İçeriğe geç

Ders 47.10

Diyaloğu kısaltmak

Senaryo Akademisi — Bölüm V, Modül 47

3.456 kelime5 film örneği≈ 16 dk okuma≈ 23 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Yazarken karakterin yanındasın, kısaltırken seyircinin.
  • Her satıra sor: seyirci bunu başka yerden alıyor mu?
  • Sahneye en geç anlaşılır noktadan gir.
  • Selam bir iş görmüyorsa kesilir, görüyorsa kalır.
  • Dayanak repliği, sonraki bir sahne ona yaslandığı için kalır.
  • Replik ısınması asıl sözden önceki işsiz cümledir.
  • Görüntünün söylediğini söz bir daha söylemez.
  • Açıklama kuyruğu gider, savunma kuyruğu kalır.
  • Kelime takası soyutu karakterin dünyasından bir kelimeyle değiştirir.
  • Replik dikişi boş ara soruyu çıkarır, iki repliği birleştirir.
  • Eylem cevabı okunabildiği sürece sözden fazlasını söyler.
  • Özet repliğini silmek sahneye güvenmektir.
  • Kesilen satır çoğu zaman yok olmaz, yer değiştirir.
  • Her repliği kısaltmak tekdüzelik doğurur; uzun replik de bir araçtır.
  • Karakterin sesini taşıyan kelime, bilgiyi taşıyandan daha zor yerine konur.

Açılış sahnesi

Emre kabul sahnesinin yeni hâlini getiriyor. Bir sayfalık sahne iki sayfaya çıkmış. Okuma masasında Selim yine Kadir'i okuyor, Nermin Hanım da Figen'i.

İlk satırlar akıp gidiyor. Figen iyi akşamlar diliyor, geçmiş olsun diyor, bir sandalye gösteriyor. Kadir teşekkür ediyor. Tulumu ıslak, ayakta kalacağını söylüyor. Figen adını soruyor. Kadir adını söylüyor, soyadını bir kez de harf harf veriyor.

Selim okumayı bırakıp kalemini açıyor. Kurgu masasında bir planı kısaltırken önce başını keserim, diyor. Oyuncu kadraja girmeden önceki üç saniyeyi kimse özlemez. Selamın, sandalyenin ve adın üstünü çiziyor. Sonra kalemi yakınlık sorusuna indiriyor.

Emre elini sayfaya koyuyor. O satır kalsın, diyor. Son gece Figen aynı soruyu bir başka kâğıtla soruyor. Kadir yine «Oğlu» diyor. İlk geceyi kesersen son gecenin cevabı yankısız kalır.

Selim çizgiyi geri alıyor. Ama sayfa hâlâ uzun. Nermin Hanım ikinci sayfadaki itirafı gösteriyor. Kadir işte olduğunu söyledikten sonra kazan dairesini ve çantadaki telefonu da ekliyor. Bu son yarı kimin için orada, diye soruyor. Seyirci için mi, Kadir için mi?

Diyalog kısaltılırken her satıra iki soru sorulur: seyirci bunu başka bir yerden zaten alıyor mu, ve sonraki bir sahne bu satıra yaslanıyor mu?

Bu derste ne olacak

Bu derste yazılmış bir diyaloğu kısaltmanın araçlarına bakacağız. Önce bir sahnenin hangi satırdan açılabileceğini soracağız. Selamları, ısınma cümlelerini ve seyircinin zaten bildiği bilgiyi ayıklayacağız. Görüntünün taşıdığı şeyi sözün elinden alacağız. Repliğin sonunu, zayıf kelimeyi ve araya giren boş soruyu tartacağız. Bir cevabın yerine bir hareket koymayı, sahnenin son açıklamasını silmeyi deneyeceğiz. Hangi satırın kesilmemesi gerektiğini de konuşacağız, çünkü her kesimin bir bedeli var. Her aracı bir taslağın önceki ve sonraki hâliyle göstereceğiz. Nöbet'in sahnelerini Selim'in kalemiyle, satır satır okuyacağız. Dersin sonunda kendi sahnelerini satır satır kısaltabilecek, kestiğin her şeyin nereye gittiğini de söyleyebileceksin.

Sıfır noktası

İlk taslakta diyalog hep uzundur. Bu bir kusur sayılmaz, yazmanın doğası böyle. Yazar sahneyi yazarken onu bulmaya çalışır. Karakterler selamlaşır, kapıdan girer, oturur, konuya dolaşarak gelir. Yazar da onlarla birlikte dolaşır. Sahnenin nerede başladığını çoğu zaman sayfanın ortasında fark eder.

