Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: tarih disiplini zamanı üç ayrı hızda katmana ayırdı ve bu, sanat tarihinin dikkatini sergi olaylarından atölye ekonomisine kaydırdı. Akım şeması olay katmanında kurulmuş bir anlatıdır; konjonktür ve uzun süre soruldığında bambaşka açıklamalar çıkıyor. Dönemin gözü fikri kaynağı genişletti; ticaret el kitabı, vaaz derlemesi ve dans tarifnamesi birincil kaynak oldu. Eseri bir çatışmanın içine yerleştiren çalışmalarda tepkiler de kaynak sayılır ve eser koşulların aynası değil, onlara verilen bir cevap olarak okunur. "Yeni sanat tarihi" tek bir yöntem değil, ortak bir hedefe yönelmiş bir tartışmaydı ve bugün ad kullanılmıyor çünkü tartışma kazanıldı.
Açılış: sözleşmedeki mavi
Bir Rönesans sipariş sözleşmesi açıyorsun ve içinde beklemediğin bir ayrıntı buluyorsun.
Sözleşme boyanın cinsini yazıyor ve mavinin hangi kalitede olacağını florin cinsinden belirliyor. Aynı belge ustanın kendi eliyle hangi figürleri yapacağını da ayrıca şart koşuyor.
Yani resmin içindeki mavi, bir üslup tercihi olmadan önce bir fiyat kalemi. Ve Meryem'in mantosunun rengi, dindarlıktan önce bir bütçe kararı.
Şimdi şunu düşün: bu bilgiyi bilen biri, o resme baktığında başkalarının görmediği bir şey görüyor. Mavinin genişliği bir harcama beyanı, altının azlığı bir tutumluluk işareti oluyor.
Geçen derste akım şemalarına baktık ve okların çoğunun bir yoruma dayandığını gördük. Bu ders başka bir yerden bakıyor; resmin arkasındaki sözleşmeden, defterden ve fiyattan.
Sorumuz şu: sanat tarihi, tarih disiplininden ne öğrendi ve bu öğrenme neden bir noktada "yeni" sayıldı?
Bu derste ne olacak
Önce tarih disiplininde olan büyük değişimi göreceğiz: zamanın tek bir akış değil, üç ayrı hızda katman olarak düşünülmesi.
Sonra bunun sanat tarihine geçişini ve akım anlatısını nasıl sınadığını işleyeceğiz.
Ardından izleyicinin becerisi fikrini göreceğiz; bir çağın insanı hangi gözle bakıyordu?
Sonra eseri bir çatışmanın içine yerleştiren çalışmaları ele alacağız.
Ardından "yeni sanat tarihi" adının ne zaman ve neden ortaya çıktığına bakacağız.
Son olarak eski ile yeni arasındaki gerçek farkı karşılaştıracağız. Ders bittiğinde bir esere bakıp onu hangi zaman katmanında okuduğunu söyleyebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası: nehrin üç hızı
Bir nehre bak. Üç ayrı hareket var ve üçü aynı anda oluyor.
Yüzeyde köpük ve dalgacıklar var; saniyeler içinde oluşup dağılıyorlar. Onların altında ana akıntı var; mevsime göre yavaşlayıp hızlanıyor. En altta yatağın kendisi var; yüzyıllar içinde, gözle görülmeyecek yavaşlıkta değişiyor.
Yirminci yüzyıl ortasında bir tarihçi, tarihin de böyle okunması gerektiğini savundu. En üstte olaylar var: savaşlar, seçimler, ölümler. Ortada konjonktür var: fiyatlar, nüfus, ticaret hacmi, on yıllar içinde değişen eğilimler. En altta uzun süre var: iklim, coğrafya, teknoloji ve gündelik alışkanlıklar; yüzyıllarda kımıldayan katman.
Bu üçlü, tarih yazımını kalıcı biçimde değiştirdi. Çünkü olayı köpük saymak, tarihçinin dikkatini aşağıya çekiyor.
Benzetmenin kırıldığı yer önemli. Nehirde üç katman fiziksel olarak ayrı; tarihte ise ayrım tarihçinin kurduğu bir çerçeve. Bir olayın hangi katmana ait olduğu her zaman açık değil ve bu tartışma bugün de sürüyor.
