.
Mekanizma
Cümleden kesmeye
Vecdi'nin cümlesinin bir kalıbı var. Uzun bir yay gibi açılıyor, virgüllerle ilerliyor ve kısa, sert bir sözle kapanıyor. Romanın ilk cümlesi de böyle biter: «bunu baştan bilin.»
Emre ilk önce uzun planlar istiyor. Selim uzunluğun tek başına bir şey söylemediğini hatırlatıyor. Asıl taşınacak olan kalıp: uzun bir akış ve onu kapatan kısa bir darbe. Selim sabah törenini öyle kuruyor. Tutkal ısınıyor, mühre kâğıdı düzlüyor, iğne formaları bağlıyor. Kamera hiç kesmeden, sabırla izliyor. Sonra tek bir sert kesme geliyor: damga kitabın sırtına iniyor.
Romanda tutkal kokusunu almadığı sabah Vecdi'nin cümlesi yolunu şaşırıyor. Film bu şaşmayı da aynı kalıptan kurabilir. Alışılmış uzun akış bu kez darbesine varmıyor. Seyirci beklediği kesmeyi alamıyor ve bir şeyin aksadığını cümlesiz duyuyor.
Betimden tasarıma
Vecdi atölyesini malzemenin adıyla anlatıyor. Vişne çürüğü deri, damarlı ebru kâğıdı, sararmış kemik mühre, kehribar renkli tutkal. Romanda bir rengin adı bile bir zanaat bilgisi taşıyor.
Burcu listeyi çıkarıyor: deri, kâğıt, kemik, tutkal, ahşap. Atölyede başka bir yüzey yok. Işık bile tutkalın kehribarından ödünç. Bu palet Vecdi'nin gözünü taşıyor. Seyirci odayı onun sevdiği malzemelerle görüyor.
Sonra palet bir iş daha görüyor. Vecdi'nin duvara yapıştırdığı not kâğıtları bembeyaz ve sıradan. Paletin dışından geliyorlar. Her yeni kâğıt, ustanın kendi dünyasına giren yabancı bir malzeme gibi göze çarpıyor. Vecdi bir ömür kâğıdı seçerek, damarına bakarak kullandı. Şimdi duvarında rastgele koparılmış bir bloknot yaprağı var. Seyirci bu farkı bir sözle değil, bir yüzeyle okuyor.
Anlatıcının duruşu
Vecdi'nin sesi gururlu ve kendinden emin. Okura "sevgili okur" diye sesleniyor, onu atölyesine buyur ediyor.
Selim bu tavrı kameraya veriyor. Kamera tezgâh hizasında duruyor, ellere yakın. Ustalığı sabırla, saygıyla izliyor. Bıçağın kâğıdı kesişi, mührenin sürtünmesi temiz ve net duyuluyor. Vecdi'nin sesi perdede kalsa da kalmasa da onun gururu bu duruşta yaşıyor.
Burcu bir soru soruyor: kamera bu saygıyı film boyunca korursa, seyirci Vecdi'den kuşkulanmaya nasıl başlayacak? Nermin Hanım iki işi birbirinden ayırıyor. Tavır anlatıcının dünyaya bakışıdır; ona inanıp inanmamak başka bir iş. Kamera ustanın ellerine saygı duyabilir. Bu saygı, o ellerin bir sabah yanlış formayı tutmasını daha da görünür kılar.
Tekrardan motife
Vecdi romanda bazı sözlere dönüp duruyor. En sık döndüğü söz "sırtı sağlam". Önce bitirdiği bir kitap için söylüyor, sonra eski bir dostluk için. Romanın ortasında aynı sözü kendisi için kullanıyor. Okur o noktada sözün artık bir ölçüm değil, bir dilek olduğunu duyuyor.
Emre nakaratı bir harekete bağlıyor. Vecdi her kitabı bitirdiğinde sırtına parmak boğumuyla iki kez vuruyor. Ses kuru ve dolgun. Bu hareket görsel bir motif olarak dönüyor. Bir sabah Vecdi vuruşu bitirip kitabı bırakıyor. Sonra yeniden alıp bir kez daha vuruyor. Seyirci ikinci vuruşun neden geldiğini kendisi çıkarıyor; Celâl'in selamına iki kez karşılık verilen sabahı hatırlıyor.
