Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bilimkurgu bilinen dünya ile uydurulmuş bir varsayımın birleşimidir.
- Bilgi zemini doğrulanabilir; onu yanlış yazmak varsayıma olan güveni de bozar.
- Sıçrama noktası hikâyenin bilinenden ayrıldığı yerdir; tek ve net olmalıdır.
- İç tutarlılık uydurulmuş kuralın her sahnede aynı işlemesidir.
- Kullanıcı düzeyi, teknolojiyi onunla yaşayanların bildiği kadar açıklar.
- Ton jargonu teknik sözü yetkinlik ve hava taşımak için kullanır.
- Zorunluluk bahanesi, bedelsiz düzeltilebilecek bir hatayı drama adına savunmaktır.
- Erken danışmanlık uzmanı varsayım kurulurken çağırır; uzman soru getirir.
- Araştırmanın sınırını sahnenin sorusu çizer.
- Doğru bilgi bir karakterin başına gelmedikçe sayfada yük olarak kalır.
- Uydurulan kuralı izleyici kolay kabul eder; bilinen dünyadaki hatayı kolay affetmez.
- Bilinçli takas hikâyeye bir şey kazandırır; bahane yalnız bir düzeltmeden kaçar.
Açılış sahnesi
Burcu bu sabah masaya iki dosya bırakıyor. Biri ince: PAY, üçüncü taslak. Öbürü kalın, kenarlarından renkli kâğıtlar taşıyor. İçinde kuraklık üzerine makaleler, ovanın eski haritaları, sulama kuyuları hakkında gazete kesikleri var.
Emre kalın dosyayı karıştırıyor ve bir sayfada duruyor. "Şunu kullanalım. Gülsüm muhtarlıkta ayağa kalkar, her şeyi anlatır. Yeraltı suyu, akifer, buharlaşma. Üç sayfa sürer. İzleyici sonunda ne olup bittiğini anlar."
Burcu sayfayı alıp yüksek sesle okumaya başlıyor. Birkaç cümle sonra sesi düzleşiyor. Selim kalemini masaya bırakıyor.
"Bu sahnede su kimin elinden gidiyor?" diye soruyor Selim.
"Kimsenin," diyor Burcu. "Gülsüm anlatıyor, herkes dinliyor."
Nermin Hanım kalın dosyayı ince dosyanın yanına koyuyor. Aradaki fark herkesin gözü önünde. "Bunların hangisi doğru?"
"Hepsi doğru," diyor Burcu. "Ama hangisinin sayfaya gireceğini bilmiyorum. Bir de tersi var. Bazı şeyleri hiç bilmiyorum. Sayacın suyu nasıl kestiğini kimse yazmamış."
Emre omuz silkiyor. "Uydururuz. Bilimkurgu bu."
Selim ona dönüyor. "Neyi uyduruyoruz peki? Sayacı mı, ovayı mı?"
Emre cevap vermiyor. Ova Burcu'nun dosyasında, haritalarla, kesiklerle duruyor. Sayaç hiçbir yerde yok.
Burcu kalın dosyanın kapağını kapatıyor, ama elini üstünden çekmiyor.
Kalın dosyadaki her bilgi doğru, ama hiçbiri henüz bir karakterin başına gelmiyor.
Bu derste ne olacak
Bilimkurgu yazarının bildiğiyle, bilmediğiyle ve uydurduğuyla nasıl çalıştığını PAY üzerinden açacağız. Önce araştırmanın sorusunu arayacağız. Sonra bilinen bilginin bittiği ve varsayımın başladığı yeri bulacağız. Varsayımın kendi kurallarına nasıl bağlı kaldığına bakacağız. İzleyiciye ne kadar açıklama gerektiğini, teknik konuşmanın ne zaman sahneyi durdurduğunu soracağız. Düzeltilebilir bir hatayı drama adına savunmanın adını koyacağız. En sonda bir uzmanı masaya ne zaman çağıracağımızı konuşacağız. Yolda Burcu'nun kalın dosyası incelecek, taslağı ise birkaç yeni sahne kazanacak. Filmler bir Alman ay roketinden, donan bir New York'tan, bir çizgi film kuşundan, iki zamanın buluştuğu bir lokantadan ve parıldayan bir bataklıktan gelecek.
