İçeriğe geç

Ders 90.2

Absürt anlatı

Senaryo Akademisi — Bölüm VII, Modül 90

3.269 kelime5 film örneği≈ 15 dk okuma≈ 22 dk seslendirmesıfırdan ileri

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Absürt anlatı, anlam arayan bir insanı cevap vermeyen bir dünyayla karşılaştırır.
  • Kapalı mantık, saçma kuralların tutarlı uygulanmasıdır; tuhaflık içerikte, düzen uygulamadadır.
  • Kural, birinin onun bedelini ödediği anda seyirci için gerçek olur.
  • Takılı davranış, işe yaramadığı hâlde sürdürülen eylemdir ve karakterin sisteme cevabıdır.
  • Kopuk diyalog, cevabın kılığını taşıyan ama bilgi taşımayan konuşmadır.
  • Dayanaksız otorite, gerekçesiz uygulanır; gücü herkesin uymasından gelir.
  • Cevapsız dünya, varoluşsal çatışmanın karşı tarafıdır.
  • İnançlı oyunculuk, absürdü gerçekmiş gibi oynar; göz kırpmaz.
  • Döngüde dünya aynı kalır, karakterde bir iz kalır.
  • Çözümsüzlük bir eksik değil, yazarın bilerek verdiği karardır.
  • Absürt, bir kurumu hedef alan hicivden ayrıdır; sistemin içinde yaşayan insana bakar.
  • Karakter saçmalığı adlandırdığı anda seyirci o dünyadan çıkar.

Açılış sahnesi

Selim taslağın yeni sayfalarını dağıtıyor. Burcu ilk sayfada gülmeye başlıyor, ikincide susuyor.

Bekleme salonu. Münir sabah girer girmez numaratörden bir kâğıt çekiyor. Kâğıdı dizinin üstünde düzeltiyor. Ekrana bakıyor. Sonra sandalyeleri sayıyor. Dün yirmi üç taneydi. Bugün yirmi dokuz.

Gişeye gidiyor. Hasibe başını kaldırmadan konuşuyor: "Sıranız geldiğinde, sıranız gelmiş olacak."

Münir yerine dönüyor. Kâmuran yanına eğilip fısıldıyor: "Kâğıdı katlama. Katlayanı bir daha çağırmıyorlar."

Buraya kadar herkes sessiz. Sonra beşinci sayfa geliyor. Münir ayağa fırlıyor ve bağırıyor: "Burası delirmiş! Sandalyeler kendi kendine mi çoğalıyor?"

Selim sayfayı bırakıyor. "Bu repliği yazarken çok rahatladım. Ama okurken bir şey söndü."

Emre itiraz ediyor. "Ama normal bir insan böyle bağırır. Münir aptal değil."

Nermin Hanım beşinci sayfayı öteki sayfaların üstüne koyuyor. "Münir aptal değil, doğru. Ama bağırdığı anda salonun yerine seyircinin salonu geçiyor. Bizim dünyamız. Sandalyelerin çoğalmadığı dünya. O zaman ortada tuhaf bir salon yok, bir şaka var."

Burcu ekliyor: "İlk iki sayfada korktum. Beşincide rahatladım. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum."

Absürt bir dünyada karakter saçmalığı adlandırdığı anda, seyirci o dünyadan çıkıp kendi dünyasına döner.

Bu derste ne olacak

Dışarıdan anlamsız görünen bir düzenin içeriden nasıl kurulduğuna bakacağız. Kuralların neden saçma ama tutarlı olması gerektiğini konuşacağız. Bir karakterin işe yaramayan bir davranışı neden bırakmadığını anlamaya çalışacağız. Soruya cevap gibi görünen ama cevap olmayan konuşmaları yazacağız. Gerekçesini hiç söylemeyen bir otoriteyi sahneye koyacağız. Anlam arayan bir insanın sessiz bir dünyayla çatışmasını izleyeceğiz. Başa dönen bir hikâyede neyin değiştiğini arayacağız. Cevapsız kalan bir sonun neden bir eksik olmadığını tartacağız. Oyuncunun gülmeden oynamasının bu dünyayı nasıl ayakta tuttuğunu da göreceğiz. Örnekler bir apartmandan, bir Yunan kıyı kasabasından, bir dağ köyünden, Nazaret'ten ve bir Çek kasabasının balo salonundan geliyor.

