Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Okur sorulana cevap verir; soru okumanın sonucunu belirler.
- Soru kâğıdı okumadan sonra gelir; önceden verilen soru dikkati yönetir.
- Yönlendiren soru beklenen cevabı ya da filmin kararını içinde taşır.
- İzin veren soru kusuru varsayar ve yalnız yerini ister.
- Dilek sorusu okuru yazara çevirir; onun yerine bekleyip bulamadığı şey sorulur.
- Dönen okur değişikliği görür, ama ilk karşılaşmanın karışıklığını yaşayamaz.
- Kaygı çevirisi yazarın korkusunu adlandırmadan ölçer.
- Hikâye cümlesi en başa, tür ve ton sorusu en sona gelir.
- Sayfa okuru perdenin göstermediğini görür; perdeye ait karar sayfada sınanmaz.
- Cevap okumanın akşamında, yazılı istenir; konuşma ondan sonra gelir.
- Boş kalan satır da bir cevaptır.
- Burcu'nun denemesi: tek sayfa, dokuz soru; Ayça'nın kâğıdı yarısı dolu döndü ve adın ölçütü «perde ister» notuyla park edildi.
Açılış sahnesi
Teslim günü akşamı. Taslak sabah yapımcıya gitti. Burcu atölyeye ikinci bir nüsha getiriyor: Ayça'nınki. Ayça taslağın önceki hâlini okumuş, kenarlarını kurşun kalemle doldurmuştu. Bu sürümü hafta sonu okuyacak. Bu kez nüshanın ilk sayfasına iki sayfalık bir liste zımbalanmış.
Emre ilk soruyu sesli okuyor: «Adı söylememiz işe yaradı mı?»
Selim taslağı açmadan cevap veriyor. «Evet.»
Burcu gülüyor. «Sen bu sürümü okumadın bile.»
«Okumama gerek yok. Soru hangi cevabı beklediğini söylüyor.»
Emre aşağı iniyor. «Tebeşir sahnesi sizi etkiledi mi?» «Gençlik hattı bu kez daha açık mı?» «Sıkıldığınız bir yer oldu mu?» «Final tatmin edici mi?» Sesi her sorunun sonunda biraz yükseliyor. Hepsi bir evete doğru yürüyor.
En alttaki soruda Emre kalemini kaldırıyor. «Sonda ne olmasını isterdiniz? Buna ben cevap verebilirim.»
Burcu elini kâğıdın üstüne koyuyor. «Ne diyeceğini biliyorum.»
Nermin Hanım listeyi alıp nüshanın kapağına bakıyor. «Ayça bunları ne zaman görecek?»
«Okumaya başlamadan. Neye bakacağını bilsin diye.»
«O zaman neye bakacağını sen seçmiş olursun. Ayça senin sorduğunu arar. Kendi gördüğünü bulmaz.»
Burcu listeyi geri alıyor. Kendi el yazısında on soru var. Hiçbiri bir yer sormuyor.
Okura verilen soru onun dikkatini de yönetir; işe yarayan soru bir yer ister ve cevabı okura bırakır.
Bu derste ne olacak
Burcu'nun Ayça için yazdığı soru listesini satır satır yeniden kuracağız. Önce cevabını içinde taşıyan soruları ayıklayacağız. Sonra evet ya da hayırla kapanan soruları bir yer isteyen sorulara çevireceğiz. Okura ne istediğini sormanın neden onu yazara çevirdiğine bakacağız. İkinci kez okuyan birinin hangi sorulara artık cevap veremeyeceğini konuşacağız. Yazarın en büyük kaygısını adını koymadan nasıl sorabileceğini deneyeceğiz. Sıkıntı, karışıklık, istek, ilişki, dönüş, bilgi, final ve tür için birer soru kuracağız. Soruların sırasını da tartacağız. Sonunda Ayça'nın yarısı dolu kâğıdı gelecek. Filmler bir beyzbol soyunma odasından, bir masal ormanından, bir okul kütüphanesinden, boş bir şehrin iskelesinden ve kalkmaya hazırlanan bir uçaktan geliyor.