Sıfır noktası
Bilimkurgu yazarı iki malzemeyle çalışır. Birincisi herkesin bildiği dünyadır. Su yokuş aşağı akar. Kuyu derinleştikçe pompa daha çok güç ister. Güneş ovayı kavurur, toprak çatlar. Bunları izleyici de bilir, en azından sezer.
İkincisi yazarın uydurduğu yeni şeydir. PAY'da bu, suyu bir puana göre bölen sistem. Böyle bir sistem bugün yok. Kimse onun nasıl çalıştığını bilemez. Yazar onu istediği gibi kurabilir.
Dramatik özgürlük bu iki malzemenin arasındaki çizgide yaşar. Yazar bilinen dünyayı da değiştirebilir. Bir olayı hızlandırır, bir mesafeyi kısaltır, bir ayrıntıyı atlar. Bu bir haktır. Ama bir koşulu vardır: yazar neyi değiştirdiğini bilmelidir.
Özgürlük ile hata buradan ayrılır. Özgürlük bilerek yapılan bir değişikliktir. Hata, yazarın farkında olmadan yanlış yazdığı şeydir. Sayfada ikisi aynı görünebilir. İzleyici onları ayırmaz, bilen izleyici ayırır. Ve bilen izleyici her salonda vardır. PAY'ı Konya ovasında bir çiftçi de izleyecek.
Emre'nin "Uydururuz" sözü yarı doğru. Sayaç uydurulabilir. Ova uydurulamaz. Ovanın kuruduğunu, kuyuların derinleştiğini, bazı tarlalarda toprağın çöktüğünü izleyici haberlerden biliyor. Burcu bunları yanlış yazarsa izleyici sayaca da inanmaz.
Doğru bilgi de tek başına sahne değildir. Burcu'nun kalın dosyasındaki her cümle doğru. Ama doğru bir cümle, bir karakterin bir şey kaybetmesine dönüşmedikçe sayfada ağır bir yük olarak kalır. Bilimkurgu yazarının işi iki yönlüdür. Bilgiyi doğru tutar ve onu dramaya çevirir.
İzleyicinin hoşgörüsü de iki malzemeye farklı davranır. Yeni şeye kolayca inanır. Puanla bölünen suyu bir kez kabul eder ve sorgulamaz. Ama bildiği şeyde yanlış gördüğü an kuşkulanır. Bir kuyunun bir gecede boşaldığını görürse sayaca da kuşkuyla bakmaya başlar. Yani bilinen dünyadaki küçük bir hata, uydurulan dünyanın bütün güvenini sarsar. Bu yüzden bilimkurgu yazarı en çok bildiği yerde dikkatli olmak zorundadır. Uydurduğu yerde ise yalnız kendine karşı sorumludur.
Hoca tahtayı dikine bir çizgiyle ikiye ayırıyor. Birinin başına "Biliyorum" yazıyor, öbürüne "Bilmiyorum". Burcu kalın dosyayı açıp sütunları doldurmaya başlıyor.
Mekanizma
Araştırmanın sorusu
Burcu'nun dosyası kalın, çünkü araştırmaya bir soru olmadan başlamış. Kuraklık hakkında ne bulduysa almış. Bu, yazarın kendini güvende hissettiği bir yoldur. Ama sonunda elinde bir yığın kalır. Yığındaki her şey sayfaya girmek ister.
Nermin Hanım soruyu tersine çeviriyor. "Hangi sahne için neyi bilmen gerekiyor?"
Burcu ilk sayfaya dönüyor. Gülsüm tencereyi dolduruyor, pay düşüyor. Bu sahne için Burcu'nun bilmesi gereken şey çok az. Bir mutfakta suyun nereden geldiğini. Bir şafakta ovanın neye benzediğini. Tencerenin kaç günlük olduğunu.
Kalın dosyanın büyük kısmı bu sahnede işe yaramıyor. Atılmıyor da. Yazarın arka cebinde duruyor. Yazmanın güvenini veriyor ama sayfaya taşınmıyor.
