Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Romanda anlatıcı seçer, sıralar, hüküm verir, seslenir; film bu işleri araçlara böler.
- Sesi kesmek kuşkunun hızını değiştirir.
- Alıntı anlatım kaynağın sesini korur, ama her cümle görüntüyle yarışır.
- Yerine konan dinleyici okura seslenişi odadaki bir muhataba çevirir; dinleyici değişince rapor da değişir.
- Askıda kare anlatıcının iddiasını ne doğrular ne çürütür.
- İkinci göz anlatıcının tekelini kırar; ona bilgi değil soru verilmeli.
- Kaçan kesme, anlatıcının kaçamağını kurguya taşır; öbür kesmeler sakin kalmalı.
- Hüküm–olay çiftlerinin arasındaki mesafe yavaşça açılmalı.
- Ses ile kamera aynı anda anlatıcıya verilmez; biri dışarıda kalır.
- Güvenilmez anlatıcı yalancı değil, yanılan biridir; arada bir haklı çıkması gerekir.
- CİLTÇİ'de hiçbir araç Gülşah'ı aklamıyor ya da suçlamıyor; karar seyircide kalıyor.
Açılış sahnesi
Masada üç sayfa duruyor, hepsi Emre'nin el yazısıyla. Üçünde de aynı sabah anlatılıyor. Vecdi atölyeye iniyor ve kemik mühreyi tezgâhta, yerinde buluyor. Gülşah onu bir gün önce çay kutusundan çıkarıp oraya koymuştu.
Birinci kâğıtta Vecdi hiç konuşmuyor. Mühreyi alıyor, ışığa tutuyor, yerine bırakıyor. İkinci kâğıtta romanın cümlesi dış sesten geliyor: «Sevgili okur, kız aletlerimi yine aşırmış, sonra bir kedi gibi geri sürüklemiş.» Üçüncü kâğıtta Vecdi aynı sözü yukarıda, Lâle'nin fotoğrafına söylüyor.
Selim ikinci kâğıdı havaya kaldırıyor. «Ses bunu söylerken ben ne görüyorum?»
«Bir gün önceki sahneyi hatırlıyorsun,» diyor Emre. «Mühreyi kutuda Gülşah buldu. Kutuya koyanı kimse görmedi.»
«O zaman ses yalan söylüyor.»
«Yalan değil. Vecdi buna inanıyor.»
Burcu ikinci ve üçüncü kâğıdı üst üste getiriyor. Cümle neredeyse aynı. Değişen tek şey, kime söylendiği. Emre sorunu kendisi adlandırıyor. Romanda okur Vecdi'den başka kimseyi duymuyor. Filmde seyircinin iki tanığı olacak: ses ve kamera. İkisi ayrıştığında hangisine inanılacağını Emre bilmiyor.
Nermin Hanım kâğıtları toplamıyor. Üçünü de masanın ortasında bırakıyor. Önce kimin konuştuğunu değil, kameranın kimin yanında durduğunu soruyor. Emre'nin buna hazır bir cevabı yok.
Güvenilmez bir anlatıcıyı uyarlarken sesin nereye gideceği kadar, kameranın o sese ne kadar eşlik edeceği de yazılır.
Bu derste ne olacak
Vecdi'nin sesini perdede nereye koyabileceğimizi tek tek deneyeceğiz. Önce sesi bütünüyle kesen sürümün neyi kaybettiğine bakacağız. Sonra romanın cümlelerini dış seste tutan sürümü dinleyeceğiz. Ardından okura seslenişi odadaki bir dinleyiciye çevireceğiz. Kameranın Vecdi'nin sözüne ne zaman eşlik edip ne zaman ondan ayrılacağını tartışacağız. Gülşah'a kendi sahnelerinin verilip verilmeyeceğini soracağız. Vecdi'nin kaçamak cümlelerini kurguya, hükümlerini olaylara taşıyacağız. Her araç için iki şeyi yazacağız: neyi kazandırdığını ve romanın okuruna yaşattığı yavaş kuşkudan neyi götürdüğünü. Filmler kuzeyde soğuk bir kasabadan, San Francisco'da bir odadan, Cornwall'da bir konaktan, Londra'da bir okuldan ve yağmurlu bir orman kasabasından gelecek.
