Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Distopya ve ütopya bir yer değil, bir düzen anlatır.
- Düzen vaadi, insanları o düzende tutan somut sözdür.
- Bedelin adresi, bedelin düştüğü somut yer ve yüzdür.
- İktidar bir yüz kadar bir yokluk da olabilir.
- Katılımcı gözetim, ödül karşılığında birbirini izleyen insanlardan gelir.
- Sınıf, kimin kimi görebildiğiyle de ayrılır.
- Makul savunucu düzeni gerçek bir kaygıdan savunur ve bir noktada haklıdır.
- Direniş çoğu zaman küçük bir işi yapmamakla başlar.
- Gündelik onay düzeni her sabah yeniden kurar.
- Tek boyutlu rejim korkutmaz, çünkü inandırmaz.
- Düzene en çok inanan karakter, o düzenin en ilginç insanı olabilir.
- Ütopya artığı kadrajın dışında kalan insanlar, işler ve anılardır.
- PAY'da artık bir savunucu, bir adres ve bir onay düğmesi var; sonu hâlâ açık.
Açılış sahnesi
Selim PAY için bir sayfa getirmiş, kendi denemesi. Karanlık bir ofis. Duvarda ilçenin haritası asılı, kenar mahalleler kırmızıya boyanmış. Masada bir adam oturuyor. Adı yok, sahne başlığının altında yalnız "Müdür" yazıyor. Adam ekranda bir düğmeye basıyor. Kesmeyle bir kenar mahalleye geçiliyor, bir musluk hırıldayıp susuyor. Kesmeyle ofise dönülüyor. Adam gülümsüyor.
Emre sayfayı yüksek sesle okuyor. Selim son cümlede arkasına yaslanıyor. "İşte kötü adam. Artık seyirci kime kızacağını biliyor."
Burcu sayfayı alıp bir süre bakıyor. "Bu adama kim oy verir?"
"Kimse."
"O zaman bu sistem nasıl ayakta duruyor?" Burcu kendi taslağının ilk sayfasını açıyor. Gülsüm şafakta tencereyi dolduruyor, pay düşüyor. "Benim ilçemde insanlar sayacı seviyor. En azından bir kısmı. Ben de nedenini hâlâ yazamadım."
Hoca tahtayı ortadan ikiye bölüyor. Birinin başına "kim kazanıyor", ötekinin başına "kim ödüyor" yazıyor. Sonra ikisinin arasına üçüncü bir sütun ekliyor ve başına "kim savunuyor" yazıyor.
"Selim'in Müdür'ü hangi sütuna girer?"
Selim omuz silkiyor. "Hiçbirine. O yalnızca kötü."
Nermin Hanım üçüncü sütunu boş bırakıyor ve tebeşiri Burcu'ya uzatıyor.
Bir distopya, içinde yaşayanların onu neden kabul ettiğini gösterdiği ölçüde korkutur.
Bu derste ne olacak
Distopyayı işleyen bir düzen olarak kuracağız. Karanlık dekor bu işin en küçük parçası. Önce düzenin içindekilere verdiği sözü bulacağız. Sonra o sözün bedelinin hangi eve, hangi yüze düştüğünü arayacağız. İktidarın kimde durduğunu, gözetimin kimin eliyle yapıldığını, sınıfların birbirini görüp görmediğini konuşacağız. Direnişi ve düzenin destekçilerini aynı terazide tartacağız. Gündelik hayatın küçük alışkanlıklarının bu düzeni nasıl taşıdığına bakacağız. Sonra ütopyaya geçeceğiz ve onun da kadrajın dışında bir faturası olduğunu göreceğiz. Burcu'nun PAY taslağı her adımda bir sınava girecek. Filmler bir telefonla satış bürosundan, bir çadır kentten, ölümsüzlerin bir vadisinden, renksiz bir kasabadan ve duyguların yasak olduğu bir şehirden gelecek.
Sıfır noktası
Distopya kötü bir yer demektir. Ütopya ise iyi bir yer. Ama iki kelime de aslında bir yer tarif etmez, bir düzen tarif eder. Kimin neyi alacağını, kimin neye izin vereceğini, kimin susacağını belirleyen bir düzen.
Düzen kendini hiçbir zaman kötü diye tanıtmaz. Her düzen bir sorunu çözmek için kurulur. Kıtlık, kaos, savaş, hastalık, adaletsizlik. Düzen bu sorunu gerçekten çözebilir de. Bir şehirde kimse aç kalmayabilir. Bir ilçede su artık torpille dağıtılmayabilir. Distopyanın korkusu buradan doğar. Seyirci düzenin çözdüğü sorunu görür ve bir an onu haklı bulur.