Kısaltmak ikinci bir iştir. Ham konuşmayı damıtmaktan da farklıdır. Damıtma, gerçek bir konuşmanın kaydından iş gören sözleri ayırır. Kısaltma ise zaten yazılmış, zaten dramatik bir diyaloğun üstünde çalışır. Malzeme ham değildir, yalnızca fazladır. Yazarken yazar karakterin yanında durur. Kısaltırken seyircinin yanına geçer. Soru da değişir. Artık karakterin bunu söyleyip söylemeyeceğini sormaz. Seyircinin bunu duymaya ihtiyacı olup olmadığını sorar.

Kısaltmanın üç ölçeği var. Sahne ölçeğinde ilk ve son satırlar gider. Replik ölçeğinde bir cümlenin başı, sonu ya da ortası gider. Kelime ölçeğinde uzun bir ifade tek bir kelimeye iner. Bu derste ağırlık son ikisinde.

Kısaltmanın amacı kısalık değil. Kısa ama boş bir sahne de olur. Amaç, kalan her satırın bir iş görmesi. Senaryo yazımında buna yazım ekonomisi denir. Ölçüsü sade: bir kelime silinince sahne eksik kalıyorsa, o kelime yerinde durur. Silinince kimse fark etmiyorsa, fazlalıktır.

Kesilen satır çoğu zaman yok olmaz, başka bir yere taşınır. Bir oyuncunun yüzüne, bir nesneye, bir aksiyon satırına ya da seyircinin kafasına. Kurgucular bunu iyi bilir. Bir planın başını kestiklerinde oyuncunun bakışı yerinde kalır. Diyalogda da aynısı olur. Söz gider, bakış kalır.

Kısaltmanın bir de bedeli var. Her kesim ritmi değiştirir. Hepsi aynı boya inmiş replikler tekdüze bir atışmaya döner. Bazı uzun replikler sahneyi taşır ve yerinde kalmalıdır. Kısaltmayı bilen yazar, neyi kesmeyeceğini de bilir.

Fazlalığın kaynağı çoğu zaman korkudur. Yazar anlaşılmamaktan korkar. Bir bilgiyi iki kez verir, bir duyguyu bir de adıyla söyler, bir sahneyi bir de özetler. Kısaltırken aranan şey bu korkunun izleridir. Her açıklama, yazarın sahneye güvenmediği bir yeri gösterir.

Nöbet'in kabul sahnesi bu işin ilk deneme tahtası oldu. Ardından ötekiler geldi: ustabaşına telefon, merdiven başı, tahlil sabahı, dördüncü gece, kantin. Selim hepsini kurgu masasından getirdiği alışkanlıkla okuyor. Önce baş, sonra son, en son orta.

Mekanizma

Sahneye en geç nereden girilir?

Sahne ölçeğindeki ilk araç bilinen bir araç. En geç giriş noktası, seyircinin sahneyi hâlâ takip edebileceği son an. Selam kesimi de sahnenin başındaki selamlaşmaları, hal hatır sormayı ve tanıştırmayı atar.

Emre'nin kabul sahnesinde ilk altı satır bu işi görüyordu. Seyirci o satırlardan bir gece hemşiresinin kibar olduğunu öğreniyor, o kadar. Selim'in kalemiyle sahne yakınlık sorusundan açılıyor. Kamera girdiğinde Figen adı çoktan forma yazmış. Sahne bir işin ortasında açıldığı için Figen'in rutini daha net görünüyor. Seyirci onun bu soruları her gece sorduğunu, ilk satırları görmeden anlıyor. Formun tekdüze duvarı daha az satırla da ayakta duruyor.

Ama her selam boş değildir. Murat'ın hastaneye ilk gelişine Emre bir «Hoş geldin» yazmıştı. Onun yerine babanın sorusu geçti: bayrama mı geldin? Selam kesilmedi, bir iğneye döndü. Selam kesiminin asıl sorusu, selamın sahnede bir iş görüp görmediği.

Kabul masasındaki «Oğlu» bir dayanak repliği. O gece yakınlık sorusu formun sıradan bir satırı. Son gece aynı soru başka bir kâğıtta geri geliyor ve Kadir aynı kelimeyle imzaya gidiyor. İlk «Oğlu» kesilirse ikincisi yalnız bir bilgi olur. İlki kalırsa ikincisi bir yankıya döner. Dayanağı bulmanın yolu basit: kesmeden önce o kelimeyi senaryonun geri kalanında ara.

