Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Açık uçlu anlatı bazı soruları bilerek cevapsız bırakır.
- Olay örgüsü boşluğu ile bilinçli belirsizlik ekranda aynı görünür; fark yazarın masasındadır.
- Cevap sınaması, yazarın kendi cevabını yazıp yazamadığını yoklar.
- Saklı cevap sayfaya girmez ama bütün sahneleri düzenler.
- Okuma dengesi, birkaç okumanın hiçbirinin ağır basmamasıdır.
- Yorum malzemesi, birkaç okumayı birden besleyen küçük ayrıntılardır.
- Kapatma sahnesi açık soruyu sonda tek cevaba bağlar ve öbür okumaları siler.
- Askıda ilişki, yönü belli ama varacağı yeri belirsiz bir ilişkidir.
- Açık bir sonun dili ilk sayfalardan kurulur; sonda ilk kez belirsizleşen film bir kaza gibi okunur.
- Tematik soruya hüküm vermemek, iki tarafı da insan olarak yazmayı ister.
- HAT'ta tabelanın sökülüp sökülmediği ve Zübeyde'nin neden beklediği açık kalıyor.
Açılış sahnesi
Emre HAT'ın yeni taslağını getiriyor. Eski taslak Cavit'in anahtarı tabelanın cıvatasına dayadığı anla bitiyordu. Emre o anın ardına iki sayfa eklemiş. Öbür sayfalarda neredeyse hiç diyalog yoktu. Bu iki sayfa ise baştan sona konuşma.
Sahne mahalledeki kahvehanede geçiyor. Ramiz pencerenin önünde oturuyor. Karşısında Cavit, iş tulumuyla. Cavit üçüncü kez tabelayı sökmeden dönmüş. Ramiz ona bir hikâye anlatıyor. Yıllar önce Zübeyde'nin oğlu sabahın ilk otobüsüne binmiş. Askere gitmiş ve dönmemiş. Zübeyde o günden beri aynı saatte durağa iniyormuş.
Burcu sayfayı okuyup bitiriyor. "Güzel yazılmış," diyor. "Ama film burada bitti mi, yoksa burada mı kapandı?"
Selim kalemini sayfanın kenarına koyuyor. "Ben bütün taslak boyunca bir kadının neden beklediğini düşündüm. Son iki sayfada biri bunu benim yerime düşündü."
Emre itiraz ediyor. "Seyirci bir cevap ister. Yoksa kandırıldığını hisseder."
Nermin Hanım sayfaları kendine çekiyor. Önce Ramiz'in uzun konuşmasına, sonra Emre'ye bakıyor.
"Sana bir şey soracağım," diyor. "Bu oğul hikâyesini sayfaya yazmadan önce biliyor muydun? Yoksa son sahneye bir cevap gerektiği için mi buldun?"
Emre cevap vermeden önce sayfaları geri alıyor.
Açık bir son, yazarın cevabı bilmemesinden değil, cevabı seyirciyle nasıl paylaşacağını seçmesinden doğar.
Bu derste ne olacak
HAT'ın son sahnesini atölyenin masasında söküp yeniden tartacağız. Önce Emre'nin elinde gerçekten bir cevap olup olmadığını sınayacağız. Sonra o cevabı sayfaya yazmadan nasıl taşıyabileceğini konuşacağız. Zübeyde'nin bekleyişine birden çok okuma açan küçük işaretleri tek tek yerleştireceğiz. Ramiz ve Cavit ile kurduğu yarım ilişkilerin nasıl bitebileceğini, daha doğrusu nasıl bitmeyebileceğini deneyeceğiz. Cevapsız bir sorunun bir boşluktan nasıl ayrıldığını Emre'nin kendi defteri üzerinden göreceğiz. Belediyenin kararına bir hüküm vermeden temayı nasıl açık tutabileceğini de tartacağız. Fransa'dan, İran'dan, Kore'den ve Amerika'dan beş filmin son sahnelerine de yaslanacağız. Her birinde açık kalan sorunun ne olduğunu ve filmin seyirciye hangi malzemeyi bıraktığını arayacağız.
