Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: makineyle çoğaltma her kopyayı birbirinin aynısı yapmıyor; kalıp aşınıyor, sanatçı müdahale ediyor ve her aşama ayrı bir durum üretiyor. Fotoğrafta eser tanımı negatif ile baskı arasında bölünüyor ve uygulamada belirli bir baskı eser sayılıyor, bu yüzden baskı tarihi künyenin zorunlu parçası. Çoğaltma tekilliği yok etmiyor, yerini görüntüden nesneye ve nesneden künyeye taşıyor. Sanat tarihi yöntemi çoğaltma sayesinde karşılaştırmayı kazandı ama ölçek, renk ve yüzey bilgisini kaybetti. Ve her çoğaltma katmanı bilgi düşürüyor, dolayısıyla elindeki görüntünün nesneden kaç katman uzakta olduğu sayılmalı.
Açılış: aynı negatif, iki fiyat
İki fotoğraf düşün ve ikisi de aynı negatiften basılmış olsun.
Görüntü birebir aynı: aynı kadraj, aynı an, aynı gölgeler. Yan yana koyduğunda ayırt etmen neredeyse imkânsız.
Ama biri, fotoğrafın çekildiği yıllarda basılmış. Öteki kırk yıl sonra, aynı negatiften ve çoğu zaman başka bir kişi tarafından.
Piyasada bu ikisi aynı nesne sayılmıyor ve aralarındaki değer farkı büyük olabiliyor.
Şimdi durup düşün: görüntü aynıysa, fark tam olarak nerede duruyor?
Fark nesnenin kendisinde. Kâğıdı, banyo kimyası, tonlama kararları ve o baskıyı kimin yaptığı değişiyor. Yani çoğaltılabilir bir şeyin içinde bile tekil bir nesne bulunuyor.
Geçen derste elle ve kalıpla çoğaltmayı gördük ve her neslin bir iz bıraktığını söyledik. Sonra şu soruyu bıraktık: çoğaltma makineleşip her kopya birbirinin aynısı olduğunda ne değişir?
Sorumuz bu: makineyle çoğaltma özgünlük ve kanıt fikirlerini nasıl değiştirdi?
Bu derste ne olacak
Önce baskı tekniklerinin neden birbirinin aynısı olmayan kopyalar ürettiğini göreceğiz.
Sonra fotoğrafın getirdiği yeni soruyu ele alacağız: asıl nesne negatif mi, baskı mı?
Ardından bu tartışmanın en bilinen kavramına, tekil nesnenin buradalığı fikrine bakacağız.
Sonra çoğaltmanın sanat tarihinin kendi yöntemini nasıl değiştirdiğini göreceğiz.
Ardından elle çoğaltma ile makineyle çoğaltmayı karşılaştıracağız.
Son olarak bir kopyanın künyesini nasıl okuyacağımızı konuşacağız. Ders bittiğinde çoğaltılmış bir nesnenin hangi bilgiyi taşıdığını sorabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası: kaç tane var
Bir dosyayı kopyaladığında ortaya çıkan şey nedir?
Dijital bir kopya, aslıyla bit bit aynı. İkisini ayırt edecek bir fiziksel özellik yok ve hangisinin önce yapıldığı dosyanın kendisinden okunamıyor.
Şimdi aynı işi eski bir fotokopi makinesiyle yap. Her kopya biraz daha karanlık, biraz daha kirli çıkıyor. Kopyanın kopyası daha da bozuluyor.
İşte bütün mesele bu iki uç arasında. Bir çoğaltma teknolojisi ne kadar kayıpsızsa, tekil nesne o kadar anlamsızlaşıyor; ne kadar kayıplıysa, her kopya o kadar kendi kimliğini kazanıyor.
Ve tarihsel olarak baskı teknikleri ikinci uca çok daha yakın. Bir gravür kalıbı kullanıldıkça yoruluyor, bir litografi taşı temizlenip yeniden hazırlanıyor, bir fotoğraf baskısı elle tonlanıyor.