Bilinenin zemini
Sütunların ilki doluyor. Burcu ovanın suyunu uzun zamandır yeraltından çektiğini biliyor. Kuyuların her yıl biraz daha derine indiğini biliyor. Bazı yerlerde toprağın çökerek derin çukurlar açtığını okumuş. Sayıları da okumuş, ama sayfaya koymuyor.
PAY'ın zemini geniş. Kuraklık gerçek, kuyular gerçek, tarlaların susuzluğu gerçek. Bu zemin taslağa güç veriyor. İzleyici ovaya baktığında bir masal görmüyor. Kendi haberlerini görüyor.
Ama zemin aynı zamanda bir sorumluluk. Burcu kuyuların bir gecede kuruduğunu yazarsa, zemini bilen biri hemen itiraz eder. Zemin ne kadar genişse yazarın dikkati de o kadar geniş olmalı.
Sıçramanın yeri
İkinci sütun daha kısa. Burcu sayacın suyu nasıl kestiğini bilmiyor. Puanın nasıl hesaplandığını, verinin nereye gittiğini bilmiyor. Bunları kimse bilmiyor, çünkü bu sistem yok.
Nermin Hanım iki sütunun arasına bir çizgi çekiyor. "Ova burada. Sayaç burada. Nereden atlıyorsun?"
Burcu bir süre düşünüyor. Akıllı sayaçlar bugün de var. Suyu ölçüyorlar. Uygulamalar puan veriyor. Sıçrama ikisinin birleştiği yerde. Suyun bir davranış puanına bağlanması. PAY'ın bütün icadı bu tek adım.
Tek bir sıçrama izleyiciye bir anlaşma sunar. Buraya kadar dünyan, buradan sonra benim dünyam. Sıçrama ne kadar net olursa izleyici o kadar kolay atlar. İki üç yerde birden atlanırsa izleyici neyin gerçek olduğunu soramaz bile.
Kendi yasası
Varsayım bir kez konunca bilimin desteğini kaybeder. Puan sistemi gerçekte olmadığı için onu hiçbir bilim insanı düzeltemez. Onu yalnız taslağın kendisi denetleyebilir.
Selim taslakta bir yer yakalıyor. Bir sayfada Burcu şöyle yazmış: pay şafakta yenilenir, harcanmayan pay ertesi güne geçmez. Birkaç sayfa sonra Gülsüm dünden kalan payla çamaşır yıkıyor.
"Hangisi?" diye soruyor Selim.
Burcu ilk kuralı seçiyor. Pay yanıyor, birikmiyor. Bu tek karar başka bir sahneyi de değiştiriyor. Atölyede bir deneme vardı: Yağız kendi payından kenar mahalleye veriyordu. Kurala göre pay bir sayaçtan başka bir sayaca geçemez. O zaman Yağız suyu bidonla taşımak zorunda. Gece, alt sokaktan, elleriyle.
Emre bunu daha güçlü buluyor. Uygulamada bir düğmeye basmak kimseye bir şey ödetmez. Bidon ise ağırdır, görünür, komşular görür. Tutarlılık bir kısıt gibi başladı ve bir sahne üretti.
İzleyicinin ihtiyacı
Sayacın içinde ne olduğunu Burcu da bilmiyor. İzleyici de bilmek zorunda değil. Peki izleyicinin neyi bilmesi gerekiyor?
Gülsüm sayacı her sabah musluğu açan biri olarak tanıyor. Ekran sabah dolu, akşam boş. Tencere doldukça sayı düşüyor. Yağız ise uygulamayı bir oyuncu gibi tanıyor. Bildirim yapınca puan çıkıyor. Faturayı geç ödeyince düşüyor.
İzleyicinin bilmesi gereken bu kadarı. Pay var, düşüyor, puana bağlı, puan davranışla değişiyor. Bu kadarı bütün çatışmayı taşımaya yetiyor. Verinin hangi merkeze gittiği hiçbir sahnenin kararını değiştirmiyor.
Burcu bunu bir sahneye de çeviriyor. Gülsüm uygulamaya soruyor: payım neden düştü? Ekranda yalnız bir cümle çıkıyor. Gülsüm de izleyici kadar biliyor. Bilmemesi bir sahne oluyor.