Repliğin başı

Emre'nin taslağında Kadir izin istemek için ustabaşını arıyor. İlk hâli dört cümle: kusura bakma, biliyorum vakit uygun değil, seni sıkmak istemezdim, bir şey soracaktım. Asıl istek beşinci cümlede geliyor. Selim ilk dördünü çiziyor. Geriye «Abi, bir hafta lazım» kalıyor.

Isınma, dolgu sözünden ayrı bir şey. Dolgu sözü «şey», «yani» gibi kendi başına anlamı olmayan bir sözdür. Isınma ise anlamlı ama işsiz bir cümledir. Özür kesilince Kadir'in mahcubiyeti kaybolmuyor. Oyuncu onu «Abi» kelimesinin üstünde bir nefesle verebilir.

Seyircinin zaten bildiği

İkinci araç da tanıdık. Bilgi tekrarı, seyircinin bildiği bir bilginin yeniden verilmesidir. Çifte söyleyiş, görüntünün verdiği şeyi bir de sözle söylemektir. İkisi de seyirciye güvenmemekten doğar.

Emre'nin taslağında Kadir sabaha karşı arka kapıda ustabaşına babanın durumunu baştan anlatıyordu: mutfak, düşüş, tahliller, ağabeyin gelişi. Seyirci bunların hepsini gördü. Telefonda yeni olan tek şey Kadir'in yalanı. Uyuduğunu söylüyor, oysa soğukta ayakta. Kesilen anlatım, kalan yalanı görünür kılıyor.

Babanın evinde Murat kapı kasasındaki boy çizgilerine bakıyor. Taslakta kendi çizgilerinin bir yerde bittiğini yüksek sesle söylüyordu. Seyirci çizgileri görüyor, kamera nerede bittiklerini gösteriyor. Selim cümleyi silip aksiyon satırına tek bir kelime ekliyor: uzun.

Repliğin sonu

Hazırlık haftasında merdiven başındaki soru taslakta iki cümleydi. Kadir önce tutamağı kimin taktıracağını soruyor. Sonra ekliyor: sen İstanbul'a dönersin, yine ben uğraşırım. İkinci cümle ilkinin ne demek olduğunu anlatıyor. Selim onu kesiyor. «Kim taktıracak?» tek başına kalınca soru Murat'ın üstüne düşüyor. Alt soruyu seyirci kendisi duyuyor.

Kabul masasındaki itiraf ise başka bir sınav. Kadir'in kimsenin sormadığı cümlesi iki parçalı. Önce işte olduğunu söylüyor, sonra yerini ve telefonunu ekliyor. Selim ikinci parçayı kesip okuyor. Boşluk yine doluyor: «Ben işteydim» bir itiraf olarak yetiyor. Ama Emre itiraz ediyor. Kazan dairesi ve çanta seyirciye bir şey açıklamıyor. Onlar Kadir'in kendini savunması. Kimse suçlamadan savunmaya geçen bir adamın sesi bu.

Nermin Hanım ayrımı koyuyor. Açıklama kuyruğu seyirci için yazılır ve kesilir. Savunma kuyruğu karakterin ağzından konuşur ve kalır. Sorulacak soru şu: bu son parçayı kim istiyor?

Daha ağır kelime

Emre'nin ilk taslağında tahlil sabahı Kadir doktora bu sorunun uzun zamandır olup olmadığını soruyordu. «Sorun» kimsenin kelimesi değil. Kadir'in mesleği bakım ustalığı. Bir değerin yüksek kaldığını duyunca aklına bir boru geliyor. Yeni taslakta Kadir «kaçak» diyor. Tek kelime ustalığını, korkusunu ve sorusunu birlikte taşıyor: bir yerden sızıyor ve kimse görmemiş.

Takas repliği kısaltır, ama asıl kazancı bu değil. Somut kelime soyut ifadeden daha çok şey söyler. Murat'ın «netleştirelim»i de bir takas. Bir yönetici böyle konuşur. Kelime, konuşanın kim olduğunu ele verir.

İki replik bir

Dördüncü gece taslakta Murat kantin çayından yakınıyor, tadı eskisini tutmuyor. Kadir «Nasıl yani?» diye soruyor. Murat ardından ocakta unutulan demliğe, babanın o eski huyuna geçiyor. Kadir'in sorusu hiçbir şey istemiyor. Yalnız Murat devam etsin diye orada.