Sıfır noktası

Absürt kelimesi gündelik dilde "saçma" anlamına gelir. Anlatıda ise daha dar bir şey söyler. Absürt anlatı, insanın anlam arayışı ile ona cevap vermeyen bir dünya arasındaki uçurumu sahneye koyar. Gülünç olabilir, korkutucu olabilir, çoğu zaman ikisi birden.

Bu düşüncenin tiyatroda bilinen bir kökü var. Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken oyununda iki adam bir yol kenarında Godot adında birini bekler. Godot gelmez. Eugène Ionesco'nun Kel Şarkıcı oyununda karakterler konuşur, ama sözleri birbirine değmez. Eleştirmen Martin Esslin bu oyunlara topluca "Absürt Tiyatro" adını verdi. Ad tutundu. Ondan yaklaşık yirmi yıl önce Albert Camus Sisifos Söyleni adlı denemesinde absürdü bir karşılaşma olarak tarif etti: insanın anlam isteği ile dünyanın sessizliği. Sisifos'un taşı her seferinde tepeden geri yuvarlanır, o da her seferinde yeniden iter.

Sinemada absürt, çoğu zaman bir sistemle gelir. Bir bina, bir kurum, bir oyun, bir kasaba. Sistemin kuralları vardır. Kurallar dışarıdan anlamsızdır. Ama içerideki herkes onlara uyar. Seyirciyi tedirgin eden şey de budur: saçmalık bir kişinin aklında değil, herkesin paylaştığı düzendedir.

Absürt, gerçekçi anlatının üstünde duran bir zekâ gösterisi sayılmaz. Altında da durmaz. Seyirciye farklı bir pazarlık önerir. Seyirci "neden" sorusunun cevabını beklemeyi bırakır. Onun yerine "nasıl" sorusuna bakar. Bu kural nasıl işliyor? Bu insan bu kurala nasıl dayanıyor?

Selim'in taslağı adı verilmeyen bir kamu dairesinin bekleme salonunda geçiyor. Hangi daire olduğu, hangi işin görüldüğü yazmıyor. Ellilerindeki memur emeklisi Münir her gün sıra numarası alıyor. Ekrandaki numara hiç onunkine gelmiyor. Salon da her gün biraz değişiyor. Sandalyeler çoğalıyor, bir sabah pencere duvara dönüşüyor, bir sabah numaratör kâğıda Münir'in doğum tarihini basıyor. Gişede Hasibe oturuyor. Salonda hep oturan yaşlı Kâmuran'ın ne beklediği belli değil. Ama kuralları o biliyor.

Taslak bu dünyayı bir şehre, bir yıla ya da bir yönetime bağlamıyor. Atölye de bağlamamaya karar verdi. Salon bir hiciv hedefi değil, bir insan durumu.

Mekanizma

Soru soran adam

Taslağın ilk sayfasında Münir yalnız bir şey istiyor: numarasının ekranda yanmasını. Salon ise ona her gün başka bir tuhaflıkla karşılık veriyor.

Selim'in salonunda bu karşılaşma en sade hâliyle duruyor. Münir sorular soruyor. Numaralar hangi sırayla geliyor? Sandalyeler neden çoğalıyor? Salon her soruya bir kuralla cevap veriyor, hiçbirine bir nedenle. İşleyen bir düzen var, ama düzenin bir anlamı yok. Münir'in bütün hikâyesi bu ikisinin arasındaki boşlukta geçiyor.

Saçma ama tutarlı

Selim'in ilk taslağında salonun kuralları her sahnede değişiyordu. Bir gün numaralar ters sırayla geliyordu, ertesi gün hiç gelmiyordu. Burcu bunu eğlenceli buldu, Nermin Hanım ise dağınık.

Atölye salonun kurallarını bir kâğıda yazıyor. Kâğıdı katlayan çağrılmaz. Sandalye değiştiren baştan sayılır. Ekrandaki numara yüksek sesle okunmaz. Pencereye uzun bakan bir gün kaybeder. Bunların hiçbiri anlamlı değil. Ama Kâmuran her birini aynı ciddiyetle anlatıyor, salon da her birine uyuyor.