Katmanlar sanat tarihine girince
Bu üçlüyü sanat tarihine uygulamak, geçen dersteki şemayı doğrudan sınıyor.
Bir akım şeması hangi katmanda çalışıyor? Sergiler, manifestolar, gruplaşmalar ve kopuşlar; hepsi köpük düzeyinde. Yani akım anlatısı, tarih disiplininin yetersiz bulup terk ettiği katmanda kurulmuş bir anlatı.
Alttaki iki katman sorulduğunda başka sorular çıkıyor. Konjonktür katmanında sipariş hacmi, malzeme fiyatı, atölye sayısı ve piyasa var. Uzun süre katmanında ise teknik bilgi, taşıma yolları, dinsel pratik ve gündelik görme alışkanlıkları var.
Bir örnek bunu somutlaştırıyor. Ultramarin mavisi uzak bir bölgeden geliyordu ve pahalıydı; fiyatı ticaret yollarına ve siyasi koşullara bağlıydı. Bir resimdeki mavi alanın genişliği, sanatçının tercihinden önce o yılın fiyatına bağlı olabiliyordu.
Bunun sonucu şu: eserdeki bir görsel özellik, üç ayrı katmandan birinde açıklanabiliyor ve hangisinin doğru olduğu araştırma sorusu. TEM-203.14'te öğrendiğimiz ölçek uyumu burada zaman ekseninde çalışıyor.
Bir ikinci örnek katmanların nasıl kesiştiğini gösteriyor. Bir kentte belirli bir yıl çok sayıda sunak resmi sipariş edilmişse, bunun üç ayrı açıklaması olabilir: bir salgın sonrası adak dalgası, yani olay; kentin ticaretinde uzun süren bir canlanma, yani eğilim; ya da o bölgede yüzyıllardır süren bir bağış geleneği, yani uzun süre. Üçü de aynı veriyi açıklıyor ve hangisinin geçerli olduğu ancak başka kaynaklara bakılarak ayrılıyor.
Sanat tarihi bu üçlüyü olduğu gibi almadı ama dikkatini kalıcı biçimde kaydırdı. Sergi tarihinden atölye ekonomisine, sanatçı biyografisinden malzeme ticaretine doğru bir kayma oldu.
Dönemin gözü: izleyicinin becerisi
İkinci büyük katkı başka bir yönden geldi ve soruyu tersine çevirdi.
Alışılmış soru şuydu: sanatçı ne yaptı? Yeni soru şu oldu: o çağın izleyicisi neyi görebiliyordu?
Bir araştırmacı bunu şöyle kurdu. On beşinci yüzyıl İtalya'sında bir tüccar, fıçıların ve balyaların hacmini gözle tahmin etmeyi meslek gereği öğreniyordu. Aynı kişi bir resme baktığında, o hacim becerisini de yanında getiriyordu.
Benzer biçimde kilise vaazları, bir sahnedeki figürlerin duruşunu ve jestini okumayı öğretiyordu. Dans figürleri ise beden duruşlarına ortak bir anlam veriyordu.
Yani bir resmin ilk izleyicisi, bugünkü izleyicide olmayan üç beceriyle bakıyordu: ölçü tahmini, dinsel anlatı bilgisi ve beden diline aşinalık.
Buna dönemin gözü deniyor ve tanımı şu: bir çağın insanlarının, gündelik hayatta edindiği ve resim karşısında kullandığı algı becerileri.
Bu tanımın pratik sonucu şu: bir resmi anlamak için bazen resim tarihine değil, o çağın mesleklerine bakmak gerekiyor. Ölçü, ağırlık ve oran bilgisi hangi işlerde günlük olarak kullanılıyorsa, o beceriler resmin okunmasına da giriyor.
Bu fikrin gücü, kaynağı değiştirmesinde. Artık sanat kaynakları yetmiyor; ticaret el kitabı, vaaz derlemesi ve dans tarifnamesi de birincil kaynak oluyor.
Sınırı da açık. Bir çağın gözü tek değildi; tüccarın gözü ile köylünün, kadının ile erkeğin gözü aynı değildi. Tek bir dönem gözü varsaymak, geçen derslerde gördüğümüz çağ karakteri iddiasının aynısına düşer.
