İçeriğe geç

Ders 96.3

Birleşik karakter

Senaryo Akademisi — Bölüm VIII, Modül 96

3.326 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 22 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Birleşik karakter kalabalığı azaltır, ama emeği de yeniden dağıtır.
  • Emek dökümü, birleştirmeden önce kimin neyi kaybedeceğini gösterir.
  • Yığılmış emek, hiçbir gerçek kişide olmayan bir güç üretir.
  • Çekişmeli eylemi tek kişiye vermek, tanıklar arasında hüküm vermektir.
  • İlişki düzlemesi, aynı işi yapan iki kişiyi birleştirirken bir bağı siler.
  • Topluluk yüzü bir topluluğu taşır, ama dışarıda bıraktıklarını da görünmez yapar.
  • Emek devri övgüyü de utancı da yanlış bir ada taşıyabilir.
  • Yaşayan bir adın üstüne yapılmamış bir utanç konmaz.
  • Ad iadesi, perdede silinen katkıları sahiplerine geri verir.
  • Hukuki onay alt sınırdır; tanığın salondaki bakışı ayrı bir sorudur.
  • Çekişmeli bir anı kaynağın gördüğü yerden çekmek, hükmü açık bırakır.
  • Birleştirmenin bedelini, emeğin gerçek sahipleri salonda öder.

Açılış sahnesi

Selim masaya katlanmış bir kâğıt açıyor. Üstünde on bir ad var, alt alta, kurşun kalemle. KAR OKULU'nda o üç gün kürek çekenlerin adları. Selim onları köylülerin anlattıklarından tek tek toplamış. Bazı adların yanında bir lakap var, bazılarının yanında yalnız bir soru işareti. Bir satırda ad bile yok: «değirmencinin büyük oğlu».

Kâğıdın yanında Selim'in yeni sayfaları duruyor. Burcu okumaya başlıyor. Rüstem karın içinde yalnız. Birinci gün kazıyor, ikinci gün kazıyor, üçüncü gün okulun kapısına omzunu veriyor. Kapı açılıyor. İçeride Münevver Hanım ve çocuklar. Sobada son sıranın son tahtası yanıyor. Rüstem eşikte duruyor, karlı bıyığıyla gülümsüyor.

Burcu kâğıttaki listeye dönüyor. "Bu on bir adamdan biri bile sayfada yok."

"Rüstem'in oğlu her şeyi anlattı," diyor Selim. "Saatlerce. Ötekiler birkaç cümle."

Emre listeden bir adı gösteriyor. Rahmi. Adın yanında küçük bir yıldız var. "Bu ne?"

"Yaşıyor. Köyde. Kapıyı kendisinin açtığını söylüyor."

"Rüstem'in oğlu da babasının açtığını söylüyor," diyor Burcu. "İkisi aynı kapıyı açamaz."

Nermin Hanım sayfaları kâğıdın üstüne koyuyor. Rahmi bu filmi izlerse kapıyı kimin açtığını görecek?

Birden çok insanın emeğini tek bir karaktere verdiğinde, o emeğin sahipleri çoğu zaman salonda oturur.

Bu derste ne olacak

KAR OKULU'nun kurtarma ekibini adam adam açacağız. Selim'in on bir adını tek tek yazıp her birinin ne yaptığını soracağız. Köylüleri tek bir karakterde toplamayı deneyecek, o karakterin üç günü nasıl taşıdığını ölçeceğiz. Rüstem'in yanındaki iki adamı birleştirince neyin kaybolduğunu göreceğiz. Kapıyı kimin açtığı sorusunu çözmeden sahneye çevireceğiz. Yaşayan tanıkların bu karakterde kendini nasıl bulacağını tartacağız. Her adımda Selim'in ilk taslağı masada kalacak. Rüstem'in yalnız kazdığı o sayfalar, neyin değiştiğini ölçmenin cetveli olacak. Filmler Boston'dan, Mumbai'den, iç savaştaki bir alaydan, bir mahkeme salonundan ve Miami'den geliyor.