Monologdan davranışa
Vecdi'nin iç sesi sık sık yoldan sapıyor. Gülşah'ı suçlarken birden kâğıdın damarına, iyi bir dikişin sesine geçiyor. Sesin perdede kalıp kalmayacağı ayrı bir karar. Ama sapmanın kendisi bir davranışa dönüşebilir. Emre'nin taslağında Vecdi kızı sorguya çekerken susuyor. Tezgâhtaki bir kâğıdı hizalıyor, kenarını mühreyle bastırıyor. Sonra kaldığı yeri bulamıyor.
Eğretilemeden sisteme
Dersin asıl sorusu burada. Vecdi'nin eğretilemeleri tek tek süs değil, bir aile. Hepsi aynı zanaattan geliyor ve bir hayatı bir kitap gibi düşünüyor. Tek bir söz imgesi perdede kendi karşılığını arayabilir. Bir aile ise ortak bir mantık ister; yoksa her benzetme ayrı bir yöne çeker.
Atölye sistemin kurallarını yazıyor. İlk kural: her eğretilemenin dünyada gerçek bir karşılığı olacak. Filmde hiçbir benzetme atölyenin dışına çıkıp resmedilmeyecek. Burcu'nun saçılan formaları bu yüzden düşüyor.
İkinci kural: sistemin kendi kitabı olacak. Emre'nin denemesinde Vecdi film boyunca tek bir kitabı ciltliyor. Formalar sırayla dikiliyor, her sekansta bir yenisi. "Forma forma" söz olmaktan çıkıp ilerleyen bir işe dönüşüyor.
Üçüncü kural: sistem bozulurken de kendi dilini kullanacak. Bir akşam Vecdi formaları sayıyor ve biri eksik. Gülşah'ı suçluyor. Ertesi gün eksik forma yanlış sırada, ötekilerin arasında çıkıyor. "Sırtı kopmuş kitap" hiç söylenmiyor. Seyirci onu tezgâhın üstünde görüyor: sırası karışmış, dikişi yarım bir kitap.
Dördüncü kural: sırt işareti sistemin imzası. Vecdi her bitmiş kitaba onu basıyor. İşareti basıp basmadığını hatırlamadığı an, sistemin ilk çatlağı.
Selim bir son öneriyor: işareti son sahnede Gülşah bassın. Emre reddediyor. O görüntü romanın açık bıraktığı soruyu kapatır. Sistem kaynağın sorusuna hizmet eder, onu çözmez.
Bölümden sekansa
Romanın bölüm başlıkları cilt işinin aşamalarından geliyor: Katlama, Dikiş, Tutkal, Sırt, Kapak. Okur her başlıkta bir duraklama yaşıyor.
Emre başlıkları ara yazı olarak denemek istiyor. "Dikiş" yazısından sonra formaların dikildiği bir sekans, "Sırt" yazısından sonra işaretin unutulduğu sabah. Nermin Hanım uyarıyor: ara yazı filme bir anlatıcı daha ekler. O yazıyı kim yazıyor? Vecdi mi, yoksa onu dışarıdan izleyen biri mi?
Selim başka bir eşik öneriyor. Her sekans akşam kepengin inişiyle kapanıyor. Sabahları Celâl'in kepengi açılıyor, akşamları Vecdi'ninki iniyor. Ses kimsenin sesi değil, sokağın sesi. Romanın bölüm duraklaması böylece dünyanın içinden geliyor. Karar şimdilik açık.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Önce cümlenin kalıbını çıkar. Kaynaktan birkaç uzun cümle al ve yalnız biçimlerine bak: nerede nefes alıyor, nerede vuruyor? Ritim çevirisi bu kalıptan başlar, cümlenin içeriğinden değil.
Paleti kısa tut. Malzeme listesi uzadıkça bir şey söylemez olur. Beş malzeme bir dünya kurar; on beş malzeme bir dekor deposu olur.
Paletin dışını bilerek kullan. Listenin dışından gelen bir malzeme seyircinin gözüne batar. CİLTÇİ'nin beyaz not kâğıtları gibi, bu yabancılık hikâyenin bir parçası olabilir. Yeter ki bilerek konmuş olsun.
