İçeriğe geç

Ders 77.1

Bilimkurgunun temelleri

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 77

3.179 kelime5 film örneği≈ 14 dk okuma≈ 21 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Bilimkurgu bir "ya şöyle olsaydı?" sorusuyla başlar.
  • Novum, dünyayı bizimkinden ayıran ve akılla açıklanabilir yeni öğedir.
  • Tek bir novum, pek çok aygıttan daha derin bir dünya kurar.
  • Eğilim uzatması bugün başlamış bir şeyi ileri taşır.
  • Bilişsel yabancılaştırma tanıdık olanı ilk kez görülüyormuş gibi gösterir.
  • Novum bir dünya kuralına dönüşür ve sonra esnetilmez.
  • Bedel haritası kimin kazandığını, kimin ödediğini görünür kılar.
  • İnsanlık sorusu teknoloji çıkarılınca da yerinde kalan sorudur.
  • Aygıt hayranlığı, taslağın insanı unutup makineyi anlatmasıdır.
  • Gelecek çoğu zaman bugünü inceleyen bir mercektir.
  • Bilimkurguda yeni şeyin bir gerekçesi vardır; izleyicinin aklı ona "olabilir" der.
  • Eski filmlerin aygıtları eskir, soruları çoğu zaman eskimez.
  • Kahramanı haritanın kazanan tarafına koymak, onu tanıklıktan suç ortaklığına taşır.
  • Kural bir açıklamayla değil, bir karakterin başına gelen sonuçla öğrenilir.

Açılış sahnesi

Nermin Hanım'ın kilitli odalı dosyası kapandı ve masa yeniden boşaldı. Bu sabah dosyayı Burcu getiriyor. Kapakta tek kelime var: PAY. Altında küçük harflerle: üçüncü taslak.

"Yine mi sen?" diyor Emre. "Komedi, yolculuk, şimdi bu."

"Bu kez gelecek," diyor Burcu. "Ama çok uzak değil."

İlk sayfa bir mutfakta açılıyor. Konya ovasında bir ilçe, şafak vakti. Yıllardır yağmur yağmamış. Lavabonun yanında, duvarda küçük ekranlı bir sayaç asılı. Ekranda günün su payı yazıyor. Gülsüm bir tencereyi dolduruyor ve ekrandaki pay hemen azalıyor.

Masada on yedi yaşındaki torunu Yağız oturuyor. Telefonuna bakıp gülümsüyor. "Babaanne, puanımız yine yükseldi."

Gülsüm başını çevirmiyor. "Neden yükseldi?"

"Alt sokaktaki bahçeyi bildirdim. Gece hortumla suluyorlardı."

Gülsüm tencereyi ocağa koyuyor. Ocağı yakmıyor. Bir süre sayacın ekranına bakıyor. Sonra torununun telefonuna. Sahne burada bitiyor.

Emre sayfanın kenarına bir ok çiziyor. "Ocağı neden yakmıyor?"

"Onu ben de bilmiyorum," diyor Burcu. "Yazarken eli durdu."

Selim sayfayı çeviriyor. "Sayaç nasıl çalışıyor? Algoritma neye bakıyor? Puanı kim hesaplıyor?"

"Bilmiyorum," diyor Burcu. "İlk iki taslakta biliyordum. Tutmadılar."

Nermin Hanım dosyayı kendine çekiyor. İlk sayfayı bir kez daha okuyor.

Bilimkurgu bir makineyle açılabilir, ama izleyici o makinenin bir insana ne yaptığını izlemek için kalır.

Bu derste ne olacak

Bilimkurgunun bir hikâyeyi nasıl kurduğunu PAY üzerinden açacağız. Önce tek bir yeni şeyle başlayacağız: dünyayı bildiğimizden ayıran varsayım. Sonra o varsayımın bir ilçeye, bir mahalleye, bir mutfağa ne yaptığını izleyeceğiz. Kimin kazandığını, kimin ödediğini soracağız. Ardından teknolojinin arkasındaki asıl soruyu arayacağız: insan hakkında sorulan soruyu. Yolda bir tuzağa da adını koyacağız: makineye bakarken insanı unutmak. Filmler bir İngiliz dokuma fabrikasından, bir New York kaldırımından, kaybolmuş bir banker kimliğinden, yüzyıl sonunun Los Angeles'ından ve bir Kore dağından gelecek. Hepsi bir yeni şeyi alıp bugünün bir yarasına bastırıyor.

