Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dış ses yalnız bir ses değil, bir zaman ve bir bilgi de getirir.
- Anlatma anı, anlatanın hangi zamandan konuştuğunu ve neyi bildiğini belirler.
- Gelecekten konuşan ses ya erken söyler ya bilerek susar.
- Tanık anlatıcı merkezi kenardan gösterir ve hikâyeyi kendine çeker.
- Sahipsiz ses karakterlerin bilmediği dünyayı açar.
- Anlatıcı özeti zamanı kısaltır, ama dram sahnesini yutabilir.
- Yama anlatım bir okur sorusunu cevaplar, sahneyi onarmaz.
- Kaybolan anlatıcı açılıştaki sözü yerde bırakır.
- Sesin sahibi, hikâyenin de sahibi olur.
- Anlatıcıyı bilgi düzenine göre seç; gerçeği en geç öğrenen merakı en uzun taşır.
- Gerçeği baştan bilen anlatıcı her cümlede bir şey saklamak zorundadır.
- Yalnız finalde gelen ses, görüntünün kapanışını yineleyebilir.
- Güçlü dış ses görüntüyle aynı tonda konuşmaz.
- Anlatıcısız bir filmde anlatma işini kurgu ve ses bandı üstlenir.
Açılış sahnesi
Emre masaya üç kâğıt koyuyor. Üçü de aynı sahnenin üstüne yazılmış: yağmur, silecekler, vanın ön camı, direksiyonda Kadir. Film bu görüntüyle açılıyor ve kimse konuşmuyor.
Açılış çok sessiz, diyor Emre. Seyirci kim olduğumuzu, nereye gittiğimizi bilmiyor. Bir ses lazım.
Selim ilk kâğıdı okuyor. Ses yaşlanmış Kadir'in. "O kış babam hastaneye kaldırıldı. Ağabeyim yıllar sonra ilk kez eve döndü. O geceleri hâlâ hatırlıyorum."
İkinci kâğıtta Figen konuşuyor. "Bu koridorda her gece bir aile bekler. O kış bekleyenler iki kardeşti."
Üçüncü kâğıttaki sesin sahibi yok. "Adana'da o kış yağmur hiç dinmedi. Şehrin bir ucundaki hastanede bir adam, oğullarından birine söylemediği bir şeyle yatıyordu."
Nermin Hanım kâğıtları üst üste koyup tek bir soru soruyor. Bu üç ses, ilk dakikada, filmin sonunu biliyor mu?
Emre kâğıtlara bakıyor. Üçü de biliyor. Kadir'in sesi geceleri hatırlıyor, demek ki geceler bitmiş. Figen'in sesi bekleyenlerden geçmiş zamanla söz ediyor. Üçüncü ses ise babanın sırrını daha ilk planda açıyor.
Selim kalemini kâğıdın kenarına koyuyor. Hangisini seçersen seç, diyor, filme bir ses değil bir zaman ekliyorsun.
Dış ses yalnız bir ses eklemez. Anlatanın kim olduğunu, hangi zamandan konuştuğunu ve ne bildiğini de filme sokar.
Bu derste ne olacak
Bu derste filmi dışarıdan anlatan sese bakacağız: kendi hikâyesini anlatan karaktere, başkalarını anlatan tanığa, kim olduğunu hiç söylemeyen sese. Anlatanın kim olduğuna, hangi zamandan konuştuğuna ve neyi bildiğine göre filmin nasıl değiştiğini göreceğiz. Dış sesin üslup, zaman, ironi ve dünya bilgisi için neler yapabildiğini konuşacağız. Zayıf dış sesin tanıdık hatalarını da adlandıracağız: görüntüyü tekrar eden, boşluk kapatan, yolun ortasında susan ses. Emre'nin masaya koyduğu üç anlatıcıyı sınayacağız ve içlerinden birinin filmde tek bir yere sığıp sığmadığını arayacağız. Güney Dakota'nın düzlükleri, Meksika'nın yolları, Montana'nın nehirleri, idam bekleyen bir mahkûmun hücresi ve sahte bir belgeselin arşivi masaya gelecek.
