Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Çizgi romanda zamanı okur, ekranda yazar belirler.
- Oluk süresi panel arasındaki boşluğa bir süre ve bir geçiş biçimi verir.
- Durma işareti tek ve tutarlı olmalıdır.
- Kâğıtta bedava olan donmuş an, ekranda pahalıdır.
- Kutu ayrıştırması her kutuyu kendi işlevine göre bir yere gönderir.
- Taklit derecesi kaynağın çizimini ne kadar kopyalayacağını seçer.
- Seri omurgası uzun bir seriden tek bir hattı filme taşır.
- Kural ayıklama biriken istisnaları atar, bedeli taşıyan kuralları tutar.
- İç ses, dünyanın kuralı izin veriyorsa sesli bir söze dönüşebilir.
- Hayal edilmiş ses kapatılamaz, ama ilk sözün yeri seçilebilir.
- Kaynağın donmuş son kareleri, filmin kurallarıyla çakışıyorsa bırakılır.
- Ölçek, hikâyenin ihtiyacına göre küçülebilir.
- Kaynağın açıklamadığı sırrı film de açık bırakabilir.
Açılış sahnesi
Emre masaya plastik kılıflı bir dergi bırakıyor. Kapağı simsiyah. Ortada tek bir sarı daire var, bir sokak lambasının ışığı. Altında kalın harflerle tek kelime: BEKÇİ.
«Bunu çocukluğumdan beri okuyorum,» diyor. «Hâlâ çıkıyor. Film olsun istiyorum.»
Derginin ilk sayısı. Emre ortasını açıyor. Gece bekçisi Nevra ıslak bir yokuşta yürüyor. Saat üçte bütün kent duruyor. Yağmur damlaları lambanın çevresinde havada asılı kalıyor. Bir kedi bir duvarın üstünde, sıçramanın ortasında donmuş. Yalnız Nevra kıpırdıyor. Bu dakika sekiz sayfa sürüyor. Sayfaların kenarları Emre'nin parmaklarından yumuşamış, köşeleri kıvrık.
Emre durmuş dakikayı senaryoya çevirmiş. Selim sayfaları eline alıyor, kronometreyi açıyor ve yüksek sesle okuyor. Okuma bittiğinde ekrana bakıyor.
«Yedi dakika.»
«Ama kural bir dakika diyor,» diyor Burcu.
Emre dergiyi gösteriyor. «Çizgi romanda da bir dakika.»
Nermin Hanım sayfaları çeviriyor. «Çizgi romanda o dakika ne kadar sürüyor?»
Emre omuz silkiyor. «Okur ne kadar bakarsa.» Sonra kendi cevabını duyuyor ve sayfaya bir daha bakıyor.
Çizgi romanda bir anın süresini okurun gözü belirler. Ekranda o süreyi yazar seçer ve seyirci ona uymak zorundadır.
Bu derste ne olacak
Bu derste BEKÇİ'yi bir sinema filmine çevirmeyi deneyeceğiz. Önce iki panel arasındaki beyaz şeridin ekranda neye dönüştüğünü soracağız. Donmuş bir kentin ekranda nasıl durduğunu, seyircinin zamanın durduğunu neden anlayacağını konuşacağız. Nevra'nın anlatım kutularını tek tek ayırıp her birine bir yer bulacağız. Mürekkep siyahını ve tek sarıyı fotoğrafa taşımanın derecesini tartacağız. Yıllardır süren bir seriden tek bir hat seçeceğiz. Biriken kuralları ayıklayacağız. Okurun kafasında yıllardır konuşan Nevra'yı düşüneceğiz. Bir de bu filmin kaça mal olacağını. Örnekler bölünmüş bir ekrandan, yedi eski sevgiliden, bilekten çıkan bir ağdan, sarı bir kostüm şakasından ve sarı bir paltodan geliyor.