Sıfır noktası

Bilimkurgu bir soruyla başlar: ya şöyle olsaydı? Ya insanlar başka bir gezegende yaşasaydı? Ya bir makine düşünebilseydi? Ya su bir puan sistemiyle dağıtılsaydı?

Bu soru her türde vardır. Bir aşk hikâyesi de "ya bu iki insan bir kongrede karşılaşsaydı?" diye başlayabilir. Bilimkurguyu ayıran, değişikliğin cinsidir. Değişen şey bilimin ya da teknolojinin alanından gelir. Akılla açıklanabilir, en azından açıklanabilir gibi durur. Bir büyü değildir, bir mucize değildir. Bir aygıttır, bir buluştur, bir düzenlemedir.

Ama bilimkurgunun konusu o aygıt değildir. Aygıt yalnız kapıyı açar. Kapının ardında yine insanlar vardır. Eskisi gibi acıkırlar, kıskanırlar, sevdiklerini korumaya çalışırlar. Yeni şey onların bu eski ihtiyaçlarını başka bir köşeye sıkıştırır. Hikâye o köşede başlar.

Bir şey daha var. Bilimkurgu geleceği anlatıyor gibi görünür. Çoğu zaman bugünü anlatır. Gelecek bir mercek gibidir. Bugünkü bir kaygıyı alır, büyütür ve izleyicinin gözüne yaklaştırır. İzleyici uzak bir dünyaya bakarken kendi sokağını görür.

Bu yüzden eski bilimkurgu filmleri tuhaf bir biçimde yaşlanır. Gösterdikleri aygıtlar eskir. Telefonlar kocaman, ekranlar titrek, bilgisayarlar oda büyüklüğünde. Ama sordukları soru çoğu zaman eskimez. Kalabalık, kıtlık, gözetim, kimlik. İzleyici aygıta güler, soruya gülmez.

Bilimkurgu ile fantastik arasındaki sınır da buradan çizilir. Fantastik bir dünyada ejderha vardır ve kimse nedenini sormaz. Bilimkurguda yeni şeyin bir gerekçesi vardır. Gerekçe kusursuz olmak zorunda değildir. Ama izleyicinin aklı ona "olabilir" demelidir. Bu "olabilir" duygusu türün bütün gücünü taşır. Çünkü olabilecek bir şey, izleyicinin kendi hayatına da girebilir.

PAY'ın ilk iki taslağı bu yüzden tutmadı. Burcu ilk taslakta sistemi yazan genç bir mühendisi başkarakter yapmıştı. Sayfalar sayacın nasıl ölçtüğünü, verinin nereye gittiğini anlatıyordu. İkinci taslakta Yağız sistemi kırıyor ve bütün muslukları açıyordu. Sayfalarda mutfak yoktu. Gülsüm yoktu.

"Teknolojiyi çok iyi anlattım," diyor Burcu. "Kimse için üzülmedim."

Üçüncü taslakta sayaç yalnız bir duvarda asılı. Burcu onun nasıl çalıştığını bilmiyor. Bildiği tek şey, sayacın bir kadının tenceresine ne yaptığı.

Mekanizma

Yeni şey

Her bilimkurgu hikâyesi, okurun dünyasında olmayan en az bir şeye dayanır. Bu şey hikâyenin geri kalanını belirler.

Kelime Latincede "yeni şey" demek. Darko Suvin adlı bir edebiyat kuramcısı bilimkurguyu bu kavramla tarif etti. Ona göre türün kalbinde, okurun bilmediği ama akılla kabul edebileceği bir yenilik durur.

Nermin Hanım tahtaya PAY'ın novumunu yazıyor. Her hanenin günlük suyunu bir algoritma belirliyor. Pay, hanenin puanına bağlı. Yeni olan sayaç değil. Sayaç bugün de var. Yeni olan, suyun bir davranış puanına göre bölünmesi.

