Ne yapacaksın
Senaryonda bir yerde, bir karakterin ötekine söylemesi gereken bir şey var. Bir sır, bir itiraf, eski bir borç ya da bir haber. Hikâye o bilgi yerine ulaşmadan ilerleyemez. Çoğu yazar bu sahneyi bir kez yazar ve ilk çıkan hâlde bırakır. Bugün aynı sahneyi üç kez yazacaksın.
İlk versiyonda bilgi düpedüz söylenecek. Karakter ağzını açacak ve ne biliyorsa anlatacak. İkincide bilgi bir kavganın ortasında, bir saldırıya cevap olarak çıkacak. Üçüncüde bilgi hiç söylenmeyecek. Konuşma başka bir şeyin üzerinden yürüyecek, bilgi bir nesneden, bir susmadan, bir el hareketinden sızacak.
Üç versiyon aynı bilgiyi taşıyacak ve aynı iki karakterle, aynı mekânda geçecek. Değişen yalnızca bilginin nasıl yola çıktığı olacak. Sonunda üçünü altı ölçütle sınayacaksın. Çıktı üç kısa sahne ve bir karşılaştırma tablosu. Tablonun altına tek bir satır daha yazacaksın: filme hangisi giriyor ve ötekilerden ona ne taşınıyor?
Neden bu alıştırma
Bilgi taşıyan sahne senaryonun en kırılgan yeridir. Yazar bilginin seyirciye ulaştığından emin olmak ister. Bu yüzden onu açık açık söyletir. Sonuç çoğu zaman bir rapordur. Karakterler oturur, biri anlatır, öteki dinler. Seyirci bilgiyi alır, ama hiçbir şey hissetmez.
Ters yöndeki hata da yaygındır. Alt metni öğrenen yazar her şeyi gizlemeye başlar. Sahne ince işçilikle dolar, ama seyirci çıkışta ne olduğunu bilemez. Bilgi hikâyenin dayandığı bir taşsa, gizlemek onu yerinden oynatır.
Üç versiyonu ayrı ayrı yazmak bu iki hatayı aynı masaya koyar. Doğrudan versiyon sana bilginin tam içeriğini verir: hangi parçalar mutlaka yerine ulaşmalı? Çatışma versiyonu bilginin bir bedeli olup olmadığını sınar. Kimse bir şey kaybetmeden söylüyorsa, sahne bir haber bülteninden farksızdır. Alt metin versiyonu ise bilginin ne kadarının sözsüz taşınabileceğini gösterir. Bazen beklediğinden fazlası taşınır, bazen hiçbir şey.
Çoğu zaman kazanan tek bir versiyon çıkmaz. Filme giren sahne birinin iskeletini, ötekinin hazırlığını, üçüncüsünün kontrol listesini taşır. Bu alıştırma o karışımı rastlantıya bırakmadan kurmayı öğretir. Bir kez yaptığında, bilgi taşıyan her sahnede kendine aynı soruyu sorarsın: bu bilgiyi kim, neyi kaybederek söylüyor?
Hazırlık
Senaryondan bilgi taşıyan bir sahne seç. En iyisi, hikâyenin geri kalanının dayandığı bir sahne. Bilgi ulaşmazsa sonraki sahnelerin anlamı değişmeli.
Bilgiyi tek cümleye indir ve kâğıdın tepesine yaz. Cümlede üç şey olsun: kim biliyor, ne biliyor, kimden saklıyor.
Altına bir harita çiz. Sahne başlamadan önce kim neyi biliyor? Seyirci neyi biliyor? Sahne bittiğinde kim neyi öğrenmiş olmalı?
Karakterlerin bu sahnedeki isteklerini birer satırla not et. Bilgiyle ilgisiz olabilirler. Biri gitmek, öteki suçlamak istiyor olabilir. Çatışma versiyonu bu isteklerden doğacak.
Kâğıdın köşesine altı ölçütü yaz: kesinlik, bedel, dinleyenin payı, tutarlılık, iz, uzunluk. Sahnenin yerini ve saatini de bir satıra not et. Üç versiyon boyunca bu satır değişmeyecek.
Adımlar
Çözümlü örnek
Emre'nin elindeki bilgi Nöbet'in omurgası. Murat babanın hastalığını üç aydır biliyor. Kadir'e "yalnızca kontrol" yalanını da babanın isteğiyle o söyledi. Kadir hiçbir şey bilmiyor. Emre bilgi kartına dört parça yazıyor: hastalık, üç ay, yalanı söyleyenin Murat olması, yalanı isteyenin baba olması. Sahne kantinde, öğleden sonra. Murat o akşam İstanbul'a dönmeyi planlıyor, araba anahtarı masada.
