İçeriğe geç

Ders 95.7

Diyaloğu uyarlamak

Senaryo Akademisi — Bölüm VIII, Modül 95

3.269 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 22 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Romandaki replik göz için, senaryodaki replik kulak için yazılır.
  • Korunan replik kaynaktan aynen gelir ve ağızda da aynı işi görür; seyrek olunca değerlenir.
  • Göz repliği sesli okumada ele verir; onu en iyi yabancı bir ses yakalar.
  • Aktarılan sözü doğrudan yazmak bir hüküm vermektir; belirsizlik soruyla korunabilir.
  • Bölünmüş konuşma uzun bir öğüdü kısaltmadan sahnelere dağıtır.
  • Açıklayıcı paragraf bir harekete, bir mesafeye ya da tek net bir cümleye dönüşebilir.
  • İkonik replik korunabilir, bölünebilir ya da yerini filmin kendi cümlesine bırakabilir.
  • Dönem dili eski kelime yığarak değil, küçük kalıplarla taşınır.
  • Kaynak sözlüğü yeni sahnelerde karakterin sesini kaynağa bağlı tutar.
  • Her gün tekrarlanacak bir satır kısa olur; uzunu üçüncü tekrarda espriye döner.
  • Romanın imgesi sözden çıkarılırken bir harekete ya da nesneye taşınabilir.

Açılış sahnesi

Masada Emre'nin getirdiği tek bir sayfa duruyor. Romanın bir konuşmasını senaryo biçimine geçirmiş, kelimesine dokunmadan. Vecdi sabah atölyeye iniyor, deri dolabını açıyor ve Gülşah'a dönüyor.

Selim Vecdi'yi okuyor: «Kızım, bu atölyede her deri tabakası bir kitabın kaburgasıdır; biri eksilirse bütün gövde yana yatar, bunu senin yaşında bilmek gerekirdi.»

Cümle bitince Burcu gülmemek için dudağını ısırıyor. «Sabahın sekizinde çırağına vaaz veriyor,» diyor.

Sıra Gülşah'a geliyor. Burcu kâğıda bakıyor, sonra Emre'ye. Gülşah'ın satırında konuşma yok, yalnız bir parantez var: (dağınık bir cevap verir).

«Romanda kızın sözü hiç yazılmamış,» diyor Emre. «Vecdi yalnız ne dediğini anlatıyor. Ben de öyle bıraktım.»

Nermin Hanım kalemini parantezin üstüne koyuyor. «Peki oyuncu sete geldiğinde ne söyleyecek?»

Emre cevap vermiyor. Sayfayı geri alıp Vecdi'nin cümlesini bu kez kendi sesiyle, yavaşça okuyor. Kulağına da aynı tuhaflık geliyor. Romanı okurken bu cümlenin altını kurşun kalemle çizmişti. Şimdi aynı kelimeler ağzında birbirine takılıyor, nefesi «kaburga»dan sonra yetmiyor.

Selim sayfayı kendine çekiyor. «Sorun ikisinde de aynı,» diyor. «Vecdi'nin sözü fazla yazılmış. Kızınki hiç yazılmamış.»

Romandaki replik okurun gözü için yazılmıştır; senaryodaki replik bir ağızdan çıkıp bir kulağa gidecek, uyarlama her satırı bu yoldan geçirir.

Bu derste ne olacak

CİLTÇİ'nin konuşmalarını sayfadan perdeye taşıyacağız. Romandan neyin kelimesi kelimesine kalacağını, neyin söylenebilir hâle getirileceğini tartacağız. Vecdi'nin uzun öğütleri parçalanacak, Ragıp'ın telefondaki gerekçeleri bir harekete dönüşecek. Karşı dükkândan gelen sabah selamı kısalacak. Romanın en bilinen ilk cümlesi bir sahnede kendine yer arayacak. Romanın hiç yazmadığı sahneler için Vecdi'nin ağzına yakışan kelimeleri kaynaktan toplayacağız. Gülşah'a, romanda hiç sahip olmadığı bir ses vereceğiz. Filmler bir at tüccarının masasından, bugüne çekilmiş bir Austen romanından ve bir samanlıktaki tutanaktan gelecek. Sonra bir avcının kendine özgü Rusçasını dinleyeceğiz. En sonda da kaynağında hiç yazılmamış bir ıslık repliği duracak.