"Tek bir yeni şey," diyor Nermin Hanım. "Uçan araba yok. Robot yok. Ova bildiğimiz ova."

Tek novum izleyiciyi yormaz. İzleyici bir kuralı öğrenir ve sonuçlarını izler. Her sayfada yeni bir aygıt gelirse izleyici öğrenmekle meşgul kalır. İnsanlara bakmaya vakti kalmaz.

Eğriyi ileri çekmek

Novum boşluktan gelmez. Çoğu zaman bugün başlamış bir şeyin ileri taşınmış hâlidir.

Burcu bunun malzemesini kendi telefonundan çıkarıyor. Bugün de uygulamalar puan veriyor. Bir sürücüye, bir satıcıya, bir müşteriye. Belediyeler tüketimi veriyle izliyor. Ova da suyunu uzun zamandır yeraltından çekiyor. Burcu araştırmasında bunu okumuş, sayıları taslağa koymamış. PAY bu üç tanıdık şeyi birleştirip bir adım öteye götürüyor.

Emre itiraz ediyor. "O zaman bu bilimkurgu mu, haber mi?"

Selim cevap veriyor. "Haber bugünü anlatır. Bu, bugünün yarınını."

Eğilim uzatması bu yüzden güçlüdür. İzleyici "bu olamaz" diyemez. Başlangıcı kendi cebinde taşıyor.

Tanıdık olanı yabancılaştırmak

Novum yalnız yeni bir şey eklemez. Eski şeylere de başka bir ışık düşürür.

Kavram yine Suvin'e ait. Kökü tiyatroya, Brecht'in izleyiciyi alışkanlıktan çıkarma fikrine uzanır. Ama bilimkurguda yabancılaştırma bir oyuncunun kameraya dönmesiyle gelmez. Dünyanın kendisi değişir. İzleyici o değişiklikten geriye bakar.

PAY'da yabancılaşan şey musluk. Bir tencereyi doldurmak hiç kimsenin aklına gelmeyecek kadar sıradan bir iş. Burcu'nun mutfağında her dolan tencere bir puan hesabı. Gülsüm ocağı yakmadan duruyor. İzleyici o anda kendi musluğunu düşünüyor. Suyun ona da bir yerden, birinin kararıyla geldiğini.

Dünya kuralları

Novum bir kurala dönüşür. PAY'ın dünya kuralı açık: su puana göre bölünür. Bu kural tartışılmaz, karakterler ona göre yaşar. Yağız bildirim yapar. Komşular hortumu gece açar. Gülsüm tencereyi yarım doldurur.

Bilimkurgu bu kuralları izleyiciyle baştan yapılmış bir sözleşme gibi taşır. Aksiyon filminin fizik sözleşmesi bedenin ne kadar dayanacağını söyler. Bilimkurgunun sözleşmesi dünyanın nasıl işlediğini söyler. Kural bir kez konunca yazar onu işine geldiği yerde esnetemez. Esnetirse izleyici hikâyeye değil, kurala bakmaya başlar.

Kim kazanıyor, kim ödüyor

Bir varsayımın asıl hikâyesi sonuçlarındadır. Burcu'nun araştırma dosyasında bir varsayım zinciri var: su puana bağlanırsa ne olur, o olursa sonra ne olur? Ama zincir tek başına yetmiyor. Kime olduğu da yazılmalı.

Nermin Hanım tahtaya ilçenin kaba bir haritasını çiziyor. Burcu üstüne yazıyor. Merkezdeki apartmanların puanı yüksek. Faturalarını zamanında ödüyorlar, bahçeleri yok. Kenar mahallelerin puanı düşük. Kalabalık haneler, eski tesisat. Tarlaların puanı en düşük. Çiftçi, sulama yaptığı için "çok tüketen" sayılıyor.

Gülsüm bunu taslakta kendisi buluyor. Emekli bir ziraat mühendisi. Uygulamadaki renkli haritayı mutfak masasına kâğıtla geçiriyor. Payın ilk düştüğü yerleri işaretliyor. Hepsi aynı yöne düşüyor: yoksul sokaklar ve tarlalar.