Sıfır noktası
Çizgi roman donmuş resimlerden yapılır. Her panel tek bir an gösterir. Oluk, iki panel arasındaki ince beyaz şerit, ne kadar zaman geçtiğini söylemez. Orada bir göz kırpması da geçebilir, bir mevsim de. Okur aradaki hareketi kendisi tamamlar. Zamanı da kendisi belirler. Bir sayfada bir dakika kalabilir, bir panelin üstünden bir anda geçebilir.
Çizgi roman bir de sessizdir. Sesler harflerle çizilir. Konuşmalar balonlarda, düşünceler kutularda durur. Okur bunları kendi iç sesiyle okur.
Film ise hareket eden resimlerden yapılır. Süresi bellidir ve seyirci onu değiştiremez. Görüntünün sesi vardır. Yüzler gerçek oyunculara, sokaklar gerçek taşlara aittir. Çizgi romanın uzun yıllara yayılan sayıları, filmde iki saate sığmak zorundadır.
Uyarlamada asıl soru çoğu zaman şuradan doğar. Kaynağın kendi mecrasında hiç düşünmeden yaptığı bir şey, yeni mecrada ne olur?
BEKÇİ bu soruyu alışılmadık bir uçtan soruyor. Çizgi romanda her panel zaten durmuş bir andır. Nevra'nın büyüsü bu yüzden kâğıtta neredeyse bedavadır. Asılı yağmur damlası, sıradan bir yağmur damlasıyla aynı mürekkebe mal olur. Sıçrayan kedi ile donmuş kedi aynı çizgidir. Kâğıtta durmuş dakikayı ayırt eden şey resmin kendisi değildir. Çizerin koyduğu küçük bir işarettir. Okur o işareti bir kez öğrenir, sonra her sayıda arar.
Tersine bir kayıp da var. Çizgi romanda kedinin sıçradığını hareket çizgileri söyler. Okur kediyi havada görür ve inişini kendisi tamamlar. Ekranda kedi ya gerçekten sıçrar ya da gerçekten durur. Arada bir yer yoktur.
Ekranda ise durum tersine döner. Film doğası gereği akar. Zamanı durdurmak her karede bir emek ister. Figüranlar nefes alır, gözler kırpışır, yağmur yere düşer. Çizgi romanda bedava olan şey, filmin en pahalı sahnesine dönüşür.
Bir fark daha var. Uzun soluklu bir çizgi roman yıllarca yayımlanır. Okur karakterle birlikte büyür. Her sayı kendi küçük hikâyesini anlatır, ama seri bir yere varmak zorunda değildir. Film ise bir yere varmak zorundadır. İki saatin bir başı, bir ortası, bir sonu olur. Uyarlamacı yıllarca açık kalmış bir dünyadan kapanan bir hikâye çıkarmak zorundadır. Bunu yaparken okurun yıllardır taşıdığı beklentiyi de hesaba katar.
Emre bir de kutulardan söz ediyor. Nevra'nın sesi kutuların içinde. «Nöbet'te bir tane bile dış ses yoktu,» diyor. «Burada her sayfada var.» Gülüyor. «Öbür uca geçtim.»
Mekanizma
Bir dakika kaç dakika
Nermin Hanım ilk sayının sekiz sayfasını masaya yayıyor. Nevra yokuşun başında. Sonraki panelde fırının camının önünde. Ondan sonrakinde üç sokak ötede bir kapının önünde. Kâğıtta bu bir dakika.
Selim hesap yapıyor. Bir dakikada üç sokak yürünmez. Çizgi roman bunu saklayabiliyor, çünkü oluk sessizdir. Okur sayfayı çevirir, kimse saymaz. Ekranda seyirci sayar. Kural «bir dakika» diyorsa, o dakikanın gerçek bir dakika olup olmadığını izlemeye başlar.
Selim bir öneri yapıyor. Durmuş dakikada kesme olmayacak. Kesme zamanı saklar. Bu dakikada ise zaman sayılmalı. Dakika tek bir planda, gerçek süresinde akacak.
