Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- AR gerçek dünyayı açık tutar, üstüne dijital bir katman ekler; bu katman ses de olabilir.
- Mekâna bağlı anlatının sahnesi paylaşılan bir yerdir; yazar onu kapatamaz.
- Katman yeri göstermeli, yerin yerine geçmemeli.
- Konum kayar; çitler geniş ve açık yerlere çizilir.
- Saat ve hava içeriği değiştirir; aynı yer farklı anlarda farklı sahne açar.
- Yürürken ekran kapalı kalır, yolu ses taşır; görüntü durakta açılır.
- Güvenlik uyarıyla değil yazımla kurulur.
- Gerçek yolcular kayda alınmaz, karaktere çevrilmez.
- Zayıf cihaz için de çalışan bir yol yazılır.
- Kamusal alan paylaşılır; anlamı olan yerler katmana açılmaz.
- Yürüyüş güvenli bir yerde biter; çıkış da yazılır.
- Her mecra kendi kapısında durur; meydan büronun sırrını açmaz.
Açılış sahnesi
Sabah, garın önündeki meydan. Tolgahan telefonu Selim'in eline veriyor. Ekranda kaldırımın görüntüsü var, üstünde de çaycı. Tepsisinde iki bardak, yürüyüp gidiyor.
Selim peşine düşüyor. Gözü ekranda. Çaycı gar binasının taş basamaklarından inip çınara doğru yürüyor. Selim de arkasından iniyor. İkinci basamakta ayağı boşluğa basıyor. Sendeleyip trabzana tutunuyor. Arkasında bir bavul tekerleği takırdıyor, biri "Pardon" diyerek etrafından dolanıyor.
"Ben basamağı görmedim," diyor Selim. "Çaycıyı gördüm."
Burcu bu arada Tolgahan'ın dizüstü bilgisayarına bakıyor. Deneme kendini kaydetmiş: kamera görüntüsü, konum izi, saat. Burcu görüntüyü durduruyor. Ekranın kenarında bir kadın, kucağında uyuyan bir çocukla bankta oturuyor. Yüzü açıkça seçiliyor.
"Bu kim?" diyor Burcu.
Kimse bilmiyor. Kadın bir yolcu. Kayda girdiğinden haberi yok. Tolgahan kaydı hata bulmak için açık bırakmış. "Konumun nerede kaydığını görmek istedim," diyor. "Yüzleri değil."
Nermin Hanım telefonu Selim'den alıp ekranı kapatıyor. Meydana öylece bakıyor: simit tezgâhı, taksi sırası, çınar, basamaklar. "Çaycıyı buraya koyduk," diyor. "Ama burası zaten dolu."
Selim basamağı görmedi, çünkü ekrandaki çaycıyı izliyordu; Burcu da kayıtta kucağında çocukla oturan, kim olduğunu kimsenin bilmediği bir kadın buldu.
Bu derste ne olacak
Bu derste GAR dünyasını gişenin camından çıkarıp garın önündeki meydana taşıyacağız. Önce gerçek mekânı ve üstüne konan katmanı ayıracağız. Sonra konumun nasıl ölçüldüğüne, saatin ve havanın içeriği nasıl değiştirdiğine bakacağız. Selim'in basamağından yola çıkıp yürüyen kullanıcının güvenliğini konuşacağız. Burcu'nun bulduğu kadınla mahremiyete geleceğiz. Telefonun pilini, ekranın parlaklığını, uydunun sapmasını da yazım sorunu olarak ele alacağız. Her adımda yazarın masadan kalkıp yere gitmesi gerektiğini göreceğiz. Örnek eserler bir parkta, bir koşu yolunda ve bir şehrin sokaklarında geçiyor. Kimi kullanıcıya ekran veriyor, kimi yalnız ses. Hepsinde hikâye, bulunduğu yerden ayrılınca eksiliyor.
Sıfır noktası
Artırılmış gerçeklik, kısaca AR, VR'ın tersinden işler. VR gerçek dünyayı kapatır, yerine başka bir dünya koyar. AR gerçek dünyayı açık tutar, üstüne bir şey ekler.
En yaygın biçimi telefondur. Kamera önü gösterir, yazılım görüntünün üstüne bir karakter, bir yazı, bir iz çizer. Ama AR yalnız görüntü değildir. Kulaklıkta belli bir köşede başlayan bir ses de gerçek mekâna eklenen bir şeydir.