Tavrı yönergeyle değil, seçimle yaz. Senaryo kamera yönergesiyle dolmaz. Ama tavır sahnenin nerede başladığında, neyin yakından görüldüğünde, hangi sesin net duyulduğunda kendini gösterir.
Eğretilemeyi resmetme. Bir benzetmeye ayrı bir görüntü eklemek onu bir çizime çevirir. Benzetme dünyanın içindeki bir nesneye bağlanırsa sahneden kopmaz.
Sistemin kuralını bir cümleyle yaz. Görsel sistemin kuralı tek cümleye sığmıyorsa henüz kural değildir. "Formalar her sekansta bir ilerler" bir kuraldır; "kitap imgesi sık sık görünür" değildir.
Sistemi sorunun hizmetine koş. Sistem kaynağın açık bıraktığı soruyu kapatmaya başlarsa fazla konuşuyordur. Selim'in son önerisi bu yüzden düştü.
Nakaratın değişmesini planla. Aynı biçimde dönen bir motif bir süre sonra duyulmaz olur. Her dönüşte küçük bir fark seyircinin dikkatini canlı tutar.
Üslubu filmin geneline yay. Üslup tek bir sahnede gösteriş yapmaz. Bir parça kurguda, bir parça tasarımda, bir parça seste yaşar. Bir araç düşerse öbürleri ayakta kalır.
Düzeni bozmadan önce kur. Ritim çevirisinin en güçlü anı, alışılmış kalıbın aksadığı an. Seyirci kalıbı birkaç kez görmeden aksamayı fark etmez. Sabah töreni bu yüzden filmin başında tam ve kesintisiz durmalı.
Kaynağın eğretileme ailesini bul. Tek tek benzetmeleri değil, onları birbirine bağlayan alanı ara. Vecdi'nin bütün benzetmeleri ciltten geliyor. Aile bulununca sistemin malzemesi de bulunmuş olur.
Sistemi bir işe bağla. Görsel sistem en sağlam hâlini, film boyunca ilerleyen gerçek bir işe yaslandığında alır. Vecdi'nin ciltlediği kitap her sekansta bir adım ilerliyor. Seyirci sistemi izlediğinin farkına bile varmıyor.
Tavırla inancı ayır. Kamera anlatıcının dünyaya bakışını taşıyabilir, onun her sözünü doğrulamadan. Saygılı bir kadraj, içindeki küçük yanlışı daha görünür kılar.
Eşiğin kimin sesiyle konuştuğunu bil. Ara yazı filmin dışından konuşur ve bir anlatıcı gibi davranır. Kepenk, ezan, bir zil dünyanın içinden konuşur. Hangisinin kaynağın sesine yakın durduğunu tart.
Sesi de paletle düşün. Malzeme paleti yalnız göze değil kulağa da kurulur. Atölyenin sesleri kâğıt, bıçak, iğne ve ahşaptan geliyor. Vecdi'nin değiştirdiği kilidin metal tıkırtısı bu seslerin arasında yabancı duruyor. Kuşku ilk kez bir sesle odaya giriyor.
Üslubun yorulmasını da hesaba kat. Süslü bir dil iki saat boyunca aynı yoğunlukta sürerse ağırlaşır. Kaynağın kendi iniş çıkışlarını bul ve filmin yoğunluğunu onlara göre ayarla.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Süslü bir romanın filmi de süslü görüntülerle dolu olmalı."
Üslup görüntünün süsünde değil, biçim kararlarında yaşar. Vecdi'nin süslü dili perdede sabırlı bir kamerayla daha iyi karşılanabilir.
Yaygın yanlış"Uzun cümle uzun plan demektir."
Aktarılan şey uzunluk değil, kalıp. Vecdi'nin cümlesinde asıl iş, uzun akışı kapatan kısa darbede.
Yaygın yanlış"Eğretilemeyi göstermek için ona bir görüntü eklenir."
Ayrı bir görüntü benzetmeyi bir çizime çevirir. Naked Lunch bile benzetmelerini dünyanın içine, yazı makinelerine yerleştirdi.
Yaygın yanlış"Görsel sistem, filmde sık tekrar eden bir imgedir."
Sistem tekrar değil, kuraldır. Tekrar eden bir imge kuralı yoksa yalnız bir süs olarak kalır.
Yaygın yanlış"Betimlemeyi perdeye taşımak, tarif edilen her şeyi göstermektir."