Sonra kendi evine bakıyor. Onun puanı yüksek. Çünkü Yağız komşuları bildiriyor.

Asıl soru

Burada Burcu'nun taslağı bir eşiğe geliyor. Sistemin adaletsiz olduğunu göstermek kolay. Ama bu bir sonuç, bir soru değil.

Nermin Hanım soruyor: "Sayacı çıkar. Geriye ne kalıyor?"

Burcu hemen cevap vermiyor. Bir süre sonra kâğıdın üstüne yazıyor: bir insanın suya hakkı, onun ne kadar iyi davrandığına bağlı olabilir mi? Selim bir satır ekliyor. Bir torun, babaannesinin bardağını komşusunu ihbar ederek doldurursa ona ne olur?

Emre ikinci soruyu daha sert buluyor. Birincisi bir tartışma açıyor. İkincisi bir mutfağa giriyor. Bu sorular sayaçtan önce de vardı. Sayaç onları yalnız görünür kılıyor. Burcu bu yüzden sayacın nasıl çalıştığını bilmek zorunda değil. Gülsüm'ün ve Yağız'ın neye inandığını bilmek zorunda.

Makineye takılmak

Burcu'nun ilk iki taslağı aynı yerde tökezlemişti. Aygıtı büyütmüş, soruyu küçültmüştü.

Birinci taslakta genç mühendis dört sayfa boyunca algoritmayı anlatıyordu. Veri nereden geliyor, puan nasıl hesaplanıyor, sayaç nasıl kapanıyor. Hepsi doğruydu, hepsi ilginçti. Ama o dört sayfada kimse susamıyordu. İkinci taslakta Yağız sistemi kırınca sorun bir şifreye indirgeniyordu. Şifre çözülünce adaletsizlik de çözülüyordu.

Selim bunu bir soruyla yakalıyor. "Sayacı anlatan sahneyi silsek ne kaybederiz?"

Burcu ilk taslakta hiçbir şey kaybetmeyeceklerini biliyor. Üçüncüde tencereyi silerse her şeyi kaybederler. Aygıt hayranlığının sınavı bu: aygıtı anlatan sahne mi taşıyor, aygıtın dokunduğu insan mı?

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Novumu bir cümleye sığdır. Varsayım tek cümlede söylenemiyorsa ya iki varsayım vardır ya da hiç yoktur. "Su bir puanla bölünüyor" PAY'ın bütün dünyasını taşıyor. Geri kalan her şey bu cümlenin sonucu olmalı.

Yeni şeyi değil, eski ihtiyacı yaz. İzleyici aygıtı bir sahnede öğrenir, sonra unutur. Susuzluğu, utancı, bir torunun büyükannesini sevmesini unutmaz. Novum ne kadar gelişmişse karakterin ihtiyacı o kadar eski olmalı.

Bugünün izini bırak. Gelecek tamamen yabancı olursa izleyici kendini orada bulamaz. Yağız'ın elindeki telefon bugünün telefonu. Gülsüm'ün tenceresi bugünün tenceresi. İzleyici bu tanıdık nesnelerden geleceğe tutunur.

Haritada kendi evini ara. Toplumsal sonuçları yazarken yazar çoğu zaman mağduru uzakta arar. Daha güçlü yol, kahramanı haritada kazanan tarafa koymaktır. Gülsüm'ün puanı yüksek. Haksızlık onun mutfağından geçiyor. Bu, onu tanık olmaktan suç ortağı olmaya taşıyor.

Kuralı açıklamadan işlet. Dünya kuralını bir konuşmayla anlatmak yerine ona bir karakteri çarptır. PAY'ın kuralını ilk sayfadaki tencere anlatıyor. İzleyici ekrandaki payın düştüğünü görüyor. Açıklamaya gerek kalmıyor.

Sistemi kötü adam yapma. Bilimkurguda en kolay düşman makinedir. Ama makine kimsenin yüzü değildir. PAY'da sayaç kötü değil. Kötülük, insanların sayaçla ne yaptığında. Yağız komşuyu bildiriyor, çünkü babaannesinin bardağı dolsun istiyor. İyi bir niyet kötü bir düzene hizmet ediyor. İzleyici bunu kendi hayatında tanır.