Mekâna bağlı anlatı ise daha geniş bir aile. Hikâye belli bir yerde, o yerde bulunan kişiye anlatılır. Yer değişirse hikâye anlamını yitirir. Bunun için ekran şart değildir. Bir parkta kulaklıkla dinlenen bir yürüyüş de bu aileden.
Film yazarı mekânı seçer, sonra ona istediğini yapar. Sokağı kapatır, figüranı yerleştirir, ışığı kurar. Mekâna bağlı anlatının yazarı bunların hiçbirini yapamaz. Sokak açıktır. Yanından geçenler oyuncu değildir. Işık o sabahın ışığıdır.
Yazarın sahnesini artık başkaları da kullanıyor. Simitçi tezgâhını açıyor, bir anne çocuğunu bankta uyutuyor, bir taksici kapısını açık bırakıp sigara içiyor. Bu insanlar hikâyeye girmeyi kabul etmedi. Yazar onları ne yönetebilir ne de görmezden gelebilir.
Kullanıcı da artık oturmuyor. Yürüyor, dönüyor, bir basamağı inip çıkıyor. Gözü ekrandaysa ayağı yalnız kalır. Filmde seyircinin güvenliği salonun işidir. Burada her sahne yönü bir adım demektir.
Hikâye bir de cebe sığan bir aletten geçiyor. Telefonun pili, kamerası, konum ölçüsü sahnenin parçası. Pil biterse hikâye yolun ortasında kesilir. Konum yanlışsa karakter yanlış köşede belirir.
Sinema yazarının en yakın akrabası burada belgeselcidir. Belgeselci de gerçek bir sokakta çeker, yoldan geçeni kadraja almadan önce düşünür. Ama belgeselcinin bir montaj masası vardır. Mekâna bağlı anlatı ise canlı oynanır. Yazarın kararları her kullanıcıyla meydana yeniden çıkar.
VR'da kullanıcının gerçek odası bir kenarda dururdu. AR'da gerçek dünya sahnenin ta kendisi. Yazar artık hem dünyayı hem kullanıcıyı korur.
Mekanizma
Gerçek mekân
Garın önündeki meydan bir dekor değil. Sabahları taksi sırası uzar, simit tezgâhı açılır, servis minibüsleri kaldırım kenarına yanaşır. Çınarın altında bir bank, gar binasının önünde geniş taş basamaklar var.
Emre ilk taslağında meydanı boş bir sahne gibi yazmıştı. Çaycı ortadan yürüyordu, kullanıcı da onu izliyordu. Nermin Hanım taslağı meydanın fotoğrafıyla yan yana koyuyor. Çaycının yürüdüğü çizgi taksi sırasının içinden geçiyor.
Gerçek mekânda yazarın ilk işi bakmak. Hangi saatte kim nerede duruyor, hangi köşe kalabalık, hangi köşe boş? Emre meydana bir sabah, bir de akşam gidiyor. Defterine yazdığı şey bir sahne değil, bir haritadır.
Dijital katman
Meydanın üstüne konan her şey tek bir katmandadır.
GAR'ın katmanında az şey var: çaycı, onun sesi, bir de bardağın tepsideki tıkırtısı. Tolgahan daha fazlasını istiyor: havada asılı tren tarifesi, uçan kâğıtlar, büronun rafından süzülen eşyalar. Selim kaşlarını kaldırıyor. "Meydan zaten kalabalık. Bir de bunlar mı?"
Katman ne kadar kalabalık olursa gerçek mekân o kadar silinir. Kullanıcı çınarı görmez, çınarın önündeki kâğıdı görür. Ekip katmanı inceltiyor. Çaycı kalıyor, gerisi gidiyor.
Konum
Katmanın meydanda nereye düşeceğini telefon belirler. Telefon yerini uydu sinyalinden ve çevresindeki ağlardan hesaplar.
Emre meydana üç çit çiziyor: çınarın altındaki bank, basamakların yanındaki düzlük, gar kapısının yanı. Kullanıcı bankın çitine girince çaycının sesi başlar.
Tolgahan'ın ikinci denemesi bir sorun gösteriyor. Gar binasının yanında çaycı bir an yolun ortasında beliriyor. Sonra kaldırıma zıplıyor.
