Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Her havanın seyircinin aklında hazır bir anlamı vardır.
- Hazır hava ne olacağını sahneden önce söyler.
- Doğa duyguyu tekrar edebilir ya da ona karşı durabilir.
- Karşı hava bir ironi kurar; kayıtsız atmosfer yalnız aldırmaz.
- Gündüz ve gece de bir seçimdir ve ezberi bozulabilir.
- İş gören hava karakterlere bir şey yaptırır.
- Kuşatan hava film boyunca dinmez ve her sahnede iz bırakır.
- Ertelenen yankı duyguyu sahneden sonra, başka bir yerde bırakır.
- Hava perhizi seyrek havayı bir işarete çevirir.
- Hava önce bedenden yazılırsa klişeden kurtulur.
- Bir havanın filmdeki anlamını sahneler kurar, ezber değil.
- Mevsim hikâyenin saatidir; tek mevsim bir durmayı anlatır.
- Hava satırını silmek, onun gerçekten bir iş görüp görmediğini sınamanın en kısa yoludur.
Açılış sahnesi
Emre kantin sahnesini bir kez daha yazmış. Bu sefer replikler yerinde, yalnız bir satır yeni. Murat'ın tek kelimelik itirafından hemen önce dışarıda yağmur başlıyor. Damlalar kantinin camından aşağı iniyor.
Selim sayfayı yüksek sesle okuyor. Yağmur satırına gelince duruyor. Ne olacağını şimdi anladım, diyor. Murat o kelimeyi daha söylemedi.
Emre şaşırıyor. Sahnenin en ağır anı orası. Kadir'in dünyası orada yıkılıyor. Gökyüzü de buna eşlik etsin istemiş.
Selim bir soru daha soruyor. Kadir o camı görüyor mu? Emre sayfaya dönüyor. Kendi tarifine göre Kadir pencereye sırtını vermiş oturuyor. Yağmuru masada yalnız seyirci görecek.
Nermin Hanım kalemi alıyor. Yağmur ne söylüyor, diye soruyor. Emre düşünmeden cevap veriyor: Kötü bir şey olacak.
Seyirci bunu kaç filmden biliyor? Mezarlıkta açılan şemsiyelerden, ayrılık gecelerinin ıslak camlarından. Yağmur buraya kendi anlamıyla değil, başka filmlerin anlamıyla gelmiş.
Emre bir itiraz daha buluyor. Nöbet zaten yağmurla açılıp yağmurla bitmiyor mu? Neden burada yağmasın?
O yüzden yağmasın, diyor Nermin Hanım. Açılışta yağmuru sen kurdun. Sileceklerle, direksiyondaki Kadir'le. Finalde onu silen kimse yok. Kantinde yağarsa bu iki yağmur da sıradan bir hüzne dönüşür.
Kalem satırın üstünden geçiyor. Kantin yine öğle uğultusuyla kalıyor.
Her havanın seyircinin aklında hazır bir anlamı vardır. Senarist o anlamı ya kendi filminde yeniden kurar ya da o havayı yazmaz.
Bu derste ne olacak
Bu derste doğayı ve havayı bir anlatım aracı olarak ele alacağız. Yağmur, kar, sis, rüzgâr, sıcaklık, kuraklık ve mevsim tek tek masaya gelecek. Gündüzle gecenin sahneye ne kattığını da konuşacağız. Sonra iki temel kullanımı ayıracağız. Doğa karakterin duygusunu tekrar edebilir ya da ona karşı durabilir. Bu derste en çok uyarılacak tehlike klişe olacak: duygusu hazır gelen hava. Nöbet'in neden havayı bu kadar az kullandığını da tartışacağız. Bir Bengal köyü, Yunanistan'dan Almanya'ya uzanan bir sis, bir göl tapınağı, Provence'ta bir çiftlik ve rüzgârlı bir Teksas düzlüğü yol arkadaşımız olacak.
Sıfır noktası
Önceki ders rengi ve ışığı konuştu. Doğa da benzer bir yerde duruyor: sahnenin içinde, karakterlerin bedeninde. Ama hava renkten daha eski bir dil. Seyirci ona çocukluğundan beri alışkın.
Edebiyat bu alışkanlığa çoktan bir ad verdi. On dokuzuncu yüzyılda İngiliz eleştirmen John Ruskin, doğaya insan duygusu yüklenmesini eleştirdi. Ona İngilizce "pathetic fallacy" dedi. Ağlayan gök, öfkeli deniz, hüzünlü sonbahar. Doğa hiçbir şey hissetmez, ama yazar onu karakterin aynası yapar.