Eser bir çatışmanın içinde
Üçüncü damar daha doğrudan siyasi ve eseri bir gerilimin ortasına koyuyor.
Buradaki çalışmalar tek bir soruyla ilerliyor: bir eser üretildiği andaki toplumsal çatışmaya nasıl karışıyor?
Bir örnek şöyle işliyor. On dokuzuncu yüzyıl ortasında Fransa'da köylü hayatını büyük ölçekte resmeden işler sergilendiğinde, eleştirmenler sert tepki verdi. Tepkinin sebebi teknik değildi; ölçekti. O ölçek, tarihsel konulara ayrılmış bir boyuttu ve köylüye verilmesi bir iddia sayıldı.
Yani resmin siyasi anlamı konusunda değil, konu ile boyut arasındaki uyumsuzlukta duruyordu. TEM-204.5'te öğrendiğimiz tür sıradüzeni burada bir çatışma aleti olarak çalışıyor.
Aynı yaklaşım kent hayatına da uygulandı. Yeniden inşa edilen bir başkentte, eğlence mekânlarını ve yeni sınıfları resmeden işler, o dönüşümün kendisiyle birlikte okundu.
Bu çalışmaların ortak yöntemi şu: eserin kendisi kadar, ona verilen tepkiler de kaynak sayılıyor. Gazete eleştirisi, sergi kavgası ve alay yazısı, eserin hangi sinire dokunduğunu gösteriyor.
Bu yöntemin ince tarafı şurada. Bir eser sessizce karşılanmışsa, sessizlik de bir veridir ve çoğu zaman eserin beklentiyi bozmadığını gösterir. Yani tepki ölçmek yalnız skandalları değil, sıradanlığı da ölçüyor.
Bu damarın erken örnekleri daha önce yazılmıştı. Yirminci yüzyıl ortasında iki araştırmacı, resmi sınıf yapısına ve toplumsal düzene bağlayan geniş kapsamlı kitaplar yayımladı; ikisi de uzun süre kenarda kaldı, sonra yeniden okundu.
"Yeni" ne zaman yeni oldu
Şimdi adın kendisine bakalım, çünkü bir alanın kendine "yeni" demesi başlı başına bir tarihyazımı olayı.
Seksenli yıllarda İngiltere merkezli bir grup araştırmacı, alandaki hâkim yaklaşımın karşısına toplu bir program koydu. Yeni sanat tarihi ifadesi bu tartışmayla yaygınlaştı ve bir derleme kitapla kalıcı hâle geldi.
Programın ortak paydası tek bir yaklaşım değildi; ortak olan şey neye karşı olduklarıydı. Üslup çözümlemesini tek başına yeterli sayan, sanatçıyı merkeze alan ve eserin toplumsal zeminini sormayan bir alanı hedef aldılar.
İçeride ise farklı yollar vardı: toplumsal tarih, göstergebilim, psikanaliz, feminist eleştiri ve söylem analizi. Bunları TEM-203'te yöntem olarak tek tek çalışmıştık; buradaki fark, hepsinin aynı anda ve bir tartışma olarak sahneye çıkması.
Adın kendisi de bir strateji. Bir yaklaşımı "yeni" diye adlandırmak, karşısındakini otomatik olarak "eski" yapıyor. Bu, geçen derste manifestolarda gördüğümüz hamlenin akademik hâli.
Tartışmanın somut bir izi ders programlarında kaldı. Yetmişli yıllardan önce yazılmış bir sanat tarihi ders kitabının bölüm başlıkları üsluplar ve ustalar üzerinden kuruluyordu; sonrakilerde sipariş, izleyici, kurum ve piyasa başlıkları da yer buldu. Bir alanın kendi tartışmasını kazandığını en iyi gösteren şey, o tartışmanın müfredata sessizce yerleşmesi.
Bugün bu ad çoğunlukla kullanılmıyor, çünkü tartışma kazanıldı. Sözleşmeye, piyasaya, izleyiciye ve kuruma bakmak artık ayrı bir okul değil; alanın olağan işi.
