Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Anakronizm bir şeyin ait olmadığı zamanda görünmesidir; hem ileriye hem geriye kayabilir.
- Bugün sızıntısı çoğu zaman araştırmadan değil, yazarken düşünme alışkanlığından doğar.
- Yanlış nesne gözü rahatsız eder; yanlış teknoloji hikâyenin imkânını değiştirir.
- Kelime kayması kulakla, davranış kayması bedenle, değer kayması konuşma uzunluğuyla yakalanır.
- Erken kurum bir tarihle kesin olarak ölçülebilir.
- Tuhaf doğru gerçektir ama yanlış görünür; yazar onu bağlamla korur.
- Bilinçli anakronizm bir kanala bağlıdır, tutarlıdır ve kuralını erken ilan eder.
- Duygu çevirisi bir çağın coşkusunu bugünün işaretiyle aktarır.
- Dönem okuması taslağı yalnızca çağ dışı ayrıntılar için okumaktır.
- Her anakronizm iddiası bir kaynakla doğrulanır; emin olmadığın ayrıntıyı sayfadan çıkarırsın.
- Bilinçli kayma ekip için bir yazar notuyla korunur.
Açılış sahnesi
Selim'in elinde kırmızı bir kurşun kalem var. ARZUHALCİ'nin üçüncü taslağını sayfa sayfa çeviriyor. Bazı kelimelerin etrafına küçük halkalar çiziyor.
Burcu bir repliği yüksek sesle okuyor. Fikriye postanenin önüne koşarak geliyor. "Baba, okuldan geldim!"
Selim kalemini kaldırıyor. "Okul mu? Bu sözcüğü akşam sahnesinden silmiştik."
Emre omuz silkiyor. "Orada sildim, burada kaçmış." Replik ona yine hiç tuhaf gelmemiş. Yazarken kelimeyi aramamış bile, kendiliğinden gelmiş.
"O yıllarda mektep derdi," diyor Selim. "Okul kelimesi birkaç yıl sonra türetildi."
Sayfanın aşağısında bir halka daha var. Postane memurunun masasında bir isimlik duruyor. Üstünde bir ad ve bir soyadı yazıyor. Bir sonraki sayfada Fikriye çantasından bir tükenmez kalem çıkarıyor. Hamdi Efendi ise kalemini hokkaya batırıyor.
"Bunların hepsini araştırdım," diyor Emre. "Defterim dolu."
"Defterin doğru," diyor Burcu. "Sayfan başka bir yıldan konuşuyor."
Emre halkalara tek tek bakıyor. Bazılarını hemen anlıyor. Bazılarının neden çizildiğini anlamıyor. Köylü kadının uzattığı elin yanında da bir halka var. Hamdi'nin akşam kızına verdiği öğüdün yanında da.
"Bunlar da mı yanlış?" diye soruyor.
"Bilmiyorum," diyor Selim. "O yüzden halka çizdim."
Nermin Hanım sayfayı ters çevirip tahtaya yazıyor.
Bir dönem sayfasındaki her nesne, söz ve davranış için iki soru sorulur: o yıl var mıydı, ve yazar onu oraya bilerek mi koydu?
Bu derste ne olacak
Geçmişte geçen bir hikâyeye bugünden sızan şeyleri ARZUHALCİ'nin taslağında arayacağız. Bir kalemin, bir kelimenin, bir tabelanın yılını soracağız. Bir el sıkışmanın ve bir babanın öğüdünün o sonbahara ait olup olmadığını tartışacağız. Henüz kurulmamış bir okulu ve henüz çıkmamış bir kanunu bulacağız. Bir de tersini: çoktan değişmiş bir takvimi. Sonra öbür yüze geçeceğiz: yazarın bile bile koyduğu çağ dışı ayrıntıya. Her kaymanın sayfaya hangi kapıdan girdiğini ve nasıl yakalandığını göreceğiz. Filmler bir ortaçağ turnuvasından, bir koyun otlağından, Moskova'da bir yas haftasından, bir piyano virtüözünün konser salonundan ve Roma işgali altındaki bir şehirden gelecek.