Selim soruyu çıkarıp Murat'ın iki cümlesini dikiyor. Murat artık durmadan konuşuyor: çaydan demliğe, demlikten babaya. Yıllardır konuşmamış bir adamın bir kez başlayınca duramaması, sahnenin kendisi oluyor. Kadir'in susması da değer kazanıyor. Soru sormuyor, dinliyor. Bardağı avuçlarının arasına alması, dikişin açtığı yere oturuyor.

Cevap yerine hareket

Üçüncü akşam taslakta Murat oturup oturamayacağını soruyor. Kadir «Otur, ne dikiliyorsun» diyor. Yeni hâlde ne soru var ne cevap. Kadir ayağının ucuyla sandalyeyi ağabeyine doğru sürüyor. Davet ile kayıtsızlık aynı hareketin içinde. Murat teşekkür ediyor ve oturmuyor. Sözlü bir «otur» buna yer bırakmazdı.

Eylem cevabının bir koşulu var: hareket okunabilmeli. Seyirci sandalyenin gittiği yönü görmeli. Okunamayan bir hareket cevap olmaz, boşluk olur.

Son söz

Kantinde «Amcamız» anından sonra Emre bir satır daha yazmıştı. Murat, ikisinin de onu hatırladığını söylüyordu. Seyirci bunu az önce gördü: aynı kelime iki ağızdan çıktı. Selim satırı siliyor. Sahne yan masadaki çocuk kahkahasıyla bitiyor. Kardeşler o anı adlandırmıyor, seyirci adlandırıyor.

Özet repliği çoğu zaman yazarın son kuşkusudur. Sahne işledi mi, anlaşıldı mı? Emin olamayan yazar sonucu bir karaktere söyletir. Silmek, sahneye güvenmek demek.

Filmlerden okuma

Kutuların hiçbirinde kısalan şey sahnenin kendisi değil. Bekleme salonu da, Mac'in kızıyla konuşması da yeterince sürüyor. Kısalan, sahnenin içindeki açıklama. Tanışma, özür, yorum ve hüküm gidiyor. Geriye bir sınır, bir ıslık, bir şarkı ya da avuçta bir kelime kalıyor.

Nöbet'te de kesimlerin çoğu bir şeyi silmiyor, yer değiştiriyor. Ustabaşına anlatılan düşüş önceki sahnelere, boy çizgileri kameraya, «otur» bir sandalyeye geçiyor. Kalem sayfayı kısaltıyor, filmi kısaltmıyor.

Usta katmanı

Önce sesli oku, sonra kes. Kâğıtta yerinde duran satır, sesli okununca sırıtır. Okuma masasında Selim, Kadir'in özürlerini okurken kendi sesinden sıkıldı. Kulağın sıkıldığı yer, kalemin ineceği yerdir.

En sevdiğin satırı ayrıca sına. Yazarın en çok sevdiği satır çoğu zaman bir özet ya da bir açıklamadır. Emre'nin kantindeki son cümlesi de öyleydi. Böyle bir cümleyi yazar, sahneye kattığından çok kendi duygusunu söylediği için sever. Sevdiğin satırı bir kez de sevmediğin biri gibi oku.

Kalemi bir başkasına ver. Kendi diyaloğunu kısaltmak zordur, çünkü her satırın neden yazıldığını hatırlarsın. Selim'in kalemi bu yüzden işe yarıyor. Selim Emre'nin niyetini bilmiyor, yalnız sayfayı görüyor. Seyirci de öyle görecek.

Kestiğin satırları bir gün sakla. Silinenleri ayrı bir sayfada tut. Ertesi gün sahneyi o sayfaya bakmadan oku. Bir eksiklik hissediyorsan geri al. Hissetmiyorsan o satırın işi yoktu.

Kesilen yerin yanına oyuncunun payını yaz. Kesilen her cümle bir bakışa, bir nefese, bir duraklamaya dönüşebilir. Ama sayfa bunu göstermeli. Kısa bir aksiyon satırı yeter: Kadir başını kaldırmıyor. Oyuncu o boşluğun sahibi olduğunu bilir.

Kuyruğun sahibini sor. Repliğin son parçası seyirciye mi konuşuyor, karşıdakine mi? Seyirciye konuşuyorsa açıklamadır, gider. Karakter kendi korkusundan devam ediyorsa savunmadır, kalır.