Sıfır noktası
Bir romanda anlatıcı birçok işi birden yapar. Neyin anlatılacağını seçer. Olayları bir sıraya dizer. Kişiler hakkında hüküm verir. Okura seslenir, ona göz kırpar. Bütün bunları kendine özgü bir sesle yapar. Okur hikâyeye ancak bu sesin içinden girebilir.
Film bu işlerin bir kısmını kendiliğinden devralır. Neyin görüneceğini kamera seçer, sırayı kurgu kurar. Geriye hüküm, hitap ve ses kalır. Uyarlamacı bunlarla ne yapacağına karar vermek zorunda. Sözlükteki anlatıcı devri bu kararın adı: anlatıcının tek başına yaptığı işler ayrılır, her biri başka bir araca verilir.
CİLTÇİ'de iş daha çetin, çünkü anlatıcı güvenilmez. Vecdi yalan söylemiyor. Gülşah'ın çaldığına gerçekten inanıyor. Okur ise onun cümlelerindeki küçük çatlaklardan başka bir hikâye seziyor. Vecdi derinin yerini kendisi söylemiş, sonra unutmuş. Bir sabah tutkal kokusunu almamış, cümleyi başka yere çevirmiş. Romanın gerilimi bu iki hikâyenin tek bir seste yaşamasından doğuyor.
Romanda okurun Vecdi'den başka tanığı yok. Her bilgi onun ağzından geliyor. Filmde ise kamera kendiliğinden ikinci bir tanığa dönüşür. Vecdi ne derse desin, seyirci bir tezgâh, bir kutu, bir yüz görecek. Görüntü sözü doğrulayabilir, çürütebilir ya da ikisini de yapmayabilir. Seyirci de gözüne çoğu zaman kulağından çok güvenir.
Vecdi'nin sesi okurla bir bağ da kuruyor. «Sevgili okur» diye başlayan her cümle okuru onun yanına çağırıyor. Okur bir süre bu yakınlığın içinde rahat ediyor. Sonra aynı yakınlık bir tuzağa dönüşüyor. Vecdi'ye inanan okur, ondan kuşkulanmaya başladığında kendi saflığıyla da yüzleşiyor. Romanın en derin etkisi belki de burada. Okur yalnız Vecdi'yi değil, kendi okuyuşunu da tartıyor.
Seyirci de tek tip değil. Romanı okumuş seyirci Vecdi'nin yanıldığından baştan kuşkulanacak. Okumamış seyirci ise onun sözüne yaslanacak. Aynı film bu iki seyirciye iki ayrı yolculuk sunacak.
Bu yüzden güvenilmez bir anlatıcıyı uyarlamak yalnız bir ses sorunu değil. Ses kalsa da gitse de, kameranın durduğu yer bir hükümdür. Emre'nin üç kâğıdı aynı soruya verilmiş üç cevap. Hiçbiri tek başına doğru sayılmaz. Seçim, okurun yaşadığı yavaş kuşkunun perdede nasıl yeniden kurulacağına bağlı.
Mekanizma
Sesi kesmek
Emre'nin birinci kâğıdında Vecdi'nin anlatan sesi yok. Vecdi konuşuyor ama yalnız sahnedeki insanlarla. Okura seslenen adam filmden çıkmış.
Bu sürümde romanın birçok işi başka araçlara geçiyor. Kuşku sayım defterine, kilide, boyundaki anahtara gidiyor. Hüküm, Vecdi'nin Gülşah'a sorduğu sorulara düşüyor. Ama bazı işler hiçbir yere gitmiyor. «Sevgili okur» hitabı kayboluyor. Okurun Vecdi'yle kurduğu yakınlık, o yakınlığın yavaş yavaş çatlaması da onunla gidiyor.
Selim bu sürümü temiz buluyor. Burcu bir sakıncasını gösteriyor. Ses yokken seyirci Vecdi'ye baştan dışarıdan bakıyor. Yaşlı bir adam, genç bir kız, eksilen deriler. Seyirci ilk yarım saatte Vecdi'den kuşkulanmaya başlayabilir. Romanın okuru ise ona uzun süre inanmıştı. Sesi kesmek hikâyeyi bozmuyor, ama kuşkunun hızını değiştiriyor. Emre bunu bir kayıp olarak not ediyor. Telafisini ise başka araçlarda arayacak.