Sıfır noktası
Anakronizm, bir şeyin ait olmadığı zamanda görünmesidir. Kelime Yunanca kökenlidir ve kabaca "zamana karşı" demektir. Dönem filmi izleyen herkes bunun bir örneğini duymuştur. Roma askerinin bileğinde bir kol saati. Ortaçağ köyünün arkasında bir elektrik direği. Bu örnekler çoğu zaman şaka gibi anlatılır. Bazıları gerçekten yaşanmıştır, bazıları ise yalnızca dilden dile dolaşan söylentidir. Her iki durumda da hatanın sahibi kamera arkasındaki ekip sayılır.
Senaristin işi kol saatinden daha zordur. Kol saatini kostüm ekibi yakalar. Sayfadaki anakronizmi ise çoğu zaman kimse yakalamaz. Bir kelime, bir tavır, bir düşünce. Bunlar kostüm odasından geçmez. Doğrudan oyuncunun ağzına gider.
Anakronizmin bir yönü daha var. Her zaman ileriye doğru kaymaz. Bazen yazar bir dönemi olduğundan daha eski gösterir. Bir yasa çoktan değişmiştir ama sayfa eski kuralla yaşar. Bu da aynı hatadır, yalnız yönü terstir. Yazar bir dönemi "eski" diye düşündüğünde onu bütün eski şeylerle doldurur. Oysa her çağın içinde yeni şeyler de vardır. Bin dokuz yüz yirmi sekiz sonbaharı da kendi içinde yeni bir yıldı.
Her anakronizm hata değildir. Bazı yazarlar bir dönemi bilerek bugünün diliyle, bugünün müziğiyle anlatır. İzleyici bunu fark eder ve oyuna katılır. Fark etmezse ya da yanlışlık sanırsa, sözleşme bozulur.
Ayrım burada başlar. İstenmeyen anakronizm yazarın bilmediği bir şeydir. Bilinçli anakronizm yazarın bildiği ve kullandığı bir şeydir. Sayfada ikisi aynı görünebilir. Farkı tutarlılık ve amaç gösterir. Bir kayma bütün film boyunca aynı kurala uyuyorsa izleyici ona güvenir. Bir kez beliriyor ve kayboluyorsa izleyici bir hata yakaladığını düşünür.
Bilinçli anakronizmin bir koşulu var: önce dönemi bilmek. Kuralı bilmeyen kuralı bozamaz, yalnızca ihlal eder. Bilinçli bir kayma, yazarın neyi neden değiştirdiğini söyleyebildiği kaymadır.
Emre'nin taslağındaki halkaların hiçbiri bilinçli değil. Emre dönemi araştırdı. Ama yazarken kendi kelimeleriyle düşündü. Fikriye'nin ağzına kendi çocukluğunun kelimesini koydu. Memurun masasına bugünün isimliğini koydu. Selim'in kırmızı kalemi bu sızıntıların izini sürüyor. Halkaların hepsi aynı ağırlıkta değil. Bazısı bir tarihle kesin olarak ölçülüyor. Bazısı yalnızca bir kuşku. Ders bu iki türü ayırmayı da öğretecek.
Mekanizma
Bugünden sızanlar
Emre'nin taslağındaki halkaların çoğu aynı yoldan geliyor. Hiçbiri bilgisizlikten doğmadı. Hepsi yazma hızından doğdu.
Emre "mektep" kelimesini biliyordu. Defterinde yazıyordu. Ama Fikriye'nin heyecanlı repliğini yazarken kelime kendiliğinden geldi. Okul kelimesi dil devriminin en hareketli yıllarında türetildi. Bin dokuz yüz otuz dört ile otuz beş arasında yerleşti. Fikriye'nin sonbaharından altı yıl kadar sonra.
Sızıntının tehlikesi masum görünmesidir. Kimse bir kelimenin doğum yılını ezbere bilmez. Ama kulak bir şeyin yerinde olmadığını hisseder. İzleyicinin çoğu nedenini söyleyemez. Yalnızca sahnenin biraz bugüne benzediğini duyar.