Sıfır noktası

KAR OKULU'nu kısaca hatırlayalım. Yıllar önce Doğu Anadolu'da bir dağ köyünde fırtına, tek derslikli okulu genç öğretmeniyle ve bütün sınıfıyla birlikte kara gömüyor. Üç gün sürüyor bu. Odun bitince sıralar yakılıyor, öğrencilerden Adem ateşleniyor. Köylüler ve çoban Rüstem kürekle bir patika açıyor, üçüncü gün okula varıyorlar. Kimse ölmüyor.

Selim'in elindeki kaynaklar dağınık. Münevver Hanım'ın defteri var, ama defter okulun içinden yazılmış. Dışarıda kim kazdı, defter bilmiyor. Köylülerin anlattıkları birbirini tutmuyor. Rüstem ölmüş. Onun hikâyesini oğlu anlatıyor, uzun ve sevgiyle.

Bu malzemeyle bir senaryo yazan herkes aynı sıkıntıya düşer. Gerçek bir olayda çok insan vardır. Kar küreyen on bir adam, çorba taşıyan kadınlar, geri dönen biri, yol gösteren bir çoban. Perde bu kalabalığı tek tek taşıyamaz. Seyirci on bir yüzü üç günde ayırt edemez. Yazar bir yerde insanları toplamak zorunda kalır.

Sözlükte bu iş bileşik karakter adıyla geçer. Atölyede ona birleşik karakter diyorlar. Birkaç gerçek kişi tek bir karaktere dönüşür. Bilinen kuralı da var. Birleştirilenler aynı işi görmeli. Kazıyan kazıyanla, bekleyen bekleyenle toplanır.

Ama gerçek bir olayda kural yetmiyor. Kurtarmalarda kimin ne yaptığı, oradakiler için bir onur meselesi. Rahmi kapıyı açtığını yıllardır anlatıyor olabilir. Köyde herkes bunu ondan dinlemiştir. Film kapıyı başka birine verirse, Rahmi'nin hikâyesi köyde ilk kez yalanlanmış olur. Hem de bir sinema salonunda.

Karakter sayısı işin kolay yanı. Zor olan, birleştirme yapılırken kimin emeğinin kime geçtiğini görmek. Birleşik karakter bir kolaylık. Aynı zamanda bir dağıtım kararı. O kararın bedelini çoğu zaman yazar ödemez.

Biyografide birleştirme bir hayatın çevresindeki insanlara dokunur. Gerçek bir olayda ise bir anın çevresindeki herkese dokunur. KAR OKULU'nda o an üç gün sürdü. Bir köyün bütün erkekleri, kadınları, çocukları o üç günü bir yerden hatırlıyor. Film çıktığında her biri kendi hatırladığını perdede arayacak.

Mekanizma

On bir adın listesi

Nermin Hanım Selim'den listeyi büyütmesini istiyor. Her adın yanına iki sütun açılacak. Bu adam ne yaptı? Bunu kim söylüyor?

Döküm yarım saatte doluyor. Sonuç Selim'i şaşırtıyor. On bir adamdan yedisi yalnız kazmış. Biri birinci gece geri dönmüş, ama hangisi olduğunu anlatanlar tutturamıyor. Rahmi kapıyı açtığını söylüyor. Rüstem'in oğlu kapıyı babasına veriyor. Bir de listede olmayan bir sütun beliriyor. Yaşlı bir kadının anlatısında köyün kadınları kazanlarda çorba kaynatıyor. Kürekçilerin ıslak çoraplarını sobada kurutuyorlar.

Burcu son satırı gösteriyor. "Bunlar on bir adın içinde yoktu bile."

Döküm henüz bir karar vermiyor. Yalnız kararın neye dokunacağını gösteriyor.

Üç günü tek başına kazan adam

Emre ilk birleştirmeyi öneriyor. Köylülerin hepsi tek bir adamda toplansın. Adı kaynakların hiçbirinde geçmeyen biri olsun: Saim. Rüstem kendi adıyla kalsın.

Burcu Saim'in sahnelerini taslakta sıralıyor. Saim birinci gün kazıyor. İkinci gün kazıyor. Üçüncü gün hâlâ kürek elinde.