Kitaptan okunan ses
İkinci kâğıt romanın cümlelerini olduğu gibi dış sese taşıyor.
Emre bu sürümü en çok seviyor. Vecdi'nin cilt terimleriyle örülü cümleleri ancak böyle kalabiliyor. Selim sesin bir ayrıcalığını hatırlatıyor. Dış ses filmin içinden değil üstünden gelir. Seyirci onu çoğu zaman filmin kendi sesi sanır. Vecdi'nin yanılgısı bu yüzden ilk sahnelerde bir gerçek gibi okunabilir.
Nermin Hanım'a göre bu ayrıcalık işe de yarayabilir. Romanın okuru da başta Vecdi'ye inanıyordu. Asıl soru, sesin ne zaman ve hangi görüntüyle çatışacağı. Alıntı anlatımın tehlikesi başka bir yerde duruyor. Ses her şeyi söylerse görüntü yalnız eşlik eder. Emre bu yüzden yalnız birkaç cümle seçiyor: romanın ilk cümlesini, iki hükmü ve bir itirazı.
Odadaki dinleyici
Üçüncü kâğıtta Vecdi'nin sesi bir muhatap buluyor.
Romanda Vecdi ölmüş karısıyla zaten yüksek sesle konuşuyor. Emre «sevgili okur»un yerine Lâle'nin fotoğrafını koyuyor. Fotoğraf cevap vermiyor, ama dinliyor gibi duruyor. Vecdi'nin hükümleri artık bir odada söylenen sözler.
Bu çeviri bir kapı daha açıyor. Söz odada söylenince başkası da duyabilir. Emre bir deneme sahnesi yazıyor. Vecdi yukarıda fotoğrafa «Kız yine aşırmış» diyor. Aşağıda Gülşah bir kitabın sırtına tutkal sürüyor. Fırçası havada kalıyor. Romanda okur Gülşah'ın ne duyduğunu hiç öğrenmiyor. Filmde seyirci, suçlananın yüzünü suçlama anında görüyor.
Dinleyici değişince söz de değişiyor. Lâle'ye kızdan yakınan Vecdi, telefonda Ragıp'a atölyede hiçbir sorun olmadığını söylüyor. Seyirci aynı adamdan iki ayrı rapor dinliyor. Güvenilmezlik artık bir sesin içinde değil, iki dinleyicinin arasında görünüyor.
Söz ile kare arasında
Vecdi bir hüküm söylediğinde kamera da bir şey gösterecek. Kamera Gülşah'ın deriyi çantasına koyduğunu gösterirse Vecdi haklı çıkar. Film bir hırsızlık hikâyesine döner. Kamera Vecdi'nin deriyi kendi eliyle çekmeceye koyduğunu gösterirse Gülşah aklanır. Seyirci Vecdi'yi çözdüğünü düşünür ve yalnız sonucu bekler. Romanın okuru bu iki hükmün hiçbirine varmıyordu. Kameranın bir yolu daha var: Vecdi'nin gözüne geçip onun yanılgısını paylaşmak. Sözlükte bunun adı görsel güvenilmezlik. Ses de Vecdi'ye aitse bu yol seyirciyi çıkışsız bırakır.
Çay kutusu sahnesi bir askıda kare. Mühre kutunun içinde, bunu herkes görüyor. Onu oraya kimin koyduğunu kimse görmedi. Vecdi'nin «geri getirmiş» sözü de, seyircinin «kendisi koymuş» kuşkusu da aynı görüntüye yaslanıyor.
Askıda kare kolay kurulmuyor. Kamera bir şey göstermeli, ama karar anını dışarıda bırakmalı. Görüntü fazla boş kalırsa seyirci kandırıldığını hisseder. Fazla dolu olursa soru kapanır.
Kızın gözü
Romanda okur yalnız Vecdi'nin gördüğünü görüyor. Gülşah'ın atölyede tek başına kaldığı bir an bile yok. Film bu sınırı korumak zorunda değil.
