Ne yapacaksın
Bugün kendi senaryondan konuşmanın çok olduğu bir sahne alacaksın ve onu kısaltacaksın. Ama göz kararı değil, sayarak. İşe başlamadan önce sahnedeki replik kelimelerini sayıp kâğıdın tepesine yazacaksın. Her turdan sonra yeniden sayacaksın. Böylece sahnenin yalnız ne kadar kısaldığını değil, neden kısaldığını da göreceksin. Sahneyi yeniden yazmayacaksın. Yalnız silecek, yer değiştirecek ve kısaltacaksın. Karakterler aynı kalacak, sahnenin olayı da.
Kısaltma dört turda ilerleyecek. Önce seyircinin zaten bildiği bilgiyi sileceksin. Sonra görüntünün taşıyabileceği sözü bir harekete ya da bir nesneye vereceksin. Üçüncü turda repliklerin sonlarına bakacaksın. Dördüncüde karakterin açıkça söylediği bir duyguyu ya da gerekçeyi söylenmeyen tarafa taşıyacaksın.
Çıktı üç parça. İlk taslak, son hâl ve bir kesim defteri. Defterde her kesimin yanında iki şey duracak: kaç kelime gitti ve o bilgi şimdi nerede. En altta tek bir satır: sahne kaç kelimeden kaç kelimeye indi?
Neden bu alıştırma
Yazarlar diyaloğu kısaltmaları gerektiğini bilir. Çoğu da kısaltır. Ama bunu bir his üzerinden yapar. Sayfa biraz hafiflemiş gibi gelir, sahne bitmiş sayılır. Ertesi gün aynı sahne yine ağır okunur ve yazar neyin değiştiğini hatırlamaz.
Saymak bu hissi bir ölçüye çevirir. Kâğıdın tepesinde yazan sayı, kalemin ne kadar iş gördüğünü gösterir. Daha önemlisi, her turun payını ayrı ayrı gösterir. Bir yazar kesimlerinin çoğunu tekrarlardan yaptığını görür. Bir başkası replik sonlarının sahnesini şişirdiğini fark eder. Bu bilgi bir sonraki sahnede işe yarar. Kendi fazlalığının nereden geldiğini bilen yazar, ilk taslakta da daha az yazar.
Defterin de ayrı bir işi var. Kesilen her satır bir yere gitmeli. Bazen bir önceki sahneye, bazen oyuncunun yüzüne, bazen bir nesneye. Hiçbir yere gitmeyen bir kesim iki şeyden birini söyler. Ya satır gerçekten boştu, ya da hikâyeden bir parça düştü. Sayı ne kadar düşerse düşsün, bu ikincisini gözden kaçırmamak gerekir.
Son olarak sayı bir sınır da koyar. Bazı sahneler kısaldıkça güçlenir. Bazıları bir noktadan sonra çözülür. İki sayıyı ve iki sahneyi karşılaştırmak, nerede durman gerektiğini görmeni sağlar.
Bir de şunu unutma: kısaltma bir yeniden yazım değil. Sahnenin sorunu yanlış kurulmuş bir çatışmaysa, kalem onu çözmez. Bu alıştırma işleyen ama ağır okunan sahneler içindir. Kesimden sonra sahne hâlâ bir şeyden yoksun görünüyorsa, sorun kelimelerde değil, sahnenin kendisindedir. Bunu da öğrenmiş olursun.
Hazırlık
Senaryondan en az bir sayfalık, iki ya da üç kişinin konuştuğu bir sahne seç. Sana uzun gelen, okurken sıkıldığın bir sahne en iyisidir. Tek kişinin uzun konuşması bu alıştırma için uygun değil.
Sahnenin bir kopyasını al. Asıl dosyaya dokunma. Kopyada yalnız replikleri say, sahne tarifini sayma. Sayıyı kâğıdın tepesine yaz.