Sıfır noktası
Bir filmin sesi iki yerden gelebilir. Biri sahnenin içidir: karakterlerin konuşması, kapının gıcırtısı, uzaktaki alarm. Öteki sahnenin dışıdır. Orada konuşan kişi o mekânda yoktur. Senaryo sayfasında bu ses karakter adının yanına açılan bir kısaltmayla yazılır. Seyirci onu duyar, sahnedeki kimse duymaz.
Dış sesin en bilinen biçimi anlatıcıdır. Biri hikâyeyi bize anlatır, görüntü de onun anlattığını gösterir. Romanın en eski aracı budur. Sinema onu sesli filmle birlikte devraldı.
Anlatıcının birkaç temel biçimi var. Birinci kişi anlatıcı kendi hikâyesini anlatır: ben gördüm, ben yaptım. Üçüncü kişi anlatıcı başkalarını anlatır, çoğu zaman hikâyede yer almaz. Bazı anlatıcılar olaylardan çok sonra, gelecekten konuşur. Bazıları bir günlüğü ya da mektubu okuyarak anlatır. Belgesel anlatıcı haber filmlerinin otoriter sesini taklit eder. Bazı filmlerde birden çok kişi sırayla anlatır. Bazılarında ise anlatanın kim olduğunu hiç öğrenmeyiz.
Dış ses senaryo atölyelerinde kötü bir ün taşır. Pek çok hoca onu tembelliğin işareti sayar. Bu ünün bir gerekçesi var. Anlatıcı, görüntünün yapması gereken işi kolayca üstlenir. Sahne kurmak yerine bir cümle kurulur.
Ama sinema tarihinin en sevilen filmlerinin bir kısmı baştan sona anlatılır. O filmlerde ses görüntünün yerine geçmez. Görüntünün tek başına veremeyeceği bir şey verir. Anlatanın tonu, bildiği, sakladığı, yanıldığı yer filmin bir katmanı olur.
Bu katmanın işleri çeşitli. Ses bir filme üslup verebilir: zarif, kuru, alaycı, saf. Yılları birkaç cümleye sığdırıp zamanı sıkıştırabilir. Seyirciyi bir karakterin bakışına yerleştirebilir. Görüntüyle çelişip ironi kurabilir. Anlatan yanıldığında ya da bir şeyi örttüğünde güvenilmezlik doğar. Açılışta ve finalde gelip filmi bir temanın içine alabilir. Karakterlerin göremediği bir dünyayı, bir ülkeyi, bir dönemi seyirciye açabilir.
Aynı ses bu işleri yapmadığında başka bir yere kayar. Görüntünün gösterdiğini yineler. Yüzün taşıdığı duyguyu adıyla söyler. Senaryodaki bir boşluğu örter. Kurulamayan bir sahnenin yerine geçer. Ya da açılışta söz verip filmin ortasında sessizce ortadan kalkar.
Bu dersin işi, o iki yüzü birbirinden seçmek. Bir yanda dış sesin açtığı olanaklar duruyor. Öbür yanda onu zayıflatan alışkanlıklar. Ayrımın anahtarı tek bir soruda: bu ses filme, görüntünün getiremediği neyi getiriyor? Emre'nin üç kâğıdı bu soruyla okunacak.
Mekanizma
Sesin konuştuğu yer
Emre'nin ilk kâğıdındaki ses yaşlı Kadir'in. Yıllar geçmiş, babası belki çoktan ölmüş. Kadir o geceleri bir masada, bir pencerenin önünde hatırlıyor. Seyirci ilk cümlede bunu sezer. Bu ses bir yasın içinden konuşuyor.
Bu bir kazanç olabilir. Gelecekten anlatım her sahneye ikinci bir ağırlık bindirir. Seyirci hastane gecelerini izlerken onların bittiğini bilir. Her çay bardağı, her sandalye bir hatıraya dönüşür.
Ama anlatma anı bilgiyi de taşır. Yaşlı Kadir kantinde ne öğrendiğini biliyor. Babasının üç ay boyunca neyi sakladığını, ağabeyinin neyi bildiğini biliyor. Emre'nin taslağında ilk gecenin üstüne şu satır düşmüş: "Ağabeyim o gece bir şey biliyordu. Ben bilmiyordum."