Sıfır noktası
Her hikâye seyircinin aklına sorular eker. Kim kazanacak? Ne saklanıyor? Bu iki insan birbirine kavuşacak mı? Klasik anlatı bu soruların çoğunu sonunda cevaplar. Seyirci salondan hesabı kapanmış olarak çıkar.
Açık uçlu anlatı bu hesabın bir kısmını açık bırakır. Bazen bir soru hiç cevaplanmaz. Bazen iki insanın arasındaki ilişki yarıda kalır. Bazen karakterin yarını karanlıkta durur. Bazen de filmin sorduğu büyük soruya, yani tematik soruya, bir hüküm verilmez.
Bu açıklığın biçimleri farklıdır. Bir filmde açık kalan şey bir olgu olabilir: biri öldü mü, gitti mi? Başka bir filmde açık kalan bir duygudur: bu iki insan birbirini affetti mi? Bir başkasında ise açık kalan şey yarının kendisidir. Karakter bir eşikten geçmiştir ama nereye vardığı gösterilmez.
Bu açıklık bir zayıflık da olabilir, bir güç de. Seyirci iki durumu çoğu zaman sezgiyle ayırır. Birinde film bir soruyu düşürmüş gibidir. Öbüründe film o soruyu ona emanet etmiştir.
Senaryo dilinde ilk duruma olay örgüsü boşluğu denir. Hikâyenin kendi bilgileriyle açıklanamayan bir şey kalmıştır. Seyirci bunu fark ettiğinde hikâyeye güveni sarsılır. İkinci duruma ise bilinçli belirsizlik denir. Yazar soruyu görmüş, tartmış ve cevapsız bırakmayı seçmiştir.
Dışarıdan bakınca ikisi aynı görünür. İkisinde de ekranda bir cevap yoktur. Fark sayfanın arkasındadır. Yazarın masasında bir cevap, ya da birkaç cevabın dengeli bir dağılımı var mı? Yoksa orada da bir boşluk mu duruyor?
Emre'nin son sahnesi ilginç bir yerde duruyor. Sayfada bir cevap var, ama Emre o cevaba inanmıyor olabilir. Oğul hikâyesi bir boşluğu kapatmak için yazılmış olabilir. O zaman sorun sahnenin varlığı değil, sahnenin hangi ihtiyaçtan doğduğu. Bu ders o ihtiyacı açığa çıkarmakla başlıyor.
Bir şeyi baştan söylemek gerek. Açık son, kapalı sondan daha değerli bir seçim değildir. Bir polisiye failini açıklamadan bittiğinde seyirci haklı olarak öfkelenir. Bir aile dramı her sorunu çözerek bittiğinde ise bazen fazla düzenli görünür. Hangi sorunun açık kalacağı, filmin seyirciyle baştan yaptığı sözleşmeye bağlıdır. HAT az konuşan, çok gözleyen bir film. Seyirci taslak boyunca kendi çıkarımlarını yapmaya alıştırıldı. Böyle bir filmin sonunda gelen uzun bir açıklama, o alışkanlığı geriye dönük olarak boşa çıkarabilir.
Mekanizma
Cevap sende mi
Nermin Hanım sorusunu yineliyor. Emre bir süre düşünüyor. Sonunda dürüst davranıyor. Oğul hikâyesini son haftada yazmış. Ondan önce Zübeyde'nin neden beklediğini hiç sormamış.
Emre'den istenen şey basit. Bir kâğıda Zübeyde'nin neden beklediğini yazacak. Tek bir cevap da olabilir, üç ayrı ihtimal de. Yazamıyorsa sahnelerin bir yere bakmadığı anlaşılır.
İlk denemede kâğıt boş kalıyor. Emre kalemi çeviriyor ama bir şey yazamıyor. Bu dürüst bir sonuç. Bütün taslak boyunca Zübeyde'yi gözlemiş, ama içine hiç girmemiş.