Benzetmenin kırıldığı yer önemli. Dijital kopya bit düzeyinde aynı olsa da, bir dosyanın nereden geldiği ve ne zaman üretildiği ayrı bir kayıtta tutulabiliyor. Yani kimlik nesneden çıkıp meta veriye taşınıyor ve o veri de kaybolabiliyor.
Baskı: kalıp yorulur, durumlar birikir
Baskı resim, bir kalıptan çok sayıda kopya üretmeyi sağlıyor. Ama bu kopyalar birbirinin aynısı değil ve fark iki ayrı yerden geliyor.
Birinci fark aşınma. Metal bir kalıp her baskıda biraz eziliyor ve ince çizgiler önce kayboluyor. Erken baskılarda derinlik ve kontrast yüksek, geç baskılarda görüntü soluyor.
Bu, geçen derste sikke kalıplarında gördüğümüz mantığın aynısı. Aşınma bir kayıp değil, bir sıra bilgisi; hangi baskının önce çekildiği bundan okunabiliyor.
İkinci fark müdahale. Sanatçı bir kalıbı bastıktan sonra üzerinde değişiklik yapabiliyor: çizgi ekliyor, alan karartıyor, bir figürü siliyor. Her değişiklikten sonra çekilen baskılar ayrı bir durum sayılıyor.
Durumlar sanat tarihi için çok verimli, çünkü bir eserin yapım sürecini adım adım gösteriyorlar. Bir ressamın tuval üzerindeki fikir değişikliklerini ancak röntgenle görebiliyoruz; bir gravürcünün fikir değişiklikleri ise ayrı ayrı nesneler hâlinde elimizde.
Üçüncü bir ayrıntı da kalıbın kendi hayatı. Bir kalıp sanatçının ölümünden sonra el değiştirebiliyor ve yeni sahibi baskı çekmeye devam edebiliyor. Bu geç baskılar meşru nesneler ama farklı bir tarihe ait.
Bir dördüncü ayrıntı da baskı sayısını sınırlama pratiğinde. On dokuzuncu yüzyıl sonundan itibaren kalıp, belirlenen sayıya ulaşınca üzeri çizilerek kullanılamaz hâle getiriliyor. İptal işlemi kalıba kalıcı olarak kaydediliyor ve sonradan çekilen baskılarda o çizikler görünüyor; yani sınırın uygulandığı nesnenin üstünde yazılı.
Bu yüzden ciddi katalogların künyesinde üç bilgi birden bulunuyor: hangi durum, hangi baskı dönemi ve kalıbın o sırada kimde olduğu.
Fotoğraf: asıl hangisi
Fotoğraf yeni bir soru getirdi ve bu soru bugün de tam olarak çözülmüş değil.
Bir fotoğrafta iki nesne var: negatif ve baskı. Negatif tek, baskı ise sınırsız sayıda olabiliyor.
Şimdi sor: eser hangisi?
Negatif diyorsan, kimsenin duvara asmadığı ve çoğu zaman görülmeyen bir nesneyi eser saymış oluyorsun. Baskı diyorsan, hangi baskının eser olduğunu belirlemek zorunda kalıyorsun.
Uygulamada ikinci yol tercih edildi ve ölçüt nesnenin kendisine bağlandı. Kâğıt türü, kimyası, boyutu ve tonlaması bir baskıyı ötekinden ayırıyor.
Bunun sonucu şu: fotoğrafta baskı tarihi künyenin zorunlu parçası oldu. Bir baskının çekimle aynı yıllarda mı, yoksa çok sonra mı yapıldığı ayrıca yazılıyor.
İkinci sonuç, sanatçının kararının nereye kaydığı. Karanlık odada verilen kararlar, yani kontrast, kadraj ve tonlama, esere en az çekim anı kadar katkı yapıyor. Bu yüzden bir baskının kim tarafından yapıldığı sorusu ayrıca soruluyor.
Aynı belirsizlik dijital fotoğrafta yeniden ortaya çıktı ve bu sefer daha keskin. Ham dosya ile işlenmiş dosya arasındaki ilişki, negatif ile baskı arasındaki ilişkiye benziyor; ama dijital kopya bit düzeyinde aynı olduğu için nesne tarafında ayırt edici bir iz kalmıyor. Kimlik tamamen kayıtta duruyor.