Sapma bir yazım sorunudur, çünkü karakteri yanlış yere koyar. Ekip çitleri büyütüyor ve açık yerlere taşıyor. Çaycı artık yürümüyor. Kullanıcı çitin içinde durduğunda beliriyor.
Zaman
Meydan sabah başka, akşam başka. Sabah çaycı tepsiyle çıkar. Akşam bardakları toplar, son trenin anonsu duyulur.
Emre çaycının iki repliğini yazıyor. Sabah: "Çay soğumadan." Akşam: "Son tren kalkıyor, bardaklar geri." Yağmurlu bir gün için bir satır daha var. Bank ıslaktır, çaycı kullanıcıyı gar saçağının altına çağırır.
Selim bunu ilk kez beğeniyor. "O zaman meydan bir şey söylüyor. Yağmuru biz yazmadık, ama içeride."
Kullanıcı hareketi
Selim'in basamağı bir kural doğuruyor. Kullanıcı yürürken ekrana bakmayacak.
Bu kural bütün yapıyı değiştiriyor. Yürüyüş artık ekranla değil sesle kurulur. Kullanıcı telefonu cebine koyar, kulaklığı takar. Çaycının sesi ona yönü söyler: "Çınara doğru. Acele etme."
Ekran yalnız durulan yerlerde açılır. Kullanıcı bankın çitine girer, durur, telefonu kaldırır. Çaycı ekranda belirir. Kullanıcı yürümeye başlarsa çaycı silinir, ses sürer.
Kamusal güvenlik
Meydanda kullanıcının yanından araba geçer, bavul çeken yolcular geçer. Yazar bunları yok sayamaz.
Ekip haritayı bir kez daha açıyor. Durulan yerlerin hiçbiri yolun kenarında değil. Basamakların çiti merdivenin başında değil, yanındaki düzlükte. Kullanıcı ekranı orada kaldırır, ayağı düz zemindedir. Çaycının sesi hiçbir zaman "koş" demiyor. Kullanıcıyı karşı kaldırıma da çağırmıyor.
Nermin Hanım bir şey daha ekliyor: deneyim kalabalık saatte kendini kısaltır. Sabah treninin indiği an meydan dolar. O dakikalarda çaycı kullanıcıyı bankta bekletir.
Mahremiyet
Burcu'nun bulduğu kadın soruyu açıyor. Kadın bir yolcu. Kayda girmeyi kabul etmedi.
Tolgahan kayıt özelliğini siliyor. Kamera görüntüsü telefonda işlenir, hiçbir yere gönderilmez, saklanmaz. Konum yalnız çitlerin içinde mi dışında mı diye bakılır. Kullanıcının yolu kaydedilmez.
Emre'nin bir fikri de reddediliyor. Bankta oturan yaşlı birini ekranda işaretleyip "Hulusi Bey" demek istemişti. Nermin Hanım hemen kesiyor. "O adam bir yolcu. Onu karaktere çeviremeyiz." Hulusi Bey de zaten görünmez.
Cihaz sınırlamaları
Telefon bir sahne değil, bir alet. Pili biter, ekranı güneşte okunmaz, kamerası her modelde aynı değildir.
Burcu'nun eski telefonu katmanı hiç açamıyor. Ekip bunun için ikinci bir yol yazıyor. Kamera açılmazsa ses yine çalar, ekranda çaycının bir çizimi görünür. Hikâye aynı kalır, yalnız katman incelir.
Pil için de bir karar var. Deneyim kısa tutuluyor: üç durak, tek bir sabahlık ya da akşamlık yürüyüş. Ekran her durakta açılır, aradaki yolda kapalı kalır.
Mekâna göre değişen içerik
Yürüyüş gar kapısının yanında bitiyor. Çaycı büronun kapısını gösterir, ama kapı açılmaz. "İçerisi başka iş," der.
Kayıp Eşya'nın açıkları burada da açık kalıyor. Çaycının bir sabah neden saptığını meydan söylemiyor. Büroya giren yok, raf görünmüyor. Meydan yalnız garın dışını anlatıyor.
Filmlerden okuma
Bu eserlerin her biri gerçek bir yerle anlaşma yapıyor. Kimi yeri bir oyun tahtasına çeviriyor, kimi onu olduğu gibi bırakıp üstüne bir ses koyuyor. GAR ikinci yolu seçiyor, çünkü meydan zaten bir hikâye anlatıyor.
