Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Düşük bütçeli kısa filmde yazar sahneyi ekibin onu çekeceği güne göre de okur.
- Gerçek mekân doku verir, ama aynası, camı ve sahibinin takvimiyle gelir.
- Az oyuncu bir tasarruf olduğu kadar dramatik bir araçtır.
- Çekim süresi farkı gerçek zamanlı sahnede ışığı ve sesi tehdit eder.
- İç mekânı kurmaca bir lambaya bağlamak, sahneyi dış ışıktan kurtarır.
- Işık penceresine bağlı planlar sayılır ve en aza indirilir.
- Denetlenebilir ses settedir; çevre sesi ayrı kayıtla kurguya bırakılır.
- Oyuncusuz bir pencere planı ayrı bir akşama alınabilir.
- Geri alınamaz eylemler çekim sırasını belirler.
- Güvenli kopya ekibin işidir, ama sayfa onu mümkün kılmalıdır.
- Gerçek mekânın durumu hikâyeyle örtüşürse kısıt bir gerekçeye dönüşür.
- Ölçek borcu ödenemeyen büyük fikir ucuz görünür; onu tek bir nesne taşır.
Açılış sahnesi
Selim Kepenk'in son taslağını masaya koyuyor. Kenarlarda kırmızı halkalar var. İlk sayfada "AKŞAMÜSTÜ" kelimesi bir halkanın içinde. Çarşıdan gelen kepenk sesleri de öyle. Usturanın boyna indiği satırın yanında kalın bir ünlem duruyor.
Halkaların sebebi Emre'nin dün getirdiği haber. Eski çarşıyı gezmiş, gerçek bir berber dükkânı bulmuş. Binası yenilenecek, dükkân boşaltılacak. Usta, kapanmadan önce bir pazar günü çekim yapmalarına sıcak bakıyor. Emre filmi birkaç arkadaşıyla kendisi çekmek istiyor.
"Bunları yazarken düşünmedin," diyor Selim. "Ben de düşünmezdim. Ama hepsi kurgu masasına geri gelir."
Bir kısa filmi anlatıyor. Kafede, cam kenarında on dakikalık bir konuşma. Ekip onu bütün bir öğleden sonra çekmiş. Kurguya geldiğinde bir yüz güneşte, karşısındaki yüz mavi bir alacakaranlıkta duruyormuş. İki plan yan yana gelmiyormuş. Konuşma hiçbir yerinden kesilemiyormuş. Sonunda sahne tek bir geniş plana indirilmiş, yüzler kaybolmuş.
Emre itiraz ediyor. Akşamüstü filmin saati. Kepenk altıda iniyor, İsmail'in bekleyişi o saate bağlı. Gündüze alırsa film başka bir filme döner.
Nermin Hanım halkalardan birine dokunuyor. Saat kalsın, diyor. Soru başka: o on dakikayı kaç saatte çekeceksin?
Düşük bütçeli kısa filmde yazar her sahneyi seyircinin izleyeceği süreye göre yazar, ama ekibin onu çekeceği güne göre de okur.
Bu derste ne olacak
Kepenk'i bu kez bir yapım gözüyle okuyacağız. Gerçek bir dükkânın filme ne kattığını ve karşılığında ne istediğini göreceğiz. Kadroyu iki oyuncuda tutmanın sayfada ne demek olduğuna bakacağız. Akşamüstünü korurken gün ışığından nasıl bağımsız kalınacağını arayacağız. Çarşının sesini sette susturup kurguda geri getireceğiz. Bir kez yapılınca geri alınamayan bir tıraşı nasıl çekeceğimizi soracağız. Usturayı güvenle boyna yaklaştırmanın yazara düşen payını konuşacağız. Son olarak Emre'nin büyük bir final fikrini tartacağız. Yol boyunca beş kısa filme uğrayacağız: bir oda ve bir ayakkabı, uzaylılarla dolu bir kent, bir çalılık, bir akıl hastanesi ve karanlık bir oda.