Bir sahnede genç bir kadın sandalyesini pencere önündeki boş yere taşıyor. Ekran o anda onun numarasını siliyor ve yeni bir kâğıt basıyor. Kimse şaşırmıyor. Kadın yeni kâğıdı alıp oturuyor.

Seyirci bu sahneden bir şey öğreniyor. Kural gerçekten var. Kâmuran uydurmuyor. Saçmalık rastgele değil, bir düzen. Bu öğrenme olmadan seyirci her tuhaflığı yazarın keyfi sayar. Keyfe bağlanan dünyada hiçbir şeyin bedeli yoktur.

İşe yaramayan davranış

Münir her sabah aynı şeyleri yapıyor. Kâğıdı çekiyor, dizinde düzeltiyor, sandalyeleri sayıyor, gişeye gidiyor. Emre bu tekrarın sıkıcı olacağından korkuyor.

Sayma işi bir şey değiştirmiyor. Sandalyelerin çoğalmasını durdurmuyor, numarayı yaklaştırmıyor. Ama Münir saymayı bıraktığında elinde hiçbir şey kalmayacak. Sayı onun bu salonla kurduğu tek ilişki.

Burada tekrar bir durgunluk değil, bir direnme biçimi. Seyirci sayıyı her gün yeniden duyuyor. Yirmi üç, yirmi dokuz, otuz beş. Sayı büyüdükçe Münir'in sesi alçalıyor. Davranış aynı kalıyor, onu yapan insan değişiyor. Absürt tekrar böyle canlı kalır.

Cevap gibi görünen cümle

Hasibe'nin her gün söylediği cümle taslakta en çok tartışılan yer.

Münir "Benim numaram ne zaman gelir?" diye soruyor. Hasibe "Sıranız geldiğinde, sıranız gelmiş olacak" diyor. Cümle bir cevabın bütün kılığına sahip. Kibar, kesin, tamamlanmış. Ama Münir gişeden geldiği gibi dönüyor.

Selim soruları oynatıyor. Münir'in sorusunu her gün biraz değiştiriyor. Bir gün "Numaralar hangi sırayla geliyor?" diye soruyor. Bir gün "Beni tanıyor musunuz?" diye. Hasibe'nin cümlesi hiç değişmiyor. Sorular derinleştikçe aynı cevap daha soğuk çarpıyor. Seyirci her gün gişeye yaklaşırken o cümleyi bekliyor. Gelince hem gülüyor hem üşüyor.

Gerekçesiz söz

Hasibe'nin bir de unvanı var: gişenin tek yetkilisi o. Emre onun neden böyle davrandığını açıklayan bir sahne öneriyor. Belki üstünden emir alıyor, belki o da korkuyor.

Atölye açıklayıcı sahneyi yazmıyor. Hasibe'nin arkasında bir müdür, bir yönetmelik, bir mühür görünmüyor. Yalnız camın ardında oturan bir kadın var. Ve herkes ona uyuyor. Kâmuran bile.

Gerekçe yazıldığı anda otorite sıradan bir bürokrasiye döner. Seyirci kimi suçlayacağını bilir. Gerekçe yazılmadığında ise soru başka bir yere kayar: biz neden uyuyoruz? Hasibe'nin gücü Münir'in her gün gişeye yürümesinden geliyor.

Sessiz gökyüzü

Burcu taslağın ortasında bir şeyi fark ediyor. Münir'in asıl derdi numara değil gibi.

Numaratörün Münir'in doğum tarihini bastığı sabah, taslak ağırlaşıyor. Münir kâğıda uzun süre bakıyor. Sonra Kâmuran'a gösteriyor. Kâmuran kâğıda bakıp "İyi bir numara" diyor ve kendi kâğıdını cebine koyuyor.

Münir bekleme salonunda numarasını değil, kendi hayatını bekliyor gibi. Ama salon ona hiçbir şey söylemiyor. Pencere duvara dönüştüğünde dışarıya bakma imkânı bile kalmıyor. Çatışmanın karşı tarafı bir kişi değil. Bir sessizlik. Seyirci Münir'in sorusunu kendi sorusu gibi duymaya başlıyor.