Sıfır noktası

Bir romanda diyalog tek başına durmaz. Anlatımın içine gömülüdür. «Dedi», «diye fısıldadı», «gözlerini kaçırarak» gibi sözler, repliğin nasıl söylendiğini okura bildirir. Okur repliği kendi iç sesiyle okur. İstediği hızda okur, beğenmediği yerde durur, geri döner.

Perdede bu destekler yok. Replik bir oyuncunun ağzından çıkar, bir kez söylenir, geçer. Nasıl söylendiğini anlatan bir cümle de yoktur. Oyuncunun sesi, yüzü, susması o işi yapar.

Romanın konuşmaları üç ayrı biçimde de gelebilir. Bazen tırnak içinde, karakterin kendi kelimeleriyle. Bazen anlatıcının özetiyle: «Bana uzun uzun derdini anlattı.» Bazen de hiç söz verilmeden, yalnız bir sonuçla: «Konuştuk, anlaştık.» Okur üçünü de rahatça okur. Senarist için durum farklı. Birincide elinde kelimeler var. İkincide yalnız bir hüküm. Üçüncüde hiçbir şey. Ama perdede üçü de aynı yere çıkacak: bir oyuncunun ağzına.

Bu yüzden romandaki iyi bir diyalog perdede kötü bir diyalog olabilir. Romancı konuşmayı göz için damıtmıştır. Gereksiz sözleri atmış, kalanı cümle güzelliğiyle cilalamıştır. Senarist aynı konuşmayı bir kez daha damıtmak zorunda. Bu kez ölçü kulak. Ağızda tökezleyen, nefesi yetmeyen, kimsenin gerçekte kurmayacağı cümleler ayıklanır.

Ama ikinci damıtma bir silme işi değil. Romanın diyaloğu karakterin kim olduğunu da taşır. Vecdi'nin süslü konuşması onun gururunun, mesleğinin, yaşının sesi. Bütün süsü silersen geriye herhangi bir yaşlı adam kalır. Uyarlamacı her repliğe aynı soruyu sorar: bu satırda ne iş görüyor, o iş perdede hangi kelimelerle, ne kadar sözle görülür?

Bazı replikler bu sorudan aynen çıkar. Bazıları kısalır, bazıları bir harekete dönüşür. Bazılarının ise romanda hiç kelimesi yoktur ve senarist onları baştan yazmak zorundadır. CİLTÇİ'de hepsinin örneği bulunuyor. Gülşah'ın sözlerinin çoğu Vecdi'nin özetinden ibaret. Karşı dükkândan gelen günaydın, her gün yinelenemeyecek kadar uzun. Ragıp telefonda fazla açık konuşuyor. Vecdi'nin Lâle'nin fotoğrafına söyledikleri ise okurken insanın içine dokunuyor, söylenince bir şiir dinletisine dönüşüyor. Atölyenin işi bu sorunları birbirinden ayırmak. Her biri başka bir alet istiyor.

Mekanizma

Kalacak satırlar

Emre romandaki her konuşmanın altını iki renkle çiziyor. Yeşil, olduğu gibi perdeye geçebilecek replikler. Kırmızı, değişmesi gerekenler. Liste bitince yeşil çok az kalıyor.

Yeşil satırlardan biri Vecdi'nin Gülşah'a söylediği iki kelime: «Tutkal beklemez.» Kısa, işle ilgili, ustanın sesi. Romanda da sahnede de aynı işi görüyor. Bir öğüt veriyor ve bir sabırsızlığı ele veriyor. Korunan replik az olunca değer kazanıyor. Romanı okumuş seyirci onu tanıyor, okumamış seyirci yalnız iyi bir satır duyuyor.

Kulak sınaması

Kırmızı satırların çoğu güzel cümleler. Sorunları güzel olmaları değil, yalnız okunmak için kurulmuş olmaları.