Gülşah'ın ikinci göz olduğu sahneler aslında var. Çay kutusunu açan o, paltosunu kapının yanındaki sandalyeye bırakan o. Emre bir sahne daha deniyor. Akşam, Vecdi yukarıda. Gülşah tezgâhın önünde yalnız. Eli alt çekmeceye uzanıyor ve kulpta duruyor. Merdivenden bir adım sesi geliyor. Gülşah elini çekip fırçayı alıyor.
«Şimdi ben de ondan kuşkulanıyorum,» diyor Selim.
«Tam bunu istiyorum,» diyor Emre.
Nermin Hanım ikinci gözün sınırını işaretliyor. Gülşah'a kendi sahneleri verilebilir. Ama hiçbir sahnede karar anı görünmemeli. Çekmece açılırsa ya da Gülşah bir sözle aklanırsa, ikinci göz soruyu bitirir. Gülşah'ın yüzü de artık perdede. Romanda hiç tarif edilmeyen o yüz, ilk karede seyirciye bir şey söyleyecek.
Kaçan cümle, kaçan kesme
Vecdi'nin dilinde tuhaf bir huy göze çarpıyor. Kendine itiraf edemediği bir yere geldiğinde cümleyi başka yöne çeviriyor. Tutkal kokusunu almadığı sabah da öyle yapıyor. Cümle kokudan başlıyor, karşı dükkânın kepengiyle bitiyor.
Emre'nin taslağında Vecdi tutkal kabının üstüne eğiliyor. Kokluyor. Yüzü bir an duruyor. Plan tam orada, beklenenden erken kesiliyor. Sonraki plan sokakta: Celâl kepengini açıyor, bardağını kaldırıyor. Seyirci bir şeyin kaçırıldığını sezer. Kesme, Vecdi'nin kaçan cümlesinin işini görüyor. Dış ses de iç ses de susuyor. Anlatıcının huyu kurguya geçmiş.
Bu araç tutumlu kullanılır. Her kesme kaçarsa seyirci bunu filmin temposu sanar. Kaçan kesmenin gücü, öbür kesmelerin sakin kalmasından gelir.
Hüküm ve olay
Romanda Vecdi sık sık hüküm veriyor. Kızın gözü, kızın elleri, kızın susması. Okur bu hükümleri sayfalar boyunca tek tek tartıyor.
Emre romandan yalnız birkaç hüküm alıyor ve her birine bir olay eşliyor. Kızın deri aşırdığı hükmünün ardından sayım defterindeki iki ayrı sayı geliyor. Mühreyi aldığı hükmünün ardından çay kutusu. Rahmetli karısının çırağa güvenmediği hükmünün ardından, Gülşah'ın ocakta unutulan tutkal kabına koşması.
Çiftlerin sırası da yazılıyor. İlk çiftte olay hükme yakın duruyor, seyirci Vecdi'yle birlikte kuşkulanıyor. Ortadakilerde olay iki yana da çekilebiliyor. Sonuncuda olay hükümden epey uzak. Romanın okurunun sayfalarca yürüdüğü yol, perdede birkaç çiftin eğimine sığıyor. Hiçbir çift tek başına karar vermiyor. Karar, aradaki mesafenin büyümesinden doğuyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Sesi kesmeden önce işlerini yaz. Anlatıcının yaptığı her işi bir satıra dök: seçim, sıra, hüküm, hitap, ses. Sonra her satırın yanına filmde onu kimin üstleneceğini yaz. Boş kalan satır, sesi kestiğinde kaybedeceğin şeydir.
Alıntıyı az ve yerinde kullan. Alıntı anlatım çoğaldıkça görüntüyü süse çevirir. Birkaç cümleyle yetin; her cümlenin ayrı bir görevi olsun. Biri vaat etsin, biri hüküm versin, biri görüntüyle çatışsın.
İlk cümleyi bir vaat olarak düşün. Dış sesin açılış cümlesi, seyirciye anlatıcının neyi bildiğini söyler. Vecdi'nin sağlam sırt cümlesi, ileride kendi aleyhine tanıklık edecek bir söz.
Ses ile kamerayı aynı anda anlatıcıya verme. Dış ses Vecdi'ye aitse, kamera onun yanılgısını paylaşmamalı. Kamera da onun gözüyle bakarsa seyircinin hiçbir çıkışı kalmaz. Kanallardan biri dışarıda durmalı.