Nermin Hanım satırın altını çiziyor. Bu cümle kantine kadar gizli kalması gereken bir kapıyı ilk gece aralıyor. Ses susarsa da bir sorun doğuyor. Her şeyi bilen biri ilk geceleri hiçbir şey bilmiyormuş gibi anlatırsa seyirci sonra kandırıldığını hisseder. Gelecekten konuşan ses ya erken söyler ya da bilerek susar.
Kenardaki göz
İkinci kâğıt Figen'e ait. Figen kardeşlerin dünyasında bir kenarda duruyor. Masası koridorun kontrol noktası. Kimin ne zaman geldiğini, kimin kapıda durduğunu görüyor. Anlatıcı olarak bir üstünlüğü var. Babanın bir gece ağrıdan uyanık yattığını, oğullarına söylememesini istediğini yalnız o biliyor.
Selim bu sesi seviyor. Figen kardeşlerin kavgasına taraf değil, diyor. Onları dışarıdan gördüğümüz için ikisine de haksızlık etmez.
Nermin Hanım başka bir şeye dikkat çekiyor. Dış ses kimin ağzındaysa hikâye de onun olur. Figen anlatırsa Nöbet, bir hemşirenin sayısız gecesinden biri hâline gelir. Kadir'in sandalyesi bir vakaya dönüşür.
Kimsenin sesi
Üçüncü kâğıttaki ses hiçbir karakter değil. Şehri, yağmuru, hastaneyi yukarıdan görüyor. Babanın sırrını biliyor, çünkü her şeyi biliyor. Bu sesin gücü dünya bilgisinde. Bir koridordan öbür odaya, oradan bütün şehre açılabilir.
Ama Nöbet'te bu iş zaten yapılıyor. Hastane anonsu doktor adlarını, servisleri sayıyor. Uzak alarm başka odalarda başka ailelerin olduğunu söylüyor. Dünya kendi sesiyle konuşuyor. Sahipsiz ses ona yeni bir şey eklemiyor, yalnız sırrı erkenden ele veriyor.
Zamanı toplayan cümle
Emre'nin kâğıtlarında bir sayfa daha var. Hazırlık haftasının üstüne Kadir'in sesi: "Bir hafta boyunca evi hazırladık. Ağabeyim yukarıda, ben aşağıda. Pek konuşmadık."
Bu cümle doğru ve kısa. Ama o haftanın sahnelerini düzleştiriyor. Filmde üst kattan dolap kapağı duyuluyor, alt katta yatak sürükleniyor. Merdiven başında tutamak tartışması çıkıyor. "Pek konuşmadık" bu sesleri ve o tartışmayı tek bir sonuca indiriyor. Özet, zamanı kısaltmak için iyi bir araç. Ama dramın geçtiği yeri özetlerse dram da kaybolur.
Boşluğu örten ses
Taburcu sabahının üstüne de bir satır yazılmış. "Doktorlar evde geçireceği günlerin az olduğunu söylemişti." Emre bunu bir okumadan sonra eklemiş. Okuyan biri, babayı neden eve götürdüklerini anlamamış.
Nermin Hanım satırı silmeden önce soruyor. Okur neden anlamadı? Cevap önceki sahnelerde. Figen'in "Ağabeyin bu hafta dönmesin" demesi ve seyircinin "günler"i Murat'la arabada okuması o bilgiyi taşımalıydı. Taşımadıysa onarılacak yer orası. Yama anlatım soruyu cevaplar, ama sahneyi onarmaz.
Susan anlatıcı
Figen'in kâğıdında ses açılışta konuşuyor, ilk geceye de bir satır bırakıyor. Sonra film boyunca bir daha gelmiyor. Selim sayfaları sayıyor ve sesin hiç dönmediğini görüyor.
Seyirci açılışta bir söz alır. Bu filmi biri bize anlatacak. Ses kaybolunca o söz yerde kalır. Seyirci sesi bekler, sonra unutur. Final geldiğinde ses yeniden çıkarsa yabancı biri gibi duyulur. Anlatıcının da bir yolu olmalı.
İki ağızdan
Emre bir dördüncü yol da denemiş, ama kâğıda geçirmemiş. Kardeşler sırayla anlatacakmış. Bir gece Kadir'in sesi, ertesi gece Murat'ın. Çoklu anlatıcı iki bakışı eşit tutar, diye düşünmüş.