Bu karar her şeyi değiştiriyor. Nevra bir dakikada üç sokak değil, bir sokak gezebilir. Her gece yalnız bir iş yapabilir. Kâğıttaki dakika geniş bir gezintiydi. Filmdeki dakika dar bir koşu oluyor.
Kıpırdayan donmuş insanlar
Çizgi romanda durmuş dakikanın sayfaları çerçevesiz çiziliyor. Paneller kenarsız, resimler sayfaya taşıyor. Okur bunu görünce zamanın durduğunu anlıyor. Ekranda kenar diye bir şey yok.
Burcu bir sorun görüyor. Fırının camındaki Dündar Usta'yı bir oyuncu oynayacak. Bir dakika kıpırdamadan durabilir mi? Göğsü inip kalkar, gözü kırpışır. Seyirci onu yakalar.
Atölye işareti sese bağlıyor. Saat üçte yağmurun sesi bir anda kesiliyor. Geriye yalnız Nevra'nın adımları ve nefesi kalıyor. Islak taşta tek bir çift ayak. Dakika bitince bütün sesler aynı anda dönüyor. Görüntüde ise tek bir şey asılı kalıyor: lambanın çevresindeki damlalar.
Bir sorun daha çıkıyor. Her sayının son karesi donmuş bir an. Emre bunları sahne sonlarında donan karelere çevirmek istiyor. Selim izin vermiyor. Bu filmde donan kare bir üslup olamaz. Seyirci her donmayı durmuş dakika sanar.
Kutuları ayırmak
Nevra'nın kutuları her sayfada. Emre hepsini dış sese çevirmişti. Nermin Hanım kutuları tek tek okutuyor.
Atölye dört yığın çıkarıyor. Birinci yığın yer ve saat: «Üç. Yokuşun başı.» Ekranda bunun yerini tek bir görüntü alıyor. Bir duvar saatinin ibresi üçte takılı. İkinci yığın sayım: «Kırk saniye.» Bunu Nevra nefesinin altında kendisi sayacak. Üçüncü yığın, her sayının başındaki özet kutuları. Bunlar tümden gidiyor.
Son yığında Nevra'nın kuru şakaları duruyor, yani iç sesi. Asıl tartışma orada. Selim'in itirazı açık. Dış ses durmuş dakikaya girerse, filmin tek sessizliğini doldurur. Burcu bir çözüm buluyor. Dakikanın içinde Nevra yüksek sesle konuşacak. Nasılsa kimse onu duymuyor. Kutudaki düşünce, donmuş komşulara söylenen bir söze dönüşüyor.
Mürekkep ve sarı
Çizgi roman siyah mürekkeple çiziliyor. Tek renk sarı, sokak lambalarının ışığı. Emre ilk taslağında filmi siyah beyaz çekip yalnız lambaları boyamak istemişti.
Selim taklidin bedelini soruyor. Siyah beyaz bir kent, sarı noktalarla. Seyirci bir çizimin içinde gezer. Ama Nevra'nın kenti gerçek bir kent. Islak taş, kapı tokmağı, fırının buğulu camı. BEKÇİ'nin tuhaflığı sıradan bir sokağın durmasından geliyor.
Atölye ortada bir yer seçiyor. Film renkli olacak, ama gece renkleri kısık. Sarı ise hep sarı. Mürekkebin kendisi taşınmıyor. Kaynak imzası olarak yalnız lamba taşınıyor. Okur onu ilk karede tanıyacak.
Yüz sayıdan bir hat
Emre'nin rafında BEKÇİ'nin sayıları bir rafın yarısını dolduruyor. Her sayıda bir gece, bir küçük iş. Bir sayıda Nevra bir kapının kilidinde unutulmuş anahtarı alıp mektup aralığından içeri atıyor. Bir başkasında ocağın düğmesini çeviriyor. Yan karakterler kalabalık: fırıncı Dündar Usta, bir gece taksicisi, bir sokak köpeği, yıllarca süren bir hırsız hikâyesi.
