Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Duygusal sahnede seyirci duyguyu kendisi tamamladığında hisseder.
- Duygu hazırlığı, sahnenin anlamını önceden ve sessizce kurar.
- Duygu kısıtı karakterin duygusunu açıkça yaşamasını engeller ve sahneyi ısıtır.
- Savunma mekanizması karaktere özgüdür; Cemal sayar, İlknur bantlar.
- Duygu sızıntısı savunmanın içinden kaçan küçük bir harekettir.
- Alt metin ve işi olan bir sessizlik, söylenmeyeni taşır.
- Gecikmeli kırılma, duyguyu büyük andan sonraki küçük bir tetiğe erteler.
- Duygu sonrası hamle, duygunun karakteri değiştirip değiştirmediğini gösterir.
- Savunmaya dönüş sahneyi kapatır, ama seyirci çatlağı görmüştür.
- Ağlatma baskısı, aynı ana yığılan işaretlerle seyirciyi geri iter.
- En güçlü tek işareti bırakmak, sahneyi kısaltır ve derinleştirir.
- Duygusal sonuç bir ilişkinin kaymasıdır; ANAHTAR TESLİMİ'nde bir kelimeyle, «abla» ile görünür.
- Gözyaşının değeri, ondan önceki direnişin uzunluğuyla ölçülür.
Açılış sahnesi
Nermin Hanım dosyadan tek bir yaprak çıkarıyor. Kenarı ötekilerden daha sarı, daha çok elden geçmiş. "Bu sahneyi en çok ben sevdim," diyor. "En çok da ben yeniden yazdım."
Mutfak çekmecesi sahnesi. Cemal eşyaları boşaltırken annesinin ilaç saatlerini buluyor. Kâğıtlar İlknur'un el yazısıyla.
Burcu yüksek sesle okuyor. Cemal kâğıtları tek tek çeviriyor ve saatleri sesli okuyor. Sesi titriyor. Kâğıtları göğsüne bastırıp İlknur'a dönüyor ve uzun bir özür diliyor. İlknur ağlıyor. Tarkan koridordan koşup geliyor. Üç kardeş mutfak zemininde birbirine sarılıyor. Sayfanın kenarına bir not düşülmüş: hüzünlü bir piyano girer.
Burcu yaprağı bırakıyor. Masada uzun bir suskunluk oluyor. Masada yalnız çay kaşığının bardağa çarpan sesi var. Emre kalemini çeviriyor, Selim pencereye bakıyor. Sahne bir sırrı açıyor, bir özür veriyor, bir aileyi barıştırıyor. Hepsi iki sayfada oluyor.
Selim sonunda konuşuyor. "Kâğıtları bulduğu an çok güçlü. Sonra Cemal her şeyi söylüyor. Bana söyleyecek bir şey kalmıyor."
Emre sayfaya eğiliyor. "Nöbet'te de bir ilaç kâğıdı var," diyor. "Murat onu okumadan cebine koyuyor."
Nermin Hanım kalemini alıp piyano notunun üstünü çiziyor. Sonra özrün ilk cümlesini de çiziyor.
Nermin Hanım'ın en sevdiği sahnede Cemal ağlıyordu, İlknur ağlıyordu, piyano çalıyordu ve okuyan kimse ağlamıyordu.
Bu derste ne olacak
Bu derste duygusal bir sahneyi sayfada nasıl kurduğumuza bakacağız. Duygunun sahneden önce nasıl hazırlandığını, karakterin onu neden sakladığını göreceğiz. Bir duyguyu engelleyen koşulların sahneyi nasıl güçlendirdiğini konuşacağız. Alt metnin ve sessizliğin bu sahnelerde ne iş gördüğünü soracağız. Duygunun ardından gelen ilk hamleyi ve sahnenin geride bıraktığı değişimi izleyeceğiz. Seyirciyi ağlatmaya çalışan bir sayfanın neden geri tepebildiğini tartacağız. Sonunda ilaç saatleri sahnesini atölyeyle birlikte yeniden yazacağız. Beş film de bu ayrımları birer sahnede gösterecek: bir ölüm haberi, bir gece dönüşü, bir ifade masası, bir çan dökümü ve bir sınıf. Ders boyunca soru hep aynı kalacak: bu sahnede duyguyu kim tamamlıyor, karakter mi, seyirci mi?