Nesne ve teknoloji
Tükenmez kalem bir nesne. Ama sahnede bir teknoloji gibi çalışıyor. Macar gazeteci László Bíró bugünkü tükenmezin patentini bin dokuz yüz otuz sekizde aldı. Fikriye'nin elinde on yıl erken duruyor.
Selim hatanın asıl bedelini gösteriyor. "Hamdi kalemini hokkaya batırıyor. Fikriye mürekkep istemeyen bir kalemle yazıyor. Sahnenin bütün karşıtlığı bu kaleme yükleniyor. Ama o kalem yok."
Emre kalemi kurşun kaleme çeviriyor. Kurşun kalem o yıllarda da vardı. Karşıtlık küçülmüyor, tersine inceleşiyor. Hamdi'nin yazısı silinmez mürekkeple. Fikriye'nin yazısı silinebilir bir izle.
Nesneyle teknoloji arasındaki fark şudur. Yanlış bir nesne yalnızca gözü rahatsız eder. Yanlış bir teknoloji hikâyenin neyi mümkün kıldığını değiştirir. Bir mesajın ulaşma süresi, bir haberin yayılma hızı, bir yazının kalıcılığı.
Söz, davranış, değer
Kelime kaymasını kulak yakalar. Davranışın kayması daha sinsidir.
Emre'nin taslağında köylü kadın parayı uzattıktan sonra Hamdi'nin elini sıkıyor. Fikriye babasının masasının kenarına oturup bacak sallıyor. Nermin Hanım ikisinin yanına da bir soru yazıyor. "Bu kasabada, o yıl, bu olur muydu?"
Emre bilmiyor. Burcu da bilmiyor. Böyle bir şey için kesin bir kayıt bulmak zordur. Nermin Hanım'ın kuralı basit. Bilmediğin bir davranışı sahneye koyma. Ya araştır ya da başka bir davranışla anlat. Kadın parayı masaya bırakır, Hamdi başıyla selamlar.
Değerin kayması bundan da zor yakalanır. Taslakta Hamdi bir akşam Fikriye'ye uzun bir öğüt veriyor. Kızına istediği hayatı seçebileceğini, kimseye boyun eğmeyeceğini söylüyor. Burcu sayfayı bırakıyor. "Bu sözü Hamdi mi söylüyor, yoksa sen mi?"
O yıllarda böyle düşünen babalar elbette olabilirdi. Sorun cümlenin imkânsız olması değil. Cümlenin bugünün izleyicisine göz kırpması. Hamdi bir an için bir karakter olmaktan çıkıp bir sözcüye dönüşüyor.
Kurum ve takvim
Bazı anakronizmler bir tarihle kesin olarak ölçülebilir. En çok burada yakalanırlar.
Sınıf sahnesi taslaktan çıkmıştı, ama izi kalmış: Hamdi bir ekim akşamı bir kapının önünden geçiyor. İçeride yetişkin adamlar yeni harfleri heceliyor. Kapıda Millet Mektebi yazıyor. Selim takvimi açıyor. Bu dershaneler bin dokuz yüz yirmi dokuz yılının ilk günü resmen açıldı. Ekimde henüz yoktular.
Memurun isimliği de aynı türden. Soyadı Kanunu bin dokuz yüz otuz dörtte kabul edildi. Aynı yılın sonbaharında efendi, bey, paşa gibi unvanları kaldıran kanun geldi. Taslakta genç bir memurun Hamdi'ye "Bay Hamdi" demesi de buraya düşüyor. "Bay" hitabı o kanunla yaygınlaştı.
Takvimin öbür yüzünde ters yönlü bir hata var. Emre dilekçenin tarihini rumi takvimle atmış. Eski yazı, eski takvim demek sanmış. Oysa ülke miladi takvime bin dokuz yüz yirmi altı başında geçmişti. Hamdi eski harfle yazıyor, ama yeni takvimle tarih atıyor.