Teknik konuşmanın işi
Emre'nin önerisi masada duruyor. Gülsüm muhtarlıkta akiferi, buharlaşmayı, yeraltı suyunun yavaş dolmasını anlatıyor. Her cümle doğru. Sahne ise duruyor. Bilgi gösterisinin bilinen yüzü bu: toplanan malzeme sergileniyor, kimse bir şey kaybetmiyor.
Burcu öneriyi bir deneme olarak tersine çeviriyor. Gülsüm muhtarlığa gitmiyor. Kuyunun başında yaşlı bir çiftçiyle karşılaşıyor.
"Statik seviye ne kadar inmiş?"
"Geçen yaza göre bir boy."
İkisi de başka bir şey söylemiyor. İzleyici terimi bilmiyor. Ama iki insanın aynı toprağı bildiğini ve ikisinin de korktuğunu duyuyor.
Burada Gülsüm'ün mesleği bir avantaj. O bir ziraat mühendisi. Kuyu ağzında bir terim kullanması tuhaf durmuyor. Haritayı okuması, tarlaların önce susuz kaldığını fark etmesi de öyle. Bilgi onun ağzından doğal çıkıyor. Burcu bilgiyi taşısın diye yeni bir karakter yaratmak zorunda kalmıyor.
Bahanenin adı
Taslağın ortasında büyük bir sahne var. Bir gecede ilçedeki bütün kuyular kuruyor. Sabah herkes sokağa dökülüyor. Selim bunun doğru olmadığını söylüyor. Yeraltı suyu bir gecede bitmez.
Emre sahneyi savunuyor. "Dramatik olarak lazım. Bir dönüm noktası gerekiyor."
Nermin Hanım bir sınav öneriyor. "Hatayı düzelt. Sahneden ne gidiyor?"
Burcu düşünüyor. Bütün kuyular bir gecede kurumaz. Ama tek bir kuyunun pompası bir gece boşa çalışabilir. Su seviyesi pompanın altına inince pompa hava çeker. Bu gerçek, ani ve küçük. Ve bir yüzü var: Gülsüm'ün tanıdığı bir çiftçinin kuyusu.
Düzeltilmiş sahne daha az şey göstermiyor. Daha yakından gösteriyor. Bahane kendini böyle ele verir. Düzeltmenin dramatik bedeli sıfırsa geriye yalnız bir ihmal kalır. Gerçek takas başka bir şeydir: yazar bir doğruyu bilerek bırakır ve karşılığında hikâyeden bir şey alır.
Uzmanın zamanı
Burcu bir hidrojeologla konuşmaya karar veriyor. Adını taslağa yazmıyor. Taslak bitmeden, sıçrama noktası henüz tahtadayken arıyor.
Uzman önce kuyuların bir gecede kurumayacağını söylüyor. Burcu bunu zaten düzeltmişti. Sonra Burcu'nun beklemediği bir şey söylüyor. Ovada suyun büyük kısmı evlerde değil, tarlada kullanılır. Ruhsatsız kuyular da ovanın bilinen bir derdidir.
"Sayacınız musluğu ölçüyor," diyor uzman. "Peki kuyuları kim ölçüyor?"
Burcu bu soruyu kalın dosyanın kapağına yazıyor. Sistemin dışında kalan bir kuyu kimin olabilir? Merkezdeki apartmanlardan birinin mi, bir çiftçinin mi? Taslakta henüz bir cevap yok. Burcu bu soruyu sayfaya alıp almayacağına da karar vermedi.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Araştırmaya sahneyle gir. "Kuraklık hakkında ne var?" sorusu bir yığın üretir. "Gülsüm bu kuyunun başında neyi görür?" sorusu bir sahne üretir. Araştırmanın sınırını sahne çizer. Sahnesiz araştırma bitmez.
Sıçrama noktasını yaz ve as. Taslağın ilk sayfasına bir cümle yaz: buraya kadar bilinen, buradan sonra benim. Bu cümle yalnız senin içindir. Yeni bir sahne yazarken ona bak. Sahne sıçramanın öncesindeyse doğrula. Sonrasındaysa kurala bak.
Kuralı bir sahneyle sına. Her uydurulmuş kural bir soru doğurur: bu kural şu karakterin şu işini nasıl etkiler? Yanan pay kuralı Yağız'ı bidona itti. Kural bir sahne üretmiyorsa ya gereksizdir ya da henüz sınanmamıştır.