Black Narcissus dağları hiç gidip çekmedi. Romanın betimindeki etkiyi stüdyoda yeniden kurdu.
Yaygın yanlış"Anlatıcının tavrı ancak dış sesle taşınır."
Tavır kameranın yüksekliğine, sabrına, sesin düzeyine dağılabilir. Love & Friendship ironiyi yazıya, kadraja ve oyunculuğa böldü.
Yaygın yanlış"Romanın bölümleri filmin sekanslarıdır."
Bölüm bir okuma birimi, sekans bir izleme birimi. Eşiklerin karşılığı aranır, sınırları birebir kopyalanmaz.
Yaygın yanlış"Üslup bir süstür, hikâyeye bir şey katmaz."
Üslup bazen hikâyenin kendisini taşır. Vecdi'nin cilalı kesinliği, romanın kuşkusunun bir katmanı. Onu silmek o katmanı da siler.
Yaygın yanlış"Görsel sistem, kaynağın sorusuna bir cevap vermelidir."
Sistem soruyu taşır, kapatmaz. Sırt işaretini Gülşah'a bastırmak romanın açık bıraktığı yeri tek bir görüntüyle doldururdu.
Yaygın yanlış"Malzeme paleti sanat yönetmeninin işidir."
Palet kaynağın betimlerinden çıkar. Onu çıkarmak, kaynağı en iyi okuyan kişinin, yani senaristin işidir.
Yaygın yanlış"Kaynağın tekrarları filmde de aynen tekrarlanmalı."
Sayfada dönen bir söz perdede aynı sözle dönerse çabuk aşınır. Vecdi'nin "sırtı sağlam"ı filmde bir harekete bağlandı ve her dönüşte biraz değişiyor.
Yaygın yanlış"Bölüm başlıklarını ara yazı yapmak her zaman sadakattir."
Ara yazı filme yeni bir ses ekler. A Room with a View'da bu ses anlatıcının tavrıyla uyumluydu. CİLTÇİ'de aynı karar Vecdi'nin sesini mi, başkasının sesini mi taşıdığına göre tartılır.
Yaygın yanlış"Üslubu korumak için romanın cümleleri dış seste okunur."
Dış sesteki cümle bir araç olabilir, ama üslubu tek başına taşımaz. Görüntü o sesin söylediğini yalnız tekrar ederse üslup yine kaybolur.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Üslup bir romanın nasıl anlattığında yaşar; perdeye cümle olarak değil, biçim kararları olarak geçer.
- Ritim çevirisi cümlenin uzunluğunu değil, nefes alış kalıbını kurguya taşır.
- Malzeme paleti betimlerden çıkar ve mekânı kaynağın gözüyle kurar.
- Paletin dışından gelen bir malzeme hikâyenin bir dönemecini taşıyabilir.
- Anlatıcı tavrı kameranın duruşuna, sabrına ve sesin düzeyine çevrilir.
- Kaynak nakaratı bir hareket ya da sesle karşılanır ve her dönüşte biraz değişir.
- Görsel sistem tek bir benzetmeyi değil, benzetmelerin ortak kuralını taşır.
- Sistem kaynağın açık bıraktığı soruya hizmet eder, onu kapatmaz.
- Bölüm eşiğinin karşılığı aranır; seçilen eşik hangi sesle konuştuğunu bilmelidir.
- Eğretileme resmedilmez; dünyanın içindeki bir nesneye ya da işe bağlanır.
- Üslup silinirse kuşkunun bir katmanı da silinebilir.
Sonraki derse köprü
Romanın süslü cümleleri okura söyleniyor. Ama romanda Gülşah'a, Celâl'e, Ankara'daki oğluna da bir şeyler söylüyor. O konuşmalar da aynı ağdalı dille mi yazılmış? Sayfada güzel duran bir replik bir oyuncunun ağzında yapay kaçabilir. Kimi zaman onu konuşulabilir kılmak gerekecek, kimi zaman olduğu gibi korumak. Sıradaki iş, romanın diyaloğunu perdeye taşımak: hangi replik korunur, hangisi bölünür, hangi açıklama bir harekete dönüşür? Ve sayfada hiç yazılmamış yeni sahnelerde Vecdi nasıl konuşacak ki romanın sesinden kopmasın?