Cevabı soru kadar karmaşık bırak. İnsanlık sorusunu sorup ikinci perdede cevaplamak hikâyeyi bir bildiriye çevirir. Okja'nın sonu bir kurtuluş, ama içinde bir satın alma var. PAY'ın sonu da kolay bir kurtuluşa kapanmamalı.

Yabancılaştırmayı küçük bir nesneye yükle. Büyük bir kent manzarası geleceği gösterir. Küçük bir nesne onu hissettirir. Soylent Green'in en akılda kalan anı kalabalık sokaklar değil, bir yaşlı adamın elindeki sebzedir. PAY'da o nesne tencere. Burcu başka bir sahnede bir bardak su, bir kova, bir çiçek saksısı da kullanabilir. Her biri aynı kuralı başka bir yüzle gösterir.

Sorunun sahibini seç. İnsanlık sorusu havada kalmamalı. Birinin bedeninde, birinin kararında yaşamalı. PAY'da soru en çok kimin sorusu? Gülsüm'ün mü, Yağız'ın mı? Gülsüm sistemi anlıyor ama ondan yararlanıyor. Yağız sistemi oynuyor ama bedelini görmüyor. Burcu hangisinin soruyu taşıyacağına karar verdiğinde taslağın başkarakteri de belli olacak.

Bilimi uydurma, bilmediğini sakla. Yakın gelecek hikâyesinde izleyici gerçeği bilir. Kuraklık, kuyular, veri. Yazar yanlış bir sayı ya da yanlış bir süreç verirse izleyici kopar. Burcu bu yüzden sayıları sayfaya koymuyor. Bildiği kadarını gösteriyor, bilmediğini karakterlere de bilmetmiyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Bilimkurgu gelecek hakkındadır."
Doğrusu

Çoğu bilimkurgu bugün hakkındadır. Gelecek, bugünün bir kaygısını büyüten mercektir. Soylent Green kalabalığı, Okja sofrayı anlatıyor.

Yaygın yanlış"Ne kadar çok teknoloji, o kadar çok bilimkurgu."
Doğrusu

Teknolojinin çokluğu izleyiciyi öğrenmekle meşgul eder. Tek novum ve onun derin sonuçları daha uzun akılda kalır.

Yaygın yanlış"Bilimkurgu yazarı bilim insanı olmalı."
Doğrusu

Yazar bilimi doğru anmalı, ama mühendis gibi anlatmak zorunda değil. Burcu sayacın içini bilmiyor. Kime ne yaptığını biliyor.

Yaygın yanlış"Teknoloji kötü adamdır."
Doğrusu

Makineyi düşman yapmak sorumluluğu insanlardan alır. Asıl çatışma, insanların makineyle birbirine ne yaptığındadır.

Yaygın yanlış"Distopya, kötü bir gelecek demektir."
Doğrusu

Kötü bir gelecek yalnız dekordur. Hikâye, o gelecekte bir insanın neyi seçtiğindedir. Seçim yoksa dünya ne kadar karanlık olursa olsun hikâye yürümez.

Yaygın yanlış"Yakın gelecek kolaydır, çünkü az şey değişir."
Doğrusu

Yakın gelecek en zorudur. İzleyici her ayrıntıyı kendi hayatıyla karşılaştırır. Tek bir yanlış nesne bütün dünyayı sahte gösterir.

Yaygın yanlış"Yabancılaştırma izleyiciyi soğutur."
Doğrusu

İzleyiciyi hikâyeden çıkaran yabancılaştırma soğutur. Bilimkurgunun yabancılaştırması tersini yapar. İzleyiciyi kendi hayatına, daha dikkatli bakması için geri gönderir.

Yaygın yanlış"İnsanlık sorusu bir mesajdır."
Doğrusu

Mesaj bir cevaptır. Soru ise açık kalır. Bir film izleyiciye ne düşüneceğini söylerse soru ölür. PAY'ın sonunda kimse "su herkesin hakkıdır" diye konuşma yapmamalı. İzleyici bunu kendisi söylemeli, ya da söyleyemediğini fark etmeli.