Bilinmeyeni karakterin bilmediği yere koy. Yazarın bilmediği şey bir boşluk gibi görünür. Ama karakter de bilmiyorsa boşluk bir sahne olur. Gülsüm uygulamaya neden diye soruyor ve cevap alamıyor. Burcu'nun bilgisizliği Gülsüm'ün çaresizliğine dönüşüyor.
Düzeltmenin maliyetini ölç. Bir bilimsel hata bulduğunda önce savunma. Düzeltilmiş hâlini yaz ve iki sahneyi yan yana oku. Düzeltilmiş sahne zayıfladıysa takası düşün. Güçlendiyse hata yalnız bir ihmaldi.
Uzmana olasılığı sor. "Bu doğru mu?" sorusu evet ya da hayır getirir. "Böyle bir durumda gerçekte ne olurdu?" sorusu bir sahne getirir. Hidrojeoloğun en değerli cümlesi bir düzeltme olmadı. Bir soruydu.
Uzmanın kararını dramaya çevirmek senin işin. Uzman neyin olabileceğini söyler. Neyin anlatılacağını söylemez. Bir uzmanın her notunu sayfaya almak, kalın dosyayı yeniden büyütmektir.
Terimi bir kez ve bir yüzle kullan. Ton jargonu bir sahnede güçlüdür, her sahnede yorar. Gülsüm kuyu başında bir terim söyler. Mutfakta söylemez. Terim, karakterin bilgisinin bir işaretidir. Sahneyi korku taşır.
Varsayımın sınırını karakterle çiz. Sıçrama noktasını izleyiciye bir cümleyle söylemek zorunda değilsin. Bir karakterin şaşkınlığı bunu yapabilir. Gülsüm akıllı sayacı tanıyor, uygulamayı tanıyor. Puanın suya bağlandığı gün ilk kez duraklıyor. İzleyici sıçramayı onun yüzünde görür.
Araştırma artığını sakla, atma. Sayfaya girmeyen bilgi yazarın sesini değiştirir. Burcu kuyuların nasıl derinleştiğini biliyor. Bu bilgi sayfada yok, ama Gülsüm'ün kuyuya bakışında var. Okumadığın bilgiyi yazamazsın. Okuduğun her şeyi de yazmamalısın.
Bir seferde tek bir boyutu esnet. Bilinen dünyada yazarın elindeki ayarlar azdır: hız, ölçek, yer, olasılık. The Day After Tomorrow hızı esnetiyor, ölçeği ve yeri koruyor. İki ayarı birden çeken hikâye izleyicinin elinden tutunacak yeri alır. PAY'da Burcu hızı korursa ölçeği de koruyabilir. Ovanın kuruması yavaş, ama bir hanenin payı bir sabahta düşer. Yavaş felaketin içinde hızlı anlar aramak, takastan daha ucuzdur.
Bilen izleyiciyi düşman sayma. Bir çiftçi PAY'ı izlediğinde kendi kuyusunu arayacak. Onun gözünde doğru bir ayrıntı, filme duyulan güvenin temelidir. Bilen izleyici en sert eleştirmen, ama en sadık izleyicidir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Bilimkurgu olduğu için her şey uydurulabilir."
Varsayım uydurulabilir. Bilgi zemini uydurulamaz. Ova kurursa izleyici onu kendi ovasıyla karşılaştırır.
Yaygın yanlış"Doğru bilgi sahneyi kendiliğinden ilginç yapar."
Doğru bilgi bir karakterin başına gelmedikçe yük olarak kalır. Emre'nin muhtarlık konuşmasında her cümle doğruydu. Sahne yine de durdu.
Yaygın yanlış"İzleyici bilim bilmez, fark etmez."
Her salonda bilen biri vardır. Yakın gelecek hikâyesinde bu kişi daha da çoktur. Yanlış bir ayrıntı onu filmin dışına iter.
Yaygın yanlış"Tutarlılık bilimsel doğruluk demektir."
İç tutarlılık uydurulmuş bir kuralın kendisiyle çelişmemesidir. Looper'ın zaman kuralını kimse doğrulayamaz, ama kural hiç esnemiyor.