Altına tahminini yaz. Sence bu sahne kaç kelimeye inebilir? Bu tahmin bir hedef değil. Sonda gerçek sayıyla karşılaştıracaksın. Tahminle sonuç arasındaki fark, kendi sahnene ne kadar güvendiğini gösterir.
Senaryonun bu sahneden önceki kısmını bir kez gözden geçir. Seyircinin sahneye girerken neyi bildiğini birkaç satırla not et. Tekrar turunda bu nota bakacaksın.
Ayrı bir kâğıt aç ve dört sütun çiz. Kesilen satır, kelime sayısı, tur, bilginin gittiği yer. Bu kâğıt kesim defterin olacak. Kesim defteri ilk bakışta fazla iş gibi görünür. Ama alıştırmanın asıl çıktısı odur.
Adımlar
Çözümlü örnek
Emre bu alıştırma için tahlil sabahını seçiyor. Doktor Serkan sonuçları odada okuyor, iki kardeş de orada. Sahnenin aşağıdaki biçimleri birer atölye taslağı.
Emre'nin ilk taslağında replikler şöyle.
SERKAN: Günaydın. Babanız mutfakta düşüp buraya geldiğinden beri tahlillerini takip ediyoruz. Sonuçlar çıktı. Bu değer yüksek. Şu değer de yüksek. İkisi de normalin epey üstünde.
KADİR: Hocam, bu değer ne zamandır böyle? Yani yeni mi çıktı, yoksa eskiden de var mıydı?
SERKAN: Bir süredir yüksek. Önceki tahlilleri de var. Onlarda da yüksekti.
KADİR: Önceki tahliller mi? Babam bana hiç tahlil yaptırdığını söylemedi. Ben her pazar yanındaydım.
MURAT: Eskiyi şimdi kurcalamayalım. Bugüne odaklanalım, süreci netleştirelim.
Murat'ın telefonu titriyor.
MURAT: Kusura bakmayın, şirketten arıyorlar. Hemen dönüyorum.
Murat çıkıyor, bir süre sonra dönüyor.
KADİR: Doktor diyor ki önceki tahlillerde de yüksekmiş.
KADİR: Ne zaman başladı bu? Neden kimse bize söylemedi?
MURAT: Ameliyat gerekecek mi? Gerekiyorsa ne zaman yapılır?
Emre replikleri sayıyor: doksan yedi kelime.
İlk turda tekrarlar gidiyor. Mutfaktaki düşüşü seyirci kabul gecesinden beri biliyor, doktorun özetine ihtiyacı yok. "İkisi de normalin epey üstünde" az önce söylenen yüksekliği bir kez daha söylüyor. Kadir'in Murat'a doktoru aktardığı satır da seyircinin az önce duyduğunu tekrarlıyor. Üstelik Murat o önceki tahlilleri herkesten iyi biliyor. Aktarılan haber odadaki hiç kimseye yeni bir şey söylemiyor. Yirmi bir kelime gidiyor, sahne yetmiş altıya iniyor.
İkinci turda görüntü devreye giriyor. Serkan'ın elinde kâğıtlar var, "Sonuçlar çıktı" demesine gerek yok. Selam da kâğıtlarla birlikte gidiyor. Murat'ın özrü bir harekete dönüşüyor. Telefon daha titremeden Murat bir adımla koridora geçmiş oluyor. Seyirci bu sırayı görüyor ve kaydediyor. Dokuz kelime daha gidiyor, sayı altmış yediye düşüyor.
Üçüncü turda Emre replik sonlarını kapatıyor. Kadir'in sorusu "ne zamandır böyle"de bitiyor, ardından gelen açıklama gidiyor. Serkan'ın "Onlarda da yüksekti" cümlesi, "önceki"nin söylediğini uzatıyor. Son iki soru ise ortasından kesiliyor. Doktor susunca kardeşler aynı anda atılıyor ve ikisi de yarıda duruyor. Yirmi yedi kelime gidiyor. Sahne kırka iniyor.