Romanın en sevilen sayfalarından biri, Vecdi'nin Lâle'nin fotoğrafına konuştuğu akşam. «Lâle, sen gideli bu evde hiçbir kitabın kapağı tam kapanmıyor; ben her akşam hepsini bir bir bastırıyorum, yine de sabaha aralanmış buluyorum.» Selim okuyunca cümle bir şiir okumasına dönüşüyor.

Burcu itiraz ediyor. Ölmüş karısının fotoğrafına konuşan bir adam zaten tuhaf konuşur. Belki süs burada kalabilir. Nermin Hanım ortada bir yol öneriyor: süsün işini elle yap. Emre'nin yeni sürümünde Vecdi raftaki kitapların kapaklarını tek tek bastırıyor. «Kapanmıyor, Lâle.» Bir kapak daha. «Bastırıyorum. Sabaha yine aralık.» Romanın imgesi duruyor, ama artık bir adamın elinde.

Kızın sözü

Romanda şöyle yazıyor: «Kıza deriyi sordum. Bana dağınık, forması karışmış bir cevap verdi.» Gülşah ne dedi? Okur bilmiyor. Okurun elinde yalnız Vecdi'nin hükmü var.

Senarist bu boşluğu dolduramadan sahneyi çekemez. Doldurduğu her kelime de bir taraf tutar. Emre'nin ilk denemesi: «Ben almadım usta, vallahi.» Selim hemen işaret ediyor: kimse sormadan yemin eden kız suçlu görünür. İkinci deneme tek bir soru: «Hangisi, usta?» Bu soru masum da okunabilir, kurnazca da. Vecdi'nin kulağında ikincisi. Seyirci ikisinin arasında kalıyor.

Öğüdü dağıtmak

Romanda Vecdi, Gülşah'ın ilk gününde ona iki sayfa boyunca ciltçiliği anlatıyor. Sözlükteki tirat tam bu: birkaç düşünceden geçen uzun konuşma.

Emre o iki sayfayı tezgâha dağıtıyor. Bir sabah Vecdi Gülşah'ın elini düzeltiyor: «Mühreyi bilekten değil, omuzdan bastır.» Başka bir gün romanın yeşil satırı bu parçalardan biri oluyor: «Tutkal beklemez.» Bir öğleden sonra iplik dikilirken: «Forma forma.» Her parça bir işin ortasında geliyor. Seyirci öğüdü dinlemiyor, bir ustanın çırağını yetiştirdiğini görüyor.

Telefondaki gerekçe

Romanda Ragıp her aradığında uzun konuşuyor. Bir telefon şöyle başlıyor: «Baba, ben Ankara'dan her ay o dükkânın vergisini, damını, rutubetini düşünmekten yoruldum; sen orada tek başınasın, ben burada elim kolum bağlı.» Bu cümle seyirciye her şeyi anlatıyor. Sorun da bu.

Emre gerekçeleri sesten çıkarıyor. Ragıp'ın sesi ahizeden dar bir mırıltı olarak geliyor. Vecdi ahizeyi kulağından bir karış uzak tutuyor. Kelimeler seçilmiyor, ama seyirci bunun bir dert yanma olduğunu anlıyor. Sonra Ragıp'ın tek bir cümlesi net duyuluyor: «Emlakçı yine aradı, baba.» Vecdi'nin cevabı: «Her şey yerli yerinde.» Ragıp: «Onu sormadım.» Romanın paragrafı bir mesafeye, bir ahizeye ve yanlış soruya verilmiş bir cevaba dönüşüyor.

Romanın ilk cümlesi

CİLTÇİ'nin ikonik cümlesi bir replik bile değil, romanın ilk cümlesi. Okura seslenen, hayatı formalara benzeten ve kendi sırtının sağlam olduğunu ilan eden o açılış. Emre onu filmde istiyor.

Burcu bir yer buluyor. Vecdi'nin dağıtılmış öğütlerinden biri formaların dikildiği sabah. Hayatın formalarla dikildiği söz orada bir mecaz olmaktan çıkıp iş tarifine dönüşüyor. Selim'in sorusu ikinci yarı için: «Benimkinin sırtı hâlâ sağlam» kime söylenecek? Emre onu ocakta unutulan tutkalın akşamına saklamak istiyor. Masa bunu henüz karara bağlamıyor.