Sonra bedel görünür. Kimse aç kalmıyordur, ama kimse şehirden çıkamıyordur. Su adil dağıtılıyordur, ama "adil" kelimesini bir ekran tanımlıyordur. Bedel çoğu zaman düzenin merkezinde değil, kenarındadır. Merkezde oturanlar onu görmez, ya da görmemeyi seçer.
Bir düzeni ayakta tutan yalnız onu yönetenler değildir. Ondan yararlananlar, ondan korkanlar, ona alışmış olanlar da onu her gün taşır. Sabah aynı saatte bir kuyruğa girmek, bir formu doldurmak, bir düğmeye basmak. Bu küçük işler kimseye siyaset gibi görünmez. Ama bir düzenin asıl gücü buradadır. Direniş de çoğu zaman bu küçük işlerden birini yapmamakla başlar.
Ütopya aynı denklemi tersinden kurar. Film önce vaadin gerçekleştiği yeri gösterir. Temiz sokaklar, sakin yüzler, düzgün işleyen bir gün. Seyirci bir süre sonra bir şeyin eksik olduğunu sezer. Eksik olan şey bir insan, bir duygu, bir anı ya da bütün bir mahalle olabilir.
İki türün ortak sorusu şudur: bu düzen kimin sırtında duruyor? Distopya bu soruyu baştan sorar. Ütopya ise seyirciyi önce rahatlatır, soruyu sonra sorar.
Senaryo yazarı için tuzak açıktır. Kötü bir düzeni yalnız kötülüğüyle kurmak kolaydır. Siyah üniformalar, bağıran hoparlörler, gülümseyen bir müdür. Böyle bir düzen ilk sahnede korkutur, ikinci sahnede sıkar. Çünkü seyirci kendini o düzenin içinde hayal edemez. Kendini hayal edemediği bir yerden de korkmaz.
Mekanizma
Vaat
Burcu tebeşiri alıp ilk sütunun üstüne bir soru yazıyor: "Sayaç neyi çözdü?"
PAY'da vaat iki kelimeden oluşuyor: adil ve tasarruflu. Burcu bunu soyut bırakmamak için yeni bir karakter deniyor. Necla Hanım, Gülsüm'ün eski arkadaşı, emekli bir öğretmen. Merkezdeki apartmanlardan birinde yaşıyor. Sayaçlardan önceki yazları hatırlıyor. O yıllarda mahalleye su tankeri gelirmiş. Kuyruğun önüne tanıdığı olanlar geçermiş. Necla bir keresinde iki bidonla üç saat beklemiş, sıra ona gelmeden tanker boşalmış. "Şimdi en azından herkes aynı ekrana bakıyor," diyor. Vaat bir cümle olmaktan çıkıyor. Bir kuyruk anısına, iki boş bidona, bir kadının yüzüne dönüşüyor.
Bedel
Nermin Hanım ikinci sütunu gösteriyor. "Bedel nereye düşüyor? Bana bir adres söyle."
Burcu'nun haritasında bedel tarlalara ve kenar mahallelere düşüyor. Ama bir harita adres değildir. Emre kısa bir sayfa öneriyor. Kenar mahallede bir ev, öğle saati. Bir kadın bulaşığı bir leğende yıkıyor. Sonra aynı suyu kapının önündeki tek fesleğene döküyor. Kimse bir şey söylemiyor, kimse sayaçtan söz etmiyor. Haritadaki kırmızı renk bir leğene ve bir saksıya dönüşmüş.
İktidar
Selim hâlâ Müdür'ünü savunuyor. "Birinin karar vermesi lazım. Seyirci o kişiyi görmek ister."
Nermin Hanım soruyor: "Taslakta kim karar veriyor?" Burcu bilmiyor. Sayacın ayarını kimin değiştirdiğini yazmamış. Belki bir merkez, belki bir yazılım, belki bir kurul. Nermin Hanım bunu bir eksik saymıyor. İktidar bazen bir yüz değil, bir yokluktur. Gülsüm kime itiraz edeceğini bilmiyor. Uygulamada bir telefon numarası yok, bir kapı yok, bir masa yok. Distopyada iktidarın en güçlü hâli, karşısına çıkılacak kimsenin bulunmamasıdır.