Sıfır noktası
Duygusal sahne, ana işi seyirciye güçlü bir duygu geçirmek olan sahnedir. Tanımı basit görünür. Yazmaya oturunca zorluk başlar.
İlk taslaklarda çoğu yazar duyguyu sayfaya koymaya çalışır. Karakter ağlar, titrer, uzun uzun konuşur. Parantez içinde "ağlayarak" yazar. Bir müzik notu düşülür. Yazar duyguyu sayfada ne kadar çok gösterirse seyircinin o kadar çok hissedeceğini sanır.
Seyirci başka türlü çalışır. Bir duyguyu kendisi tamamladığında hisseder. Karakter her şeyi söylediğinde seyirciye tamamlayacak bir şey kalmaz. Seyirci izler, anlar, ama içinde bir şey kıpırdamaz. Bazen daha kötüsü olur ve seyirci geri çekilir. Kendisinden bir şey istendiğini sezer ve vermez.
Gerçek hayatta da insanlar duygularını çoğu zaman saklar. Bir cenazede en çok ağlayan kişi her zaman en çok kaybeden kişi değildir. En çok kaybeden bazen çay dağıtır, sandalye taşır, gelenlere teşekkür eder. Seyirci bu insanı tanır. Çay tepsisini taşıyan elin titrediğini görünce içi sızlar.
Nermin Hanım'ın ilk sürümü bu tanıdık insanı atlıyor. Cemal kâğıdı bulur bulmaz bütün savunmasını bırakıyor. Hâlbuki taslağın geri kalanında Cemal savunmalı bir adam. Halıyı ölçüyor, satış payını hesaplıyor, İzmir'e dönmek için saate bakıyor. İlknur da öyle. Koli bantlıyor, eşyaları ayırıyor, reçel kavanozunu buzdolabına geri koyuyor. Hiçbiri anneden söz etmiyor.
Bu yüzden ilaç saatleri sahnesi güçlü bir malzeme. Cemal'in bütün gün kaçtığı şey bir çekmecede, bir kâğıdın üstünde duruyor. İlknur'un yıllarca taşıdığı yük de aynı kâğıtta. Sahnenin yapması gereken tek şey bu malzemenin önünden çekilmek. İlk sürüm tam tersini yapıyor. Malzemenin önüne bir özür, bir sarılma ve bir piyano koyuyor.
Çoğu zaman duygusal sahne yazmak, ağlamamak için direnen bir karakteri yakalamak demektir. Direncinin bir an çatladığı yerde. Bu derste o çatlağın nasıl hazırlandığına, neyle tutulduğuna ve ardından ne olduğuna bakacağız.
Tahtanın köşesindeki ASANSÖR kartonu burada bir karşılaştırma veriyor. Asansörde duygu dışarıdan gelen bir tehlikeyle yükseliyordu. Kabin karardıkça korku büyüyordu. Dramda böyle bir dış itici yok. Mutfakta kimse kilitli değil, kimse tehlikede değil. Duyguyu yükseltecek tek şey karakterlerin kendi içindeki direnç. Yazarın elindeki araç da bu direnç oluyor.
Mekanizma
Duygu sahneden önce kurulur
İlaç saatleri kâğıdının bir anlam taşıması için seyircinin bazı şeyleri önceden bilmesi gerekiyor. İlknur'un annesine son yıllarında baktığını. Cemal'in bunu bildiğini ama hiç konuşmadığını. İlknur'un el yazısını.
Nermin Hanım'ın taslağında ilk ikisi var. Üçüncüsü yok. Burcu küçük bir ekleme öneriyor. Sabah İlknur kolilerin üstüne kendi el yazısıyla oda adları yazıyor: mutfak, salon, yatak odası. Cemal bir koliyi kaldırırken o yazıya bakmıyor bile. Kâğıtları bulduğunda ise yazıyı ilk bakışta tanıyacak. Seyirci de tanıyacak. Bu duygu hazırlığı, sahneye bir bilgiyi önceden ve sessizce bırakıyor.
Duyguyu engelleyen koşul
İlk sürümde Cemal mutfakta yalnız. Kimse onu görmüyor, kimse onu durdurmuyor. Bu yüzden ağlaması da hiçbir şeye mal olmuyor.