Sıfır noktası
Taslağı eline alan her okur bir şey hisseder. Bir yerde sıkılır, bir yerde merak eder, bir yerde kaybolur. Ama bu hislerin çoğu okurun içinde kalır. Okur onları kendiliğinden yazmaz. Yazar ne sorarsa ona cevap verir.
Bu yüzden soru, okumanın sonucunu değiştirir. «Beğendin mi?» diye sorulan okur bir hüküm verir. Hüküm çoğu zaman naziktir, çünkü okur çoğu zaman yazarın bir tanıdığıdır. «Nerede?» diye sorulan okur ise sayfaya geri döner ve bir yer gösterir. Yazarın işine yarayan ikincisidir.
Okurun gösterebildiği şeyler sınırlıdır. Nerede sıkıldığını söyleyebilir. Kimin kim olduğunu nerede karıştırdığını söyleyebilir. Hangi iki kişiyi merak ettiğini, hangi anda inanmadığını, sonda aklında ne kaldığını söyleyebilir. Bunlar okurun kendi deneyimidir ve onu en iyi o bilir.
Okurun iyi bilmediği şeyler de var. Sahnenin nasıl düzeleceğini bilmez. Yazarın niyetini bilmez. Ona bir çözüm sorulursa yine de bir çözüm verir. Ama o çözüm onun kafasındaki filme aittir, yazarın sayfasına değil.
Bir de dikkat meselesi var. Okur bir soruyu okumadan önce görürse metni o soruyla okur. Tebeşir sahnesini soran bir kâğıt, tebeşir sahnesini aratır. Okurun kendiliğinden takılacağı yer görünmez olur.
Soruların bir kaynağı da yazarın kendi kaygılarıdır. Burcu'nun listesindeki her soru bir korkudan doğmuş. Ad işe yaramadıysa? Tebeşir sahnesi soğuk kaldıysa? Final yetmediyse? Bu korkular gerçek ve ölçülmeye değer. Ama korkuyu olduğu gibi sormak, okura cevabı da söylemek olur.
Zaman da cevabı değiştirir. Okurun hafızası hızla düzene girer. Son sayfayı kapattığı akşam sıkıldığı sayfayı hatırlar. Bir hafta sonra yalnız sonu ve birkaç güçlü anı hatırlar. Arada kalan sahneler bir sis içinde birleşir. Soru bu yüzden okumanın hemen ardından, okur daha sayfaların arasındayken sorulmalı.
Cevabın biçimi de önemlidir. Okur yazarın karşısında konuşurken onun yüzünü okur. Bir sahneyi eleştirmeye başlar, yazarın kaşı kalkınca cümlesini yumuşatır. Yazılı cevapta bu yüz yoktur. Konuşma ancak yazılı cevaplardan sonra gelir ve onların üstüne kurulur.
İyi bir soru listesi bu yüzden okumadan sonra gelir. Bir yer ister. Yazarın kaygısını okurun omzuna koymadan ölçer. Burcu'nun listesi bunların hiçbirini yapmıyor.
Mekanizma
Kâğıdın yeri
Burcu ilk iş listeyi nüshanın önünden söküyor. Sorular artık taslağın en arkasında, yüzü aşağı zımbalı. Üstünde tek satır var: «Bitirince çevir.»
Ön sayfada yalnız iki satır kalıyor. Bu nüshanın yapımcıya giden sürüm olduğu ve cevapların pazartesiye kadar beklendiği. Notta hiçbir sahnenin adı geçmiyor. Ayça metne bir soruyla girmeyecek. Kâğıt onun okumasına dokunmayacak, yalnız okuma bittikten sonra hafızasını yoklayacak.
Burcu cevapları yazılı istiyor. Pazartesi bir kahve içip konuşacaklar, ama ancak kâğıt geldikten sonra. Ayça önce kendi başına yazacak, sonra Burcu'nun yüzünü görecek. Son satıra bir rica ekleniyor: «Bitirdiğin akşam yaz.»