Selim bunun bir eksiklik olmadığını söylüyor. Gözlem de bir yöntem. Ama gözlemci bile neye baktığını bilmeli. Yoksa sahneler birbirinden kopar. Bir sabah Zübeyde yağmurda bekler, ertesi sabah aynı yağmurda evde kalır ve bunun bir nedeni yoktur. İşte orada bilinçli belirsizlik biter, olay örgüsü boşluğu başlar.
Katlanmış kâğıt
Emre ikinci denemede bir şey yazıyor. Kimse ne yazdığını görmüyor. Nermin Hanım kâğıdı katlatıp Emre'nin ceketinin cebine koyduruyor.
Cebindeki kâğıt Emre'nin bütün sahnelerini sessizce düzenliyor. Zübeyde'nin hangi günlerde daha uzun oturacağını o kâğıt söylüyor. Hangi sesle başını çevireceğini de. Seyirci kâğıdı hiçbir zaman okumuyor. Ama Zübeyde'nin her davranışının bir yere bağlı olduğunu hissediyor.
Burcu burada başka bir yol öneriyor. Belki Emre tek bir cevap seçmek zorunda değil.
Üç okuma
Burcu tahtaya Zübeyde'nin bekleyişine dair üç ihtimal yazıyor. Bir ölünün ardından bekleyiş. Bırakılamayan bir alışkanlık. Evde tek başına geçen sabahlardan bir kaçış.
Emre'nin taslağını bu gözle okuyorlar. Ölüm okuması baştan beri ağır basıyor. Yeni taslakta Zübeyde siyahlar giyiyor. Bir sahnede mezarlık yolunu gösteren bir levhanın önünden geçiyor. Son sahnedeki oğul hikâyesi de bu tarafa bir ağırlık daha koyuyor. Alışkanlık okumasını destekleyen tek bir ayrıntı yok.
Selim siyah giysiyi bir hırkayla değiştirmeyi öneriyor. Mezarlık levhasını da çıkarıyor. Yerine Zübeyde'nin her sabah evden aynı dakikada çıkışını koyuyor, saatine bakmadan. Bu küçük değişiklikle teraziler birbirine yaklaşıyor.
Küçük işaretler
Açık bir soru seyirciyi kendi hâline bırakmaz. Ona üzerinde düşüneceği bir şey verir. Emre bunun için Zübeyde'nin çevresine birkaç küçük ayrıntı yerleştiriyor.
Zübeyde'nin paltosunun cebinde eski, delikli bir kâğıt bilet var. Hat kaldırılmadan önce de kâğıt bilet kullanılmıyordu. Bu bilet kimin? Ne zamandan kalma? Zübeyde çoğu sabah bankın tozunu siliyor, sonra yanındaki boş yeri de mendille siliyor. O yere çoğu sabah kimse oturmuyor. Köşeden bir araç dönünce başını kaldırıyor. Araç geçince yeniden önüne bakıyor.
Bu ayrıntıların hiçbiri bir cevap değil. Bilet bir ölünün eşyası da olabilir, yıllardır saklanan bir alışkanlık nesnesi de. Boş bırakılan yer birinin yeri olabilir. Ya da yalnız yaşayan birinin bir türlü bırakamadığı bir düzen. Selim bunu bir ölçüyle tartıyor. Her ayrıntı en az iki okumaya hizmet etmeli. Yalnız tek okumayı besleyen bir ayrıntı gizli bir cevaptır.
Ramiz'in konuşması
Şimdi asıl karar geliyor. Kahvehane sahnesi ne olacak?
Ramiz'in konuşması tam olarak böyle bir sahne. Oğul hikâyesi bütün delikli biletleri, boş yerleri ve köşeye bakışları tek bir anlama bağlıyor. Seyirci geriye dönüp filmi yeniden okuyor ve her şey yerine oturuyor. Ama yerine oturan bir film artık düşündürmez. Seyirci onu salonda bırakır.