Atölye kısıtı aramaya başlıyor. Selim İlknur'u mutfağa koymayı öneriyor. İlknur tezgâhta tabakları gazeteye sarıyor. Cemal'in kâğıtları bulduğunu görmüyor. Ya da görüyor ve görmemiş gibi davranıyor. Cemal artık ağlayamaz. Ağlarsa kardeşinin önünde ağlar ve bu, yıllarca uzak durmasını itiraf etmek olur. Burcu bir kısıt daha ekliyor. Tarkan koridordan havaalanı servisinin saatini soruyor. Zaman daralıyor. Duygu kısıtı sahneyi soğutmuyor, tam tersine ısıtıyor. Seyirci Cemal'in ne hissettiğini değil, neyi tutmaya çalıştığını izliyor.
Savunma mekanizmasını sahneye taşımak
Her karakterin duyguyla baş etmek için kendine özgü bir yolu var. Cemal'in yolu hesap. İşi batmış bir adam rakamlara tutunuyor. Halının ölçüsü, satıştan düşecek pay, uçak saati. İlknur'un yolu iş. Bant, koli, sıra. Tarkan'ın yolu şaka ve telefon.
Atölye Cemal'in savunmasını kâğıdın önüne koyuyor. Cemal kâğıtlardan birini açıyor ve önce saatlere değil tarihlere bakıyor. Sonra ötekileri sayıyor. Dudakları kımıldıyor, bir hesap yapıyor. Kaç ay, kaç yıl. Bu, karaktere özgü tepki. Başka bir karakter kâğıdı koklardı, okşardı. Cemal sayıyor, çünkü onun dünyası sayılarla kurulu. Ve hesabın sonunda çıkan rakam onu vuruyor.
Duygunun sızdığı yer
Savunma tam kapanmaz. Bir yerinden bir şey kaçar.
Cemal kâğıdı katlıyor. Katlarken başparmağıyla kat yerini iki kez düzeltiyor. Kâğıt zaten düz. Bu hareket Cemal'in istediği bir şey değil. Seyirci ise onu görüyor. Selim bu ayrıntıyı tahtaya yazıyor. "Ağlamaktan daha çok şey söylüyor," diyor. Sızıntının gücü ölçüsünden geliyor. Karakter ne kadar çok saklarsa seyirci kaçan hareketin üstüne o kadar eğiliyor.
Alt metin de bu noktada iş görüyor. Atölyenin sürümünde Cemal kâğıdı sessizce yerine koyuyor. Sonra bir şey söylüyor, ama kâğıttan hiç söz etmiyor. "Bu çekmece de mi gidiyor?" İlknur başını kaldırmadan cevap veriyor. "Her şey gidiyor." Cümlelerin kelimeleri bir mobilyadan söz ediyor. Sahnenin taşıdığı ise bir annenin son yılları.
Sessizliğin yeri
İlk sürümde mutfak sesle dolu. Okunan saatler, özür, hıçkırık, piyano. Yeniden yazımda sessizlik geri geliyor. Ama her sessizlik işe yaramıyor. Atölye sessizliğe bir iş veriyor. Cemal kâğıdı okurken İlknur bant çekmeyi bırakıyor. Bant rulosunun sesi kesiliyor. Seyirci bu kesilmeyi duyuyor ve İlknur'un fark ettiğini anlıyor. Sonra bant yeniden çekiliyor. Daha hızlı, daha sert.
Patlama ertelenince
Emre bir soru soruyor. "Cemal hiç mi ağlamayacak?"
Nermin Hanım bir öneri getiriyor, ama taslağa işlemiyor. Taslakta Cemal halıyı iki kez ölçüyor. Belki ikinci ölçüm kâğıtlardan sonra gelir. Metre şeridi elinden kayar ve kendiliğinden sarılır. Cemal onu yeniden çekemez. Seyirci büyük anın üzerinden geçtiğini sanmıştır. Kırılma bir metre şeridinde gelince hazırlıksız yakalanır. Atölye bunu bir seçenek olarak bırakıyor.
Duygudan sonra ne olur
Duygusal anın kendisi sahnenin yarısı. Öbür yarısı karakterin ondan sonra ne yaptığı.
Kâğıt çekmeceye döndükten sonra Cemal İlknur'un elinden bant rulosunu alıyor. Onun kapatamadığı koliyi kendisi kapatıyor. Bir şey söylemiyor. Bu hamle bir özür mü, bir kaçış mı, belli değil. Ama Cemal'in bütün gün yapmadığı bir şey. İlk kez kardeşinin işine el koyuyor.