Usta katmanı
Önce yeri dinle, sonra yaz. Mekâna bağlı anlatının ilk taslağı masada değil, yerde yazılır. Emre meydana sabah ve akşam gitti. Taksi sırasının nerede kıvrıldığını, servislerin hangi kaldırıma yanaştığını not etti. Kalabalığın hangi saatte nerede toplandığını yazmadan çit çizilmez.
Katman yeri anlatsın, yerin yerine geçmesin. İyi bir katman kullanıcıya meydanı daha iyi gösterir. Kötü bir katman meydanı silip başka bir şey koyar. Çaycı çınarı göstermek için orada, çınarın önüne geçmek için değil. Yazar her katman ögesine şunu sorar: bu, kullanıcının gerçek yere bakmasını artırıyor mu, azaltıyor mu?
Yürüyüşü sese, durağı ekrana yaz. Senaryoyu iki sütunla kur. Bir sütunda yürünen yolun sesi, öbüründe durakta açılan görüntü. Görüntü sütunu yalnız kullanıcı durduğunda dolar. Böyle bir sayfa okununca güvenlik açığı hemen görünür. Ses sütununda boşluk varken görüntü sütunu doluysa kullanıcı yürürken ekrana bakıyor demektir.
Sapmaya göre yaz. Konum hiçbir zaman tam doğru değildir. Karakteri dar bir yere koyma. Çiti geniş, açık bir alana çiz. Bir karakterin yolun ortasında belirmesi bir teknik hata değil, bir güvenlik hatasıdır. Kullanıcı karakterin durduğu yere yürür.
Kalabalık bir sahne bilgisidir. Sabah treninin indiği an meydan dolar. Yazar bu anı sahnenin ritmine katar. Çaycının kullanıcıyı bankta bekletmesi bir ara değil, meydanın kendi nefesi. Kalabalık geçince hikâye kaldığı yerden sürer.
Görünmeyeni kayda alma. Yazar test ederken kayıt tutmak ister. Ama kayıtta kalan yüz, hiç sormadığın birinin yüzüdür. Test notunu yürüyerek ve defterle tut. Kullanıcının nerede takıldığını, nerede durduğunu sor, yolunu kaydetme.
Gerçek insanı rol yapmaya zorlama. Kullanıcının gördüğü her yolcu kendi hikâyesinde. Ekranda birine ok çizmek onu senin hikâyene sokar. Karakter yalnız katmanda yaşar. Gerçek dünyadan ödünç alınabilecek tek şey yerin kendisi ve sesidir.
Zayıf cihaz için de bir hikâye yaz. En eski telefonda da bir şey çalmalı. Katman inceldiğinde sahne yıkılmamalı. Ses tek başına hikâyeyi taşıyorsa görüntü bir armağandır. Önce sesli sürümü yaz, sonra görüntüyü ekle.
Çıkışı da yere yaz. VR'da kullanıcı başlığı çıkarıp odasına döner. AR'da çıkış zaten etrafındadır. Yine de hikâyenin bittiği yer güvenli bir yer olmalı. GAR'ın yürüyüşü gar kapısının yanında, duvar dibinde, kalabalığın akışının dışında bitiyor.
Telefonu kaldıran kullanıcı da bir kameradır. Durakta telefonunu kaldıran kişi, çevresindekilere bir mercek doğrultur. Bankta oturan anne bunu kendisine çevrilmiş bir objektif gibi görür. GAR'da çaycı bu yüzden zemine yakın belirir, bankın dibinde, tepsisi dizlerinin hizasında. Kullanıcının kamerası yüzlere değil yere bakar.
Gerçek kurumun adını katmana yazma. GAR gerçek bir garın önünde oynanır. Ama çaycı o garın adını hiç söylemez. Kurmaca dünya gerçek bir kurumu konuşturmaz, onun adına söz vermez. Meydan bir sahnedir, garın yönetimi bir karakter değildir.
Mekânın sırrını katmana verme. Gar binasının içi Kayıp Eşya'nındır. Meydan yalnız dışarıyı anlatır. Her mecra kendi kapısında durur.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"AR, ekranda gerçek dünyanın üstüne bir karakter koymaktır."
AR ses de olabilir. Kulaklıkta belli bir köşede başlayan bir cümle de gerçek mekâna eklenmiş bir katmandır. Çoğu zaman en güvenli katman da odur.