Dökümde bu yok. Köylüler nöbetleşe kazmış. Kimse üç gün durmadan kürek sallamamış. Biri yorulunca öteki girmiş. Saim'de ise bu yorgunluklar kayboluyor. Üç gün süren bir dayanıklılık beliriyor. Hiçbir köylünün bedeninde böyle bir güç yoktu.

Selim bunun bir sıkıştırma olduğunu söylüyor. Üç gün iki saate iniyorsa nöbetler de iner. Nermin Hanım bir ayrıntı ekliyor. Saim'in elinden küreği arada bir başkası alsın. Yüzü görünmeyen bir el. Seyirci nöbeti görür, kalabalığı saymak zorunda kalmaz.

Kapıyı kim açtı

Kapı sorusu masada kalıyor. Defterde kapıyı açanın adı yok. Münevver Hanım içeriden yalnız kapının sesini duymuş olabilir.

Selim'in ilk taslağı kapıyı Rüstem'e veriyordu. Rüstem ölü, oğlu bu sahneyi seviyor. Emre kapıyı Saim'e vermeyi deniyor. Saim kimse değil, kimsenin hikâyesini çalmıyor gibi görünüyor. Burcu buna da itiraz ediyor. Kapıyı Saim açarsa Rahmi kendini Saim'de arar. Köy de onu orada arar.

Nermin Hanım iki seçeneğin dışında bir yol arıyor. Sahne içeriden çekilse ne olur? Kamera çocukların yanında, kapı kadrajın dışında. Önce kapının zorlandığı duyuluyor. Sonra aralıktan dökülen kar sobanın dibine kadar sürünüyor. İçeri giren omuzlar çocukların arkasında, bulanık kalıyor. Kimin omzu olduğu seçilmiyor.

Defterin bilgisiyle kameranın bilgisi böylece aynı kalıyor. Çekişme kapanmıyor. Ama film de hiçbir tanığın yerine karar vermiyor.

Rüstem'in yanındaki iki adam

Rüstem'in oğlunun anlatısında babası yalnız değil. Yanında Rüstem'in kayınbiraderi Şakir ve genç bir yamak, Talip var. Selim ikisini tek bir yardımcıda toplamak istiyor. İkisi de Rüstem'in arkasından yürüyüp kazıyor. Kural bozulmuyor.

Ama dökümde Şakir'in satırı başka bir şey söylüyor. Şakir ile Rüstem o kıştan önce bir mera yüzünden küsmüş. Üç gün aynı patikada yan yana kazmışlar, birbirlerine tek söz etmeden. Talip ise Rüstem'e bağlı bir çocuk. Babası gibi seviyor onu.

Tek yardımcı bu iki bağı birden taşıyamıyor. Ya küs bir kayınbirader olur ya da sadık bir yamak. Selim'in taslağı yamağı seçmiş. Küslük kaybolmuş. Burcu kaybolanı seviyor. "Kar bu iki adamı yan yana koymuş. Barıştırmamış ama. Bence filmin en dürüst anı bu."

Selim yardımcıyı Şakir'e bırakmayı düşünüyor. Talip'in sevgisi o zaman nereye gidecek?

Köyün yüzü

Saim yalnız bir kolaylık değil artık. Emre ona bir anlam yüklemek istiyor. Saim köyün kendisi olsun.

Bu bir tematik seçim. Rüstem'in oğlu hikâyeyi bir adamın kahramanlığı olarak anlatıyor. Köydekiler ise "hepimiz gittik" diyor. Saim bu ikinci cümleyi perdede taşıyabilir. Emre ona tek bir ayrıntı veriyor. Saim hiçbir sahnede yalnız kazmıyor.

Burcu bir boşluk görüyor. Saim bir erkek. Çorba kazanları onunla birlikte kayboluyor. Topluluk yüzü kimi temsil ediyorsa, dışarıda bıraktıklarını da o kadar görünmez yapar. Emre kadınlara ayrı bir sahne açıyor. Saim'in ıslak çorabı bir kadının elinde, sobanın başında kuruyor.