Yaygın yanlış"Ne kadar az açıklama, o kadar iyi."
Açıklama az olunca izleyici kuralı kaçırır ve sonucu anlamaz. Ölçüyü sahnenin ihtiyacı koyar. Destination Moon'un çizgi filmi olmasa geminin hafifletilmesi anlamsız kalırdı.
Yaygın yanlış"Dramatik zorunluluk her hatayı aklar."
Takas, hikâyeye bir şey kazandıran bilinçli bir bedeldir. Bedelsiz düzeltilebilen bir hata takas değildir.
Yaygın yanlış"Uzman en sonda okur."
Sonda okuyan uzman yalnız hata bulur. Başta konuşulan uzman soru getirir. PAY'ın kuyu sorusu bir son okumada gelmezdi.
Yaygın yanlış"Araştırma bittiğinde yazmaya başlanır."
Araştırma yazarken de sürer. Ama her yeni soru bir sahneden doğmalı. Kuyunun pompası sorusu ancak kuyu sahnesi yazıldıktan sonra sorulabildi.
Yaygın yanlış"Uydurulan teknoloji ayrıntılı anlatılırsa inandırıcı olur."
İnandırıcılığı tutarlılık verir. Her sahnede aynı işleyen basit bir kural, sayfalarca açıklanan karmaşık bir makineden daha sağlamdır.
Yaygın yanlış"Uzman danışman büyük yapımların işidir."
Bir üniversitedeki araştırmacı, emekli bir mühendis, işini yıllardır yapan bir çiftçi de uzmandır. Burcu tek bir telefonla bir hidrojeoloğa ulaştı. Çoğu uzman, işinin doğru anlatılmasını ister ve bir soruya seve seve cevap verir.
Yaygın yanlış"Uzman ne derse sayfaya girmeli."
Uzman olguyu söyler, sahneyi yazar seçer. Hidrojeoloğun söylediklerinin çoğu taslağa girmedi. Girenler bir karakterin kararını değiştirenlerdi.
Yaygın yanlış"Teknik terimler izleyiciyi kaybettirir."
İzleyiciyi kaybettiren, terimin ardından gelen uzun açıklamadır. Tek bir terim, doğru ağızda, sahneye bir ses rengi verir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Bilimkurgu bilinen dünya ile uydurulmuş bir varsayımın birleşimidir.
- Bilgi zemini doğrulanabilir; onu yanlış yazmak varsayıma olan güveni de bozar.
- Sıçrama noktası hikâyenin bilinenden ayrıldığı yerdir; tek ve net olmalıdır.
- İç tutarlılık uydurulmuş kuralın her sahnede aynı işlemesidir.
- Kullanıcı düzeyi, teknolojiyi onunla yaşayanların bildiği kadar açıklar.
- Ton jargonu teknik sözü yetkinlik ve hava taşımak için kullanır.
- Zorunluluk bahanesi, bedelsiz düzeltilebilecek bir hatayı drama adına savunmaktır.
- Erken danışmanlık uzmanı varsayım kurulurken çağırır; uzman soru getirir.
- Araştırmanın sınırını sahnenin sorusu çizer.
- Doğru bilgi bir karakterin başına gelmedikçe sayfada yük olarak kalır.
- Uydurulan kuralı izleyici kolay kabul eder; bilinen dünyadaki hatayı kolay affetmez.
- Bilinçli takas hikâyeye bir şey kazandırır; bahane yalnız bir düzeltmeden kaçar.
Sonraki derse köprü
Uzmanın sorusu Burcu'yu sayacın kendisinden uzaklaştırıyor. Sistemin dışında kalan bir kuyu varsa, sistem herkese aynı sözü vermiyor demektir. Peki sayaç bu ilçeye başta ne vaat etmişti? Adalet mi, düzen mi, herkese yetecek su mu? Merkezdeki apartmanlar onu hâlâ neden savunuyor? Gülsüm'ün yüksek puanı da bu savunmanın bir parçası mı? Burcu tahtadaki ilçe haritasına bir kez daha bakıyor. Vaat ile gerçek bedel arasındaki açıklık, PAY'ı bir distopyaya mı yaklaştırıyor, yoksa bozulmuş bir ütopyaya mı?