Çarşının sesi

CİLTÇİ bugünde geçiyor. Ama Vecdi ile Celâl başka bir zamanın çarşı dilini konuşuyor. Romanda Celâl'in sabah selamı uzun: «Hayırlı sabahlar ustam, Allah bereket versin, tutkalın bugün de tutsun.» Gülşah ise bugünün sade Türkçesiyle konuşuyor. Aynı atölyede bir dil merdiveni kurulu.

Selim selamı üç sabah üst üste okuyor. Üçüncüsünde masa gülüyor. Her gün tekrarlanacak bir satır kısa olmak zorunda. Emre selamı damıtıyor: «Günaydın usta.» Romanın çarşı tadı tek kelimede, «usta»da kalıyor. Gülşah'ın satırlarında ise bugünün argosu yok. Argo bir tarih damgası basar; film birkaç yıl sonra eskimiş duyulur.

Romanın yazmadığı sahneler

Emre'nin deneme sahnelerinin çoğu romanda yok. Çilingirin geldiği sabah, çay kutusundan çıkan mühre, karşı dükkânın selamı. Bu sahnelerde Vecdi'nin söyleyeceği her kelimeyi Emre uyduruyor.

Emre romanı baştan tarıyor. Vecdi'nin listesi uzun: forma, sırt, şiraze, mühre, «kızım», «evvelden». Gülşah'ın listesi neredeyse boş. Çilingir sahnesinde Vecdi şöyle diyor: «Sağlam olsun. Sırtı kopmasın.» Selim kaşını kaldırıyor: kilide sırt denir mi? Vecdi'nin ağzında denir. Romanın hiçbir sayfasında olmayan bir cümle, sözlükten geldiği için romanın sesiyle konuşuyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Repliği başkasına okut. Yazan kişi kendi cümlesinin müziğini kafasında duyar. Göz repliğini en çabuk yabancı bir ses ele verir. Okuyan tökezliyorsa oyuncu da tökezleyecek.

Tekrar edilecek satırı kısa tut. Her sabah gelen bir selam, her gün söylenen bir alışkanlık sözü uzunsa üçüncü kez duyulduğunda bir espriye döner. Tekrarlanacak replik bir nefeste söylenmeli.

Aktarılan sözü yazarken terazinin ortasını ara. Anlatıcının özetlediği bir sözü doğrudan yazarken hangi tarafı tuttuğunu bil. Kaynak hükmü açık bırakıyorsa, soru biçiminde ya da yarım kalan bir cümle daha az taraf tutar.

Uzun konuşmayı ait olduğu işe dağıt. Tiradı kısaltmadan önce parçalara ayırmayı dene. Bir öğüdün her cümlesi bir el hareketine, bir sabaha, bir hataya bağlandığında söz azalmadan seyirciye ulaşır.

Açıklama için kelime değil ses yeter. Seyircinin bir karakterin gerekçelerini anlaması için her kelimeyi duyması gerekmez. Bir mırıltı, uzak tutulan bir ahize, yarıda kesilen bir telefon gerekçenin varlığını söyler.

Yanlış soruya verilen cevabı kullan. İki kişi aynı konuşmada başka şeyleri konuşuyorsa, aradaki mesafe paragraflarca açıklamadan daha çabuk anlaşılır.

İkonik cümleye bir iş ver. Romanın en bilinen cümlesi filmde bir yere konacaksa, orada bir iş görmeli. Bir mecaz ancak karakterin işinde düz bir anlam bulduğunda süs olmaktan çıkar.

Kaynak sözlüğünü iki sütun tut. Bir sütuna karakterin kullandığı kelimeleri, ötekine asla kullanmayacağı kelimeleri yaz. Yeni repliği ikinci sütuna karşı da sına.

Dönem dilini kelimeyle değil kalıpla taşı. Bir çarşının dili eski sözcükleri yığarak kurulmaz. Hitap, selam, teşekkür biçimi gibi küçük kalıplar dili daha az sözle taşır.

Konuşmayan karaktere ses verirken dikkat et. Kaynağın susturduğu bir karakter filmde konuşacaksa, ilk sözü onun bütün kimliğini kurar. O sözü birkaç sürümde yazıp hangisinin neyi kesinleştirdiğini ölç.