Talip'in adı

Selim'in taslağında bir an daha var. Birinci gece yardımcı korkuyor ve geri dönmek istiyor. Selim bu anı, dökümde sahibi belirsiz kalan geri dönüşten almış.

Yardımcının adı Talip olursa sorun büyüyor. Talip yaşıyor, kentte oturuyor. Korkup geri dönen genç perdede onun adını taşıyacak. Belki hiç geri dönmedi. Belki dönen başkasıydı. Rahmi'nin kapısı ile Talip'in korkusu aynı sorunun iki yüzü. Birinde övgü sahibinden alınıyor, ötekinde ayıp sahibine yükleniyor.

Nermin Hanım bunun bir itibar meselesi olduğunu söylüyor. Yaşayan bir kişiye, yapmadığı utanç verici bir şeyi yüklemek hukuki bir sonuç da doğurabilir. Bunun ölçüsü ülkeden ülkeye değişir. Selim sayfayı bitirmeden bir hukukçuya okutacak. Ama asıl ölçüyü hukukçu vermiyor. Talip filmi izlediğinde ne hissedecek?

Adları geri vermek

Birleştirme perdede adları siliyor. Saim'in içinde yedi köylü kayboluyor. Selim bunun bedelini filmin başka bir yerinde ödemeyi düşünüyor.

Selim'in ilk fikri son jenerikte on bir adı yazmak. Burcu bir sınır hatırlatıyor. Her adın sahibine ya da ailesine sorulmalı. Biri adını görmek istemeyebilir. Biri listede kendi adının çorba kazanlarının yanında durmasını isteyebilir.

Nermin Hanım bir şey daha soruyor. Adlar sırayla mı yazılacak, harf sırasıyla mı? Rahmi'nin adı Rüstem'in adından önce mi gelecek? Ad iadesi bile bir dağıtım kararı. Döküm burada da işe yarıyor. Her adın yanında, o kişinin gerçekten ne yaptığı yazıyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Dökümü birleştirmeden önce bitir. Her gerçek kişinin ne yaptığını ve bunu kimin söylediğini yaz. Birleştirme kararını döküm tamamlanmadan verme. Neyi kaybedeceğini bilmeden topladığın karakter, kimin emeğini aldığını da bilmez.

Dökümde sütun açılır, sütun kapanmaz. Çorba kazanları on bir adın içinde yoktu. Dökümü yazarken listenin dışına taşan emeği ayrı bir satıra al. Görünmez emek çoğu zaman en kolay silinen emektir.

Yığılmış emeğe bir yorgunluk ver. Birleşik karakter birkaç kişinin işini yapıyorsa, en az bir yerde o yükün ağırlığını göster. Saim'in elinden küreği alan yüzsüz el bunu yapıyor. Yorulmayan kahraman, gerçek olayda hiç kimse değildi.

Çekişmeli eylemi bakış açısıyla çöz. Tanıklar anlaşamıyorsa kamerayı, hiçbir tanığın göremeyeceği bir yere koyma. Kaynağın gördüğü yerden bak. Münevver Hanım kapıyı içeriden duydu. Kamera da içeride kalabilir.

Ölüye övgü verirken yaşayana bak. Ölmüş bir kahramana bir eylem vermek zararsız görünür. Ama aynı eylemi anlatan yaşayan biri varsa, ödül ondan alınmış olur. Rüstem'in kapısı ile Rahmi'nin kapısı aynı kapı.

Birleştirmeden önce bağları say. İki kişiyi tek yardımcıda toplamadan, her birinin başkarakterle bağını yaz. Küslük, sevgi, borç, akrabalık. Bağlar farklıysa birleşik karakter birini kaybeder. Hangisini kaybettiğini bilerek seç.

Topluluk yüzüne kendi ayrıntısını ver. Bir köyü temsil eden karakter yalnız temsil ederse bir afişe döner. Ona temsil etmediği küçük bir şey ver. Bir alışkanlık, bir söz, bir kusur.

Temsil edilenin dışını da yaz. Topluluk yüzü kimi taşıyorsa, kimi dışarıda bıraktığını da bir satırla not et. Saim erkek, yetişkin, kürekçi. Çorba taşıyan kadınlar, bekleyen anneler onun dışında kalıyor.