Sinema bu aynayı sever, çünkü hızlıdır. Bir şimşek, bir sis bulutu, bir kar tanesi tek planda bir duygu kurar. Senarist bir sayfa diyalog yazmadan seyirciyi hazırlar.
Hız bedelsiz değil. Seyirci o duyguyu daha önce yüz kez gördü. Klişe tam bu hızdan doğar. Bir kez işe yarayan kısa yol, yüz filmde aynı yere çıkınca artık bir şey anlatmaz, yalnız hatırlatır. Hava söylediği şeyi seyirciden önce söylerse sahnenin sürprizi gider. Emre'nin yağmuru tam bunu yaptı.
Bir havanın film içinde düzenli aralıklarla dönmesine hava motifi denir. Her dönüşü ilk görünüşüyle ölçülür. Nöbet'in yağmuru böyle bir motif. Bu ders başka bir soruyla ilgileniyor. Tek bir hava, tek bir sahnede ne taşır? Taşıdığı anlam kimin? Filmin mi, yoksa seyircinin eski film hafızasının mı?
Senaryo biçimi de bu konuda bir ipucu veriyor. Sahne başlığı yalnız iç mi dış mı olduğunu, gece mi gündüz mü geçtiğini söyler. Yağmur, kar ya da sis başlığa girmez. Onları tarif satırına yazarsın. Yani her hava satırı yazarın tek tek verdiği bir karardır. Hiçbiri kendiliğinden gelmez.
Her havanın bir de bedensel tarafı var. Yağmur ıslatır, kar yolu kapatır, sis görmeyi engeller, rüzgâr kapıyı çarpar, sıcak uykuyu kaçırır. Senarist havayı duygudan önce bu bedensel taraftan yazdığında klişeden çoğu zaman kendiliğinden kurtulur. Çünkü bedenin işi her sahnede başkadır.
Geriye ölçü kalıyor. Bazı filmler havayı her sahneye yayar. Bazıları onu bir iki ana saklar. Hangisinin doğru olduğuna hikâyenin kendisi karar verir. Nöbet ikincisini seçiyor ve bu dersin büyük kısmı o seçimin nedenini arıyor.
Mekanizma
Hazır gelen hava
Her havanın bir ezber karşılığı var. Yağmur yas ya da ayrılık. Kar yalnızlık ya da masumiyet. Sis kayboluş, rüzgâr huzursuzluk, sıcak arzu ya da öfke. Kuraklık tükeniş, sonbahar yaşlılık, bahar yeniden doğuş. Gece tehlike ya da itiraf, gündüz açıklık.
Bu karşılıklar yanlış değil. Sorun, seyircinin onları ezbere bilmesi. Ezber anlam, sahnede herkesin ilk fark ettiği işarettir. Seyirci onu görür görmez sonucu tahmin eder ve sahnenin geri kalanını yalnız onaylamak için izler.
Emre'nin kantin yağmuru bu sözlükten gelmiş. Selim sahnenin sonunu yağmurdan okudu, replikten değil. Hazır havayı tanımanın bir yolu var. Satırı çiz, sahneyi baştan bir kez daha oku. Sahne bir şey kaybetmiyorsa o hava yalnız tekrar ediyordu. Emre bunu denedi. Yağmursuz sayfada Murat'ın sesi daha alçak, Kadir'in yüzü daha çıplak kaldı.
Aynı yönde ya da ters yönde
Doğa karakterin duygusunu tekrar edebilir. Bunun adı yansıtan atmosferdir: mekânın havası karakterin iç hâline benzer. Kadir'in suçluluğu babanın evinde böyle görünür. Kalorifer gürler ama ısıtmaz. Burada eşlik eden şey gökyüzü değil, evin kendisi. Bu yüzden ezber bir anlam taşımıyor.
Doğanın duyguyu tekrar etmesi kendi başına bir kusur değil. Kusur, tekrarın duygudan önce gelmesi. Gökyüzü karakterle aynı anda ya da ondan sonra kararırsa seyirci eşliği hisseder. Ondan önce kararırsa seyirci sonucu baştan öğrenir. Emre'nin yağmuru itiraftan bir satır önce başlıyordu. Sorunun yarısı buydu.
Selim kantin için bunu öneriyor. Yağmur yerine pencereden vuran parlak bir kış güneşi. Kadir'in dünyası çökerken masaya ışık düşsün. Nermin Hanım öneriyi beğeniyor ama kabul etmiyor. Kantinde o işi zaten yan masadaki çocuğun kahkahası yapıyor. Güneş ikinci bir yorum olurdu.
