3.26 · Seviye 3 · İlke ve Beceri
Satış hikâyesinin yapısı
Kahraman müşteri, rehber satıcı
Satış Psikolojisi Akademisi — M11, Hikâyenin Gücü · 1.809 kelime · 5 satış durumu · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme
Derslerdeki kişiler ve görüşmeler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir.
Kanca
Altmışların ortasında dilbilimci William Labov ile Joshua Waletzky, New York'ta sıradan insanlardan başlarından geçen bir olayı anlatmalarını istedi. Soruları basitti: "Hiç ölümle burun buruna geldiğiniz bir an oldu mu?" İnsanlar kendi sözleriyle, hazırlıksız anlattılar. Araştırmacılar yüzlerce kaydı dinleyip bir şeyi fark etti: eğitimi, yaşı, mahallesi ne olursa olsun, iyi anlatılan sözlü hikâyelerin çoğu aynı parçalardan oluşuyordu.
Önce kısa bir özet, sonra kim, nerede, ne zaman. Ardından işlerin karıştığı an. Sonra anlatıcının, hikâyenin neden anlatmaya değer olduğunu gösterdiği bir duraklama. Ardından olayın nasıl çözüldüğü. Ve en sonda dinleyiciyi bugüne geri getiren bir cümle.
Kimse onlara bu yapıyı öğretmemişti. İnsanlar, dinletmek istediklerinde, hikâyeyi kendiliğinden böyle kuruyordu.
Tek fikir
İyi bir satış hikâyesinde kahraman müşteridir; satıcı ve ürün ona yol gösteren yardımcıdır. Hikâye bir durumla başlar, bir zorlukla karışır, neden önemli olduğunu gösterir ve dürüst bir sonuçla biter.
Neden işe yarar
Anlatısal taşınmayı ve itirazın nasıl gevşediğini 3.25 anlatmıştı. Ama her hikâye taşımaz. Dağınık, zorluğu olmayan ya da kahramanı yanlış seçilmiş bir hikâye dinleyicisini kapıda bırakır; içeri almaz. Yapı, hikâyenin taşıma gücünü belirler.
Labov'un gözlemlerinden biri özellikle önemli: değerlendirmesi olmayan hikâyeler, dinleyicide "e, ne olmuş yani?" sorusunu uyandırır. Satış hikâyelerinin çoğu tam burada çöker: "Bir müşterimiz aldı, çok memnun" bir hikâye değildir; zorluğu da, neyin tehlikede olduğu da yoktur.
Satış hikâyesinde bir de kahraman sorusu var. Satıcı kendi hikâyesini anlattığında kahraman çoğu zaman kendisi olur: "Ben gittim, ben kurdum, ben çözdüm." Dinleyici ise kahramanla özdeşleşir. Müşterinin özdeşleşmesini istediğimiz kişi satıcı değil, ona benzeyen başka bir müşteridir.
Sahne
Hayri Bey'in eski bir dostu, Bornova'da lokanta işleten Rüstem Usta, Hayri Bey'in lokantasındaki yeni sistemi duymuş. Hayri Bey ona Deniz'in numarasını vermiş. Rüstem Usta mağazaya geliyor.
Kemal Usta’nın versiyonu
Rüstem Usta, mağazaya gelmeden önce karşı sokaktaki Kemal Usta'ya uğruyor.
Rüstem Usta: Kemal, Hayri'nin lokantasına bir sistem kurmuşlar, sen biliyor musun?
Kemal Usta: Bilmez miyim. Hayri aldı, çok memnun. Herkes alıyor zaten.
Rüstem Usta: Ne değişti peki?
Kemal Usta: Her şey değişti. Çok iyi oldu.
Rüstem Usta: Neyi iyi oldu?
Kemal Usta: Her şeyi işte. Memnun, memnun.
Kemal Usta'nın anlattığı bir hikâye değil, bir sonuçtu. Ne bir durum vardı ne bir zorluk ne de neden önemli olduğu. Rüstem Usta dinlerken kafasında hiçbir görüntü kurulmadı.
Selin’in versiyonu
Rüstem Usta mağazada. Deniz ve Selin karşısında.
Rüstem Usta: Hayri'nin lokantasındaki sistemi anlatın bakalım.