Koli kapanınca Cemal saate bakıyor. "Halıyı kim taşıyacak?" diye soruyor. Hesap geri geldi. Ama seyirci artık hesabın altını biliyor. Kapı yeniden kapanınca seyirci onun neyi örttüğünü hatırlıyor. Bundan sonraki her hesap cümlesi biraz başka duyulacak.
Sahnenin bıraktığı iz
Duygusal sonuç ilişkide bir kayma olarak görünüyor, bir olay olarak görünmüyor. Atölyenin sürümünde bu kayma bir kelimede görünüyor. Taslağın başından beri Cemal kardeşine adıyla sesleniyor: İlknur. Koliyi kapattıktan sonra ilk kez "abla" diyor. Nermin Hanım bunu da deneme olarak işaretliyor. Kelime bir barışmayı ilan etmiyor. Ertesi sabah anahtarın ne olacağı hâlâ açık.
Seyirciyi zorlamak
Nermin Hanım ilk sürüme dönüyor. Neden geri teptiğini adlandırmak istiyor.
İlk sürümde tek bir an için dört işaret var. Sesli okunan saatler, bir özür, üç kişilik bir sarılma, bir piyano. Her biri tek başına makul. Birlikte seyirciye bir emir veriyor: şimdi ağla. Melodram eşiği burada aşılıyor. İfade, hazırlanan malzemeden büyümüş.
Yeniden yazımda işaretler tek tek çıkıyor. Piyano gidiyor. Özür gidiyor. Sarılma gidiyor. Geriye bir kâğıt, bir sayım, bir başparmak ve kesilen bir bant sesi kalıyor.
İşte iki sürüm. Önce ilki:
İÇ. ANNENİN DAİRESİ, MUTFAK — GÜNDÜZ
CEMAL çekmeceyi açar. İçinde katlanmış kâğıtlar.
CEMAL
(ağlayarak)
Sabah sekiz, öğlen bir, akşam yedi... Abla, ben bunların hiçbirini bilmiyordum.
İLKNUR ona sarılır. İkisi de ağlar. Hüzünlü bir piyano girer.
Sonra atölyenin sürümü:
İÇ. ANNENİN DAİRESİ, MUTFAK — GÜNDÜZ
İLKNUR tezgâhta tabakları gazeteye sarar. Bant çeker.
CEMAL çekmeceyi boşaltır. Katlanmış kâğıtlar. İlknur'un el yazısı.
Cemal birini açar. Tarihlere bakar. Ötekileri sayar. Dudakları kımıldar.
Bant sesi kesilir.
Cemal kâğıdı katlar. Başparmağı kat yerinde iki kez gezinir. Kâğıdı çekmeceye geri koyar.
CEMAL
Bu çekmece de mi gidiyor?
İLKNUR
(başını kaldırmadan)
Her şey gidiyor.
Bant yeniden çekilir. Sert.
Burcu iki sürümü yan yana okuyor. İkincisi daha kısa. Daha az şey söylüyor. Okurken boğazı düğümleniyor.
Filmlerden okuma
Apu'nun tokadında ve Boriska'nın emirlerinde aynı şey var: savunma görünür kalıyor ve duygu onun kenarından geçiyor. Ugetsu'nun sabahında ise duygu bir gecenin içinde birikmiş ve geriye doğru açılıyor. Billy'nin kamyoneti, Lazhar'ın sınıfı ve Boriska'nın kalabalığı birer duvar kuruyor: mesafe, kural, tanık. Nicole'ün yalanı ve Andrey'in bozduğu yemin duygunun nereye gittiğini soruyor. Cemal'in mutfağı bunların hepsinden bir parça alıyor.
Usta katmanı
Duyguyu karakterin istediği şeyin karşısına koy. Cemal o gün bir şey istiyor: işi bitirip İzmir'e dönmek. Kâğıtlar bu isteğin önüne çıkıyor. Duygusal sahne en güçlü, karakter duyguya zaman ayıramadığında olur. Duygunun önünde bir hedef dursun.
Tanığı seç. Aynı sahne, kim izlediğine göre başka bir sahnedir. Cemal yalnızken ağlayabilir. İlknur'un önünde ağlayamaz. Tarkan'ın önünde belki hiç durmaz. Duygu kısıtını ararken önce odada kimin olduğuna bak. Tanık değişince karakterin neyi saklaması gerektiği değişir.