Bu tartışmanın bir de yayın tarafı var. Bir fotoğraf kitapta basıldığında araya bir çoğaltma katmanı daha giriyor ve baskı tekniği görüntüyü yeniden yorumluyor.
Buradalık tartışması
Yirminci yüzyıl ortasında bu değişim üzerine yazılan bir metin, tartışmanın merkezine yerleşti.
Metnin temel savı şu: bir eserin çoğaltılamayan yanı, onun belirli bir yerde ve belirli bir zamanda var olması. Nesnenin geçirdiği tarih, yani yaşlanması, onarımları ve el değiştirmeleri, kopyaya geçmiyor.
Bu tekilliğe metin bir ad veriyor ve teknik çoğaltmanın onu zayıflattığını savunuyor. Çoğaltılan görüntü izleyiciye gidiyor; izleyicinin nesneye gitmesi gerekmiyor.
Metnin ikinci savı daha az konuşuluyor ama bu ders için daha önemli. Çoğaltma yalnız bir kayıp değil; eserin işlevini de değiştiriyor. Ritüel bağlamda kullanılan bir nesne, çoğaltıldığında sergilenen bir görüntüye dönüşüyor.
Bugün bu tartışma daha temkinli yürüyor ve iki itiraz sık dile getiriliyor.
Birinci itiraz şu: tekillik zaten her zaman aranan bir nitelik değildi. Geçen iki derste gördüğümüz gibi, birçok kültürde çoğaltma amacın kendisiydi.
İkinci itiraz teknik. Çoğaltılan nesnelerin kendileri de tekil olabiliyor; az önce gördüğümüz baskı durumları ve dönem baskıları bunun kanıtı.
Yani çoğaltma tekilliği yok etmiyor, onu başka bir yere taşıyor: görüntüden nesneye, nesneden de künyeye.
Metnin bugün en çok kullanılan tarafı da bu ikinci sav. Bir nesnenin işlevi değiştiğinde ona sorulacak sorular da değişiyor ve çoğaltma bu değişimi hızlandırıyor. Bir ikonanın kartpostal olarak dolaşması, o imgeyi bir ibadet nesnesinden bir görsel referansa çeviriyor.
Sanat tarihinin kendi yöntemi değişiyor
Çoğaltmanın en büyük etkisi belki de sanat eserlerinde değil, sanat tarihinin kendisinde oldu.
On dokuzuncu yüzyılda eser fotoğrafı ticari bir sektöre dönüştü. Büyük firmalar müze ve yapı fotoğrafları çekip katalog hâlinde satıyordu ve araştırmacılar bu fotoğrafları biriktiriyordu.
Bu firmaların bir yan etkisi de seçim tarafında oldu. Katalogda hangi eserlerin fotoğrafı varsa, araştırmacıların çalışabildiği eserler onlar oluyordu ve bu seçim ticari beklentiye göre yapılıyordu. Yani kanonun bir bölümü, hangi eserin fotoğrafının satacağına dair bir tahminden geçti.
Bunun ilk sonucu karşılaştırmanın mümkün olması. İki eseri yan yana koymak, ancak ikisinin görüntüsü aynı masada olduğunda yapılabiliyor. Geçen kursta gördüğümüz çift projeksiyonlu ders düzeni tam olarak bu imkânla doğdu.
İkinci sonuç ölçek. Bir araştırmacı artık hiç gitmediği ülkelerdeki eserleri karşılaştırabiliyor ve bu, alanın kapsamını genişletiyor.
Yirminci yüzyıl ortasında bir yazar bu duruma bir ad verdi: herkesin kafasında, fotoğraflardan kurulmuş bir müze var ve o müze hiçbir binada bulunmuyor.
Ama bu imkânın bir bedeli var ve bedel bu kursun konusuyla doğrudan ilgili.
Fotoğraf ölçeği siliyor. Yan yana konan iki görüntüden biri bir avuç içi kadar, öteki bir duvar büyüklüğünde olabiliyor ve sayfada ikisi aynı boyutta görünüyor.
Fotoğraf ayrıca rengi, yüzeyi ve durduğu yeri kaybediyor. Bir kabartma yandan gelen ışıkla derin, önden gelen ışıkla düz görünüyor ve fotoğrafçı bu kararı veriyor.