Deniz: Hayri Bey'in mutfağı büyük bir kaos içindeydi. Fişler karışıyor, müşteriler kaçıyordu. Biz gittik, sistemi kurduk, her şeyi düzelttik. Şimdi her şey yolunda.
Rüstem Usta: Kaos mu? Hayri otuz yıllık usta evladım. Siz mi düzelttiniz onun mutfağını?
Deniz duraksıyor. Selin söze giriyor.
Selin: Rüstem Usta, kusura bakmayın; olanı baştan anlatayım. Hayri Bey'in lokantası on iki masa, Nazım Usta mutfakta otuz yıldır. Cumartesi akşamları sekiz masa birden sipariş verdiğinde, elle yazılan fişler çiviye takılıyordu ve kalabalıkta karışıyordu.
Rüstem Usta: Bizde de karışır.
Selin: Bir cumartesi bir masanın kebabı yirmi dakika bekledi, adam kalkıp gitti. Nazım Usta o akşam çok üzülmüş; otuz yılda öyle bir şey nadiren olurmuş. Hayri Bey yine de emin değildi; "bizim yer küçük, bu sistemler büyük yerler için" diyordu.
Rüstem Usta: Hayri'nin ağzından çıkacak laf.
Selin: Bir ay yalnızca mutfağa küçük bir yazıcı denediler. Dört cumartesi boyunca fiş karışmadı. Yalnız bir cumartesi, sekiz kebap siparişi üst üste gelince yine gecikme oldu; çünkü sorun bu kez ocaktaydı, sistem onu çözmedi. Sonra kasayı da geçirdiler. Şimdi Hayri Bey akşam hesabını daha erken kapatıyor, Nazım Usta da fişlerin artık masa numarasıyla geldiğini söylüyor.
Rüstem Usta: Ocak sorununu da mı söylüyorsunuz?
Selin: Söylüyoruz. Sizin mutfağınızda da sorun ocaksa, bu sistem onu çözmez.
Rüstem Usta: Bizde ocak yeter. Bizde de fiş karışıyor. Hayri'yi arayıp kendisinden bir dinleyeyim, sonra konuşalım.
Mağaza kapanırken Deniz, Rüstem Usta'nın yüzündeki kırgınlığı aklından çıkaramıyor. Hikâyesinde kahraman kendisiydi: "biz gittik, biz düzelttik." Hayri Bey ise hikâyede yalnızca bir kaosun sahibiydi; Rüstem Usta da dostunun öyle anlatılmasına alınmıştı. Selin'in anlattığında ise kahramanlar lokantanın sahibi ile aşçısıydı; şirket yalnızca bir yazıcı ve bir deneme önermişti. Bir de Selin hikâyenin içine çözülmeyen bir şeyi koymuştu: ocağı. Rüstem Usta en çok buna güvenmişti.
Sınır
Satış hikâyesinin yapısı, gerçeği çarpıtmak için de kullanılabilir. Zorluğu büyütmek, müşterinin önceki durumunu küçümsemek, çözümü ürünün tek başına başardığı bir mucize gibi anlatmak: bunların hepsi hikâyeyi daha dramatik yapar, ama doğruluktan uzaklaştırır. Deniz'in "kaos" kelimesi böyle bir abartıydı; hem gerçeği büyütüyor hem de Hayri Bey'i küçük düşürüyordu. Bir de satıcıyı kurtarıcı yapan hikâyeler var: her vakada müşteri çaresizdir ve satıcı gelip onu kurtarır. Bu hikâyeler dinleyene, kendisinin de çaresiz olduğunu ima eder. Doğru bir yapı için şu sorular işe yarar: hikâyedeki zorluk gerçekte olduğu büyüklükte mi? Kahraman kendi kararını kendisi veriyor mu? Çözümün neyi çözmediği söylendi mi? Ve kahramanın, hikâyenin anlatılmasına izni var mı? Araştırma tarafında da bir uyarı gerekli: dramatik yapının reklamların beğenilmesiyle birlikte gittiğini gösteren çalışmalar ilişkiseldir, ve "müşteri kahraman, satıcı rehber" çerçevesi henüz kontrollü bir araştırmayla sınanmış değildir. Bu yapıyı bir formül olarak değil, dürüst anlatmanın bir aracı olarak kullanmak gerekir.