Yaygın yanlış"Novum ne kadar şaşırtıcıysa o kadar iyi."
Doğrusu

Şaşırtıcı bir novum ilk sahnede etkiler. Ama hikâye onun sonuçlarıyla yürür. Sonuç üretmeyen parlak bir fikir, bir süs olarak kalır. Sıradan görünen bir sayaç, doğru bir mutfakta daha uzağa gider.

Yaygın yanlış"Bilimkurgu büyük bütçe ister."
Doğrusu

Bütçe uzay gemisi ister. Bilimkurgu tek bir fikir ister. Seconds'ın büyük kısmı sıradan evlerde ve odalarda geçer. PAY'ın bütün dünyası bir mutfak ve bir telefon ekranı.

Yaygın yanlış"Kural konduktan sonra açıklanmalı."
Doğrusu

Kural bir konuşmayla değil, bir sonuçla öğrenilir. İzleyici tencereyi görünce kuralı anlar. Uzun bir açıklama sahnesi, aygıt hayranlığının en sık kılığıdır.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Bilimkurgu bir "ya şöyle olsaydı?" sorusuyla başlar.
  • Novum, dünyayı bizimkinden ayıran ve akılla açıklanabilir yeni öğedir.
  • Tek bir novum, pek çok aygıttan daha derin bir dünya kurar.
  • Eğilim uzatması bugün başlamış bir şeyi ileri taşır.
  • Bilişsel yabancılaştırma tanıdık olanı ilk kez görülüyormuş gibi gösterir.
  • Novum bir dünya kuralına dönüşür ve sonra esnetilmez.
  • Bedel haritası kimin kazandığını, kimin ödediğini görünür kılar.
  • İnsanlık sorusu teknoloji çıkarılınca da yerinde kalan sorudur.
  • Aygıt hayranlığı, taslağın insanı unutup makineyi anlatmasıdır.
  • Gelecek çoğu zaman bugünü inceleyen bir mercektir.
  • Bilimkurguda yeni şeyin bir gerekçesi vardır; izleyicinin aklı ona "olabilir" der.
  • Eski filmlerin aygıtları eskir, soruları çoğu zaman eskimez.
  • Kahramanı haritanın kazanan tarafına koymak, onu tanıklıktan suç ortaklığına taşır.
  • Kural bir açıklamayla değil, bir karakterin başına gelen sonuçla öğrenilir.

Sonraki derse köprü

Burcu tahtadaki haritaya bakıyor. PAY'ın novumu bulundu, sorusu da masada. Gülsüm'ün yakılmamış ocağı hâlâ ilk sayfada duruyor. Ama taslağın nasıl bir bilimkurgu olacağı belli değil. Ova yakın gelecekte duruyor. Sayaçların işleyişini ne kadar anlatmalı? Bilimin yükünü taşıyan sert bir hikâye mi olacak, yoksa insanlara bakan yumuşak bir hikâye mi? Kuraklık bir distopyanın kapısını mı açıyor, yoksa ovayı yeniden yeşertmenin yolunu arayan başka bir alt türün mü? PAY bilimkurgunun hangi dalına ait?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — duvarda küçük ekranlı bir sayaç; bir tencere doldukça ekrandaki pay azalıyor.
  • Novum — tahtada tek bir cümle; etrafında boşluk.
  • Eğilim uzatması — bir telefon ekranındaki puan yıldızı yavaşça bir su damlasına dönüşüyor.
  • Bilişsel yabancılaştırma — sıradan bir musluk; sesi kesiliyor, bir hesap makinesi tıkırtısı geliyor.
  • Bedel haritası — kaba bir ilçe haritası; renkler merkezden kenara doğru soluyor.
  • İnsanlık sorusu — sayaç duvardan kalkıyor; geriye bir tencere ve bir kadın kalıyor.
  • Aygıt hayranlığı — devreleri büyüyen bir sayaç; arkasında küçülüp kaybolan bir insan silueti.
  • Kapanış — mutfak masası; yakılmamış bir ocak.

Ritim

Ders, yeni bir taslağın ilk sayfasıyla açılıyor. Aygıttan dünyaya, dünyadan insana doğru ilerliyor. Ocağı yakılmamış bir tencerenin önünde kapanıyor.