Gözetim
PAY'da gözetimin iki kolu var. Biri sayaç verisi. Her musluk açılışı bir yerde kayda geçiyor. Öbürü bildirim düğmesi. Yağız alt sokaktaki bahçeyi bildirdi ve hane puanı yükseldi. Burcu burada yeni bir deneme yazıyor. Sarnıç temizlenirken Yağız yardım ediyor, kovaları taşıyor. Yanındaki komşu mola verip telefonuna bakıyor. Ekranın köşesinde aynı bildirim simgesi duruyor. Yağız o an anlıyor. Babaannesini de biri bildirebilir. Belki bu komşu, belki bir başkası. Belki bir gün kendisi.
Sınıf
Haritada üç katman zaten var: merkez, kenar, tarla. Nermin Hanım katmanların birbirini görüp görmediğini soruyor. Burcu yeni bir sayfa yazıp okuyor. Kenar mahalleden bir kadın, sabahları Necla Hanım'ın apartmanının merdivenlerini siliyor. Kovasını apartmanın musluğundan dolduruyor, sayaç o suyu apartmana yazıyor. Öğlen evine dönüyor ve kendi bulaşığını leğende yıkıyor. Merkezdekiler kenarı yalnız haritada görüyor. Kenardakiler merkezi her gün görüyor, çünkü işe oraya gidiyorlar. Sınıf yalnız bir puan farkı değil. Kimin kimi görebildiği de sınıfı ele verir.
Destekçiler
Necla Hanım üçüncü sütuna giriyor. Ama Burcu onu bir sözcü yapmamak için bir şey daha ekliyor. Necla'nın tartışması yarı doğru. Sayaçlardan önce derin kuyusu olanlar suyu tek başına çekiyormuş, yanındaki tarlanın kuyusu kuruyormuş. Gülsüm bunu biliyor, çünkü mesleği buydu. Necla haklı olduğu yerde gerçekten haklı. Gülsüm ona cevap verirken bir an duraksıyor. Yağız'ın ilk tutumu da bu sütunda. Ona göre sistem bir oyun ve kurallarını öğrenen kazanır. Üçüncü sütundaki adların hiçbiri kötü değil.
Direniş ve gündelik yaşam
Direniş sarnıçta duruyor. Gülsüm ile birkaç çiftçi, sayacın görmediği yağmur suyunu kâğıda tek tek işliyor. Ama bu direniş bir isyan değil. Bir defter, birkaç kova, ağır bir taş kapak. Düzeni yıkmıyor, yanına küçük bir ikinci düzen koyuyor.
Emre ilk sayfaya bir ayrıntı ekliyor. Sayacın ekranı her sabah günün payını gösteriyor ve altında tek bir düğme var: "Tamam". Başka düğme yok. Gülsüm tencereyi doldurmadan önce o düğmeye basıyor. Her sabah, aynı saatte, gözünü ekrandan ayırmadan. Direniş sahnesinin gücü de buradan geliyor. Bir sabah Gülsüm düğmeye basmadan sarnıcın kovasını tencereye boşaltırsa, seyirci farkı hemen görür.
Tek boyutlu tuzak
Nermin Hanım Selim'in sayfasını tahtanın köşesine iğneliyor.
Selim itiraz etmiyor. Müdür'ü silmiyor, ama ona tek bir sahne veriyor. Müdür gece yarısı telefonda birine bir yazı anlatıyor. O yaz ilçenin şebekesi günlerce susuz kalmış, hastaneye tankerle su taşınmış. O günden beri her gece uyanıp ekrana bakıyormuş. Adam hâlâ düğmeye basıyor. Ama artık seyirci onun neden bastığını biliyor, ve bu bilgi onu daha korkutucu yapıyor.
Ütopyanın faturası
Emre PAY'ı bir kez de ütopya olarak açıyor. Necla Hanım'ın balkonu, sabah. Saksılara ince borulardan damla damla su gidiyor. Telefonda ilçenin toplam tasarrufu yeşil bir çizgiyle yükseliyor. Hava sakin, sokak temiz. Sayfa güzel. Sonra kamera balkonun korkuluğuna kadar çıkıyor. Uzakta, tarlaların üstünde ince bir toz bulutu duruyor. Kimse ona bakmıyor. Burcu sayfayı okuyunca gülüyor. Taslağın distopyası ile ütopyası aynı ilçe çıkmış. Yalnız kamera farklı bir balkonda duruyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Vaadi seyirciye de ver. Düzen vaadi yalnız karakterler için değil, seyirci için de çekici olmalı. Seyirci ilk yarım saatte bir kez "ben de isterdim" demezse, sonraki korku boşa düşer. Hatıra gibi kurulan bir vaat, reklam gibi kurulandan daha uzun yaşar.