Her repliği kısaltma. Hepsi kısalmış bir sahne tekdüze bir atışmaya döner. Murat'ın demlik repliği uzun kalmalı. Kısa repliklerin arasındaki bir uzun replik, sahneyi o sözün içinde bekletir. Kısaltırken boyların dalgasını koru.

Karakterin sesini taşıyan kelimeye dokunma. Murat'ın «süreç»i ve «netleştirelim»i kesilebilir görünür. Ama onlar Murat'ın kim olduğunu söyler. Bilgi taşıyan kelime başka bir yerden gelebilir. Ses taşıyan kelimenin yedeği yoktur.

Dikişten sonra dikiş yerini oku. İki replik birleşince arası çoğu zaman eğreti kalır. Murat çaydan demliğe geçerken bir bağlaç aranır. Bağlaç koyma. Düşüncenin sıçramasını bırak. Seyirci Murat'ın aklının nereye kaydığını o sıçramada görür.

Kesimden sonra son işarete bak. Kuyruk kesilince repliğin son işareti değişir. Kadir'in taslağı bir yakınmayla, noktayla bitiyordu. Yeni hâli soru işaretiyle bitiyor. Yakınma soruya dönünce cevap verme sırası Murat'a geçiyor. Noktalama oyuncuya yön verir; kesim onu değiştirdiyse sahnenin tonu da değişmiştir.

Sondan başla. Bir sahneyi kısaltırken önce son repliğe bak. Özet repliği çoğu zaman orada saklanır. Onu silince sahnenin gerçek sonunu bulursun. Sonra başa dön ve ilk gerekli satırı ara.

Kelimeyi değil süreyi ölç. Bir repliğin kısalığı kelime sayısıyla değil, perdede kapladığı süreyle hissedilir. İki satırlık bir sessizlik, uzun bir cümleden daha uzun sürebilir. Sahneyi saatle oku.

Kesimlerin defterini tut. Her kesimin yanına, o bilginin nereye gittiğini yaz: önceki sahne, kamera, aksiyon satırı, oyuncunun yüzü. Bir satırın karşısına hiçbir şey yazamıyorsan dikkat et. Ya o bilgi gerçekten gereksizdi, ya da hikâyeden bir parça düştü.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Kısa diyalog her zaman iyi diyalogdur."
Doğrusu

Kısa ama boş bir sahne de olur. Ölçü, her satırın bir iş görmesi. Bazı sahneler uzun bir repliğe muhtaçtır.

Yaygın yanlış"Selamlar her zaman kesilir."
Doğrusu

Kesilmez, sorgulanır. Selam bir iğne, bir mesafe ya da bir alışkanlık taşıyorsa kalır. Babanın bayram sorusu Murat'ın ilk selamının yerine geçiyor.

Yaygın yanlış"Kısaltmak kurgucunun işidir."
Doğrusu

Kurgu masasında kesilen replik çoktan çekilmiş, emeği harcanmıştır. Sayfada kesmek en ucuz kesimdir. Selim'in kalemi kurgu masasına temiz bir malzeme bırakır.

Yaygın yanlış"Oyuncu nasılsa kısaltır."
Doğrusu

Oyuncu bazen kısaltır, bazen fazlasını oynar. Açıklama kuyruğu olan bir replik, oyuncuya duyguyu iki kez gösterme yükü bindirir.

Yaygın yanlış"Repliği kısaltınca duygu kaybolur."
Doğrusu

Çoğu zaman tersi olur. Kısa replik duyguyu adlandırmaz, ona yer açar. Duyguyu oyuncu ve seyirci taşır.

Yaygın yanlış"Kesilen bilgi seyirciden saklanmış olur."
Doğrusu

Bilgi başka bir kanaldan geliyorsa saklanmış olmaz. Boy çizgileri görüntüde, ustabaşına anlatılan düşüş önceki sahnelerde duruyor.

Yaygın yanlış"Kısaltmanın ilk hedefi en uzun repliktir."
Doğrusu

İlk hedef boş repliktir. Uzun bir replik tek bir iş görüyorsa kalabilir. Araya giren iki kelimelik bir «Nasıl yani?» ondan önce gider.

Yaygın yanlış"Sorulan soruya mutlaka sözle cevap verilir."
Doğrusu

Hareket de bir cevaptır. Ayağın ucuyla sürülen bir sandalye, bir «otur»dan fazlasını söyler.