Burada TEM-202.9 ile bir ayrım yapmak gerekiyor. Orada bu kayıpları nesnenin dolaşımı açısından çalışmıştık; burada aynı olgunun kanıt tarafına bakıyoruz. Fotoğraf bir kanıt taşıyıcısı ve taşırken bazı bilgileri düşürüyor.
Karşılaştırma: el ile makine
İki çoğaltma biçimini yan yana koyduğumuzda üç fark öne çıkıyor.
Birinci fark hız ve sayı. Elle kopyalamada her nesne ayrı emek istiyor; makineyle çoğaltmada ilk hazırlık pahalı, sonrası ucuz. Bu, hangi imgelerin yayıldığını doğrudan belirliyor.
İkinci fark sapma yönü. Elle kopyalamada her kopya bağımsız hatalar taşıyor ve bu hatalar soy ağacı kurmayı sağlıyor. Makineyle çoğaltmada ise sapma tek yönlü: kalıp yorulur ve bütün baskılar aynı yönde bozulur.
Bunun sonucu geçen derse göre farklı bir kanıt türü. Elle kopyada ayrışma bilgi veriyor, makine baskısında ise ortak bozulma bilgi veriyor.
Üçüncü fark aracı. Elle kopyalamada kopyacı bir yorumcu; makineyle çoğaltmada araya teknik bir aygıt giriyor ve o aygıtın kendi kısıtları oluyor. Bir fotoğraf makinesinin objektifi, bir baskının tram yapısı ve bir ekranın renk aralığı, görüntüye kendi imzasını atıyor.
Dördüncü bir fark da hata payında. Elle kopyalamada kopyacı yorulduğunda ya da dikkati dağıldığında hata rastgele yerlerde çıkıyor; makine baskısında ise arıza sistematik oluyor ve aynı kusur bütün seride tekrarlanıyor. Sistematik kusur, seriyi tanımlamayı kolaylaştırıyor.
Ortak yanları da var ve bu ders için asıl sonuç bu. İki durumda da çoğaltma nötr bir aktarma değil; her ikisi de kendi izini bırakıyor ve o iz okunabiliyor.
Usta katmanı: çoğaltılmış bir künyeyi okumak
Çoğaltılmış bir nesnenin künyesini okurken beş soru işe yarıyor.
Birincisi nesne mi görüntü mü. Elindeki bilgi belirli bir fiziksel nesne hakkında mı, yoksa o görüntünün herhangi bir kopyası hakkında mı? İkisi karıştığında ölçü ve durum bilgisi anlamsızlaşıyor.
İkincisi durum ve baskı dönemi. Bu baskı kalıbın hangi aşamasından ve hangi yıllarda çekilmiş? İki bilgi ayrı ayrı yazılmalı, çünkü erken bir durumun geç bir baskısı olabiliyor.
Üçüncüsü kimin elinden çıktığı. Fotoğrafta baskıyı kimin yaptığı, gravürde kalıbın o sırada kimde olduğu ayrı sorular ve kursun ikinci dersindeki iş bölümü mantığı burada da geçerli.
Dördüncüsü aygıt katmanı. Bu görüntü kaç kez yeniden üretildi? Kitaptaki bir fotoğrafın fotoğrafı, aslından iki katman uzakta ve her katman bilgi düşürüyor.
Bir de kaynağın kendi tarihi var ve bu sık atlanıyor. Eski bir yayındaki fotoğraf, eserin o tarihteki hâlini gösteriyor; sonraki bir temizlik ya da onarım görüntüyü değiştirmiş olabilir. Eski reprodüksiyonlar bu yüzden yalnız görsel malzeme değil, aynı zamanda müdahale öncesi kayıt olarak da kullanılıyor.
Beşincisi ölçü kaydı. Görüntüde ölçek yoksa, nesnenin gerçek boyutu ayrıca yazılmalı. Bu en sık atlanan ve en çok yanlış anlamaya yol açan alan.