Cevabı taşıyan soru
Burcu'nun ilk sorusu üç yerden yönlendiriyor. «İşe yaradı mı?» bir evet bekliyor. «Söylememiz» filmin gizli bir kararını açıklıyor. Ayça adın hiç söylenmediğini fark etmemiş olsa bile artık biliyor. «Ad» kelimesi de dikkatini tek bir yere çekiyor. Soru ölçmek istediği şeyi ölçmeden önce bozuyor.
Tebeşir sorusu da aynı yoldan gidiyor. Hangi sahnenin önemli olduğunu okura söylüyor. Ayça'nın kendiliğinden hangi sahneyi seçeceğini öğrenmenin yolu kapanıyor. Burcu iki soruyu da çiziyor.
Yer isteyen soru
Emre bir soruda duruyor: «Sıkıldığınız bir yer oldu mu?» «Ayça senin arkadaşın. Hayır der.»
Burcu soruyu çeviriyor: «Hangi sayfada gözünüz satır atlamak istedi?» Soru artık sıkıntının olup olmadığını tartışmıyor. Yalnız bir sayfa istiyor. Aynı çeviri dönüşler için de yapılıyor. «Bütün dönüşler inandırıcı mı?» yerine: «Hangi anda ‹bu nereden çıktı?› dediniz?» Okur bir an gösterecek. O anın kazanılıp kazanılmadığına yazar karar verecek.
Okurun filmi
Listenin sonunda bir soru daha var: «Sonda ne olmasını isterdiniz?» Emre cevabı hemen biliyor. Ceren tebeşiri alsın, adı bir taşa kendisi yazsın. Masada kimse gülmüyor. O son kesilenler dosyasında, gerekçesiyle duruyor.
Emre'nin cevabı bir şey söylüyor, ama finali değil Emre'yi anlatıyor. Dilek sorulan okur yazarlığa geçer. Burcu soruyu siliyor. Yerine iki parça koyuyor. «Son sayfayı kapattığınızda aklınızda ne kaldı?» bir izlenim istiyor. Okurun bekleyip bulamadığı şey ise bilgi sorusuna ekleniyor.
İkinci okuyuş
Nermin Hanım «bu kez» kelimesinin altını çiziyor. «Ayça kızın kim olduğunu ilk okuyuşta buldu. Bu kez neyi arayacak?»
Ayça sonu biliyor. Arabada dönüp bakmayan kadını hatırlıyor. Bir sahnenin kafasını karıştırıp karıştırmadığını söyleyemez, çünkü her sahneye bildikleriyle girecek. «Bu kez» onu bir de karşılaştırmaya çağırıyor. Değişen yeri bulup «daha iyi» diyebilir. Nazik bir hakemlik, sayfanın kendisini görmenin yerine geçer.
Burcu karışıklık sorusunu yine de kâğıtta bırakıyor. Yanına küçük harflerle yazıyor: «taze göz ister». Cevabı gelirse bir dönen okurun cevabı olarak okunacak. «Bu kez» ise kâğıttan tümüyle çıkıyor. Ayça'ya eski sürümle karşılaştırma yaptıran hiçbir kelime kalmıyor. Değişen yerleri görürse kendiliğinden yazar.
Adın sınavı
Burcu'nun asıl kaygısı hâlâ ad. Niyet sayfasında bir ölçüt yazmıştı: romanı bilmeyen bir okur son sayfada ağabeyin adını sormalı. Bunu Ayça'ya soramaz. Sorduğu an cevabı vermiş olur.
Selim bir yol öneriyor. Kâğıdın ilk sorusu hikâyeyi tek cümleyle anlattırsın. Ağabeyden nasıl söz edildiğine o cümlede bakılır. «Ağabeyi» mi, «kaybolan biri» mi, bir ad mı? Ayça bir şeyin sınandığını bilmeyecek. Kaygı onun kendi cümlesinde görünecek.
Sıra
Kâğıdın son hâli tek sayfa, dokuz soru. Nermin Hanım uzunluğa bir şey demiyor, yalnız sona bakıyor. Okur son sorulara yorgun gelir. Sıra da bu yüzden bir karar. Hikâye cümlesi en başta, çünkü başka hiçbir soru ona gölge düşürmemeli. Sonra o cümledeki kişinin ne istediği ve isteğin nerede değiştiği. «Başkarakter» kelimesi kâğıtta yok. Kimin hikâyesi olduğunu okur kendisi seçecek.