Bedeli istatistikle değil, nesneyle göster. Bir oran ya da bir harita bilgi verir. Bir leğen, bir boş bidon, bir sökülmüş musluk ise bir hayat gösterir. Bedelin adresini bir eşyaya bağla ve o eşyayı iki kez göster.
İktidarı bir yüze sıkıştırma. Kötü bir lider seyirciye bir hedef verir ve onu rahatlatır. Lider düşer, düzen de onunla düşer. İktidar bir yokluk olarak yazılırsa kurtuluş bu kadar kolay olmaz. Karakter itiraz edecek bir kapı arar ve bulamaz.
Gözetimi en yakına koy. Kameradan korkmak kolaydır. Annenin, torunun, komşunun ekranından korkmak ise bir karakteri değiştirir. Katılımcı gözetim bir aileyi içeriden böler ve bunu hiç ses çıkarmadan yapar.
Makul savunucuya en iyi repliği ver. Savunucunun tartışması zayıfsa, kahramanın zaferi ucuzlar. Savunucu haklı olduğu bir noktada gerçekten haklı olmalı. Seyirci bir an taraf değiştirmeli, sonra geri dönmeli.
Direnişin boyunu ölç. Her direniş bir devrim değildir. Bir defter, bir kapı, bir şarkı da direniştir. Direniş ne kadar küçükse, düzenin ona verdiği tepki o kadar çok şey anlatır. Bir deftere gösterilen öfke, düzenin neyden korktuğunu ele verir.
Düzenin sözlüğünü yaz. Her düzen kendi kelimelerini üretir ve ağır işleri yumuşak adlarla anar. Öldürmeye salıverme, ihbara bildirim, kesintiye pay ayarı denir. Karakterlerin bu kelimeleri ne kadar rahat kullandığı, düzene ne kadar alıştıklarını gösterir. Bir karakter bir gün eski kelimeyi kullanırsa, sahne kendiliğinden kırılır.
Gündelik onayı bir kez kır. Düzene verilen küçük onayı birkaç sahnede tekrar et. Sonra karakter onu bir kez vermesin. Seyirci o eksik jesti büyük bir olay gibi okur.
Ütopyada kadrajı genişlet. Ütopya kadrajın içinde kusursuzdur. Kamerayı biraz geri çek, artık görünür. Ütopya artığı çoğu zaman bir pencerenin, bir duvarın, bir korkuluğun öbür yanındadır.
Merkezin de bedelini yaz. Bedel çoğu zaman kenara düşer. Ama merkez de bir şey öder. Bıkkınlık, korku, unutulmuş bir anı, bir daha kurulamayan bir komşuluk. Bu bedel görününce düzen daha inandırıcı olur.
Destekçinin dönüşümünü bir nesneye bağla. İnanmış bir karakterin inancı bir konuşmayla kırılmaz. Kırık bir ilaç şişesi, bir kayıt, bir komşunun ekranındaki simge gibi küçük bir nesne gerekir. Nesne ne kadar sıradansa dönüşüm o kadar inandırıcı olur.
Vaadin yarısını tut. Düzen vaadini tamamen yalan yaparsan film bir ifşa hikâyesine döner. Vaadin yarısı gerçekten tutulursa seyirci ikiye bölünür. Asıl gerilim bu bölünmeden çıkar, çünkü düzeni yıkmak bir şeyi de kaybetmek demektir.
Sonu düzenin çöküşüne bağlama. Düzen devrilebilir, kalabilir ya da yavaşça değişebilir. Seyirciyi asıl ilgilendiren, bir karakterin düzene karşı tutumunun değişip değişmediğidir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Distopyanın kötü bir lideri olmalıdır."
Kimi distopyanın lideri hiç görünmez. Düzen bir kurala, bir makineye, bir alışkanlığa yaslanabilir. Yüzsüz iktidar çoğu zaman daha çok korkutur, çünkü karşısında durulacak kimse yoktur.
Yaygın yanlış"Ütopya iyi, distopya kötü bir dünyadır."
İki tür aynı düzeni anlatabilir. Fark, filmin neyi önce gösterdiğindedir: vaadi mi, bedeli mi? Kameranın hangi balkonda durduğu da bu farkın parçasıdır.