Nermin Hanım yalnız Murat'ın ilk gecesini sesli kurmasını istiyor. Emre başlıyor ve ikinci cümlede takılıyor. Murat ilk geceyi anlatırken babasının hastalığını ya anar ya da anmamak için dolanır. İki durumda da seyirci bir şey sezer. Sırrı taşıyan ağız, anlatıcı olduğu anda ya sırrı verir ya susuşunu.
Tek bir yer
Selim bir uzlaşma öneriyor. Ses filmin tamamında değil, tek bir yerde olsun. Figen'in sesi yalnız finalde gelsin. Figen yeni hastanın odasında ışığı kısarken tek bir cümle: o hastanın adını öğrendiğini söylesin.
Masada sahneyi sessiz okuyorlar. Figen yeni bir adı öğreniyor, ışığı söndürüyor. Karanlıkta monitör ve pencereye vuran yağmur. Sonra aynı sahneyi Figen'in cümlesiyle okuyorlar. Cümle görüntünün gösterdiğini bir kez daha söylüyor. Üstelik son dakikada filmi Figen'e veriyor. Seyirci iki saat boyunca kimsenin kafasına girmeden izlemişti. Şimdi bir anlatıcı olduğunu öğreniyor.
Emre açılışı deniyor. Yaşlı Kadir'in sesi yalnız silecekler üstünde, bir cümle, sonra hiç. Nermin Hanım bunun kaybolan anlatıcının bilerek kurulmuş hâli olduğunu söylüyor. Ses ilk dakikada bir yas vaat ediyor, sonra filmi o yasla baş başa bırakıyor. Üstelik o cümle, direksiyondaki yüzün zaten söylediğini söylüyor. Kadir hastaneye gidiyor ve bir şey kötü. Seyirci bunu silecekten, yüzden, yağmurdan okuyor.
Üç kâğıt da dosyaya giriyor. Açılış yeniden sessiz.
Filmlerden okuma
Beş anlatıcının ortak noktası, görüntüyle aynı yere bakmamaları. Holly dehşetin yanından geçiyor ve o görmeyiş bir anlam taşıyor. Cuarón'un adsız sesi gençlerin sırtını döndüğü ülkeye bakıyor. Norman her şeyin bittiği yerden, nehrin kıyısından konuşuyor. Louis kendini bir efendi gibi kuruyor, hücresi onu yalanlıyor. Zelig'in haber spikeri ise ciddiyetiyle saçmalığı büyütüyor.
Bu seslerin kimliği, zamanı ve tonu ilk dakikalarda belli oluyor. Seyirci kimin, nereden konuştuğunu erkenden öğreniyor ve film boyunca o sesle yürüyor. Hiçbiri bir boşluk doğduğu için gelmiyor. Filmin dili baştan o sesle kurulmuş. Emre'nin üç kâğıdı ise bir korkudan doğmuştu. Açılış sessizdi ve Emre o sessizliğe güvenmemişti. Nöbet'in dili ise ilk karesinden beri o sessizliğin üstünde duruyor.
Usta katmanı
Anlatıcının yerini önce yaz. Senaryoya dış ses koyacaksan bir sayfaya anlatıcının nerede ve ne zaman olduğunu yaz. Hücrede mi, nehirde mi, bir masada mı? Bu yer sesin tonunu belirler. Yer belli değilse ses havada kalır.
Anlatanın bildiğini haritala. Anlatıcı hikâyenin sonunu biliyor mu? Biliyorsa her sahnede neyi saklayacağına karar ver. Saklamanın bir gerekçesi olmalı. Yoksa seyirci kandırıldığını hisseder.
Sesin sahibi hikâyenin sahibidir. Kim anlatıyorsa film onun olur. Tanık bir anlatıcı seçersen merkezdeki karakter bir vakaya dönüşebilir. Bu bir tercih olabilir. Ama bilerek yap.
Tonu görüntüyle çatıştır. En güçlü dış ses görüntüyle aynı tonda konuşmaz. Dehşeti sakin, gülünç olanı ciddi, sıradan olanı törenle anlatır. Arada açılan fark seyirciyi düşünmeye zorlar.
Özetle sahneyi ayır. Anlatıcı özeti olayların arasındaki zamanı kısaltmak için iyidir. Dramın geçtiği sahneyi özetleme. Özetin kenarındaki sahneyi tam yaz.