Ardından yer soruları geliyor: gözün satır atladığı sayfa, kimin kim olduğunun ve hangi yılda olduğumuzun arandığı sahne. Sonra ilişki: «Hangi iki kişinin bir sonraki sahnesini beklediniz?» Sonra dönüş, ardından bilgi: «Neyi iki kez öğrendiniz? Neyi bekleyip hiç bulamadınız?» Final tek soru. En sona tür ve ton kalıyor: «Bu filmi kime, hangi akşam önerirdiniz?» Tür sorulan okur bir tür adı yazar. Kime önereceği sorulan okur bir seyirci tarif eder.
Pazar gecesi
Ayça kâğıdın fotoğrafını pazar gecesi yolluyor. Yarısı dolu. Hikâye cümlesi şöyle: «Değirmeni yıkılacak bir köyde yaşlı bir kadın, yıllar önce kaybolan ağabeyi Raşit'in adını torununa bırakıp köyden ayrılıyor.»
Burcu taslağı açmadan okuyor. Cevapları sahnelerle karşılaştırmaya bu gece başlamayacak. Önce yalnız ne yazıldığını görmek istiyor.
Cümlenin öznesi yaşlı kadın. Önceki okumada cümle bir torunla başlamıştı. Burcu bu farkı bir zafer gibi okumuyor. Ayça sonu biliyordu; cümlesini sondan geriye kurmuş olabilir. Sonra bir kelimeye takılıyor. Ayça'ya adı nereden bildiğini soruyor. Cevap kısa: «Repliklerinin üstünde yazıyor.»
Senaryoda konuşan herkesin adı repliğinin üstünde durur. Perdede o ad yalnız bir taşta ve bir mektupta görünecek. Burcu'nun ölçütü kâğıtta sınanamıyor. Kaygı çevirisi bunu, kaygıyı hiç söylemeden ortaya çıkardı. Burcu ölçütün yanına iki kelime ekliyor: «perde ister».
Öteki cevaplar kısa. Sıkılma sorusunda bir sayfa yok, yalnız «ortalarda, koli bantlanan sabahlardan biri». İlişki sorusunda kızla ağabeyi. Bilgi sorusunda tek satır: «Ağabeye ne olduğunu öğrenemedim. Sormak da istemedim.» Tür satırında bir tür adı değil, bir seyirci tarifi var. Karışıklık ve dönüş satırları boş. Burcu boş satırları da cevap sayıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kâğıdı okumadan sonraya koy. Okurun önceden gördüğü soru, okumanın bir parçası olur. Arkaya zımbalanan kâğıt ise yalnız hafızayı yoklar.
Her sorunun cevabını önceden yaz. Soru listesini bitirince her sorunun altına beklediğin cevabı not et. Cevabı tek kelimeyse ve o kelime evetse, soru yönlendiriyor.
«Mı», «mi» ile biten soruyu yakala. Evet ya da hayırla kapanan soru bir hüküm ister. Aynı soruyu «nerede», «hangi», «ne zaman» ile yeniden kur.
Filmin kararlarını soruda açıklama. «Adı söylememiz» gibi bir ifade, okurun belki hiç fark etmediği bir şeyi ona söyler. Soru artık bir deneyimi değil, bir bilgiyi ölçer.
Hikâye cümlesini en başa koy. Okurun bütün filmi tek cümleye indirdiği an, öbür soruların gölgesi düşmeden gelmeli. O cümle kâğıdın en değerli satırıdır.
Kişinin adını soruda verme. «Nüzhet ne istiyordu?» diye sormak, merkezi okur yerine yazarın seçmesidir. «Bu cümledeki kişi» demek seçimi okura bırakır.
Okura onun dilinde soru sor. Arkadaş okuyucu «kazanılmış dönüş» terimini bilmez. Bilmesi de gerekmez. «Bu nereden çıktı?» dediği anı sor.
Dilek sorusunu kâğıttan çıkar. Okurun önerdiği son, okurun kendi filmidir. Merak ediyorsan okura neyi bekleyip bulamadığını sor. Bekleyiş bir boşluğu gösterir, dilek onu kendi doldurur.