Sıfır noktası
Bir fikrin çekilip çekilemeyeceği ilk kez fikir aşamasında sorulur. Kaç mekân, kaç oyuncu, hangi efekt? Kepenk bu sorudan rahat geçmişti. Tek dükkân, iki adam, bir ustura. Emre'nin ilk hâlindeki yedi kişilik kadro ve bir haftalık zaman çoktan silinmişti.
Ama ucuz bir fikir, ucuz yazılmış sahneler getirmez. Pahalı bir sayfa her zaman kalabalık ya da patlama içermez. Bazen tek bir kelimedir. "Akşamüstü" böyle bir kelime. "Ustura boyna iner" de öyle. Okurun gözünde ikisi de bedava. Setteki ekibin gözünde ikisi de bir gün, bir risk, bir pazarlık.
Uzun metrajda bu hesabı yapımcı yapar. Senaryo bir ekibe, bir takvime, bir bütçeye gider. Yazar çoğu zaman sette bile bulunmaz. Kısa filmde ise yazar çoğu zaman filmin yapımcısıdır, bazen yönetmeni de. Bütçe azdır, ekip gönüllüdür, mekân ödünçtür. Oyuncular kendi işlerinden izin alıp gelir. Ekipteki herkes başka bir işin arasından vakit ayırmıştır. Bir gün kaybedilirse yerine yenisi konamaz. Kaçan bir ışık, bozulan bir ses, ertesi hafta yeniden çekilemez.
Bu yüzden düşük bütçeli kısa filmde yazının işi genişler. Yazar neyin görüneceğini seçer. Neyin denetlenebileceğini de seçer. Işık, ses, saat, mekânın sahibi, oyuncunun boynu. Her biri bir satırın arkasında durur. Satır yazıldığı anda o yükü de sete taşır.
Sınırlı imkânla çekilen pek çok kısa film, sınırı hikâyenin parçası yaptığı için hatırlanır. Kepenk'in de bunu yapabilecek malzemesi var. Dükkân zaten boşaltılıyor. Çarşı zaten kapanıyor. İki adam zaten az konuşuyor. Mesele bu malzemeyi sette kaybetmeden sayfaya oturtmak.
Bu malzemenin bir kısmı Emre'nin kendi kararı bile değil. Bina gerçekten yenilenecek, usta gerçekten toplanıyor. Kurmaca ile gerçek dükkânın durumu aynı. Bu çakışma bir şans, ama aynı zamanda bir zaman sınırı. Dükkân boşaldığında film de mekânını kaybeder. Çekim günü ertelenemez.
Selim'in kırmızı halkaları bunun için. Her halka, kurgu masasında onarılamayacak bir sorunun sayfadaki yeri. Kurgucu bu yerleri iyi tanır. Çekilmiş bir planı kısaltabilir, yer değiştirebilir, sesini değiştirebilir. Ama çekilmemiş bir planı ya da yanlış ışıkta çekilmiş bir yüzü kurtaramaz. Onarımın yeri sayfadır.
Mekanizma
Dükkânın kendisi
Emre'nin bulduğu dükkân senaryodakine çok benziyor. Duvarda büyük bir ayna, aynanın kenarında eski fotoğraflar, tezgâhta kayış. Ustanın kendi kolileri bile yerde duruyor.
Gerçek mekân düşük bütçenin en büyük armağanı. Kırk yılın aşındırdığı koltuğu hiçbir dekor ekibi küçük paraya kuramaz. Duvardaki fotoğrafların sararmışlığı da öyle. Karşılığında mekân da bir şey ister. Berber dükkânı aynalarla dolu bir oda. Kamera aynaya dönük her açıda kendini, ışığı ve ekibi gösterir.
Senaryodaki bir satır tam orada duruyor: "İkisi aynadan bakışır." Selim satırı silmiyor. Bu bakış filmin kalbi. Yalnız artık bir maliyeti var: kameranın duracağı tek bir yer ve onu bulmak için harcanacak saatler. Selim satırın yanına yazıyor: bir kez. Aynadan bakış filmde bir kez kalıyor. Öbür anlar doğrudan çekiliyor.