Yamayı geri sar. Bir dış ses cümlesi bir okur sorusunu cevaplamak için doğduysa onu silmeden önce soruya bak. Soru, önceki bir sahnenin bir bilgiyi taşıyamadığını gösterir. Onarılacak yer orasıdır.
Sözleşmeyi kur ve sürdür. Dış ses açılışta geliyorsa film boyunca ara ara dönmeli. Sesin dönüş sıklığı düzensiz olabilir. Ama tamamen kaybolmamalı. Kaybolacaksa bu kaybolmanın bir nedeni olmalı.
Çerçeveyi bedavaya kurma. Yalnız açılışta ve finalde konuşan bir anlatıcı bir çerçeve kurar. Ama final görüntüsü zaten kapanışı taşıyorsa ses onu tekrar eder. Sesi koymadan önce finali sessiz izle.
Anlatma anına bir olay ver. Anlatıcının bulunduğu yer de değişebilir. Louis anılarını idamı beklerken yazıyor, sonra hücreden çıkıyor ve yazdıklarını içeride bırakıyor. Anlatma anı kendi küçük hikâyesine sahip olursa çerçeve de filmin bir parçası olur.
Ses gelince dünyayı kıs. Bir dış ses geldiğinde ortam sesini, müziği nasıl değiştireceğini yaz. Cuarón'un yaptığı gibi her şeyi susturmak bir seçenek. Bu seçim anlatıcının otoritesini ses bandında gösterir.
Anlatmayı bir karakter davranışı say. Anlatıcı bir karakterse anlatması da bir eylem. Neden anlatıyor? Kime anlatıyor? Bir hücreden yazan Louis ile nehirde olta atan Norman aynı nedenle anlatmıyor.
Anlatma anını filmde bir kez göster. Seyirci anlatıcının nerede durduğunu bir görüntüde görürse ses bir bedene kavuşur. Yaşlı Norman'ın nehirdeki görüntüsü, Louis'nin hücresi bunu yapar. Görüntü filmin sonunda gelirse bütün anlatımı geriye doğru yeniden okutur.
Anlatıcıyı bilgi haritasına göre seç. Anlatacak kişiyi sevdiğin karakterden değil, filmin bilgi düzeninden seç. Gerçeği en geç öğrenen kişi, merakı en uzun taşıyan anlatıcıdır. Gerçeği baştan bilen kişi ise her cümlesinde bir şeyi saklamak zorunda kalır.
Belgesel tonu bir bakış olarak kullan. Otoriter bir anlatıcı sesi seyirciye her şeyin doğru olduğunu söyler. Bu güveni bilerek kullanabilirsin. Ses ne kadar ciddi konuşursa saçma ya da korkunç olan o kadar belirgin olur.
Sesin yaşını sesin cümlelerine yaz. Yaşlı bir anlatıcı genç bir anlatıcı gibi konuşmaz. Kelimeleri, cümle boyu, neyi önemsediği farklıdır. Anlatıcının yaşı sayfada okunmalı, oyuncuya bırakılmamalı.
Anlatıcısız filmin de bir anlatıcısı var. Ses yoksa anlatma işini kurgu, kadraj ve ses bandı yapar. Nöbet'te bu işi anons, alarm ve boş sandalye üstleniyor. Bir anlatıcı eklemeden önce bu görünmez anlatıcının neyi zaten söylediğine bak.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Dış ses tembel yazarın aracıdır."
Kötü kullanılan dış ses öyledir. Ama iyi kullanılan anlatıcı bir filmin üslubunu, ironisini ve zamanını kurar. Ses görüntüye bir şey ekliyorsa araç meşrudur.
Yaygın yanlış"Anlatıcı seyirciye hikâyeyi açıklamak için vardır."
Açıklamak onun en zayıf işidir. Güçlü anlatıcı açıklamak yerine bir bakış, bir ton, bir zaman getirir.
Yaygın yanlış"Dış ses sessiz bir açılışı kurtarır."
Sessiz açılış bir eksiklik değildir. Seyirci karakteri davranışından okumaya başlar. Ses o okumayı erkenden keser.
Yaygın yanlış"Üçüncü kişi anlatıcı tarafsızdır."