Okurun neyi okuduğunu bil. Taslağın hangi hâlini, kaçıncı kez okuduğunu kâğıdın köşesine yaz. Dönen okurun cevabı ile taze okurun cevabı ayrı sütunlara gider.
Kaygılarını ayrı bir sayfada tut. Okura vermeden önce kendi korkularını alt alta sırala. Karşılarına, onları adlandırmayan birer soru bul. Bulamadığın kaygıyı bu okura sorma.
Sayfanın sızdırdığını hesaba kat. Senaryo okuru perdenin göstermediği şeyleri görür: konuşanın adı, sahne başlığındaki yıl, parantezdeki bir duygu. Perdede sınanacak bir kararı sayfa okuruna sorma.
Kısa tut. Okurun dikkati sınırlıdır ve son sorulara yorgun gelir. Kâğıdı tek sayfada bitir. Yazarın en çok bilmek istediği soru ilk yarıda dursun.
Boş satırı da oku. Okurun cevap vermediği soru bir bilgidir. Ya orada takılmamıştır, ya soru anlaşılmamıştır, ya da okur yorulmuştur. Hangisi olduğunu sonraki konuşmada sor.
Tek bir «neden» hakkın var. Cevaptan sonra bir kez «neden?» diye sorabilirsin. İkincisi okuru gerekçe uydurmaya, üçüncüsü çözüm aramaya iter.
Cevaba itiraz etme. Ayça «koli bantlanan sabahlardan biri» dedi. O sahnenin önemli olduğunu ona anlatmak bir şey kazandırmaz. Cevap yerinde not edilir, tartışılmaz.
Bir okurun cevabını taslağa hemen indirme. Tek okur bir işarettir. Aynı yer başka bir okurda da işaretlenirse bir belirti olur.
Her okur için ayrı kâğıt yaz. Dilber Hanım'a, Emre'ye, Ayça'ya aynı kâğıt gitmez. Her birinin görebildiği şey başkadır.
Cevabı akşamında iste. Okurun hafızası birkaç gün içinde sahneleri birbirine karıştırır. Kâğıda «bitirdiğin akşam yaz» notu düş.
Önce yazılı, sonra konuşma. Konuşmada okur senin yüzünü okur ve cümlesini yumuşatır. Yazılı cevap gelmeden konuşmaya başlama.
Cevabı okuduğun gece taslağı açma. Önce yalnız ne yazıldığını gör. Sahnelerle karşılaştırmaya başladığında cevabı savunmaya da başlarsın.
Olumlu cevabı da yere bağla. «Çok güzeldi» bir sayfa göstermez. «Hangi sayfada acele çevirdin?» diye sorarsan iyi giden yeri de bulursun. Yeniden yazımda dokunulmayacak yerleri bilmek, düzeltilecekleri bilmek kadar işe yarar.
Sorulmayanı sınamak için başka bir okur bekle. Bazı kaygılar bu okurla ölçülemez. Onları park et ve hangi okurun ölçebileceğini yanına yaz.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Okur ne düşündüğünü kendiliğinden söyler."
Okur sorulana cevap verir. Sorulmayan şey çoğu zaman onun içinde kalır.
Yaygın yanlış"Soru çoğaldıkça bilgi de çoğalır."
Uzun liste okuru yorar. Son sorulara verilen cevaplar kısalır ve özensizleşir.
Yaygın yanlış"Soruyu okurdan önce vermek ona yol gösterir."
Önceden verilen soru okurun dikkatini yönetir. Okur sorunun gösterdiği yeri arar, kendi takıldığı yeri kaçırır.
Yaygın yanlış"«Sıkıldınız mı?» ile «Nerede sıkıldınız?» aynı şeyi sorar."
Birincisine nazik bir okur hayır der. İkincisi sıkıntıyı varsayar ve yalnız bir sayfa ister.
Yaygın yanlış"Okur sorunu bildiğine göre çözümünü de bilir."
Okur deneyimini bilir. Çözüm onun kafasındaki filme aittir. Pretty in Pink'in yeni sonu bir dileği karşıladı, ama tartışmayı kapatmadı.