Sayılar boyunca bir hat dağınık biçimde sürüyor. Berrin Hanım her gece üçte penceresinde oturuyor. Durmuş dakikada gözleri açık. Bazı sayılarda gözleri Nevra'yı izliyormuş gibi çiziliyor. Çizer bunu hiç kesinleştirmiyor. Emre omurgayı burada buluyor. Durmuş bir kentte, belki de Nevra'yı gören tek kişi.
Anahtar sayısı kalıyor, çünkü anahtar Berrin Hanım'ın kapısında. Hırsız hikâyesi gidiyor. Dündar Usta kalıyor, ama tek bir gece için. Zamanın neden durduğu ise hiçbir sayıda açıklanmadı. Atölye de açıklamıyor.
Biriken kurallar
Kural ilk sayıda kısaydı. Nevra durmuş dakikada hiçbir şeyi kıramaz. Yalnız küçük şeylerin yerini değiştirebilir. Kimseye dokunamaz. Yıllar içinde istisnalar birikti. Bir sayıda sokak köpeği Nevra'nın yanında kuyruk sallıyor. Bir özel sayıda dakika uzuyor.
Emre köpeği bırakmak istemiyor. Okurlar köpeği seviyor. Nermin Hanım soruyor: köpek giderse film neyi kaybeder? Bir şakayı. Dokunma yasağı giderse? Filmin bütün özlemini. Nevra Berrin Hanım'ın penceresindeki bardağı kenardan çekebilir. Ama yaşlı kadının elini tutamaz. Kalan üç kural, bedeli de yanında taşıyor.
Okurun kafasındaki ses
Emre Nevra'nın bir kutusunu yüksek sesle okuyor. Alçak, kısık bir ses. Selim aynı satırı okuyunca bambaşka biri çıkıyor. Daha genç, daha alaycı.
Emre'nin kuşağından okurlar Nevra'yı yıllardır kendi kafalarında dinliyor. Film tek bir oyuncu seçecek. Kimse bu farkı tümüyle kapatamaz. Ama ilk sözün yeri seçilebilir. Atölye Nevra'nın ilk duyulan sözünü durmuş dakikaya koyuyor. Donmuş Berrin Hanım'a söylenen bir cümle. Okur o anda bir kayıp değil, bir sır duyuyor.
Kentin faturası
Emre'nin açılışı havadan bir görüntü. Bütün İstanbul donmuş. Boğazda vapurlar, havada martılar, köprüde arabalar. Nermin Hanım sayfanın kenarına üç kelime yazıyor: «Bunu kim öder?»
Kâğıtta donmuş bir martı bir kediden pahalı değildi. Ekranda her donmuş şey ayrı bir iş. Atölye kenti küçültüyor. Film bir yokuşta, Nevra'nın sokaklarında geçecek. Martılar gidiyor. Asılı yağmur yalnız lambanın çevresinde. Selim kendi gece yürüyüşlerini hatırlatıyor. Saat üçte sokak zaten neredeyse duruyor. Gece, efektin yükünün yarısını kendisi taşıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kaynağın en ucuz numarası filmin en pahalı sahnesi olabilir. Çizgi romanda donmuş bir an bedavadır. Ekranda her donmuş şey bir emek ister. Uyarlamaya başlamadan önce kaynağın kâğıtta kolayca yaptığı şeyleri listele.
Oluk süresini senaryoya yaz. Paneller arasındaki boşluk bir kesme mi, bir yürüyüş mü, bir zaman atlaması mı? Bunu yönetmene bırakma. Kuralın zamanla ilgili olduğu bir hikâyede boşluğun süresi bir anlam kararıdır. Süreyi yazmazsan kurgu masasında başkası yazar.