Sızıntıyı oyuncuya bırakma, sayfaya yaz. Başparmağın kat yerinde gezinmesi bir oyuncu buluşu gibi görünebilir. Ama sayfada yazılı değilse çekimde büyük ihtimalle olmaz. Bir sızıntı sahnenin taşıyıcısıysa aksiyon satırına girmeli. Kısa, somut, yorumsuz.
Duygunun ardından gelen ilk replik sahnenin anahtarıdır. "Bu çekmece de mi gidiyor?" sahnenin geri kalanını belirliyor. Karakter duygudan sonra ilk ne söylüyorsa, savunmasının nereden yeniden kurulduğunu o gösterir. Bu repliği en son yaz.
Gecikmeli kırılmanın tetiği büyük olayla akraba olmalı. Metre şeridi gelişigüzel seçilmiş bir nesne sayılmaz. Cemal'in bütün gün tutunduğu hesabın aleti o. Kırılmanın tetiği savunmanın kendi aleti olduğunda seyirci bağı kurar. Tetik ilgisiz görünür, ama ilgisiz değildir.
Sızıntıyı tekrarlama. Başparmağın hareketi tek bir sahnede, tek bir anda kalır. Cemal başka bir sahnede yine bir kâğıdı düzeltirse seyirci yazarın elini görür. Sızıntı ancak kaza gibi göründüğünde çalışır; yazar onu bir kez ve yerinde kullanır.
Bir sahnede tek bir doruk. Ağlatma baskısı çoğu zaman cömertlikten doğar. Yazar sahneye her şeyi verir. Sahnenin en güçlü tek işaretini bul ve öbürlerini çıkar. Kalan işaret, yalnız kaldığı için büyür.
Müzik notunu sayfadan çıkar. Senaryoda müzik kararı çoğu zaman yazarın değildir. Duygusal bir sahneye müzik notu düşmek, sayfanın kendi başına yetmediğini itiraf etmek olabilir. Sahne müziksiz okunduğunda çalışıyorsa, müzik ancak ona bir şey ekler.
Savunmayı karakterin mesleğinden ya da yarasından türet. Cemal'in sayması rastgele bir tik değil. İşi batmış bir adamın hesaba tutunması. İlknur'un bantlaması da yıllarca bir hastaya bakmış birinin düzen ihtiyacı. Savunma karakterin hikâyesinden çıktığında seyirci onu tanır. Yazarın icadı gibi durursa seyirci onu süs sanır.
Kısıtı sahnenin başında kur, ortasında değil. Tanık sahneye sonradan girerse duygu bölünür. İlknur mutfakta baştan beri varsa, Cemal kâğıdı açtığı anda kısıt zaten işliyordur. Seyirci de odadaki gerilimi kâğıttan önce hisseder. Tarkan'ın sesi ise ortada gelir, zamanın daraldığını hatırlatmak için.
Gözyaşı yazmak yasak değil, ölçülüdür. Bazı sahnelerde karakter ağlamalıdır. Boriska'nın hıçkırığı bir ödül gibi gelir, çünkü film onu uzun süre tutmuştur. Gözyaşının değeri, ondan önceki direnişin uzunluğuyla ölçülür.
Seyircinin bilgisini karakterin bilgisinden ayır. Ugetsu'da seyirci Miyagi'nin öldüğünü bilmez, sahne sabah yeniden okunur. Bazı duygusal sahneler seyirci önden bildiğinde, bazıları sonradan öğrendiğinde güçlenir. İlaç saatleri sahnesinde seyirci İlknur'un yükünü Cemal'den önce biliyor. Bu yüzden seyirci Cemal'i değil, onun anlamaya başlamasını izliyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Karakter ne kadar çok ağlarsa sahne o kadar duygusal olur."
Seyirci duyguyu kendisi tamamladığında hisseder. Ağlayan karakter bu işi seyirciden alır. Çoğu zaman ağlamamak için direnen karakter daha çok etkiler.
Yaygın yanlış"Duygusal sahnede karakter ne hissettiğini söylemeli, yoksa seyirci anlamaz."
Seyirci anlar, hem de çabuk. Adı konmuş bir duygu ise seyirciye kapanmış bir kapı gibi gelir. Alt metin seyirciye bir iş verir.
Yaygın yanlış"Duygusal sahne kendi başına yazılır."