İki oyuncu, bir çarşı
Kepenk'in kadrosu iki kişi, İsmail ve Tarık. Sayfada ise çarşı da yaşıyor: öbür dükkânlar, kepenkler, belki yoldan geçen biri. Emre'nin bir taslağında kapıdan bir komşu esnaf başını uzatıp "Hayırlı olsun usta" diyordu. Tek replik. Selim'e göre tek replik bir oyuncu, bir gün, bir prova demek.
Komşu silindi. Çarşı şimdi yalnız sesle var, kadraj dışı bir dünya olarak. Bu tasarruf filme de yarıyor. İsmail'in yalnızlığı, dükkâna kimsenin uğramamasıyla daha çok görünüyor.
İki oyuncudan biri de zor bir rol. İsmail'i oynayacak adam usturayı kırk yıllık bir berber gibi bilemeli. Emre rolü sayfada değiştirmiyor, kayıştaki eli ayrı bir yakın plan olarak yazıyor. O planda gerçek ustanın eli de çekilebilir.
Akşamüstünün bedeli
Kepenk'in hikâyesi neredeyse gerçek zamanda akıyor. Saat altıya az var, film on dakika sürüyor. O on dakika ise bir günde çekilecek.
Gündüz çekiminin bütün kolaylığı bu farkı yutmasında. Öğle ışığı saatlerce neredeyse aynı kalır ve bedavadır. Kış akşamüstü ise her dakika değişir. Dükkânın camından giren ışık sabahki planda sarı, öğleden sonra beyaz, akşamüstü mavi olur. Selim'in kafedeki konuşması bu yüzden kesilemiyordu.
Emre akşamüstünü bırakmak istemiyor. Çözümü dükkânın kendi durumunda buluyor. Çarşıda camı gazeteyle kapatılmış iki boş dükkân görmüştü. İsmail de toplanıyor. Emre bir satır ekliyor:
İÇ. İSMAİL USTA'NIN DÜKKÂNI — AKŞAMÜSTÜ
Camın alt yarısı gazeteyle kaplı. Duyuru gazetenin üstünde.
Tavanda tek lamba yanıyor.
Artık içerideki ışık dışarıya bağlı değil. Lamba bütün gün aynı yanar. Dükkânın içi öğle vakti de çekilebilir. Kısıt hikâyede bir gerekçe buldu: bu bir kapanış günü. Üstelik ışığı taşıyan lamba, filmin son görüntüsünde sönen lamba.
Bir plan ise hâlâ akşamüstüne bağlı. Dışarıdan, kepengin yarıya indiği ve içeride ışığın bir süre yanık kaldığı kare.
Kış akşamüstünün penceresi dardır. Emre bütün filmi o pencereye sığdıramaz. Ama tek bir planı sığdırabilir. Filmin tek pahalı anı bu dış plan oluyor. Geri kalan her şey ona zaman bırakmak için ucuz tutuluyor.
Selim planın bir özelliğine dikkat çekiyor. Dış planda oyuncu görünmüyor. Kepenk iner, lamba söner, kimse kadraja girmez. Bu planı çekmek için İsmail'i ve Tarık'ı bekletmek gerekmez. Emre onu başka bir akşam, iki kişilik bir ekiple çekebilir. Pencere kaçarsa ertesi akşam yeniden dener. Pahalı an böylece tek bir günün kumarı olmaktan çıkıyor.
Selim bir şey daha ekliyor: duvar saati. Gerçek zamanlı bir filmde saat göründüğü her planda doğru yeri göstermek zorunda. Her görünüş ekibe bir süreklilik sözü. Selim saati olabildiğince az göstermeyi öneriyor. İlk karede görünmesi bekleyişi kurmaya yetiyor.
Çarşının sesi
Tıraşın sesi filmin en yakın sesi. Fırçanın köpüğü yayışı, usturanın sakalı kazıyışı. Bu sesler ancak sessiz bir odada temiz kaydedilir.