Yaygın yanlış"Kısaltmak için önce en kötü sahneye bakılır."
Doğrusu

Önce en uzun konuşan sahneye bakılır. Kötü sahne çoğu zaman kısaltmayla değil, yeniden yazmayla düzelir. Kısaltma, işleyen bir sahneyi keskinleştirir.

Yaygın yanlış"Bir repliğin sonu her zaman kesilebilir."
Doğrusu

Son parça bir açıklamaysa kesilir. Karakterin kendini savunmasıysa kalır. Kadir'in kazan dairesi ve çantası, kimsenin sormadığı bir suçun savunması. Onu kesen, Kadir'in suçluluğunu da keser.

Yaygın yanlış"Kısa replik yazmak, kısaltmakla aynı iştir."
Doğrusu

Baştan kısa yazılan diyalog çoğu zaman sahnenin nerede olduğunu bulamaz. Önce uzun yaz, sahneyi bul, sonra kes. Kısaltma, yazmanın ikinci turudur.

Yaygın yanlış"Kısaltma son taslakla biter."
Doğrusu

Provada, çekimde ve kurguda kısaltma sürer. Sayfadaki kesim sonrakilere sağlam bir zemin hazırlar.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Yazarken karakterin yanındasın, kısaltırken seyircinin.
  • Her satıra sor: seyirci bunu başka yerden alıyor mu?
  • Sahneye en geç anlaşılır noktadan gir.
  • Selam bir iş görmüyorsa kesilir, görüyorsa kalır.
  • Dayanak repliği, sonraki bir sahne ona yaslandığı için kalır.
  • Replik ısınması asıl sözden önceki işsiz cümledir.
  • Görüntünün söylediğini söz bir daha söylemez.
  • Açıklama kuyruğu gider, savunma kuyruğu kalır.
  • Kelime takası soyutu karakterin dünyasından bir kelimeyle değiştirir.
  • Replik dikişi boş ara soruyu çıkarır, iki repliği birleştirir.
  • Eylem cevabı okunabildiği sürece sözden fazlasını söyler.
  • Özet repliğini silmek sahneye güvenmektir.
  • Kesilen satır çoğu zaman yok olmaz, yer değiştirir.
  • Her repliği kısaltmak tekdüzelik doğurur; uzun replik de bir araçtır.
  • Karakterin sesini taşıyan kelime, bilgiyi taşıyandan daha zor yerine konur.

Sonraki derse köprü

Selim'in kalemi merdiven başındaki soruyu iki kelimeye indirdi. Kim taktıracak? Kâğıtta bir tutamağı ve bir ustayı soruyor. Murat da cevabı ustaya ve paraya veriyor. Ama Kadir'in sorduğu gerçekten tutamak mı, yoksa ağabeyinin bu evde ne kadar kalacağı mı? O soru kardeşlerin kulağına başka başka ulaşıyor. Sonraki ders yeni bir modülü, alt metin ve sessizliği açıyor. Söylenen ile kastedilen arasındaki bu aralığa bakıyor ve ilk soruyu soruyor: alt metin nedir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — iki sayfalık bir sahne; bir kalem ilk satırların üstünü çiziyor, bir satırda duruyor ve çizgiyi geri alıyor.
  • Dayanak repliği — iki ayrı kâğıtta aynı kelime; aralarında ince bir ip geriliyor.
  • Replik ısınması — bir konuşma balonunun başındaki dört küçük balon sönüyor, geriye kısa bir balon kalıyor.
  • Açıklama kuyruğu — bir balonun arkasından uzayan bir kuyruk makasla kesiliyor; balon soru işaretiyle kalıyor.
  • Kelime takası — "sorun" yazan bulanık bir kelime, bir borunun üstündeki damlaya dönüşüyor.
  • Replik dikişi — iki balon arasındaki küçük bir soru balonu çıkıyor, iki balon birbirine dikiliyor.
  • Eylem cevabı — bir soru balonuna, yerde kayan bir sandalye cevap veriyor.
  • Özet repliği — sahnenin sonundaki balon siliniyor, yerine yan masadan bir kahkaha dalgası geliyor.

Ritim

Ders uzamış bir kabul sahnesiyle açılıyor, Nöbet'in sahnelerini başından, sonundan ve ortasından kısaltıyor ve kesilen her satırın nereye taşındığını göstererek kapanıyor.