Gülmeden oynamak

Emre beşinci sayfadaki repliği savunmaya devam ediyor. Nermin Hanım ona oyunculuk notunu gösteriyor.

Selim'in taslağının kenarına küçük bir not düşülüyor: Münir gülmez. Hasibe gülmez. Kâmuran hiç gülmez. Sandalyeleri sayarken Münir'in yüzü bir muhasebecinin yüzü. Bu ciddiyet salonun kurallarını gerçek kılıyor.

Oyuncu göz kırptığı anda seyirci rahatlar. Rahatlayan seyirci o dünyaya artık inanmaz. Beşinci sayfadaki bağırış da aynı işi yapıyordu. Münir saçmalığı adlandırdığı için seyirci onun yerine gülüyor, onunla birlikte korkmuyor. Emre repliği siliyor. Yerine bir hareket koyuyor. Münir sandalyeleri ikinci kez sayıyor, bu kez dudakları kıpırdamadan.

Başa dönen gün

Taslağın son sayfası ilk sayfasına çok benziyor. Münir salona giriyor, numaratörden kâğıt çekiyor.

Bu bir döngüsel anlatı. Dönüş, hikâyenin tezini taşıyor. Ama absürtte döngünün bir farkı var. Karakter bir şey öğrenmiş olabilir, dünya öğrenmemiştir. Son sabah Münir kâğıdı dizinde düzeltmiyor. Doğrudan cebine koyuyor. Salon aynı, Münir aynı değil.

Ekranda bir numara yanıyor. Taslak onun Münir'in numarası olup olmadığını söylemiyor. Çözümsüzlük burada bir eksik değil, bir sonuç. Hikâye bir cevapla kapanırsa salonun sessizliği bozulur. Atölye sonu açık bırakıyor.

Filmlerden okuma

Usta katmanı

Kuralları yaz, kimseye gösterme. Absürt bir dünyanın kurallarını ayrı bir kâğıda yaz. Seyirci kâğıdın tamamını hiç görmeyecek. Ama her sahne o kâğıda uymalı. Yazarın bilmediği kural, seyircide rastlantı gibi durur.

Kuralı bir kez işlerken göster. Seyirci bir kuralın gerçek olduğunu, birinin bedel ödediğini gördüğünde öğrenir. Kâmuran'ın anlatması yetmez. Sandalyesini taşıyan kadının numarası silinmeli.

Tuhaflığın içeriğini değiştir, ciddiyetini değil. Absürt bir dünyada her şey değişebilir. Değişmemesi gereken tek şey, karakterlerin ona gösterdiği saygıdır. Ciddiyet sabit kaldıkça saçmalık büyür.

Takılı davranışa küçük bir fark koy. Münir her gün sayıyor. Ama sesi her gün biraz alçalıyor. Davranış aynı kalabilir, onu yapan insanın hâli değişmeli. Yoksa tekrar bir sıkıntıya döner.

Kopuk diyaloğu kibar yaz. Hasibe'nin cümlesi kaba değil, nazik. Kabalık seyirciye bir düşman verir, düşman da bir gerekçe. Nezaket gerekçe vermez. Seyirci kime kızacağını bilemez ve o boşlukta kalır.

Otoritenin arkasını boş bırak. Hasibe'nin arkasında bir müdür göstermek, seyirciye bir hedef vermektir. Hedefi gösterdiğinde film bir şikâyete döner. Arkayı boş bıraktığında soru salondaki herkese, seyirciye de geri döner.

Bürokrasiyi bir yere bağlama. Bir bekleme salonunu belli bir ülkenin, kurumun ya da yönetimin sembolü yaparsan anlatı bir hicve kayar. Hiciv de bir anlatı seçimidir. Ama absürt başka bir soruya bakar. Salon hiçbir yer olduğunda herkesin yeri olabilir.

Döngüye tek bir iz bırak. Başa dönen bir hikâye seyirciye bir şeyin değiştiğini fısıldamalı. Dünya aynı kalabilir. Karakterin elinde, yüzünde, yürüyüşünde küçük bir fark kalmalı. Münir'in kâğıdı dizinde düzeltmemesi o izdir.

Çözümsüzlüğü bir karar olarak yaz. Açık son, yazarın bitiremediği hikâye değildir. Ekrandaki numaranın kime ait olduğunu sen bilmek zorunda değilsin. Ama neden söylemediğini bilmelisin.