Korunan repliği seyrek tut. Kaynaktan aynen alınan satır az olursa duyulur. Çok olursa film romanın sesli okumasına döner.

Kaynağın noktalamasını ritim notu say. Romancının noktalı virgülü, tiresi, yarım bıraktığı cümle bir nefes bilgisidir. Senarist onu oyuncunun duraksamasına çevirebilir.

Romanın imgesini konuşmadan çıkar, sahneden çıkarma. Lâle'ye söylenen cümledeki aralık kapaklar sözden kalkınca kaybolmuyor, Vecdi'nin eline geçiyor. Bir göz repliğini kısaltırken içindeki imgeyi kurtarıp bir harekete ya da nesneye vermenin yolunu ara.

Sözün kime söylendiğini belirle. Romanda bir cümle okura söylenmiş olabilir. Filmde her replik birine söylenir: bir çırağa, bir fotoğrafa, bir ahizeye. Muhatap değişince aynı cümlenin tonu da uzunluğu da değişir.

Kaynağın sustuğu yerde susmayı da dene. Aktarılan sözün yerine bazen hiç söz koymamak en dürüst çözümdür. Gülşah'ın cevabı yerine bir bakış, bir sessizlik ya da işine dönen bir el de denenmeli.

Romanın konuşma eklerini paranteze taşıma. «Diye fısıldadı», «gözlerini kaçırarak», «sitemle» gibi ekler senaryoda parantez yığınına dönüşür. Çoğunu sil ve oyuncuya bırak. Gerçekten gerekeni bir davranış olarak aksiyon satırına koy.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Romandaki diyalog zaten diyalogdur, olduğu gibi alınır."
Doğrusu

Romancı repliği gözün okuması için yazar. Sesli söylendiğinde aynı cümle uzun, süslü ya da ezber gibi gelebilir. Vecdi'nin kaburga cümlesi okurken güzel, söylenince bir vaaz.

Yaygın yanlış"Konuşulabilir kılmak sadeleştirmek demektir."
Doğrusu

Bütün süsü silmek karakterin sesini de siler. Vecdi'nin gururu cümlelerinde yaşıyor. İş süsü atmak değil, ağızda taşınabilecek kadarını bırakmak.

Yaygın yanlış"Kaynağın aktardığı sözü senarist rahatça yazar."
Doğrusu

Aktarılan sözün kelimeleri kaynakta yok. Senaristin seçtiği her kelime bir hükümdür. Gülşah'ın yeminli cevabı kızı suçlu, sorusu belirsiz gösteriyor.

Yaygın yanlış"Uzun konuşma kısaltılarak kurtarılır."
Doğrusu

Kısaltmak bilgiyi atar. Bölmek ise bilgiyi zamana yayar. Vecdi'nin iki sayfalık öğüdü tezgâhtaki sabahlara dağıtıldığında hiçbir parçası kaybolmuyor.

Yaygın yanlış"İkonik replik kelimesi kelimesine korunmalıdır."
Doğrusu

İkonik cümle bölünebilir, yeri değişebilir, hatta filmin kendi cümlesiyle yer değiştirebilir. To Have and Have Not'ın en bilinen satırı romanda yok.

Yaygın yanlış"Bugünde geçen bir hikâyenin dönem dili sorunu yoktur."
Doğrusu

Bir mekânın ve bir kuşağın kendi dili vardır. CİLTÇİ bugünde geçiyor, ama Vecdi ile Celâl'in çarşı dili Gülşah'ınkinden başka bir zamana ait.

Yaygın yanlış"Yeni sahnelerde senarist kendi sesiyle yazabilir."
Doğrusu

Seyirci kaynağın sesi ile yeni satırlar arasındaki farkı duyar. Persuasion'ın bugünün diliyle yazılmış satırları romanın kelimeleriyle aynı ağızda çarpıştı.

Yaygın yanlış"Açıklayıcı bir repliği iyi bir oyuncu kurtarır."
Doğrusu

Oyuncu sözü taşıyabilir, gereksizliğini taşıyamaz. Ragıp'ın gerekçe paragrafı en iyi oyuncunun ağzında da bir bilgi listesi olarak kalır.