Duygusal sahnenin büyük kısmı önceki sahnelerde yazılır. Kolilerdeki el yazısı olmasa ilaç kâğıdı yalnız bir kâğıttır. Seyirci yazıyı tanıyamaz, kimin elinden çıktığını bilemez.
Yaygın yanlış"Savunması olan karakter soğuk görünür."
Savunma bir duygunun işaretidir. Seyirci neyin korunduğunu görünce karaktere yaklaşır. Boriska'nın sert emirleri soğuk değil, dayanılmaz.
Yaygın yanlış"Sessizlik sahneyi doldurur."
Sessizliğin bir işi olmalı. Kesilen bir bant sesi bir sessizliği anlamlı yapar. İşi olmayan sessizlik yalnız boşluktur.
Yaygın yanlış"Müzik duyguyu tamamlar."
Müzik hazır bir duyguyu büyütebilir. Hazırlanmamış bir duyguyu ise taklit eder. Seyirci taklidi çoğu zaman sezer. Sahneyi önce müziksiz oku. Sayfa kendi başına bir şey taşımıyorsa müzik de onu kurtaramaz.
Yaygın yanlış"Duygusal sahne gözyaşıyla biter."
Duygusal sahnenin yarısı duygudan sonra gelir. Karakterin ilk hamlesi, sahnenin gerçekten bir şeyi değiştirip değiştirmediğini söyler.
Yaygın yanlış"Ağlatan film iyi bir dramdır."
Bir film seyircisini ağlatabilir ve yine de onu kandırılmış hissettirebilir. Önemli olan gözyaşının hak edilip edilmediğidir. Seyirci salondan çıktığında sahneyi hatırlıyorsa duygu ona ait olmuştur. Yalnız ağladığını hatırlıyorsa duygu ona verilmiştir.
Yaygın yanlış"Savunma bir kez kırılınca karakter artık açıktır."
İnsanlar çatlaktan sonra çoğu zaman eski hâllerine döner. Savunmaya dönüş bu yüzden inandırıcıdır. Bir sahnede tamamen açılan karakter, sonraki sahnede nasıl davranacağını bilemez.
Yaygın yanlış"Duygu kısıtı sahneyi soğutur."
Kısıt duyguyu söndürmez, onu bastırır ve basınç yükselir. Lazhar'ın sınıfındaki yasak olmasa son sarılma sıradan bir veda olurdu.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Duygusal sahnede seyirci duyguyu kendisi tamamladığında hisseder.
- Duygu hazırlığı, sahnenin anlamını önceden ve sessizce kurar.
- Duygu kısıtı karakterin duygusunu açıkça yaşamasını engeller ve sahneyi ısıtır.
- Savunma mekanizması karaktere özgüdür; Cemal sayar, İlknur bantlar.
- Duygu sızıntısı savunmanın içinden kaçan küçük bir harekettir.
- Alt metin ve işi olan bir sessizlik, söylenmeyeni taşır.
- Gecikmeli kırılma, duyguyu büyük andan sonraki küçük bir tetiğe erteler.
- Duygu sonrası hamle, duygunun karakteri değiştirip değiştirmediğini gösterir.
- Savunmaya dönüş sahneyi kapatır, ama seyirci çatlağı görmüştür.
- Ağlatma baskısı, aynı ana yığılan işaretlerle seyirciyi geri iter.
- En güçlü tek işareti bırakmak, sahneyi kısaltır ve derinleştirir.
- Duygusal sonuç bir ilişkinin kaymasıdır; ANAHTAR TESLİMİ'nde bir kelimeyle, «abla» ile görünür.
- Gözyaşının değeri, ondan önceki direnişin uzunluğuyla ölçülür.
Sonraki derse köprü
Cemal kâğıdı çekmeceye geri koydu ve koliyi kapattı. Ama başka bir taslakta kâğıdı hiç açmayabilirdi. Ertesi sabah anahtarı teslim eder, İzmir'e döner ve annesinin son yıllarını hiç öğrenmezdi. O zaman bu bir yanlış mı olurdu, yoksa Cemal'in kendi kusurundan doğan bir sonuç mu? Bir hata geri alınamaz hâle geldiğinde dram trajediye mi döner? Nermin Hanım bu kez Cemal'in uzak durmasını bir karakter özelliği olarak değil, bir kusur olarak okumak istiyor.