Dinleyiciyi seçerken bedeli hesapla. Konuşan dinleyici anlatıcıyı sınar. Susan dinleyici sınama işini başkasına bırakır. Lâle'nin fotoğrafı susuyor; o yüzden sözü duyan Gülşah önem kazanıyor.
Dinleyicinin yerini mekâna yaz. Söz odada söylenince kimin duyacağını binanın planı belirler. Lâle'nin fotoğrafı üst katta, Gülşah'ın tezgâhı alt katta. Aradaki merdiven, bir hükmü suçlananın kulağına taşıyan yol oluyor.
Aynı adamı iki dinleyiciye konuştur. Güvenilmezliği göstermenin en sessiz yolu, anlatıcının iki ayrı muhataba iki ayrı rapor vermesi. Lâle'nin fotoğrafına yakınan adam, oğluna sorun olmadığını anlatıyor.
Askıda kareyi tekrarla. Tek bir belirsiz görüntü bir tesadüf gibi okunur. Aynı nesne döndükçe soru büyür. Çay kutusu her açılışında başka bir sahneye tanık olmalı.
Nesneyi göster, eli gösterme. Askıda karede nesne görünür, karar anı kadraj dışında kalır. Mühre kutuda görünüyor; onu bırakan el görünmüyor.
İkinci göze bilgi değil soru ver. Gülşah'ın yalnız sahneleri onu aklamamalı, suçlamamalı da. Kulpta duran el seyirciye yeni bir kuşku verir, bir cevap vermez.
Kaçan kesmeyi sakin kesmelerle çevrele. Bir kesmenin kaçtığı ancak öbürleri kaçmadığında görünür. Filmin kurgu dili düzenli olmalı ki tek bir erken kesme sırıtsın.
Çiftlerin eğimini planla. Hüküm–olay çiftlerini film boyunca bir sıraya diz. Hüküm ile olay arasındaki mesafe yavaş yavaş açılmalı. Mesafe birden açılırsa seyirci romanın okuru gibi değil, bir polisiye seyircisi gibi düşünür.
Anlatıcının haklı olduğu bir an bırak. Güvenilmez anlatıcı her konuda yanılırsa bir karikatüre döner. Vecdi'nin bir kez haklı çıktığı küçük bir an, seyirciyi bütün öbür hükümleri yeniden tartmaya zorlar. Belki bir deri gerçekten eksiktir, belki bir kitap gerçekten kaybolmuştur.
Sesi geri getirmenin yerini de planla. Dış ses filmin ortasında susarsa seyirci onu unutur. Sona doğru bir kez dönerse, ilk sahnelerdeki güvenle şimdiki kuşku arasında bir köprü kurar. Vecdi'nin ilk cümlesi sonda bir kez daha duyulabilir; bu kez seyirci onu başka bir kulakla dinler.
Hitabın yerini doldurmadan bırakma. Okura seslenmek bir yakınlık kurar. Sesi kaldırdığında o yakınlığı başka bir yoldan kurman gerekir. Kamera Vecdi'ye yakın durabilir, onun küçük ritüellerini sabırla izleyebilir. Seyirci önce ona ısınırsa, sonraki kuşkunun da bir bedeli olur.
Kitabı okumuş seyirciyi unutma. Romanı bilen biri Vecdi'den baştan kuşkulanacak. Askıda kare bu seyirci için de çalışmalı. Vecdi'nin haklı olabileceği küçük bir an, okumuş seyirciyi de tetikte tutar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Güvenilmez anlatıcı ancak dış sesle uyarlanır."
Güvenilmezlik sesin içinde değil, sesle olay arasındaki mesafede yaşar. Ses hiç olmasa da hüküm–olay çiftleri aynı mesafeyi kurabilir.
Yaygın yanlış"Kamera her zaman doğruyu gösterir."
Kamera da bir karakterin yanılgısını paylaşabilir. Seyirci gözüne güvendiği için bu yanılgıya o da ortak olur. Kameranın nerede durduğu yazarın kararıdır.
Yaygın yanlış"Anlatıcıyı kaldırmak onu filmden silmek demektir."
Kalkan yalnız anlatan sestir. Vecdi hâlâ başkarakter. Sesinin işleri sayım defterine, kilide ve sorularına dağılıyor.