Dördüncü tur en zoru. Kadir'in "Babam bana hiç söylemedi" satırı, seyirciye Kadir'in bilmediğini anlatıyor. Selim satırı kapatıp okuyor. Yerine Emre bir aksiyon satırı koyuyor: Kadir babasının yüzüne bakıyor. Bilmeyen bir oğlun bakışı, cümleden daha çok soru soruyor. Murat'ın "Eskiyi kurcalamayalım" cümlesi ise neredeyse itiraf. Bilen bir adam konuyu kapatmak istiyor. Bu cümle kalsa, seyirci Murat'ın sırrına kantinden çok önce varır. Murat'ın eşikten çıkışı aynı kaçışı söze dökmeden taşıyor. Yirmi kelime daha gidiyor.
Emre bu turda bir yerde duraksıyor. "Netleştirelim" Murat'ın kelimesi, iş dilinin ta kendisi. Silmek onun sesini silmek gibi geliyor. Nermin Hanım sayfayı çeviriyor. Bir akşam Kadir ne zamandır bilindiğini soracak ve Murat aynı kelimenin arkasına saklanacak. Kelime orada bir kalkan. Burada harcanırsa o akşam yıpranmış gelir. Emre kelimeyi o sahneye bırakıyor.
Son hâl şöyle.
SERKAN: Bu değer yüksek. Şu da.
KADİR: Hocam, bu değer ne zamandır böyle?
SERKAN: Bir süredir. Önceki tahlilleri de var.
Kadir babasının yüzüne bakıyor. Murat'ın ayağı eşiğin dışına basıyor. Cebinde telefon titriyor. Bir süre sonra dönüyor. Serkan susuyor.
KADİR: Ne zaman—
MURAT: Ameliyat—
İkisi de duruyor.
Emre sayıları tahtaya yazıyor: doksan yediden yetmiş altıya, altmış yediye, kırka, yirmiye. En çok kesen tur replik sonları oldu. Tahmini otuz beşti, gerçek sayı onun da altında kaldı. Kesim defterinin son sütununda en sık görüntü yazıyor. Kâğıtlar, eşik, bakış. Emre en çok kameraya güvenmiş.
Selim son hâli saatle okuyor. Kelimeler beşte birine inmiş, ama süre o kadar düşmüyor. Kadir'in bakışı, Murat'ın çıkışı, doktorun susması zaman alıyor. Selim bunu bir kusur saymıyor. Eski sahnede süre sözle doluydu. Yenisinde aynı sürenin bir kısmını seyirci dolduruyor.
Bir kesimi Nermin Hanım geri çeviriyor. Emre "Hocam" kelimesini de silmek istemişti. Kadir ustabaşına abi, doktora hocam diyor. Hitap onun sesi, bilgi değil. Kelime yerinde kalıyor.
Kendini değerlendir
Kesim defterinde karşısı boş kalan bir satır var mı? Bilginin nereye gittiğini yazamadığın her kesimi bir kez daha oku.
Dört turun sayılarını ayrı ayrı tuttun mu? Yalnız ilk ve son sayıyı bilmek, fazlalığının kaynağını göstermez.
Görüntüye çevirdiğin her hareket okunabiliyor mu? Sahneyi bilmeyen birine yalnız aksiyon satırlarını okut. Neyin olduğunu anlatabiliyor mu?
Yarım bıraktığın repliklerde cümlenin geri kalanını seyirci tamamlayabiliyor mu? Tamamlayamıyorsa kesim çok erken yapılmış olabilir.
Alt metne taşıdığın duygu sahnenin başka bir yerinde gerçekten duruyor mu? Bir bakışın yerine bir duygu koymak yetmez. Bakışın neye yöneldiği sayfada yazmalı.
Karakterlerin sesi korunuyor mu? Her karakterin kendine ait bir kelimesi, bir hitabı, bir dil alışkanlığı sahnede kaldı mı? Repliklerin başına isim koymadan oku. Kimin konuştuğunu hâlâ ayırt edebiliyor musun?