Atölye burada ikiye bölünüyor. Burcu sahnenin çıkmasını istiyor. Selim sahneyi tutmayı ama içini boşaltmayı öneriyor. Emre ise hâlâ seyircinin kandırılmış hissedeceğinden korkuyor.
Nermin Hanım kesin bir hüküm vermiyor. Bazı filmler kapatma sahnesine ihtiyaç duyar ve seyirciyle bunun sözleşmesini baştan yapar. HAT'ın sözleşmesi başka. Taslak boyunca seyirciye kimse bir şey açıklamadı. Son iki sayfada başlayan bir açıklama, filmin kendi diline yabancı kalıyor.
Emre sonunda Selim'in yolunu seçiyor. Kahvehane sahnesi kalıyor. Ramiz ve Cavit yine aynı masada. Ama Ramiz bu kez hikâye anlatmıyor. Cavit'e kaldırılan hattın eski güzergâhını anlatıyor. Hangi sokaktan dönülürdü, hangi bakkalın önünde durulurdu. Konuşma uzarken Ramiz başını pencereye çeviriyor. Pencereden durak görünüyor. Zübeyde bankta oturuyor.
Yarım kalan iki ilişki
Kahvehane sahnesi başka bir şeyi daha görünür kılıyor. Zübeyde'nin iki ilişkisi de yarım.
Ramiz her sabah ekmek almaya giderken duraktan geçiyor. Zübeyde'ye başıyla selam veriyor, çoğu sabah durmuyor. Aralarında eski bir şey var. Taslak boyunca ne olduğu söylenmiyor. Bir sabah Ramiz de gelip bankın uzak kenarına iliştiriyor kendini. Aralarında bir kişilik yer kalıyor. İkisi de konuşmuyor. Sonra Ramiz kalkıp gidiyor. Ertesi sabah yine oturacak mı? Film bunu sormuyor.
Cavit ile ilişki daha yeni. Cavit ikinci gelişinde merdivene çıkıp tabelanın dört cıvatasından birini sökmüştü. Sonra Zübeyde'ye bakıp merdiveni katlamıştı. Tabela artık hafifçe eğri duruyor. Bu eğrilik ilişkinin kendisi. Cavit işini yapmadı, ama hiç yapmamış da değil.
Kimin hattı
Son bir tartışma tema üzerine. Belediye hattı kaldırdı. Bu bir haksızlık mı? Emre'nin taslağında belediyenin adı hiç geçmiyor. Kötü bir müdür, yanlış bir karar yok. Yalnız sökülmesi gereken bir tabela ve onu sökmekle görevli genç bir işçi var.
Burcu burada da bir cevap aramıyor. Bir şehrin bir alışkanlığa ne borçlu olduğu sorusu açık kalıyor. Seyirci kendi mahallesindeki kaldırılan bir şeyi hatırlayıp kendi cevabını verecek.
Emre son sayfaların sırasını değiştiriyor. Kahvehane sahnesi öne alınıyor. Film yine eski anla bitiyor. Sabah. Zübeyde bankta. Cavit merdivende, anahtarı cıvataya dayalı. Kesme.
Tabelanın sökülüp sökülmediğini sayfa söylemiyor. Zübeyde'nin neden beklediğini de. Emre'nin cebinde katlanmış bir kâğıt duruyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Cevabı önce kendin yaz. Açık bırakacağın soruya yazarken bir cevabın ya da cevap kümesinin olsun. Sayfaya koymayacaksın. Ama sahnelerin hangi yöne baktığını o cevap bilecek.
Boşluğu belirsizliğe çevirme. Bir soruyu sen de cevaplayamıyorsan onu açık uç diye sunma. Önce cevabı ara. Bulamazsan hikâyenin o soruyu hiç sormamasını sağla.