Yaygın yanlış"Alıntı anlatım romana sadakatin en güvenli yoludur."
Cümleler korunur, ama işleri değişebilir. Effi Briest'te alıntı, seyirciyi hikâyeye yaklaştırmak yerine ondan uzak tuttu.
Yaygın yanlış"Belirsizlik için kamerayı olaydan uzak tutmak yeter."
Uzak duran kamera bir şey saklandığını ilan eder. Askıda kare olayı yakından gösterir, yalnız kararın verildiği anı dışarıda bırakır.
Yaygın yanlış"Başka karakterlerin bakışını eklemek güvenilmezliği bozar."
İkinci göz soru verirse kuşkuyu besler. Gülşah'ın kulpta duran eli seyirciyi Vecdi'ye biraz daha yaklaştırıyor.
Yaygın yanlış"Anlatıcının yanıldığı bir sahnede açıkça yakalanması gerekir."
Tek bir yakalanma anı bütün soruyu kapatır. Yanılgı, çiftlerin arasındaki mesafe büyüdükçe seyircinin kendi vardığı bir yerde durmalı.
Yaygın yanlış"Güvenilmez anlatıcı bir yalancıdır."
Vecdi yalan söylemiyor, kendi gördüğüne inanıyor. Notes on a Scandal'da da Barbara açıkça yalan söylemiyor; olayları kendi lehine okuyor. Yanılan bir anlatıcıyı yalancı gibi yazmak, seyircinin ona duyacağı acımayı da öldürür.
Yaygın yanlış"Dış ses bir kez kurulursa filmin sonuna kadar sürmelidir."
Ses susabilir, geri dönebilir, yalnız bir iki yerde duyulabilir. Twilight'ta Bella'nın sesi filmi açıyor, sonra kenara çekiliyor. Önemli olan, sesin susmasının da bir anlam taşıması.
Yaygın yanlış"Anlatıcının sesini korumak için onun bütün cümlelerini korumak gerekir."
Ses, cümlelerin toplamından fazlası. Vecdi'nin sesi bazen tek bir hitapta, bazen kaçan bir kesmede, bazen bir fotoğrafa söylenen iki kelimede yaşar.
Yaygın yanlış"Dinleyici, anlatıcıya bahane olsun diye vardır."
Dinleyici anlatıyı yönlendirir. Interview with the Vampire'da muhabir uyarıyı tersinden okuyunca hikâyenin anlamı kaydı.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Romanda anlatıcı seçer, sıralar, hüküm verir, seslenir; film bu işleri araçlara böler.
- Sesi kesmek kuşkunun hızını değiştirir.
- Alıntı anlatım kaynağın sesini korur, ama her cümle görüntüyle yarışır.
- Yerine konan dinleyici okura seslenişi odadaki bir muhataba çevirir; dinleyici değişince rapor da değişir.
- Askıda kare anlatıcının iddiasını ne doğrular ne çürütür.
- İkinci göz anlatıcının tekelini kırar; ona bilgi değil soru verilmeli.
- Kaçan kesme, anlatıcının kaçamağını kurguya taşır; öbür kesmeler sakin kalmalı.
- Hüküm–olay çiftlerinin arasındaki mesafe yavaşça açılmalı.
- Ses ile kamera aynı anda anlatıcıya verilmez; biri dışarıda kalır.
- Güvenilmez anlatıcı yalancı değil, yanılan biridir; arada bir haklı çıkması gerekir.
- CİLTÇİ'de hiçbir araç Gülşah'ı aklamıyor ya da suçlamıyor; karar seyircide kalıyor.
Sonraki derse köprü
Perdeye Vecdi'nin yalnız birkaç hükmü çıktı. Oysa Vecdi kuşkusunu kitabın neredeyse her bölümünde yeniden söylüyor. Karşı dükkândaki Celâl'in davası da sayfalarca süren ayrı bir hikâye. Ragıp'ın Ankara'dan gelen telefonları bir başka hat. Bunların hepsi iki saate sığmayacak. Hangisi ana olay örgüsünü taşıyor, hangisi yalnız bir alt öykü? Tekrarlanan kuşkuların kaçı perdede gerçekten gerekli? Celâl'in davası Vecdi'nin hikâyesine mi hizmet ediyor, yoksa başka bir filmin mi tohumu?