Durma işaretini kurduktan sonra ona dokunma. Seyirci işareti bir kez öğrenir. İkinci bir işaret eklersen ilkine güvenmez. Bir sesi seçtiysen, o sesi başka sahnelerde kesme. BEKÇİ'de yağmur sesi yalnız saat üçte susar. Başka bir sahnede ses bir anlığına düşerse seyirci zamanın durduğunu sanır.
Sabit imgenin ima ettiği hareketi çıkar. Çizgi romanda bir panel çoğu zaman bir hareketin ortasını gösterir. Okur öncesini ve sonrasını tamamlar. Ekrana geçerken her panel için sor: bu hareket nerede başlar, nerede biter? Kaynağın çizmediği yarıyı sen yazacaksın.
Kaynağın üslubunu kendi dünyasıyla çarpıştırma. BEKÇİ'nin son kareleri donmuş anlar. Filmde donan kare durmuş dakikayla karışır. Kaynağın bir üslubu yeni mecrada hikâyenin kuralıyla çakışıyorsa, kural kazanır.
Kutuyu sese çevirmeden önce türünü bul. Her kutu dış ses değildir. Bazısı bir görüntüdür, bazısı bir davranış, bazısı hiçtir. Kutuları ayırmadan hepsini dış sese verirsen film konuşmaktan susamaz.
İç sesi dünyanın kuralıyla dışarı çıkar. Nevra durmuş dakikada sesli konuşabilir, çünkü kimse duymuyor. Kaynağın kuralı bazen iç sesin ekrandaki karşılığını kendisi verir.
Omurgayı seçince sevilen sayıları silme, sına. Her sayıya sor: bu hatta bir iş görüyor mu? Anahtar sayısı Berrin Hanım'ın kapısına taşınınca yeniden işe yarıyor.
Kural ayıklarken bedeli tut. Bir gücün sınırı, hikâyenin acısını taşır. Kolaylık için ayıkladığın kural, filmin tek özlemini götürebilir.
Açıklanmamışı açıklama. Seri zamanın neden durduğunu yıllardır söylemiyorsa, film iki saatte söylemek zorunda değil. Kaynağın sırrı bir eksik değil, okurun sevdiği bir boşluk olabilir. Açıklama eklemek, yıllardır süren bir okumayı tek bir cevaba indirir.
İlk sözün yerini seç. Hayal edilmiş sesle yarışamazsın. Ama seyircinin o sesi hangi anda ilk kez duyacağına karar verebilirsin.
Dakikanın içine bir iş koy. Gerçek süresinde akan bir dakikada Nevra'nın yapacağı iş tek ve küçük olmalı. Seyirci o işin bitip bitmeyeceğini izlerken saniyeleri sayar. Dakika gerilime böyle dönüşür.
Yazarla konuşmadan omurgayı ilan etme. Yaşayan bir çizer-yazarın serisinde hangi hattın asıl hat olduğuna dair kendi fikri vardır. Seçtiğin omurgayı ona göstermek hem bir saygı hem bir sınavdır. Haklar konusunda ise yazılı doğrulama ve bir hukukçu gerekir.
Ölçeği gecenin kendisinden al. Saat üçte sokak zaten durgundur. Kaynağın büyüsünü taşırken gerçek dünyanın hazır verdiğini kullan.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Çizgi roman zaten bir storyboard'dur."
Paneller kamera için değil, okurun gözü için çizilir. Okur zamanı kendisi belirler. Filme geçince o zamanı birinin seçmesi gerekir.
Yaygın yanlış"Paneller arasındaki boşluk ekranda bir kesmedir."
Boşluk bir kesme olabilir. Ama kesintisiz bir hareket ya da uzun bir zaman atlaması da olabilir. Hangisi olduğu bir karardır.
Yaygın yanlış"Anlatım kutuları ekranda dış ses olur."
Kutuların çoğu başka işler görür. Yer bildirir, zaman sayar, özet yapar. Her biri ayrı bir karşılık ister.
Yaygın yanlış"Sadakat, çizimi birebir taklit etmektir."