Yaygın yanlış"Sistemi destekleyenler kandırılmış insanlardır."
Destekçilerin pek çoğu bir kazancı gerçekten görür. Kandırılmış bir destekçi seyirciyi rahatlatır. Haklı bir destekçi ise onu düşündürür ve taraf seçmeyi zorlaştırır.
Yaygın yanlış"Direniş bir isyandır."
Direniş bir defter, bir kaçamak, bir yasak şarkı da olabilir. Büyük bir isyan, küçük direnişler önceden kurulmadan inandırıcı olmaz.
Yaygın yanlış"Gözetim kameralarla yapılır."
Kamera gözetimin yalnız bir aracıdır. Ödül alan bir komşu, bir uygulama, bir çocuğun saf merakı da gözetimdir. En sessiz gözetim, insanların kendi kendini izlemesidir.
Yaygın yanlış"Distopyada her şey karanlık ve kirlidir."
Pek çok distopya temiz, aydınlık ve sessizdir. Kirliliği kenarda tutar, merkezi parlatır. Karanlık dekor çoğu zaman yalnız bir ikonografidir.
Yaygın yanlış"Gündelik hayat ayrıntısı dekordur."
Gündelik hayat, düzenin her gün nasıl onaylandığını gösterir. Bir sabah rutini, bir isyan sahnesinden çok şey anlatabilir.
Yaygın yanlış"Ütopya sıkıcıdır, çünkü çatışma yoktur."
Ütopyada çatışma kadrajın kenarında bekler. Düzeni sarsmak için tek bir istisna, kenara itilmiş tek bir kişi ya da sorulmuş tek bir soru yeter. Ütopyayı sıkıcı yapan şey, artığın hiç görünmemesidir.
Yaygın yanlış"Distopya geleceğin kehanetidir."
Distopya çoğu zaman bugünü büyüterek anlatır. Bugünün bir eğilimini alır ve onu sonuna kadar götürür. Bir uyarıdır, çoğu zaman da bugüne tutulmuş bir aynadır.
Yaygın yanlış"Makul savunucu, yazarın düzeni desteklediğini gösterir."
Bir karaktere güçlü bir tartışma vermek onu onaylamak anlamına gelmez. Seyirciye düşünecek bir karşı ağırlık verir. Yazarın tutumu tek bir replikte görünmez, hikâyenin bütününde görünür.
Yaygın yanlış"Film düzeni yıkarak bitmelidir."
Kimi film düzeni olduğu gibi bırakır. Değişen yalnız bir karakterin bakışıdır, ve bu değişim de bir sondur.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Distopya ve ütopya bir yer değil, bir düzen anlatır.
- Düzen vaadi, insanları o düzende tutan somut sözdür.
- Bedelin adresi, bedelin düştüğü somut yer ve yüzdür.
- İktidar bir yüz kadar bir yokluk da olabilir.
- Katılımcı gözetim, ödül karşılığında birbirini izleyen insanlardan gelir.
- Sınıf, kimin kimi görebildiğiyle de ayrılır.
- Makul savunucu düzeni gerçek bir kaygıdan savunur ve bir noktada haklıdır.
- Direniş çoğu zaman küçük bir işi yapmamakla başlar.
- Gündelik onay düzeni her sabah yeniden kurar.
- Tek boyutlu rejim korkutmaz, çünkü inandırmaz.
- Düzene en çok inanan karakter, o düzenin en ilginç insanı olabilir.
- Ütopya artığı kadrajın dışında kalan insanlar, işler ve anılardır.
- PAY'da artık bir savunucu, bir adres ve bir onay düğmesi var; sonu hâlâ açık.
Sonraki derse köprü
Necla Hanım'ın tanker kuyruğu Gülsüm'ün aklından çıkmıyor. Burcu kenara bir not düşüyor. Gülsüm o yaza, kuyuların derinleştirildiği yıla dönebilseydi ne olurdu? Bir şeyi değiştirebilir miydi? Yoksa geçmiş sabit mi, her dokunuş aynı kuraklığa mı varıyor? Emre başka bir ihtimal yazıyor: değişiklik bu ilçeyi değil, yanında ikinci bir ilçe kurar. Sonraki ders zaman yolculuğunu açıyor. Sabit zaman çizgisini, değişebilir geçmişi ve dallanan zamanı ayıracak. Her yolculuğun bir bedeli olduğunu da göreceğiz.