Utancı yaşayan bir adın üstüne koyma. Korku, kaçış, hata gibi anları birleşik karaktere veriyorsan adının kimseye ait olmadığından emin ol. Talip'in adı korkuyu yaşayan bir adama yükler. Adsız bir yardımcı yükü dağıtır.

Övgüyü de aynı titizlikle dağıt. Utanç kadar kahramanlık da sahiplidir. Kahramanca bir anı birleşik karaktere vermek, onu yapan gerçek kişiden almak anlamına gelebilir. Dökümdeki "kim söylüyor" sütunu bunu gösterir.

Hukuki soruyu erken sor. Yaşayan birinin adı ya da tanınabilir yeri perdedeyse, sayfalar bitmeden bir hukukçuya okut. Ülkeye göre değişen kuralları kendi başına tahmin etme. Ama hukuki onay ahlaki soruyu kapatmaz.

Ad iadesini döküme dayandır. Jenerikte ya da son kartta adları geri veriyorsan, her adın yanına o kişinin gerçek işini koyabilirsin. Böylece birleştirme, sahipleri olan bir emeğin bilinçli bir özeti olarak okunur.

Açıklamanın iki seyircisi var. Salondaki yabancı, son kartı okur ve geçer. Köy ise Saim'in kim olduğunu kendi bilir ya da sorar. Birleştirmeyi Rahmi'ye, Talip'e ve Şakir'in ailesine film çıkmadan anlatmak, kartın yapamadığını yapar.

Birleşik karakterin adını kaynaklarda ara. Seçtiğin ad olayda gerçekten geçiyor mu? Köyde o adı taşıyan başka biri var mı? Uydurma bir ad bile bir köyde tanıdık birine çarpabilir.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Birleşik karakter yalnız kalabalığı azaltır."
Doğrusu

Kalabalığı azaltırken emeği de yeniden dağıtır. Saim'in üç günlük dayanıklılığı hiçbir köylüde yoktu. Birleştirme bir sayım değil, bir paylaştırmadır.

Yaygın yanlış"Aynı işi yapanları birleştirmek her zaman güvenlidir."
Doğrusu

Şakir ve Talip aynı işi yapıyordu. İkisi de kazıyordu. Ama biri küs bir kayınbirader, öbürü sadık bir yamaktı. İş aynı olsa da bağ farklıysa birleştirme bir ilişkiyi siler.

Yaygın yanlış"Ölmüş bir kahramana fazladan bir eylem vermek kimseye zarar vermez."
Doğrusu

Rüstem'e verilen kapı, Rahmi'nin kapısıydı belki. Ölüye verilen her övgü, aynı anı anlatan yaşayan birinden alınmış olabilir.

Yaygın yanlış"Kurmaca bir ad, birleştirmenin bütün sorunlarını çözer."
Doğrusu

Ad kurmaca olsa da eylem tanıdık kalır. Rahmi'nin hikâyesini bilen bir köy, kapıyı açan kurmaca adamın yüzünde yine Rahmi'yi arar.

Yaygın yanlış"Tanıklar anlaşamıyorsa yazar birini seçmek zorundadır."
Doğrusu

Yazar anlaşmazlığı perdede açık bırakabilir. Kapı içeriden çekildiğinde kimin omzu olduğu seçilmez. Patriots Day gibi yığılmış emekli bir film bile sonunda gerçek yüzlere yer açabiliyor.

Yaygın yanlış"Topluluk yüzü bütün topluluğu temsil eder."
Doğrusu

Her topluluk yüzü bir seçimdir ve dışarıda birilerini bırakır. Amistad'da Joadson bir topluluğu taşıyor, ama o topluluğun gerçek adlarını perdeye çıkarmıyor.

Yaygın yanlış"Olayın gerçek olduğunu söylemek, birleşik karakteri de açıklar."
Doğrusu

Pain & Gain hikâyenin gerçek olduğunu perdede hatırlatıyor. Doyle'un birkaç kişiden toplandığını söylemiyor. Olayın gerçekliği ile karakterin yapısı ayrı açıklamalardır.