Hamdi'nin başındaki kasket bunun bir örneği. Arap harfleriyle yazan yaşlı bir arzuhalci denince birçok izleyicinin aklına fes gelir. Ama fes Şapka Kanunu'yla bin dokuz yüz yirmi beşte kaldırılmıştı. Kasket doğrudur, ama bazı gözlere yanlış görünebilir. Emre kasketi bırakmıyor. Ama ilk sahnede kasabanın bütün başlarını aynı biçimde gösteriyor. Hamdi yalnız kalmıyor, bir çağın içinde duruyor.
Bilerek bozmak
Nermin Hanım halkaları kapatınca soru değişiyor. Taslakta bilerek bir kayma olabilir mi?
Emre bir öneri yapıyor. Fikriye'nin kapıdaki kâğıdı okuduğu anın altına bugünün bir müziği. Elektronik, hızlı, genç. "O kız o an geleceği okuyor," diyor. "Müzik de gelecekten gelsin."
Selim bir başka kayma deniyor. Bütün filmi soluk, kahverengimsi bir renge boyamak. "Eski fotoğraflar gibi."
Nermin Hanım ikisini ayırıyor. Selim'in rengi bir dönem görüntüsü değil, bir fotoğraf baskısının izi. O sonbaharda yaşayanlar dünyayı renkli görüyordu. Emre'nin müziği ise saklanmıyor, bağırıyor. Bağırıyorsa izleyici onun bilerek konduğunu anlar.
Emre'nin müziği bir duygu çevirisi olmak istiyor. Yeni harf o kız için gerçekten yeni bir dünya. Bugünün izleyicisine bu yeniliği nasıl hissettirirsin? Burcu karşı çıkıyor. Müzik yalnız o anda girerse sahne bir reklam filmine dönüşebilir. Bütün film boyunca bir kuralla girerse anlaşma kurulur. Karar açık kalıyor.
Son okuma
Selim'in kırmızı kalemi bir dönem okumasıydı. Emre bundan sonra her taslakta bir okumayı buna ayıracak. Defterine yeni bir sütun açıyor. Kelime, ilk görüldüğü yıl, kaynak. Okul, mektep, efendi, bay, kurşun kalem, tükenmez. Satırlar uzuyor. Bazı satırlarda yıl sütunu boş kalıyor. Emre onların yanına bir soru işareti koymuyor. Kaynağını bulana kadar o kelimeleri sayfadan çıkarıyor.
Atölyenin sonunda Nermin Hanım dosyayı Emre'ye geri uzatıyor. "Rafa mı kalkıyor, dördüncü taslağa mı?" diye soruyor. Emre cevap vermiyor. Dosyayı çantasına koyuyor, rafa da koymuyor. Hamdi Efendi'nin o sonbahardan sonra ne yapacağı hâlâ yazılmadı. Masasını toplayıp gidecek mi, yoksa kızından yeni harfleri öğrenip dilekçe yazmaya devam mı edecek? Sayfada yalnızca mektep, kasket, hokka ve bir kurşun kalem kalıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Kaymayı bir kanala bağla. Bilinçli anakronizm en iyi bir kanaldan aktığında çalışır. Müzik, dil, renk ya da kurum. Helgeland'ın kayması müziğe ve kalabalığa, Iannucci'ninki aksana bağlı. Bir film her kanaldan kayarsa izleyici neyin bilinçli olduğunu ayıramaz.
Kuralını erken ilan et. Bilinçli kayma ilk sahnelerde görünmelidir. Ortada ilk kez beliren bir anakronizm kaza gibi okunur. İzleyici anlaşmayı açılışta imzalar.
Duygunun kaynağını gerçekte bul. Duygu çevirisi bir gerçeğe dayanırsa güçlenir. Liszt'in seyircileri gerçekten coşmuştu. Russell'ın abartısı o coşkuyu bugüne taşıyor. Kaynağı olmayan bir duyguyu çevirirsen yalnızca süs eklemiş olursun.