Karşı hava, kayıtsız atmosferle karıştırılır. Kayıtsız atmosfer karaktere aldırmaz, hayat olduğu gibi akar. Karşı hava ise bir şey söyler. Parlak bir gök, karanlık bir anın üstünde bir ironi kurar.
Gündüz ya da gece
Saat de doğanın parçası. Seyirci itirafı gece bekler, gündüzü sıradan işlere ayırır. Nöbet bunu bilerek tersine çeviriyor. En büyük sır öğle saatinde, tepsiler arasında açılıyor. Geceler ise yakınlığa kalıyor: iki çay bardağı, bileğe uzanan el, başucu lambası. Gece burada tehlikenin değil, yorgun bir sükûnetin saati. Emre'nin sahne başlıklarının çoğu GECE diye bitiyor. Gündüz geçen hastane sahneleri o yüzden bir kesinti gibi okunuyor: tahlil sabahı, kantin, taburcu sabahı.
Bir iş yaptıran hava
Nöbet'in açılış yağmuru böyle çalışıyor. Kadir yağmurda sürüyor, hastaneye ıslak iş tulumuyla varıyor. Kabul formunu öyle dolduruyor. Tulumun kolundan formun kenarına bir damla düşüyor. Figen işten koşa koşa gelmiş bir adam görüyor. Yağmur ona bunu söylüyor.
Kış da bir iş çıkarıyor. Kalorifer ısıtmıyor, çünkü havası alınmamış. Bu iş Kadir'in kaçış cümlesi oluyor. Murat babanın düştüğü günü sorunca Kadir kaloriferden söz ediyor. Hava, Kadir'e saklanacak bir yer veriyor.
Dinmeyen hava
Nöbet'in mevsimi kış. Kış tek bir sahnede gelip geçmiyor, her yere sızıyor. Babanın evi ısınmıyor. Arka kapıda Kadir'in nefesi buhar oluyor, elleri koltuk altlarında. Murat evde ceketini hiç çıkarmıyor. Seyirci bunu soğuğa da bağlayabilir, kapıya yakın durmaya da. Film hangisi olduğunu söylemiyor. Soğuk, kardeşler arasındaki mesafeye bir kılıf oluyor.
Sıcak da aynı biçimde kuşatır. Ter, gece açık kalan pencereler, uyuyamayan bedenler, kısalan sabırlar. Nöbet bunun tersini kullanıyor. Hastanenin içi ılık ve kuru, soğuk yalnız arka kapıda ve babanın evinde bekliyor. Kadir her gece bu iki iklim arasında gidip geliyor.
Sonra gelen yağmur
Son gece imzadan sonra Kadir koridorda duvara yaslanıp filmde tek kez dağılıyor. Bu anda hava değişmiyor. Koridor aynı soğuk ışıkta, çıkış levhası yerinde. Yağmur ancak finalde geliyor, başka bir odada, başka bir hastanın penceresinde. Seyirci o damlaları görünce koridordaki adamı hatırlıyor. Duygu sahnede tutuldu, gökyüzü onu sonra bıraktı.
Az hava
Nöbet'in tek dış sahnesi arka kapı. Orada da gökyüzü görünmüyor, yalnız uzak yol uğultusu ve karşılıksız havlayan bir köpek duyuluyor. Hastane odasının penceresi senaryoda iki kez önem kazanıyor. Bir sabah Kadir babasını yatakta tıraş ederken odaya ilk kez güneş giriyor. Finalde de o yağmur. Hava bu kadar seyrek olunca güneşin girdiği sabah kendiliğinden öne çıkıyor.
Perhizin bir gerekçesi de Emre'nin ton belgesinde yazılı. Ana kelimelerden biri "kuru". Fırtınalı bir gök, kuru bir filmde hemen melodrama kayar. Az hava, filmin sesini alçak tutuyor. Kantin yağmuru da bu yüzden silindi. Kötü bir satır olduğu için değil, filmin sözünü bozduğu için.
Filmlerden okuma
Ray ile Berri suyu iki uçtan kullanıyor. Bengal'de su fazla gelip bir çocuğu alıyor. Provence'ta su hiç gelmiyor ve bir adamı tüketiyor. Hava önce bedene dokunuyor, duygu onun arkasından geliyor.
Angelopoulos ile Sjöström görmeyi bozuyor. Sis bir cevabı saklıyor, rüzgâr gömülmüş bir sırrı açıyor. Kim Ki-duk ise mevsimi bir saat gibi kuruyor. Nöbet bu yelpazenin en dar ucunda duruyor: bir hafta, bir kış, iki yağmur, bir sabah güneşi.