Okumaları tart. Her okumayı destekleyen ayrıntıları ayrı ayrı say. Biri ötekilerden çok ağır basıyorsa açıklığın aslında tek cevaba kaymış. Seyirci bunu fark eder ve kendini yönlendirilmiş hisseder.
İki işli ayrıntı seç. Yorum malzemesi her zaman en az iki okumaya hizmet etsin. Tek okumaya hizmet eden ayrıntı bir ipucudur. İpucu ise bir bulmacanın parçasıdır, açık bir sorunun değil.
Kapatma sahnesini bir kez yaz, sonra tart. Bazen sorunun cevabını görmek için onu yazmak gerekir. Ama yazdığın sahneyi tutmak zorunda değilsin. Çıkardığın sahnenin bilgisi saklı cevaba dönüşür.
Açıklamayı başka bir konuşmaya çevir. Bir sahne her şeyi açıklıyorsa onu silmek yerine konusunu değiştir. Ramiz eski güzergâhı anlatırken pencereye bakar. Bilgi gitmiş, bakış kalmıştır.
İlişkinin yönünü göster, varacağı yeri değil. Askıda bir ilişkiyi bir jestle bitir. Bir oturuş, bir koşu, sökülen tek bir cıvata. Seyirci yönü okusun, durağı kendisi kursun.
Açık sonun dilini erkenden kur. Film sonda ilk kez belirsizleşirse seyirci bunu bir kaza sanır. Belirsizlik ilk sayfalardan bir doku olarak durmalı.
Tematik soruya hüküm vermeden dürüst kal. Bir şehrin bir alışkanlığa borcu gibi büyük bir soruyu açık bırakıyorsan iki tarafı da insan olarak yaz. Kötü bir müdür, soruyu bir hükme çevirir.
Seyircinin kızgınlığını ölç. Açık son bazı seyircileri kızdırır. Bu kızgınlık bir şey kaybettikleri için değil, bir şey sordukları içindir. Ama seyirci aldatıldığını hissediyorsa elindeki şey açık son değil, bir boşluktur.
Açık soruyu bir nesneye bağla. Soyut bir soru seyircinin aklında uzun kalmaz. Bir bilete, bir boş yere, eğri bir tabelaya bağlanan soru ise her sahnede yeniden görünür. Nesne cevabı taşımaz, soruyu taşır.
Kapalı olanı gerçekten kapat. Açık bıraktığın soru dışındaki her şey net olsun. Mekân, zaman, kimin kim olduğu seyirciyi yormasın. Seyircinin dikkati tek bir açık soruya toplanırsa o soru ağırlık kazanır. Her şey bulanıksa hiçbir soru öne çıkmaz.
Son planın süresini hesapla. Açık bir son çoğu zaman bir planın uzunluğuyla kurulur. Kesme erken gelirse seyirci bir sonu kaçırdığını sanır. Geç gelirse plan bir cevaba dönüşmeye başlar. Uzak bir tarlada iki nokta ya da merdivende duran bir işçi, seyirciye düşünecek kadar zaman vermeli.
Cevap kâğıdını okuyana göstermeyi düşün. Yapımcıya ya da yönetmene saklı cevabını söylemek bir seçenektir. Oyuncu bir cevabı bilerek oynarsa her bakışı tutarlı olur. Seyirci yine bilmez.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Açık son, yazarın bitirmeye üşenmesidir."
Bilinçli bir açık son çoğu zaman kapalı bir sondan daha çok emek ister. Yazar her okumayı ayrı ayrı tartmak, ayrıntıları dengelemek zorundadır.
Yaygın yanlış"Ne kadar az açıklarsam o kadar derin olur."
Az açıklamak derinlik getirmez. Seyirciye üzerinde düşünecek malzeme verilmemişse elde kalan yalnız eksikliktir.
Yaygın yanlış"Seyirci her zaman bir cevap ister, yoksa kandırılmış hisseder."