Eski yazarlar da çeviri yaptı. Walter Scott, Ivanhoe'nun başındaki ithaf mektubunda geçmişin, okuru ilgilendirmek için kendi çağının tavrına ve diline çevrilmesi gerektiğini yazdı. Tarihî kurmacanın tartışması yani iki yüz yıllık. Soru hiçbir zaman çeviri yapıp yapmamak değildi. Soru neyi çevirip neyi koruyacağımızdır.
İstenmeyen anakronizm çoğu zaman kelimede saklanır. Nesneleri kostüm ekibi denetler. Kelimeleri ise kimse denetlemez. Dönem okumasında diyaloğu ayrı oku. Özellikle heyecanlı, aceleyle yazılmış replikleri. Emre'nin "okul"u heyecanla yazılmış bir replikteydi.
Eskiye kaymayı da ara. Bir dönem bazen olduğundan eski gösterilir. Rumi tarih, artık giyilmeyen bir başlık, çoktan değişmiş bir kural. Bu kayma "dönem havası" diye fark edilmez. Ama o yılı bilen biri için aynı derecede yanlıştır.
Tuhaf doğruyu sakla ama yalnız bırakma. Gerçek bir ayrıntı yanlış görünüyorsa onu silme. Çevresine aynı türden başka ayrıntılar koy. Hamdi'nin kasketi kasabanın bütün kasketleri arasında doğal durur.
Değer kaymasını cümle uzunluğundan tanı. Bir dönem karakteri bugünün değerini savunurken genellikle uzun konuşur. Çünkü yazar o cümleyi izleyiciye söylüyordur. Öğüt kısaldıkça karakter geri gelir.
Bilmediğin davranışta geri çekil. Bir jestin döneme uyup uymadığını bilmiyorsan onu öne çıkarma. Sessiz bir bakış, bir baş selamı, masaya bırakılan bir para. Az şey söyleyen davranış az hata yapar.
Belgeyi bir tarih sütunuyla tut. Dönem okumasında yalnızca "doğru mu" sorma. Her kelimenin ve kurumun ilk görüldüğü yılı yanına yaz. Yıl sütunu bir bakışta sızıntıyı gösterir.
Teknolojiyi olay örgüsünün hızıyla ölç. Bir dönem teknolojisi yalnızca bir nesne değil, bir hızdır. Haber kaç günde ulaşır, mektup kimin elinden geçer, yazı ne kadar kalıcıdır? Taslakta bir şey fazla çabuk oluyorsa, arkasında çağ dışı bir araç saklanıyor olabilir.
Bilinçli kaymayı ekip için yaz. Senaryodaki bilinçli anakronizm bir notla korunmalı. Yoksa kostüm, müzik ya da diyalog düzeltmeni onu hata sanıp siler. Kısa bir yazar notu, kaymanın kanalını ve sınırını söyler.
Hiciv ile dram aynı kaymayı farklı kullanır. Hiciv anakronizmi gösterir ve izleyiciye fark ettirir. Dram onu ya tamamen saklar ya da bir kural olarak ilan eder. Ortada kalan kayma her iki türde de zayıflar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Anakronizm kostüm ekibinin sorunudur."
Kostüm ekibi saati ve gözlüğü yakalar. Senaristin sorunu sayfadaki kelime, kurum ve düşüncedir. Bunlar kostüm odasından geçmez.
Yaygın yanlış"İzleyici küçük ayrıntıları fark etmez."
İzleyicinin çoğu nedenini söyleyemez. Ama sahnenin bugüne benzediğini hisseder. Dönemi bilen bir azınlık ise hatayı hemen yakalar.
Yaygın yanlış"Anakronizm hep ileriye doğru olur."
Bir dönem olduğundan eski gösterilebilir. Değişmiş bir takvim, kaldırılmış bir başlık, yerine yenisi gelmiş bir kural da çağ dışıdır.
Yaygın yanlış"Bilinçli anakronizm her hatayı mazur gösterir."