Bu filmlerin hiçbirinde hava yalnız bir duyguyu süslemiyor. Her birinde biri ıslanıyor, susuz kalıyor, üşüyor ya da yolunu bulamıyor. Klişe tehlikesi en çok, havanın bu bedensel işi unutulduğunda başlıyor. Emre'nin kantin yağmuru kimseyi ıslatmıyordu. Camın arkasında, yalnız seyirci için yağıyordu.
Usta katmanı
Havayı önce bedenden yaz. Yağmuru hüzünle değil ıslak bir tulumla, kışı yalnızlıkla değil koltuk altına sokulan ellerle kur. Duygu bedenden sonra gelir ve klişeye düşmez.
Hava satırını sil ve oku. Sahne hiçbir şey kaybetmiyorsa o hava yalnız tekrar ediyordu. Kaybediyorsa ne kaybettiğini adlandır. Hava orada kalacaksa o kayıp yüzünden kalmalı.
Havanın anlamını filmin içinde kur. Yağmuru ilk kez bir sevinçle ya da bir işle göster. Sonraki görünüşünde seyirci onu ezberden değil senin filminden okur.
Karşı havayı tek ana sakla. Parlak bir gök karanlık bir ana ironi katar. Her acı sahnede kullanılırsa ironi bir tike döner.
Saati bilerek seç. İtirafı gündüze, yakınlığı geceye koymak beklentiyi bozar. Saatin ezberini bozmak, havanın ezberini bozmaktan daha az göze batar.
Duyguyu ertele. Karakter bir sahnede dağılıyorsa gökyüzünü sakin bırak. Havayı sonraki bir sahneye ver. Seyirci bağı kendisi kurduğunda yankı daha derin olur.
Kuşatan havayı sahne sahne izle. Dinmeyen sıcak ya da kış her sahnede bir iz bırakmalı: bir ter, bir buhar, bir ceket. İz kaybolursa hava da kaybolur.
İş gören havanın maliyetini bil. Yağmur, kar ve sis yapımda pahalıdır. Hava olay örgüsünde bir iş görüyorsa bedeli savunulabilir. Yalnız süs ise ilk kesilecek satır odur.
Sisin ve karın neyi sakladığını bil. Görmeyi engelleyen hava bir bilgiyi de saklar. Neyi saklıyorsa onu sen bil, seyirciye ne zaman açacağını da.
Hava sayımı yap. Senaryondaki her hava satırını bir listeye dök. Hangileri iş görüyor, hangileri süs? Perhiz bir karar olsun, kazara olmasın.
Mevsimi bir saat olarak düşün. Hikâye mevsimler boyunca sürüyorsa her mevsim bir evreyi işaretler. Tek mevsimde geçiyorsa o mevsim bir durmanın sesidir.
Havayı kimseye yorumlatma. Karakter "gök de benimle ağlıyor" dediğinde hava bir şiire dönüşür. Gökyüzü sussun, insanlar ıslansın.
Aynı havayı iki karaktere ayrı yaşat. Kış Kadir'i arka kapıda üşütüyor. Murat'ın sığınağı ise kapalı bir araba, camın ardında. Aynı soğuk iki kardeşin dünyaya nasıl durduğunu ayırıyor.
Hazır anlamı bilerek çağır. Klişeyi kullanmak bazen bir seçimdir. Seyircinin beklentisini kurup sonra boşa çıkaracaksan ezber anlamı ilk sahnede bilerek ver.
Gökyüzünü değil, gökyüzünün izini yaz. Kamera her zaman göğe bakmaz. Islak bir eşik, buğulu bir cam, kapı altından giren kum havayı kadraja göğün kendisinden daha ucuz ve daha yakın getirir.
Havanın dönüşünü işlevine bağla. Bir hava ikinci kez geliyorsa ilk gelişinden farklı bir iş görmeli. Nöbet'in iki yağmuru bunu yapıyor: biri bir adamı hastaneye getiriyor, öteki nöbeti artık başkasının tuttuğunu söylüyor.
Ölçeği sahneye göre seç. Küçük bir oda dramına fırtına girerse sahne doğaya yenilir. Dar bir hikâye küçük bir hava ister: bir damla, bir esinti, bir buhar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Cenaze sahnesine yağmur yakışır."
Yakışır, çünkü herkes onu orada gördü. Hazır bir anlam sahneye yeni bir şey eklemez. Güneşli bir mezarlık seyirciyi çoğu zaman daha derinden sarsar.