Yaygın yanlış"Uyarı ekranı güvenliği sağlar."
Uyarı bir kez okunur, sonra unutulur. Güvenlik yazımla kurulur: durulan yerler, sesle yön, kalabalıkta bekleme. Kullanıcıyı yolun kenarına çağıran bir sahneyi hiçbir uyarı kurtarmaz.
Yaygın yanlış"Telefon konumu tam bilir."
Konum kayar. Yüksek duvarlar ve kapalı hava sapmayı artırır. Yazar dar çitlere güvenmez, karakteri bir kaldırım kenarına iliştirmez.
Yaygın yanlış"Kamusal alanda herkes görüntüye girebilir."
Bir yolcunun yüzü onun yüzüdür. Kayıt gerekmiyorsa hiç alınmaz. Gerekiyorsa da kimin, neden, ne kadar süre bakacağı baştan bellidir.
Yaygın yanlış"Kamusal alan herkesin, öyleyse oyunun da alanıdır."
Kamusal alan paylaşılır. Bir anıtın, bir hastane kapısının, bir okul önünün kendi anlamı vardır. Katmanın getirdiği kalabalık, oranın sakinlerini de etkiler.
Yaygın yanlış"Ne kadar çok katman, o kadar çok büyü."
Katman gerçek mekânı örter. Kalabalık bir katman kullanıcının gözünü meydandan koparır.
Yaygın yanlış"Aynı içerik her saatte aynı çalışır."
Sabah meydanı ile akşam meydanı başka yerlerdir. Saati ve havayı hesaba katmayan sahne bir gün yağmurda, ıslak bir bankta kalır.
Yaygın yanlış"Mekâna bağlı anlatı her cihazda aynı görünür."
Eski bir telefon katmanı açamayabilir. Ekran güneşte okunmaz, pil yarı yolda biter. Yazar bu kullanıcı için de bir yol bırakır.
Yaygın yanlış"Mahremiyet yalnız yüzle ilgilidir."
Konum izi de bir kişiyi anlatır. Kimin hangi sabah hangi trene yetiştiği, bir yolun ucundan okunabilir. Yüzü silmek yetmez, izi de tutmamak gerekir.
Yaygın yanlış"Kullanıcıyı hızlandırmak heyecan katar."
Koşu yolunda belki. Bir istasyon önünde ise tehlike demektir.
Yaygın yanlış"Sesli yürüyüşte ses yalnız hikâyeyi taşır."
Ses yönü de taşır. "Sola dön" ile "çınara doğru" aynı işi görmez. İkincisi kullanıcıyı yere baktırır, birincisi talimata.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- AR gerçek dünyayı açık tutar, üstüne dijital bir katman ekler; bu katman ses de olabilir.
- Mekâna bağlı anlatının sahnesi paylaşılan bir yerdir; yazar onu kapatamaz.
- Katman yeri göstermeli, yerin yerine geçmemeli.
- Konum kayar; çitler geniş ve açık yerlere çizilir.
- Saat ve hava içeriği değiştirir; aynı yer farklı anlarda farklı sahne açar.
- Yürürken ekran kapalı kalır, yolu ses taşır; görüntü durakta açılır.
- Güvenlik uyarıyla değil yazımla kurulur.
- Gerçek yolcular kayda alınmaz, karaktere çevrilmez.
- Zayıf cihaz için de çalışan bir yol yazılır.
- Kamusal alan paylaşılır; anlamı olan yerler katmana açılmaz.
- Yürüyüş güvenli bir yerde biter; çıkış da yazılır.
- Her mecra kendi kapısında durur; meydan büronun sırrını açmaz.
Sonraki derse köprü
Meydanda kullanıcının yanından geçen herkes gerçek bir yolcuydu ve hikâyeye girmemeliydi. Şimdi tersini düşünün. Bekleme salonundaki herkes rolündeyse ne olur? Çarşı Sahnesi gar bekleme salonunu bir tiyatroya kuruyor ve seyirci bir yolcu gibi içeri giriyor. Bir köşede bir kavga, öbür köşede bir veda aynı anda oynanıyor. Seyirci hangisinin peşine düşecek? Bir karakter doğrudan ona dönüp konuşursa ne yapacak? Oyun her akşam yeniden oynanırken her seyircinin yolu başka olacak. Sonraki ders, seyircinin bedeniyle dolaştığı sürükleyici tiyatroyu açıyor.