Her anlatıcının bir tonu vardır. Belgesel ses bile bir şeyi seçer, bir şeyi atlar.
Yaygın yanlış"Birinci kişi anlatıcı güvenilirdir, çünkü olayları yaşamıştır."
Yaşamış olmak doğru anlatmak demek değildir. Anlatıcı yanılabilir, unutabilir, kendini koruyabilir.
Yaygın yanlış"Bir okur bir şeyi anlamadıysa bir dış ses cümlesi yeter."
Yetmez. Anlaşılmayan şey bir sahnenin eksiğidir. Ses o eksiği örter, ama sahne yine zayıf kalır.
Yaygın yanlış"Anlatıcıyı bir kez açılışta kullanmak zarar vermez."
Verir. Açılıştaki tek bir ses, seyirciye bütün film boyunca bir anlatıcı vaat eder.
Yaygın yanlış"Dış ses ne kadar çok bilgi verirse o kadar iyidir."
Bilgi yükü sahneyi ağırlaştırır. Anlatıcı az ama seçerek konuştuğunda daha çok dinlenir.
Yaygın yanlış"Anlatıcı filmin başında kendini tanıtmalıdır."
Gerekmez. Bazı anlatıcıların adını hiç öğrenmeyiz. Önemli olan sesin kimliğinin değil, bakışının erkenden belli olmasıdır.
Yaygın yanlış"Dış ses duyguyu güçlendirir."
Duyguyu adıyla söyleyen ses onu çoğu zaman zayıflatır. Seyirci üzüntüyü yüzden okuyacakken sesten duyar. Okuma işi elinden alınınca duygu da hafifler.
Yaygın yanlış"Çoklu anlatıcı her karaktere eşit söz verir."
Eşitlik kendiliğinden gelmez. Her anlatıcının bildiği farklıdır. Birinin bildiği bir sır, öbürünün anlatısını da etkiler.
Yaygın yanlış"Finaldeki anlatıcı cümlesi filmi bağlar."
Final görüntüsü kendi kapanışını kurmuşsa cümle onu yineler. Bağlamak yerine üstüne bir etiket yapıştırır.
Yaygın yanlış"Gelecekten anlatım gerilimi öldürür."
Her zaman değil. Sonu bilmek merakı değiştirir. Seyirci ne olacağını değil, nasıl olacağını merak eder.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Dış ses yalnız bir ses değil, bir zaman ve bir bilgi de getirir.
- Anlatma anı, anlatanın hangi zamandan konuştuğunu ve neyi bildiğini belirler.
- Gelecekten konuşan ses ya erken söyler ya bilerek susar.
- Tanık anlatıcı merkezi kenardan gösterir ve hikâyeyi kendine çeker.
- Sahipsiz ses karakterlerin bilmediği dünyayı açar.
- Anlatıcı özeti zamanı kısaltır, ama dram sahnesini yutabilir.
- Yama anlatım bir okur sorusunu cevaplar, sahneyi onarmaz.
- Kaybolan anlatıcı açılıştaki sözü yerde bırakır.
- Sesin sahibi, hikâyenin de sahibi olur.
- Anlatıcıyı bilgi düzenine göre seç; gerçeği en geç öğrenen merakı en uzun taşır.
- Gerçeği baştan bilen anlatıcı her cümlede bir şey saklamak zorundadır.
- Yalnız finalde gelen ses, görüntünün kapanışını yineleyebilir.
- Güçlü dış ses görüntüyle aynı tonda konuşmaz.
- Anlatıcısız bir filmde anlatma işini kurgu ve ses bandı üstlenir.
Sonraki derse köprü
Dış ses kadrajın dışından konuşur ve kimse onu görmez. Anlatıcı bir yerden, bir zamandan bize seslenir, ama yüzü yoktur. Peki ustabaşına uyuduğunu söyleyip telefonu kapatan Kadir, boş otoparka bakarken başını çevirip doğrudan bize baksaydı? Bize dönen bir yüzün karşısında yalanın tanığı mı oluruz, ortağı mı? Anlatıcının sesi bize bir hikâye veriyordu, dönen bir yüz ise bir sır verir. Sonraki ders, Kameraya doğrudan konuşma, kadrajın içindeki karakterin seyirciye döndüğü anı ve bunun kurduğu suç ortaklığını inceliyor.