Bir de araştırma pratiğine dair bir uyarı gerekiyor. Bir eseri yalnız fotoğrafından çalışmak yaygın ve çoğu zaman kaçınılmaz; ama fotoğraftan okunamayacak şeyler var ve bunlar bilinerek yazılmalı. Yüzey dokusu, boya kalınlığı, mat ve parlak alanların dağılımı ile gerçek renk bunların başında geliyor.
Son olarak dijital tarafta yeni bir sorun var. Bir görüntü internette dolaşırken künyesinden kopuyor ve bir süre sonra kimin eseri olduğu, hangi kurumda bulunduğu ve hangi tarihe ait olduğu izlenemez hâle geliyor. Kimlik nesneden veriye taşındığında, verinin korunması yeni bir sorumluluk oluyor.
Kalıcı araçlar
Üç araç bu dersten kalıyor.
Katman sayacı. Elindeki görüntünün nesneden kaç çoğaltma katmanı uzakta olduğunu say.
Durum ile dönem ayrımı. Bir baskı için hem kalıbın aşamasını hem baskının yılını ayrı ayrı yaz.
Fotoğraftan okunamayanlar listesi. Bir eseri fotoğrafından çalışırken, bu kaynaktan öğrenilemeyecek özellikleri baştan listele.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Aynı kalıptan çıkan baskılar birbirinin aynısıdır."
Kalıp her baskıda biraz aşınıyor ve ince çizgiler önce kayboluyor; ayrıca sanatçı kalıba müdahale ettiğinde yeni durumlar oluşuyor. Erken ve geç baskılar farklı nesneler ve aradaki fark bir sıra bilgisi taşıyor.
Yaygın yanlış"Fotoğrafta asıl nesne negatiftir."
Uygulamada eser, belirli bir baskı olarak tanımlanıyor; kâğıt, kimya ve tonlama kararları nesneyi tekil kılıyor. Bu yüzden künyede baskı tarihi ve baskıyı yapan kişi ayrıca yazılıyor.
Yaygın yanlış"Teknik çoğaltma tekilliği ortadan kaldırdı."
Tekilliği yok etmiyor, yerini değiştiriyor. Baskı durumları, dönem baskıları ve numaralandırma sistemi, çoğaltılabilir bir üretimin içinde tekil nesneler ve kayıtlar üretiyor.
Yaygın yanlış"Bir eseri fotoğrafından çalışmak, görmekle aynı şeydir."
Fotoğraf ölçeği siliyor, rengi dönüştürüyor ve yüzey dokusunu düşürüyor; ışık kararını da fotoğrafçı veriyor. Fotoğraf kanıt taşıyor ama taşırken bazı bilgileri düşürüyor ve düşen bilgi yazılmalı.
Yaygın yanlış"Geç baskılar sahtedir."
Kalıp el değiştirdiğinde çekilen baskılar meşru nesneler; sahtecilik kimliği yanıltma amacı taşıyor. Doğru yaklaşım bunları reddetmek değil, künyede baskı dönemini ayrıca kaydetmek.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: makineyle çoğaltma her kopyayı birbirinin aynısı yapmıyor; kalıp aşınıyor, sanatçı müdahale ediyor ve her aşama ayrı bir durum üretiyor. Fotoğrafta eser tanımı negatif ile baskı arasında bölünüyor ve uygulamada belirli bir baskı eser sayılıyor, bu yüzden baskı tarihi künyenin zorunlu parçası. Çoğaltma tekilliği yok etmiyor, yerini görüntüden nesneye ve nesneden künyeye taşıyor. Sanat tarihi yöntemi çoğaltma sayesinde karşılaştırmayı kazandı ama ölçek, renk ve yüzey bilgisini kaybetti. Ve her çoğaltma katmanı bilgi düşürüyor, dolayısıyla elindeki görüntünün nesneden kaç katman uzakta olduğu sayılmalı.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir kalıbın yorulduğunu, bir baskının sonradan çekilebildiğini ve nesnenin zaman içinde değiştiğini gördük. Peki eskimiş bir nesneye müdahale edildiğinde sınır nerede; onarmakla yeniden yapmak arasındaki çizgi nasıl çekiliyor? Sıradaki derste restorasyon ile yeniden yapım arasındaki sınıra geçiyoruz.