Yaygın yanlış"Birleşik karakteri yalnız kalabalık sahnelerde kullanmak gerekir."
Doğrusu

Birleştirme en çok yakın planlarda hissedilir. Saim kalabalıkta bir yüz değil, kapının önünde, sobanın başında, patikanın ortasında duran bir karakter. Yakın plandaki her ayrıntı, birinin hatırasına çarpar.

Yaygın yanlış"Çorba taşıyan, çorap kurutan kurtarmaya katılmış sayılmaz."
Doğrusu

Kürek perdede görünür, kazan görünmez. Ama üç gün kazanların başında duranlar olmasaydı kürekçiler ikinci gün kazamazdı. Görünmez emek de dökümde bir satırdır.

Yaygın yanlış"Hukukçu onay verdiyse sorun kalmamıştır."
Doğrusu

Hukuk bir alt sınır koyar. Talip'in filmi izlerken ne hissedeceği hukuki bir soru değil. Ama yazarın yine de cevaplaması gereken bir soru.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Birleşik karakter kalabalığı azaltır, ama emeği de yeniden dağıtır.
  • Emek dökümü, birleştirmeden önce kimin neyi kaybedeceğini gösterir.
  • Yığılmış emek, hiçbir gerçek kişide olmayan bir güç üretir.
  • Çekişmeli eylemi tek kişiye vermek, tanıklar arasında hüküm vermektir.
  • İlişki düzlemesi, aynı işi yapan iki kişiyi birleştirirken bir bağı siler.
  • Topluluk yüzü bir topluluğu taşır, ama dışarıda bıraktıklarını da görünmez yapar.
  • Emek devri övgüyü de utancı da yanlış bir ada taşıyabilir.
  • Yaşayan bir adın üstüne yapılmamış bir utanç konmaz.
  • Ad iadesi, perdede silinen katkıları sahiplerine geri verir.
  • Hukuki onay alt sınırdır; tanığın salondaki bakışı ayrı bir sorudur.
  • Çekişmeli bir anı kaynağın gördüğü yerden çekmek, hükmü açık bırakır.
  • Birleştirmenin bedelini, emeğin gerçek sahipleri salonda öder.

Sonraki derse köprü

Selim kapı sahnesini içeriden yeniden yazdı. Kar aralıktan dökülüyor, eller seçilmiyor. Ama sahne sessiz kalamaz. Kapı açılınca dışarıdan bir ses gelecek. Saim ne diyecek? Defterde o anın tek bir sözü yok. Rahmi bir cümle hatırlıyor, Rüstem'in oğlu başka bir cümle. Tanığın hatırladığı sözle yazarın tahmin ettiği söz perdede aynı sesle duyulur. Saim'in ağzındaki söz, ister istemez birinin hatırasını seçecek. Seyirci hangisinin kayıtlı olduğunu nereden bilecek? Yazar bilmediği bir sözü kesin bir sesle mi söyletecek?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — katlanmış bir kâğıtta alt alta on bir ad; bir adın yanında küçük bir yıldız.
  • Emek dökümü — adların yanında iki sütun açılır; listenin altına yeni bir satır eklenir.
  • Yığılmış emek — karda tek bir kürek; arada bir yüzü görünmeyen bir el onu devralır.
  • Çekişmeli eylem — kadraj dışında zorlanan bir kapı; sobaya sürünen kar, arkada seçilmeyen omuzlar.
  • İlişki düzlemesi — patikada yan yana kazan iki adam, aralarında hiç söz yok.
  • Topluluk yüzü — sobanın başında kuruyan ıslak bir çorap; arkada bir çorba kazanı.
  • Emek devri — bir adın üstünden başka bir ada kayan bir ok.
  • Ad iadesi — kararmış bir perdede birer birer beliren adlar.

Ritim

Ders rüzgârın ve karın sesiyle açılıyor. Mekanizma boyunca uzaktan küreklerin karı kazıyan sesi aralıklarla duyuluyor. Kapı bölümünde ses içeriden geliyor: zorlanan bir menteşe, dökülen kar. Kapanışta rüzgâr diniyor ve tek bir ses kalıyor, kapının açılma sesi.