Yaygın yanlış"Göz repliği kötü yazılmış bir repliktir."
Doğrusu

Romanda o cümle doğru yerdedir ve işini görür. Sorun mecra değiştirince başlar. Vecdi'nin Lâle'ye söylediği cümle romanın en iyi sayfalarından biri; yalnız oyuncunun ağzına göre kurulmamış.

Yaygın yanlış"Romanın tek bir cümlesini bile korumak sadakattir."
Doğrusu

Korunan replik, çevresindeki yeni satırlarla aynı sesi taşımazsa göze batar. Bir sahnede romanın cümlesi, ötekinde yazarın kendi cümlesi duruyorsa seyirci ikisinin dikişini duyar.

Yaygın yanlış"Tekrarlanan selam da her seferinde romandaki gibi uzun olabilir."
Doğrusu

Uzun bir satır her tekrarda biraz daha komik duyulur. Celâl'in uzun hayır duası üçüncü sabahta masayı güldürdü; «Günaydın usta» her sabah aynı ağırlıkla kalabiliyor.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Romandaki replik göz için, senaryodaki replik kulak için yazılır.
  • Korunan replik kaynaktan aynen gelir ve ağızda da aynı işi görür; seyrek olunca değerlenir.
  • Göz repliği sesli okumada ele verir; onu en iyi yabancı bir ses yakalar.
  • Aktarılan sözü doğrudan yazmak bir hüküm vermektir; belirsizlik soruyla korunabilir.
  • Bölünmüş konuşma uzun bir öğüdü kısaltmadan sahnelere dağıtır.
  • Açıklayıcı paragraf bir harekete, bir mesafeye ya da tek net bir cümleye dönüşebilir.
  • İkonik replik korunabilir, bölünebilir ya da yerini filmin kendi cümlesine bırakabilir.
  • Dönem dili eski kelime yığarak değil, küçük kalıplarla taşınır.
  • Kaynak sözlüğü yeni sahnelerde karakterin sesini kaynağa bağlı tutar.
  • Her gün tekrarlanacak bir satır kısa olur; uzunu üçüncü tekrarda espriye döner.
  • Romanın imgesi sözden çıkarılırken bir harekete ya da nesneye taşınabilir.

Sonraki derse köprü

CİLTÇİ'yi okumuş seyirci salona belirli beklentilerle gelecek. İlk cümleyi duymak isteyecek, sırttaki gizli işareti görmek isteyecek. Okumamış seyirci ise «forma» kelimesinin ne demek olduğunu bile bilmeyebilir. Çırağın yüzü, ocaktaki tutkal kabı, kilitli dolap onun için yalnız ilk kez gördüğü şeyler olacak. Film bu iki seyirciye aynı anda nasıl yetecek? Romanın okurlarına göz kırpan bir satır, kitabı hiç açmamış birinin önünde hikâyeyi durdurur mu? Sıradaki iş, okurun beklediği ile filmin kendi ayakları üstünde durması arasındaki dengeyi kurmak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — masada tek sayfa; bir satırda konuşma yerine yalnız bir parantez.
  • Korunan replik — romandan kopan iki kelime, değişmeden bir oyuncunun ağzına iniyor.
  • Göz repliği — sayfadaki uzun cümle oyuncunun ağzına geçmeye çalışırken dile takılıyor.
  • Aktarılan söz — bir adamın kaleminden geçen sözler; kalem kalkınca kızın ağzında bir soru işareti.
  • Bölünmüş konuşma — iki sayfalık bir metin parçalara ayrılıp tezgâhın farklı sabahlarına dağılıyor.
  • İkonik replik — bir kitabın ilk satırı yerinden kalkıp bir iplikle forma dikilen bir sahneye yerleşiyor.
  • Kaynak sözlüğü — bir kelime listesinden yeni bir cümleye uzanan ince çizgiler.
  • Kapanış — çarşıda kaldırılan bir çay bardağı, altında tek kelime: usta.

Ritim

Ders bir sayfanın masaya konma sesiyle açılıyor. Mekanizmada dar bir ahize mırıltısı bir kez duyuluyor ve sonra tek net cümleye dönüşüyor. Kapanışta kitap kapaklarının teker teker bastırılma sesi.