Çarşı denetlenemez. Bir komşu kepengini tam İsmail'in "Sıhhatler olsun"u sırasında indirebilir. O ses repliğin altına yapışır, kurguda bir daha ayrılmaz. Selim aynı sorunu tik tak eden bir duvar saatinde de yaşamış. Her kesmede tıkırtının ritmi atlıyormuş. Sette saat durdurulur, tıkırtı gerekiyorsa sonra eklenir.
Emre'nin bulduğu pazar günü bu yüzden değerli. Çarşı kapalı, kepenkler zaten inik. Oysa Kepenk'in hikâyesi o kepenk seslerine ihtiyaç duyuyor.
Emre çarşıya bir hafta içi akşamı yeniden gidecek. Dükkânlar gerçekten kapanırken kepenkleri kaydedecek. Kurguda o sesler hikâyenin istediği anlara konacak: biri Tarık gelmeden önce, biri tıraşın ortasında, biri kayış uzatıldığında. Setteki tesadüf kurgudaki karara dönüşüyor.
Usturanın payı
Titreme anı filmin merkezi. Ustura boyna yaklaşıyor, İsmail'in eli titriyor, Tarık kıpırdamıyor. Sayfada bu üç satır. Sette bir oyuncunun boynu.
Genel ilke basit. Keskin bir ağız, dramatik bir an için oyuncunun derisine değmez. Usturanın boyna indiği yakın planlar zararsız bir kopyayla çekilir. Gerçek bir tıraş gösterilecekse ayrı çekilir, işi bilen bir elle. Nasıl yapılacağına sayfa karar vermez. Ekip ve setteki güvenlikten sorumlu kişi karar verir.
Yazarın payı başka yerde. Sayfa güvenle yapılamayacak bir şeyi istememeli. Emre'nin eski bir taslağında ustura deriyi çiziyor, köpüğe bir damla kan düşüyordu. Kan bir efekt ister, çizik bir temas. Emre o taslağı çoktan silmişti, dramatik bir nedenle: filmin özü hiçbir şeyin olmaması. El titrer, Tarık bekler, İsmail bitirir. Güvenlik ile hikâye burada aynı yöne bakıyor.
Büyük final
Emre'nin defterinde bir final fikri daha var. Kepenk inince kamera geri çekiliyor. Bütün çarşı görünüyor, kepenkler sırayla iniyor, esnaf kapılarda duruyor, binanın cephesinde iskele. Bir devrin kapanışı.
Bu planın borcu ağır: yüksek bir açı, bir kalabalık, bir iskele, birkaç kepengin aynı anda inmesi. Birkaç arkadaşla çekilince ekranda beş kişi ve üç kepenk görünür. Seyirci bir devrin kapanışını görmez, yetmeyen bütçeyi görür. Emre planı siliyor. Filmde tek kepenk, tek lamba kalıyor. Devir fikri iki el arasında, bir kayışta anlatılıyor.
Filmlerden okuma
Bu filmlerde sınır sahnenin dışında kalmıyor. Bir oda bir sonsuzluğu taşıyor, bir belgesel kamerası bir istilayı. Bir çalılık bir salgını, bir yüz bir cinayeti, bir aksesuar bir ölüm tehdidini. Kepenk'in malzemesi de aynı yoldan geliyor: bir dükkân, bir lamba, bir kayış ve kurguda geri gelen bir çarşı.
Usta katmanı
Senaryoyu bir de takvim gibi oku. Her sahne başlığının yanına kaç saatte çekileceğini kabaca yaz. Kısa bir sahnenin uzun bir güne mal olduğu yerler kırmızı halka ister.
Geri alınamaz eylemi say. Bazı eylemler bir kez yapılınca bir daha yapılamaz. Tarık'ın birkaç günlük sakalı bir kez kesilir. Her çekim o sakaldan bir parça harcar. Tıraş sırayla çekilmek zorunda: yanak, çene, en son boyun. Titreme boyunda geldiği için en sona kalır. Sakal biterse çekim de biter. Senaryonda kırılan bir cam, kesilen bir saç, dökülen bir boya varsa onu da böyle say.