Taklit bir seçenektir. Kaynağın dünyası gerçek bir kentse, birebir taklit o gerçekliği silebilir.
Yaygın yanlış"Uzun seri, daha çok olay demektir."
Uzun seri daha çok seçenek demektir. Film onların çoğunu bırakır ve tek bir hattı izler.
Yaygın yanlış"Süper güç kurallarının hepsi korunmalı."
Yıllar içinde biriken istisnalar filmi bulandırır. Seyirci ilk dakikada öğrenebileceği kadar kural taşır.
Yaygın yanlış"Kaynağın sırrını film çözmeli."
Seri yıllarca bir soruyu açık bırakmışsa, o boşluk okurun eserle kurduğu bağın parçasıdır. Film onu iki saatte kapatırsa okur bir cevap değil, bir kayıp yaşar.
Yaygın yanlış"Hayranlar her ayrıntıyı ister."
Hayranlar çoğu zaman kaynağın duygusunu ister. Bir kostüm değişebilir, ama okurun sevdiği gece aynı gece olmalıdır.
Yaygın yanlış"Panelin gösterdiği an, sahnenin gösterdiği andır."
Panel bir hareketin tek bir karesini seçer. Sahne o hareketin bütününü göstermek zorundadır. Kaynağın atladığı anları yazar doldurur.
Yaygın yanlış"Donmuş kare her zaman çizgi romana selam verir."
Bir filmde donan kare, o dünyanın kurallarıyla okunur. Zamanı durduran bir hikâyede donma bir üslup değil, bir olaydır.
Yaygın yanlış"İç ses ancak dış sesle ekrana geçer."
İç ses bir davranışa, bir nesneye ya da sesli bir söze de dönüşebilir. Bazen kaynağın kendi kuralı bu dönüşümü haklı kılar.
Yaygın yanlış"Çizgi roman uyarlaması büyük bütçe ister."
Bazıları ister. Ama kaynağın küçük bir dünyası varsa, film de küçük kalabilir. Ölçek kaynağın türünden değil, hikâyenin ihtiyacından gelir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Çizgi romanda zamanı okur, ekranda yazar belirler.
- Oluk süresi panel arasındaki boşluğa bir süre ve bir geçiş biçimi verir.
- Durma işareti tek ve tutarlı olmalıdır.
- Kâğıtta bedava olan donmuş an, ekranda pahalıdır.
- Kutu ayrıştırması her kutuyu kendi işlevine göre bir yere gönderir.
- Taklit derecesi kaynağın çizimini ne kadar kopyalayacağını seçer.
- Seri omurgası uzun bir seriden tek bir hattı filme taşır.
- Kural ayıklama biriken istisnaları atar, bedeli taşıyan kuralları tutar.
- İç ses, dünyanın kuralı izin veriyorsa sesli bir söze dönüşebilir.
- Hayal edilmiş ses kapatılamaz, ama ilk sözün yeri seçilebilir.
- Kaynağın donmuş son kareleri, filmin kurallarıyla çakışıyorsa bırakılır.
- Ölçek, hikâyenin ihtiyacına göre küçülebilir.
- Kaynağın açıklamadığı sırrı film de açık bırakabilir.
Sonraki derse köprü
Nevra'nın dakikasını seyirci saniye saniye sayabiliyordu, ama yokuşu çıkan yine Nevra'ydı. Çizgi romanda okur hiç değilse sayfayı kendi hızında çeviriyordu. Burcu atölyeye bir oyun getiriyor. Orada adayı gezen, kapıyı açan, yolu seçen oyuncunun kendisi. Filme geçince direksiyon elinden alınacak. Oyuncu eylemliliği kaybolunca seyirciyi hikâyeye ne bağlar? Seçen el yoksa seçimin ağırlığı nereye gider? Oyuncunun kendi eliyle seçtiği üç ayrı sona çıkan bir hikâye tek bir yapıda nasıl birleşir?