Seyirci bir cevap ister, ama kandırılmışlık hissi cevapsızlıktan değil tutarsızlıktan doğar. Kendi diliyle tutarlı bir açık son seyirciyi düşündürür.
Yaygın yanlış"Açık uçlu film birçok yere çekilebilir, her okuma geçerlidir."
Açık bir son birkaç tutarlı okumaya izin verir, her okumaya değil. Malzemenin desteklemediği bir okuma, seyircinin kendi filmidir.
Yaygın yanlış"Belirsizlik için bilgiyi gizlemek yeter."
Gizlenen bilgi seyircide bir bulmaca duygusu yaratır. Bulmaca ise çözüm ister. Açık soru ise cevabın birden çok olabileceğini baştan kabul eder.
Yaygın yanlış"Kapatma sahnesi her zaman bir hatadır."
Bazı hikâyeler seyirciyle baştan bir açıklama sözleşmesi yapar ve o sözü sonda tutar. Sorun sahnenin kendisi değil, filmin geri kalanının diliyle çelişmesidir.
Yaygın yanlış"Açık son yalnız sanat filmlerine aittir."
Bir gerilim, bir aşk filmi ya da bir aile dizisi de bir soruyu açık bırakabilir. Belirleyici olan tür değil, filmin seyirciyle baştan yaptığı sözleşmedir.
Yaygın yanlış"Yazar açık sonun anlamını sonradan açıklamalı."
Röportajda verilen bir cevap filmi değiştirmez. Seyirci yalnız sayfada ve perdede olana tutunur. Saklı cevap yazarın kendi pusulasıdır, seyirciye borçlu olduğu bir açıklama değildir.
Yaygın yanlış"Açık son seyirciyi tembelleştirir."
Tersine, seyirciyi işe koşar. Seyirci salondan bir soru ve bir avuç malzemeyle çıkar. Film onun aklında bir süre daha oynamaya devam eder.
Yaygın yanlış"Açık sonda her şey açık kalmalı."
Çoğu açık uçlu film yalnızca bir ya da iki soruyu açık bırakır. Geri kalan her şey nettir. Seyirci neyin açık kaldığını ancak öbürleri kapandığında görür.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Açık uçlu anlatı bazı soruları bilerek cevapsız bırakır.
- Olay örgüsü boşluğu ile bilinçli belirsizlik ekranda aynı görünür; fark yazarın masasındadır.
- Cevap sınaması, yazarın kendi cevabını yazıp yazamadığını yoklar.
- Saklı cevap sayfaya girmez ama bütün sahneleri düzenler.
- Okuma dengesi, birkaç okumanın hiçbirinin ağır basmamasıdır.
- Yorum malzemesi, birkaç okumayı birden besleyen küçük ayrıntılardır.
- Kapatma sahnesi açık soruyu sonda tek cevaba bağlar ve öbür okumaları siler.
- Askıda ilişki, yönü belli ama varacağı yeri belirsiz bir ilişkidir.
- Açık bir sonun dili ilk sayfalardan kurulur; sonda ilk kez belirsizleşen film bir kaza gibi okunur.
- Tematik soruya hüküm vermemek, iki tarafı da insan olarak yazmayı ister.
- HAT'ta tabelanın sökülüp sökülmediği ve Zübeyde'nin neden beklediği açık kalıyor.
Sonraki derse köprü
Selim HAT'ın kurgu planını açıyor. Zübeyde'nin bankta oturduğu plan şimdilik birkaç saniye sürüyor. Seyirci onun beklediğini anlıyor ama kendisi beklemiyor. Bu plan ne kadar uzarsa seyirci Zübeyde'nin bekleyişini kendi bedeninde hisseder? Cavit'in kalan cıvataları sökmesi bir kesmeyle mi geçmeli, yoksa bütün emeğiyle mi görünmeli? Her sabah aynı bankı gösteren bir film, tekrar ve sessizlikle nasıl bir gerilim kurabilir? Görünür hiçbir olay olmadan seyirciyi ekranda tutan şey ne olabilir?