Gerçek zamanlı filmde ışığı içeri al. Hikâye kesintisiz akıyorsa dışarıdan giren ışık en büyük düşmandır. İç mekânı kurmaca içindeki bir lambaya bağla. Pencereyi kapatmanın bir hikâye gerekçesini bul.
Doğal ışığa bağlı planları say. Akşamüstü, gün doğumu, alacakaranlık. Her biri dar bir pencere. Filmde kaç tane olduğunu bil. Biri taşınabilir. Birkaç tanesi bütün bir günü yer.
Görünen saati azalt. Duvar saati, telefon ekranı, kol saati. Her görünüş bir süreklilik sözü. Saatin bir kez görünmesi bekleyişi kurmaya yeter.
Aynaya dikkat et. Gerçek mekânlarda aynalar, cam vitrinler, parlak yüzeyler kamerayı ele verir. Aynalı bir sahne yazacaksan ona en çok ihtiyaç duyduğun anı seç.
Sesi kurguya sakla. Hikâyenin istediği çevre seslerini sette değil, ayrı kayıtla topla. Sette yalnız konuşmayı ve yakın sesleri al. Kurguda çevre sesini hikâyenin saatine göre yerleştir.
Tek replikli rolü sorgula. Kapıdan başını uzatıp tek söz söyleyen her karakter bir oyuncu, bir gün ve bir prova demek. Söz bir sesle ya da bir nesneyle verilebiliyorsa rolü çıkar.
Oyuncusuz planı ayır. Pencereye bağlı bir plan oyuncu gerektirmiyorsa onu ayrı bir güne, küçük bir ekiple çek. Kaçan pencere bir sonraki akşam yeniden açılır.
Mekânın bitiş tarihini yaz. Ödünç ya da boşaltılan bir mekân belli bir günden sonra yoktur. Sahne başlıklarını o tarihe sığacak sayıda tut.
Ustalık isteyen eli ayır. Oyuncunun bilmediği bir zanaat sahnede görünecekse eli ayrı bir yakın plana yaz. O planı zanaatın gerçek sahibi de çekebilir.
Tehlikeli satırı ikiye böl. Keskin bir nesne, yüksek bir yer, ateş. Sahneyi tehlikenin yakın planı ile tepkinin yakın planı olarak düşün. Yazdığın satır ikisini ayrı çekmeye izin veriyor mu?
Kanı sorgula. Kan bir efekt ister, kostüm değişimi ister, ikinci bir çekim için temiz bir kostüm ister. Hikâye kanı gerçekten istiyor mu, yoksa tehdit yetiyor mu? Kepenk'te tehdit yetti.
Büyük fikrin küçük karşılığını ara. Bir devir, bir felaket ya da bir kalabalık ekranda ödenemeyecek kadar büyükse onu taşıyan tek bir nesneyi bul. Tek bir kepenk bir çarşıyı taşıyabilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Düşük bütçe, kötü görüntü demektir."
Düşük bütçede pahalı olan, denetlenemeyen şeydir. Denetlenebilir ışık ve sesle yazılmış bir kısa film, büyük bütçenin kolay kuramadığı bir yakınlık kurar.
Yaygın yanlış"Gündüz çekimi her zaman doğru seçimdir."
Gündüz ışığı geniş bir pencere açar. Ama hikâyenin saatini değiştirmek her zaman doğru olmaz. Kepenk akşamüstüne bağlı. Asıl soru, akşamüstünü kaç plana indireceğin.
Yaygın yanlış"Gerçek mekân bedavadır."
Gerçek mekân kira istemeyebilir, ama aynası, camı, komşuları ve sahibinin takvimiyle gelir. Yazar o mekânı sayfaya bu yüklerle birlikte alır.
Yaygın yanlış"Ses sorunu kurguda düzelir."