Yaygın yanlış"Taslağı ikinci kez okuyan okur daha iyi okur."
Daha çok bilen okurdur. Değişikliği görür, ama ilk karşılaşmanın karışıklığını artık yaşayamaz.
Yaygın yanlış"Yazarın en çok merak ettiği soru doğrudan sorulmalı."
Doğrudan sorulan kaygı cevabını da verir. Kaygı okurun kendi cümlesine bakan bir soruya çevrilir.
Yaygın yanlış"Cevapsız kalan soru boşa gitmiştir."
Boş satır da bir veridir. Ayça'nın karışıklık satırını boş bırakması, onun artık karışamayacağını gösterdi.
Yaygın yanlış"Senaryo okurunun gördüğünü seyirci de görür."
Sayfa okuru konuşan herkesin adını okur. Yağhane'de seyirci o adı yalnız bir taşta ve bir mektupta görecek.
Yaygın yanlış"Okurun iyi bulduğu yerler sorulmaya değmez."
İyi giden sayfayı bilmeyen yazar, onu da düzeltmeye kalkar. «Hangi sayfada acele çevirdin?» sorusu dokunulmayacak yerleri gösterir.
Yaygın yanlış"Sözlü konuşma yazılı cevaptan daha zengindir."
Konuşma zengindir ama yazarın yüzü onu yönetir. Yazılı cevap önce gelir, konuşma onun üstüne kurulur.
Yaygın yanlış"Soru kâğıdı bir anket gibi puan ister."
Puan bir hüküm verir, yer göstermez. «On üzerinden kaç verirsiniz?» sorusunun cevabı hiçbir sahneyi değiştirmez.
Yaygın yanlış"Okur bir şeyi fark etmediyse o şey işe yaramamıştır."
Bazı kararlar fark edilmeden çalışmak için kurulur. Ayça adın hiç söylenmediğini fark etmemiş olabilir. Yine de yatırımını ağabeye yaptı; karar sessizce çalışmış olabilir.
Yaygın yanlış"Tür sorusunun cevabı bir tür adıdır."
Okur tür adlarını bilmeyebilir ya da yanlış kullanabilir. Filmi kime önereceğini söyleyen okur, beklentisini daha açık anlatır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Okur sorulana cevap verir; soru okumanın sonucunu belirler.
- Soru kâğıdı okumadan sonra gelir; önceden verilen soru dikkati yönetir.
- Yönlendiren soru beklenen cevabı ya da filmin kararını içinde taşır.
- İzin veren soru kusuru varsayar ve yalnız yerini ister.
- Dilek sorusu okuru yazara çevirir; onun yerine bekleyip bulamadığı şey sorulur.
- Dönen okur değişikliği görür, ama ilk karşılaşmanın karışıklığını yaşayamaz.
- Kaygı çevirisi yazarın korkusunu adlandırmadan ölçer.
- Hikâye cümlesi en başa, tür ve ton sorusu en sona gelir.
- Sayfa okuru perdenin göstermediğini görür; perdeye ait karar sayfada sınanmaz.
- Cevap okumanın akşamında, yazılı istenir; konuşma ondan sonra gelir.
- Boş kalan satır da bir cevaptır.
- Burcu'nun denemesi: tek sayfa, dokuz soru; Ayça'nın kâğıdı yarısı dolu döndü ve adın ölçütü «perde ister» notuyla park edildi.
Sonraki derse köprü
Burcu'nun masasında Ayça'nın yarısı dolu kâğıdı duruyor. Yakında yapımcının notları da gelecek ve bu kâğıdın yanına konacak. Ama Ayça'nın cevapları bile aynı türden değil. Repliklerin üstündeki ad bir format meselesi mi, yoksa filmin konseptine dokunan bir şey mi? «Koli bantlanan sabahlardan biri» bir sahne notu mu, bir yapı notu mu? «Annemle izlerdim» bir ton okuması mı, yalnız kişisel bir tercih mi? Sıradaki ders notları sınıflandırmak: her notu hangi katmana koymak gerektiğini ve hangisinin sayfayı gerçekten değiştirdiğini.