Yaygın yanlış"İyi bir satış hikâyesi satıcının başarısını anlatır."
Satıcının başarısını anlatan hikâyede dinleyici kendini satıcının yerine koyamaz, çünkü satıcı değildir. Deniz'in hikâyesinde dinleyici kendini ancak "kaos" içindeki Hayri Bey'in yerine koyabilirdi; bu da hoş bir yer değildi. Müşteri, kendine benzeyen bir kahramanın yolculuğuna katılır.
Yaygın yanlış"Hikâye ne kadar dramatik olursa o kadar etkilidir."
Zorluk hikâyenin gerekli bir parçasıdır, ama büyütüldüğünde güvenilirliği zayıflatır. Selin'in hikâyesindeki zorluk sıradandı: karışan fişler, bekleyen bir kebap. Rüstem Usta tam da bu sıradanlıkta kendi mutfağını tanıdı.
Sahaya çık
Kapanış
- İyi anlatılan sözlü hikâyeler çoğu zaman aynı parçalardan oluşur: bir durum, işlerin karıştığı an, neden önemli olduğu, nasıl çözüldüğü ve bugüne dönüş.
- Satış hikâyesinde kahraman müşteridir; satıcı ve ürün onun yerine değil yanında durur, çünkü dinleyici kahramanla özdeşleşir.
- Zorluğu gerçek büyüklüğünde anlatmak ve çözümün neyi çözmediğini söylemek, hikâyeyi daha az dramatik ama daha güvenilir yapar.
Üç soru
- Bir müşteri başarısını anlatırken aklına "onları biz kurtardık" cümlesi geliyor. Hikâyeyi nasıl yeniden kurarsın?
- Bir müşteri hikâyende zorluk o kadar küçük ki hikâye sıkıcı görünüyor. Zorluğu biraz büyütmek çekici geliyor. Ne yaparsın?
- Satış ekibin her müşteri görüşmesine aynı başarı hikâyesiyle başlıyor ve hikâye her seferinde biraz daha süsleniyor. Neye dikkat çekersin?
Yanıtlar
- "Biz kurtardık" cümlesi çekicidir, çünkü satıcının katkısını öne çıkarır. Ama dinleyici kendini kurtarılan, yani çaresiz tarafın yerine koymak istemez; Rüstem Usta'nın dostu için alınması gibi. Hikâyeyi müşterinin bakışından yeniden kurmak gerekir: neyi zaten iyi yapıyordu, nerede takıldı, hangi kararı kendisi verdi ve sen ona hangi aracı ya da bilgiyi verdin.
- Zorluğu büyütmek çekicidir, çünkü hikâyeyi daha dramatik yapar. Ama abartılmış bir zorluk, dinleyen müşterinin kendi sıradan sorununu hikâyede tanımasını zorlaştırır ve hikâye sorgulandığında güvenilirliğini kaybeder. Küçük bir zorluğu, kahramana neden önemli olduğunu gösteren değerlendirme parçasıyla anlatmak, Nazım Usta'nın üzüntüsü gibi, büyütmeden anlam kazandırır.
- Aynı hikâyeyi tekrar anlatmak doğaldır, ama her anlatımda eklenen küçük süsler zamanla hikâyeyi gerçekten uzaklaştırır. Hikâyenin kahramanı bir gün aday müşterilerden biriyle konuşursa, süslenmiş hâli onu da ekibi de zor durumda bırakır. Hikâyenin yazılı ve kahramanın onayladığı bir hâlini tutmak ve anlatımları ona bağlı kalmak, ekibin hikâyesini korur.
Sonraki derse köprü
Rüstem Usta, Selin'in hikâyesini dinledikten sonra bir şey istedi: Hayri Bey'i arayıp kendisinden dinlemek. Bir müşteri başarı hikâyesinin en güçlü hâli, satıcının anlattığı değil, müşterinin kendi ağzından duyulanıdır. Peki böyle vakalar nasıl toplanır, nasıl anlatılır ve ne zaman abartıya kayar? Sıradaki ders müşteri başarı hikâyelerini konu ediyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.