Konuşmanın altına yapışan bir gürültü kurguda çoğu zaman ayrılmaz. Kurgu ancak ayrı kaydedilmiş bir sesi istediği yere taşıyabilir. Sesi korumanın yeri settir.
Yaygın yanlış"Güvenlik yönetmenin işidir, yazarın değil."
Nasıl çekileceğine ekip karar verir. Ama sayfa güvenle yapılamayacak bir şey isterse ekip ya onu yapamaz ya da gereksiz bir risk alır. Yazarın payı, sahneyi güvenle kurulabilecek biçimde yazmaktır.
Yaygın yanlış"Büyük fikir küçük bütçeyle de anlatılır, yeter ki iyi çekilsin."
Ölçek borcu çoğu zaman çekimle ödenmez. Birkaç figürandan oluşan bir kalabalık iyi çekilse de birkaç figüran gibi görünür. Fikri küçültmek, onu taşıyan nesneyi bulmaktır.
Yaygın yanlış"Kısıtı hikâyede saklamak gerekir."
Kısıt saklanınca seyirci bir eksik sezer. Gerekçelendirilince hikâyenin bir parçası olur. Kepenk'te gazeteyle kaplı cam bir kapanış gününün işareti.
Yaygın yanlış"Kısa film için mekân bulunur, sonra senaryo ona uydurulur."
Mekân senaryoyu besleyebilir, Kepenk'in gazeteli camı gibi. Ama hikâyenin çekirdeği mekâna göre bükülürse film mekânın vitrinine döner. Mekân satırları değiştirebilir, merkez fikri değiştirmez.
Yaygın yanlış"Efektsiz bir film küçük görünür."
Seyirci büyüklüğü çoğu zaman bir yüzde ve bir seste ölçer. Kepenk'in en büyük anı titreyen bir el ve bir an kesilen ustura sesi. Bunu hiçbir efekt büyütemez, kötü bir efekt ise küçültebilir.
Yaygın yanlış"Az oyuncu az hikâye demektir."
Kadro küçüldükçe her oyuncunun yükü büyür. Kepenk'te iki adamın arasındaki her bakış, kalabalık bir kadronun dağıtacağı ağırlığı tek başına taşıyor.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Düşük bütçeli kısa filmde yazar sahneyi ekibin onu çekeceği güne göre de okur.
- Gerçek mekân doku verir, ama aynası, camı ve sahibinin takvimiyle gelir.
- Az oyuncu bir tasarruf olduğu kadar dramatik bir araçtır.
- Çekim süresi farkı gerçek zamanlı sahnede ışığı ve sesi tehdit eder.
- İç mekânı kurmaca bir lambaya bağlamak, sahneyi dış ışıktan kurtarır.
- Işık penceresine bağlı planlar sayılır ve en aza indirilir.
- Denetlenebilir ses settedir; çevre sesi ayrı kayıtla kurguya bırakılır.
- Oyuncusuz bir pencere planı ayrı bir akşama alınabilir.
- Geri alınamaz eylemler çekim sırasını belirler.
- Güvenli kopya ekibin işidir, ama sayfa onu mümkün kılmalıdır.
- Gerçek mekânın durumu hikâyeyle örtüşürse kısıt bir gerekçeye dönüşür.
- Ölçek borcu ödenemeyen büyük fikir ucuz görünür; onu tek bir nesne taşır.
Sonraki derse köprü
Kepenk'te her karar gerçek bir dükkânın, gerçek bir ışığın ve gerçek bir sesin sınırından geçti. Hikâye düz bir çizgide akıyor, saat hep ileri gidiyor. Peki aynı dükkân başka türlü anlatılsa? Kepenk sesleri bir ritme, kayışın gidip gelişi bir döngüye dönüşse ve film bunun nedenini hiç açıklamasa? Böyle bir biçim neyi amaçlar, seyirci ona hangi kapıdan girer, ve ne zaman kapı fazla kapalı kalır? Sonraki ders deneysel kısa filmi ele alıyor.