Son hâli sesli okuduğunda süre kısaldı mı? Kelime azalmış ama sahne aynı uzunlukta kalmış olabilir. Bu bir hata değil, ama farkında olmalısın.
Kestiğin satırların karakterden kalan bir iz taşıyıp taşımadığını da yokla. Bir sonraki sahnede o kelime, o gerekçe ya da o bilgi geri geliyor mu? Geliyorsa kesimin ardından o sahneyi de oku. Yaslandığı satır gitmişse orada bir boşluk açılmış olabilir.
Tahminin ile sonucun arasındaki farka bak. Az kestiysen sahneye fazla mı güvendin? Çok kestiysen bir sonraki sahnede ilk taslağı daha kısa mı yazmalısın?
Yaygın tuzaklar
Yaygın yanlışTurları karıştırmak.
Bir satırı hem tekrar diye hem açıklama diye kesersen defterin bulanıklaşır. Her kesimi tek bir tura yaz. Hangi turun en çok kestiğini ancak böyle görürsün.
Yaygın yanlışSayıyı amaç sanmak.
Kelime sayısı bir ölçüdür, hedef değil. Yarıya inmiş bir sahne yarı yarıya boşalmış da olabilir. Sayıya son hâli sesli okuduktan sonra bak.
Yaygın yanlışAksiyon satırını şişirmek.
Diyaloğu kesip aynı bilgiyi uzun bir sahne tarifine yazmak kısaltma değildir. Söz azalır, sayfa uzar. Sahne tarifini de kısa tut.
Yaygın yanlışHer repliği aynı boya indirmek.
Bütün replikler iki üç kelimeye inince sahne tekdüze bir atışmaya döner. Bir uzun replik, kısaların arasında bir ağırlık merkezi olur.
Yaygın yanlışKarakterin sesini taşıyan kelimeyi silmek.
Bir hitap, bir meslek kelimesi, bir ağız alışkanlığı fazlalık gibi görünür. Ama onlar konuşanın kim olduğunu söyler. Bilgi başka bir yerden gelebilir, ses gelemez.
Yaygın yanlışBilgiyi tamamen kaybetmek.
Alt metne taşıdığın duygu sahnenin hiçbir yerinde görünmüyorsa taşımamışsın, silmişsin. Bilmeyen birine okut.
Yaygın yanlışYarım replikte çok erken kesmek.
"Ne—" hiçbir şey söylemez. Yarım kelime, seyircinin cümleyi tamamlayabileceği kadar ilerlemiş olmalı.
Yaygın yanlışÖnceki sahneyi okumadan tekrarı silmek.
Bir bilginin seyirciye daha önce verildiğinden emin değilsen kesme. Belleğin seni yanıltabilir. Taslakta yazdığın ama sonra sildiğin bir satır hâlâ kafanda durur. Senaryoda bulamadığın bilgi seyircide de yoktur.
Yaygın yanlışKesimi defter yerine bellekte tutmak.
Ertesi gün neyi neden kestiğini hatırlamazsın. Geri almak istediğinde de satırın nerede durduğunu bulamazsın.
Yaygın yanlışTek seferde bitirmek.
Dört turu aynı oturuşta yapan yazar, ilk turun yorgunluğuyla dördüncüde fazla keser. Turlar arasında sahneden uzaklaş.
Varyasyonlar
Sonraki adım
Tahlil sabahı yirmi kelimeye indi ve iki yarım soruyla bitti. Kardeşler aynı anda atılıyor, ikisi de duruyor. Bu sahnede o an bir korkuyu taşıyor. Ama aynı iki yarım söz başka bir tonda bambaşka okunur. Bir komedide iki kardeşin üst üste konuşması güldürür. Bir gerilim sahnesinde doktorun susması bir saatin tıkırtısına döner. Sıradaki alıştırmada olayı sabit tutacak, tonu değiştireceksin. Kötü bir sonuç, iki kardeş ve bir doktorun susması yerinde kalacak. Tahlil sabahını bir kez de güldürmek için yazsan, hangi satır ilk değişir?