Emre doğrudan versiyonu yarım saatte yazıyor. Murat tepsisini bırakıyor, oturuyor ve söze giriyor: "Kadir, sana bir şey anlatmam gerek. Babam hastalığını aylar önce bana söyledi. Sana söylememi istemedi. Kontrol diye ben uydurdum." Kadir dinliyor, bir kez "Neden?" diye soruyor. Murat babanın neden istediğini anlatıyor. Kartın dört parçası da ilk yarım sayfada bitiyor. Kalan bir sayfa boyunca iki kardeş, söylenmiş bir şeyin etrafında dolaşıyor.
Selim'in kenara düştüğü soru kısa: bu adam neden şimdi konuşuyor? Tahlil sabahı telefonla kapıdan çıkan Murat bu. Kadir ne zamandır bilindiğini sorduğunda ertesi güne erteleyen Murat bu. Kendiliğinden itiraf eden bir Murat, filmin geri kalanıyla çelişiyor. Kadir'in de bir payı yok. Sahneyi o tetiklemiyor, yalnızca karşılık veriyor.
İkinci versiyon filmdeki kantin. Murat iş toplantısındaymış gibi listesini açıyor: doktorla telefonda görüşmek, eve birini bulmak, masrafları üstlenmek. Kadir peteğin akıttığını söyleyerek listeyi kesiyor. Murat kardeşini bu işlerden iyi anladığı için övüyor, övgünün içinde bir iğne var. Gidiş saati soruluyor, kalma ihtimali sorulup havada kalıyor. Sonra Kadir ilk gecenin sitemini geri çağırıyor. Ağabeyinin bilmediğini söylüyor ve sonuna tek bir kelime ekliyor: zaten. Emre'nin ilk çatışma taslağında Murat cevabı hemen, tek nefeste veriyor: biliyordu, üç aydır. Saldırı ile itiraf arasında hiç boşluk yok.
Bilgi burada bir savunma. Murat yıllardır yokluğuyla suçlanıyor. Bu kez bilmeyenin kendisi olmadığını göstermek için yalanını feda ediyor. Yalanı kimin söylediği ve kimin istediği ancak bundan sonra parça parça açılıyor.
Üçüncü versiyonda Emre itirafı siliyor. Murat listesini okuyor, Kadir kaloriferden söz ediyor. Kadir kaloriferin havasını alınca bir tas su çıktığını, aylardır gürlediğini anlatıyor. Murat'ın kaşığı "aylardır" kelimesinde duruyor. Anahtarı tepsinin yanına doğru itiyor, sonra geri çekiyor. Kadir ona bakıyor. Murat tepsiye bakıyor. Yan masadan bir çocuk kahkahası yükseliyor. Sahne orada bitiyor.
Emre sayfayı yüksek sesle okuyor. Nermin Hanım gözlerini kapatıp seyirci gibi dinliyor. Sonunda tek bir şey söylüyor: Murat'ın bir şey sakladığını anladım, ama neyi sakladığını bilmiyorum. Kesinlik satırı burada çöküyor. Terlik sabahının iki kısa cümlesi, Kadir'in bildiğine dayanıyor. Bilgi kantinde yerine ulaşmazsa o sabahın zemini kayıyor.
Uzunluk adımında ilginç bir şey çıkıyor. Doğrudan versiyonu en çok şişiren satır, babanın neden sakladığını anlatan gerekçe. Emre gerekçeyi üç versiyondan da çıkarıyor. Hiçbiri bir şey kaybetmiyor. Gerekçe itirafın vurduğu andan sonraya, parça parça açılan kısma kalıyor.
Emre tabloyu tahtaya çiziyor.
Filme çatışma versiyonu giriyor, ama yalnız gelmiyor. Emre alt metin versiyonundan duran kaşığı alıp itirafın önüne koyuyor. İki kelimenin arasına da bir susma açıyor. Filmdeki kantin böyle oluşuyor. Kaşık yolun yarısında kalıyor, önce "Biliyordum" geliyor, bir nefes sonra "Üç aydır". Kamera bu sırada Kadir'in yüzünden ayrılmıyor. Doğrudan versiyon da kenarda kalıp bir kontrol listesine dönüşüyor. Emre kartın dört parçasının filmin neresinde ulaştığını işaretliyor. Hastalık ve üç ay kantinde, kalan ikisi kantinin devamında. Murat'ın önceki gecelerdeki kaçışları ise alt metni zaten kurmuştu. Kantinin iki kısa kelimeyle yetinebilmesi bu yüzden.
Kendini değerlendir
Üç versiyon da bitince kendine aşağıdaki soruları sor ve cevabı yumuşatma.
Bilgi kartını yazdın mı? Kartın her parçasının hangi sahnede yerine ulaştığını işaretleyebiliyor musun?
Doğrudan versiyonu gerçekten düz mü yazdın, yoksa daha ilk taslakta onu süslemeye mi başladın? Düz yazılmamış bir ölçü, karşılaştırmayı bulandırır.