Ağırlığı bir anda değiştir. Absürt bir dünya uzun süre hafif kalabilir. Seyirci güler, alışır, rahatlar. Sonra tek bir ayrıntı her şeyi ağırlaştırır. Numaratörün Münir'in doğum tarihini bastığı sabah böyle bir an. Kural aynı, salon aynı. Ama kâğıt artık bir sıra numarası değil, bir hayatın tarihi. Gülme aynı kaynaktan gelen bir ürpertiye döner. Bu dönüşü hazırlamak için ilk sahnelerde gülmeyi cimrice kullan.

Konuşmanın ritmini sabitle. Kopuk diyalogda cümlelerin uzunluğu ve sırası bir müzik gibi tekrarlanır. Seyirci ritmi öğrenince cevabı kendisi tamamlamaya başlar. Ritmi bir kez bozmak, bütün bir sahneden daha çok etki yapar. Hasibe bir gün cümlesinin yarısında durursa seyirci nefesini tutar.

Seyirciye bir tanık ver. Absürt bir dünyada her karakter kurallara alışmışsa seyirci yalnız kalır. Yeni gelen bir karakter, seyircinin şaşkınlığını taşıyabilir. Ama o da bağırmamalı. Münir'in ilk sabahları bu işi görüyor. O da yeni geldi, o da şaşırıyor, yine de kâğıdı alıp oturuyor. Seyirci onun gözüyle kurala uymayı öğreniyor.

Kuralı sonuna kadar götür, açıklamaya geçme. Saçma bir kural kendi mantığında ilerledikçe büyür. Kâğıdı katlayan çağrılmıyorsa, yanlışlıkla buruşturan ne olur? Bu soruyu sahneye çevir. Kuralın nereden geldiğini sorma. Nereye vardığını göster.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Absürt, her şeyin rastgele olduğu anlatıdır."
Doğrusu

Rastgelelik seyirciye hiçbir şey öğretmez. Absürt bir dünyanın kuralları saçma olabilir, ama tutarlıdır. Seyirci kuralı öğrendikçe tedirgin olur.

Yaygın yanlış"Absürt anlatıda karakter de tuhaf olmalı."
Doğrusu

Çoğu zaman tersi işe yarar. Münir sıradan bir emekli. Tuhaflık salonda. Sıradan bir insanın tuhaf bir düzene uyum sağlaması seyirciyi daha çok sarsar.

Yaygın yanlış"Karakter saçmalığı fark edip söylemeli, yoksa seyirci kopar."
Doğrusu

Karakter saçmalığı adlandırdığında seyircinin işini yapar. Seyirci rahatlar ve o dünyadan çıkar. Münir'in sessizce ikinci kez sayması, bağırışından daha çok şey söylüyor.

Yaygın yanlış"Oyuncu absürdü oynarken biraz abartmalı."
Doğrusu

Abartı bir göz kırpmadır. Göz kırpan oyuncu seyirciye "ikimiz biliyoruz" der. Absürt, oyuncunun hiçbir şey bilmiyormuş gibi oynamasıyla ayakta durur.

Yaygın yanlış"Absürt anlatı mutlaka komiktir."
Doğrusu

Gülme gelebilir, ama zorunlu değil. Aynı salon bir sahnede güldürür, bir sahnede ürpertir. Doğum tarihinin basıldığı kâğıt hiç komik değil.

Yaygın yanlış"Döngüsel son, hikâyenin hiçbir yere varmadığını gösterir."
Doğrusu

Dünya yerinde kalabilir, karakter kalmaz. Döngü, değişmeyen düzenin önünde değişen bir insanı gösterir.

Yaygın yanlış"Absürt, bir kurumu eleştirmenin yoludur."
Doğrusu

Bir kurumu hedef alan anlatı hiciv olur. Absürt ise bir sistemin içinde anlam arayan insana bakar. İkisi aynı malzemeyi kullanabilir, ama farklı sorular sorar. Hiciv "Bu kurum neden böyle?" diye sorar. Absürt "Biz bu düzende nasıl yaşıyoruz?" diye.