Yaygın yanlış"Hava duyguyu güçlendirir."
Bazen güçlendirir, bazen yalnız tekrarlar. Oyuncunun yüzü ve replik duyguyu zaten taşıyorsa hava onu ikinci kez söyler.
Yaygın yanlış"Doğa karakterin duygusuna uymalı."
Uymak zorunda değil. Karşı hava ve kayıtsız atmosfer acıyı çoğu zaman daha görünür kılar.
Yaygın yanlış"Hava sahnenin dekorudur."
Hava bir yolu kapatabilir, bir sırrı açığa çıkarabilir, bir adama kaçış cümlesi verebilir. Olay örgüsüne giren hava dekor değildir.
Yaygın yanlış"Gerçekçi bir film havayla oynamaz."
Gerçekçi film de bir mevsimde, bir saatte geçer. Yalnız havayı daha az ve daha gerekçeli kullanır.
Yaygın yanlış"Sis gizem demektir."
Sis görmeyi engeller. Neyi engellediği senaryoda belli değilse yalnız bir hava efektidir.
Yaygın yanlış"Hava ne kadar dramatikse sahne o kadar güçlüdür."
Fırtına küçük bir sahneyi ezer. Bazen bir damla, bir buhar bulutu ya da kapı altından giren kum yeter.
Yaygın yanlış"Mevsim arka planda kalır."
Mevsim kıyafeti, ışığı, günün uzunluğunu ve bedenin işini belirler. Seyirci onu söylenmeden okur.
Yaygın yanlış"Kar saflık, rüzgâr değişim demektir."
Bunlar ezber anlamlardır. Bir havanın filmdeki anlamını sahneler kurar. Rüzgâr'da rüzgâr bir sırrı açar, Sisteki Manzara'da kar bir kasabayı dondurur.
Yaygın yanlış"Gece sahneleri karanlık ve tehlikelidir."
Gece bir hastane odasında yakınlığın saati olabilir. Gecenin anlamını da film kurar.
Yaygın yanlış"Bir hava motifi ne kadar çok dönerse o kadar güçlü olur."
Her dönüş bir öncekinin değerini paylaşır. Fazla yağan yağmur bir süre sonra yalnızca hava durumu olur.
Yaygın yanlış"Klişeden kaçmanın yolu havayı hiç yazmamaktır."
Perhiz yokluk değildir. Nöbet yine de iki kez yağmur yağdırıyor, bir sabah güneşi içeri alıyor. Az yazılan hava silinmiş değil, seçilmiş havadır.
Yaygın yanlış"Duyguya karşıt hava her zaman daha incedir."
Karşı hava da bir yorum. Sahnede başka bir şey o ironiyi zaten kuruyorsa ikinci bir katman olur ve sahneyi ağırlaştırır.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Her havanın seyircinin aklında hazır bir anlamı vardır.
- Hazır hava ne olacağını sahneden önce söyler.
- Doğa duyguyu tekrar edebilir ya da ona karşı durabilir.
- Karşı hava bir ironi kurar; kayıtsız atmosfer yalnız aldırmaz.
- Gündüz ve gece de bir seçimdir ve ezberi bozulabilir.
- İş gören hava karakterlere bir şey yaptırır.
- Kuşatan hava film boyunca dinmez ve her sahnede iz bırakır.
- Ertelenen yankı duyguyu sahneden sonra, başka bir yerde bırakır.
- Hava perhizi seyrek havayı bir işarete çevirir.
- Hava önce bedenden yazılırsa klişeden kurtulur.
- Bir havanın filmdeki anlamını sahneler kurar, ezber değil.
- Mevsim hikâyenin saatidir; tek mevsim bir durmayı anlatır.
- Hava satırını silmek, onun gerçekten bir iş görüp görmediğini sınamanın en kısa yoludur.
Sonraki derse köprü
Emre kantin yağmurunu sildikten sonra sayfaları karıştırıyor. Nöbet'te yağmur yalnız iki kez yağıyor ve ikincisi ilkini değiştiriyor. Nermin Hanım parmağını başka bir satıra koyuyor. Babanın alyansı gece gece demir korkuluğa vuruyor. Seyirci o sesi her gece bekliyor. Son gece ise korkuluk sessiz kalıyor, el doğrudan Kadir'in bileğini buluyor. Bir motifin dönmemesi de bir varyasyon sayılır mı? Sonraki ders, tekrar ve varyasyon, bir motifin ilk görünüşünden finaline nasıl değiştiğini ve ne zaman fazla, ne zaman fark edilmeyecek kadar zayıf kaldığını inceliyor.