Bilinçli kayma bir kurala dayanır ve tutarlıdır. Tek bir sahnede beliren ve bir daha görünmeyen kayma kural değil, kazadır.
Yaygın yanlış"Dönemin doğrusu her zaman inandırıcıdır."
Bazı doğrular izleyiciye yanlış görünür. Kasketli bir arzuhalci, fesli birini bekleyen izleyiciyi şaşırtabilir. Yazar gerçeği korur, ama bağlamını da kurar.
Yaygın yanlış"Dönem karakteri bugünün değerlerini taşırsa daha sevimli olur."
Karakter sevimli olabilir ama sahne yalan söyler. Değer kayması karakteri bir sözcüye dönüştürür ve dönemi düzleştirir.
Yaygın yanlış"Eski görüntü için sepya renk yeterlidir."
Sepya bir fotoğraf baskısının izidir, bir çağın rengi değildir. O yıllarda yaşayanlar dünyayı renkli görüyordu. Soluk renk bir üslup seçimidir, dönem gerçeği değil.
Yaygın yanlış"Dönem okuması bir kez yapılır."
Her yeni taslak yeni replikler getirir ve yeni sızıntılar da onlarla gelir. Dönem okuması her taslağın sonunda yeniden yapılır.
Yaygın yanlış"Gerçek olay filmlerinde anakronizm olmaz, çünkü her şey belgelidir."
Belgeler olayları kaydeder, gündelik sözleri ve jestleri çoğu zaman kaydetmez. Boşlukları dolduran yazar, kendi çağının kelimelerini oraya taşıyabilir.
Yaygın yanlış"Bilinçli anakronizm yalnız komedide işe yarar."
Dinsel bir müzikal de, karanlık bir dram da bilinçli kaymayla kurulabilir. Belirleyici olan tür değil, kuralın açıklığıdır.
Yaygın yanlış"Bir kelimenin eski olduğunu sezgiyle bilirim."
Birçok kelime sanıldığından yenidir. Okul ve bay gibi tanıdık kelimelerin bile bir doğum tarihi var. İkisi de Hamdi'nin sonbaharından sonra doğdu. Sezgi değil, sözlük ve kaynak gerekir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Anakronizm bir şeyin ait olmadığı zamanda görünmesidir; hem ileriye hem geriye kayabilir.
- Bugün sızıntısı çoğu zaman araştırmadan değil, yazarken düşünme alışkanlığından doğar.
- Yanlış nesne gözü rahatsız eder; yanlış teknoloji hikâyenin imkânını değiştirir.
- Kelime kayması kulakla, davranış kayması bedenle, değer kayması konuşma uzunluğuyla yakalanır.
- Erken kurum bir tarihle kesin olarak ölçülebilir.
- Tuhaf doğru gerçektir ama yanlış görünür; yazar onu bağlamla korur.
- Bilinçli anakronizm bir kanala bağlıdır, tutarlıdır ve kuralını erken ilan eder.
- Duygu çevirisi bir çağın coşkusunu bugünün işaretiyle aktarır.
- Dönem okuması taslağı yalnızca çağ dışı ayrıntılar için okumaktır.
- Her anakronizm iddiası bir kaynakla doğrulanır; emin olmadığın ayrıntıyı sayfadan çıkarırsın.
- Bilinçli kayma ekip için bir yazar notuyla korunur.
Sonraki derse köprü
Bir sonraki ders geçmişin en ağır konularından birine bakıyor: savaşa. Savaş filmi denince çoğu insanın aklına önce siper ve top sesi gelir. Ama savaş bir cephede olduğu kadar bir mutfakta, bir esir kampında, bir yas evinde de yaşanır. Savaş aynı malzemeden çok farklı filmler doğurur. Kamera siperde mi duracak, cepheden mektup bekleyen bir evde mi? Belki savaş bittikten yıllar sonra, dönen birinin sofrasında. Aynı savaş, kameranın durduğu yere göre bambaşka bir hikâye olur. Savaş anlatısının odağı nereye konur?