Çatışma versiyonunda bilgiyi kim tetikliyor? Tetikleyen dinleyen değilse, sahne doğrudan versiyonun sesi yükseltilmiş hâli olabilir.
Söyleyen bilgiyle birlikte bir şey kaybediyor mu? Kaybettiği şeyi tek kelimeyle yazabiliyor musun?
Alt metin versiyonunda bilgiyi taşıyan nesne ya da hareket senaryonda daha önce kurulmuş mu? İlk kez beliren bir nesne, sahnenin yükünü taşıyamaz.
Okurun alt metin versiyonundan ne çıkardı? Bir şüphe mi, yoksa bilginin kendisi mi? Hikâyenin bu sahneden sonra hangisine ihtiyacı var?
Tablodaki hücreler olgu mu, sıfat mı? "Güçlü", "zayıf" yazdığın yerleri gördüğün bir şeyle değiştir.
Melez sahneye taşıdığın her parça bir iş görüyor mu? Kaldırdığında sahne bir şey kaybediyor mu?
Son olarak üç versiyonu tek tek kendi karakterlerinin ağzında oku. Hangisinde karakter, senin ona verdiğin sesi kaybetti?
Bir de şunu sor: okurun hangi versiyonu hatırladı? Bir hafta sonra yeniden sorduğunda aklında kalan sahne, seyircide de kalacak olandır.
Yaygın tuzaklar
Yaygın yanlışDoğrudan versiyonu hiç yazmamak.
Yazar onun kötü olacağını bilir ve atlar. Oysa o versiyon bilginin tam envanteridir. Onsuz neyin eksik kaldığını ölçemezsin.
Yaygın yanlışÇatışmayı sesin yüksekliğiyle karıştırmak.
Bağıran iki karakter bir çatışma değildir. Çatışma, birinin isteğinin ötekinin isteğine çarptığı yerdedir. Fısıltıyla da kurulur.
Yaygın yanlışBilgiyi saldırının cevabı yerine saldırının kendisi yapmak.
Söyleyen bilgiyi rakibini ezmek için kullanırsa sahne kazanılmış bir maça döner. Bilginin bedeli en çok söyleyenin kendisine ağır geldiğinde görünür.
Yaygın yanlışÇatışma anında bütün açıklamayı yapmak.
Kısa bir itirafın arkasına uzun bir gerekçe eklemek, sahnenin vurduğu yeri yumuşatır. Gerekçe sonraya kalabilir.
Yaygın yanlışAlt metni bilmeceye çevirmek.
Seyirciye ipucu üstüne ipucu verip asıl bilgiyi hiç ulaştırmamak bir oyundur, sahne değil. Alt metin bir şeyi taşımalı.
Yaygın yanlışAlt metin nesnesini sahnede doğurmak.
Kantinde ilk kez beliren bir mektup, seyircinin onu okumasını ister. Önceden kurulmuş bir nesne ise tek bir hareketle konuşur.
Yaygın yanlışKazanan versiyonu tek başına filme koymak.
Üç versiyon birbirinin rakibi değil, malzemesidir. Kazananın yanına ötekilerden ne taşıyacağını sor.
Yaygın yanlışÜç versiyonda sahneyi de değiştirmek.
Biri kantinde, biri arabada, biri gece koridorda geçerse karşılaştırma çöker. Fark bilginin yolundan mı, mekândan mı geliyor, artık bilemezsin. Yeri, saati ve kişileri sabit tut.
Yaygın yanlışAlt metin versiyonuna imalı cümleler koymak.
"Bazı şeyleri bilmiyorsun" diyen bir karakter bilgiyi söylemiyor, ama varlığını ilan ediyor. Bu, doğrudan versiyonun kılık değiştirmiş hâlidir. Bilgiyi taşıyan şey bir söz değil, bir davranış olmalı.
Yaygın yanlışTabloyu sıfatlarla doldurmak.
"Etkili", "daha doğal" gibi hücreler bir şey ölçmez. Kim neyi öğrendi, kim neyi kaybetti, onu yaz.
Varyasyonlar
Sonraki adım
Bugün tek bir bilgiyi üç farklı yoldan yürüttün ve söyleyen hep aynı kişiydi. Sıradaki alıştırmada yük değişiyor: bu kez sabit kalan bilgi değil, bir istek olacak. Aynı isteği farklı karakterlerin ağzından yazacaksın. Her biri kendi kelimesiyle, kendi ritmiyle, kendi statüsünden konuşacak. Nöbet'te biri bu gece odada kalınmasını istese, Figen bunu bir kuralın arkasından mı söyler? Baba alyansıyla mı ister? Kadir ise ağabeyine hiç seslenmeden bunu nasıl dile getirir? Aynı istek beş ağızda beş ayrı taktiğe dönüştüğünde, hangisinin sesi karışıyor?