Yaygın yanlış"Kurallar ne kadar çok olursa dünya o kadar absürt olur."
Doğrusu

Kural yığını seyirciyi yorar, hiçbirini akılda tutamaz. Az sayıda kural, her birinin bir sahnede işlediği görülürse daha güçlü durur. Selim'in salonunda bir avuç kural var. Seyirci her birini bir sahneyle birlikte hatırlıyor.

Yaygın yanlış"Absürt anlatıda karakterin bir amacı olmaz."
Doğrusu

Amaç vardır, ama ulaşılamaz. Münir numarasının gelmesini istiyor. Bu istek bütün sahneleri yürütüyor. Amacı olmayan karakter beklemez, yalnız durur. Absürdün gerilimi amacın hiç sönmemesinden gelir.

Uygulama — kendin dene

Kilit özet

  • Absürt anlatı, anlam arayan bir insanı cevap vermeyen bir dünyayla karşılaştırır.
  • Kapalı mantık, saçma kuralların tutarlı uygulanmasıdır; tuhaflık içerikte, düzen uygulamadadır.
  • Kural, birinin onun bedelini ödediği anda seyirci için gerçek olur.
  • Takılı davranış, işe yaramadığı hâlde sürdürülen eylemdir ve karakterin sisteme cevabıdır.
  • Kopuk diyalog, cevabın kılığını taşıyan ama bilgi taşımayan konuşmadır.
  • Dayanaksız otorite, gerekçesiz uygulanır; gücü herkesin uymasından gelir.
  • Cevapsız dünya, varoluşsal çatışmanın karşı tarafıdır.
  • İnançlı oyunculuk, absürdü gerçekmiş gibi oynar; göz kırpmaz.
  • Döngüde dünya aynı kalır, karakterde bir iz kalır.
  • Çözümsüzlük bir eksik değil, yazarın bilerek verdiği karardır.
  • Absürt, bir kurumu hedef alan hicivden ayrıdır; sistemin içinde yaşayan insana bakar.
  • Karakter saçmalığı adlandırdığı anda seyirci o dünyadan çıkar.

Sonraki derse köprü

Selim'in salonunda pencere bir sabah duvara dönüşüyor. Kâmuran bunun da bir kuralı olduğunu söylüyor. Peki duvar bir kuralın sonucu değilse? Ya Münir'in o gece gördüğü bir şeyden, bir korkusundan, unuttuğu bir odadan geliyorsa? Mekân bir sistemin değil de bir zihnin mantığıyla dönüşürse, seyirci hangi tutarlılığa yaslanır? Kural kâğıdı orada işe yarar mı? Sürreal anlatı, rüya mantığının dağınık görünse de kendi iç düzeniyle ilerlediği yerde durur.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Aşağısı derse dahil değildir ve seslendirilmez. Metnin animasyona dönüştürülmesi için hazırlanmış üretim notlarıdır.

Animasyon ve seslendirme notları

Bu bölüm seslendirilmez. Sonraki animasyon aşaması içindir.

Görsel anlar

  • Açılış — bir numaratörden çıkan beyaz kâğıt; bir dizin üstünde düzeltilen kâğıt.
  • Kapalı mantık — bir sandalye pencere önüne taşınıyor; ekranda bir numara siliniyor.
  • Takılı davranış — sıra sıra sandalyeler; her gün biraz daha uzayan bir sıra.
  • Kopuk diyalog — gişe camının iki yanında iki yüz; camda bir yansıma.
  • Dayanaksız otorite — camın arkasında oturan bir kadın; arkasında boş bir duvar.
  • Cevapsız dünya — duvara dönüşmüş bir pencere; pencerenin eski çerçevesi duvarda iz olarak kalmış.
  • İnançlı oyunculuk — sandalyeleri sayan ciddi bir yüz; dudaklar kıpırdamıyor.
  • Kapanış — ekranda yanan bir numara; cebe giren bir kâğıt.

Ritim

Açılış numaratörün kuru tıkırtısıyla başlıyor. Mekanizma boyunca salonun uğultusu hiç değişmiyor. Kopuk diyalog bölümünde Hasibe'nin cümlesinden önce kısa bir sessizlik bırakılıyor. Kapanışta yalnız ekranın hafif vızıltısı kalıyor.