Karşılaştırma: eski ile yeni arasındaki gerçek fark
İki yaklaşımı yan yana koyduğumuzda fark, çoğu zaman sanıldığı yerde değil.
Sanılan fark şu: biri esere bakıyor, öteki bakmıyor. Bu yanlış. Sosyal tarih çalışmalarının en iyileri de uzun uzun esere bakar; ölçeği, kadrajı ve fırça izini tartışır.
Gerçek fark üç yerde.
Birincisi kaynak. Biçimsel yaklaşım kaynağını çoğunlukla eserlerden alır; sosyal yaklaşım defterden, sözleşmeden, gazeteden ve nüfus kaydından da alır.
İkincisi açıklanan şey. Biçimsel yaklaşım bir değişimi başka bir biçime bağlar; sosyal yaklaşım aynı değişimi bir talebe, bir kısıta ya da bir çatışmaya bağlar.
Üçüncüsü kapsam. Biçimsel anlatı kanonla çalışır, çünkü şema seçilmiş örneklerden kurulur; sosyal yaklaşım ise seri kaynak kullandığı için sıradan üretimi de içine alabilir.
Bu üçüncüsü en önemli sonucu doğurdu. Yüzlerce sıradan siparişi sayabildiğinde, kanonun dışındaki üretim ilk kez toplu olarak görünüyor. Bir şehirde kaç ressam çalışıyordu, ortalama bir sipariş ne kadardı, kaç eser bugüne kalmadı?
Ve buradan geçen derslerin sorusuna bir cevap çıkıyor. Kanon, kalanların içinden seçilmiş küçük bir kümedir; seri kaynak, o kümenin ne kadar küçük olduğunu sayıyla gösterebiliyor.
Bazı kentler için yapılan sayımlar bu farkın büyüklüğünü ortaya koydu; bir dönemde çalışan ressamların ancak küçük bir bölümü bugün adıyla biliniyor ve üretilen eserlerin büyük çoğunluğu hiç kayda geçmedi. Kanonun dar olduğunu söylemek bir görüştür; ne kadar dar olduğunu göstermek ise bir ölçüm işidir.
Usta katmanı: katman ve kaynak
Bu damardan çıkan çalışmaları okurken beş şeye dikkat etmek gerekiyor.
Birincisi katman. Yazar hangi hızda konuşuyor: bir sergi olayında mı, on yıllık bir eğilimde mi, yüzyıllık bir alışkanlıkta mı? Katmanlar karışırsa açıklama da karışıyor.
İkincisi kaynağın türü. Seri kaynak eğilim gösterir, tek belge örnek verir. Bir tek sözleşmeden çıkarılan kural, seri kaynakla sınanmadan genel yazılmamalı.
Üçüncüsü yansıtma tuzağı. En sık yapılan hata, eseri toplumsal koşulların doğrudan aynası saymak. Eser koşulları yansıtmakla kalmaz; onlara cevap verir, karşı çıkar, gizler ya da süsler.
Dördüncüsü tepkinin kaynak değeri. Eserin aldığı tepki, eser hakkında olduğu kadar tepkiyi verenler hakkında da bilgi taşıyor. İkisi ayrı yazılır.
Beşincisi hayatta kalma yanlılığı. Defterler ve sözleşmeler de eşit oranda kalmadı; kurumsal arşivler kaldı, küçük atölyelerinki gitti. Yani seri kaynak da yansız bir örneklem değil.
Beşinci noktanın bir uzantısı da yayın tarafında. Bir arşivin taranmış ve yayımlanmış olması, o konunun daha çok çalışılmasına yol açıyor; az çalışılmış bir bölge çoğu zaman ilgisiz değil, arşivi erişilebilir kılınmamış bölgedir.
Bir de ince nokta var. Bu derste anlatılan yaklaşım TEM-203.3'ün konusuyla komşudur ama aynı şey değildir. Orada yöntemin nasıl uygulanacağını çalışmıştık; burada o yöntemin ne zaman, hangi tartışmayla ve neye karşı doğduğunu görüyoruz. Biri alet kullanmayı, öteki aletin tarihini öğretiyor.
Kalıcı araçlar
Üç araç bu dersten kalıyor.
Katman etiketi. Her açıklamanın yanına hızını yaz: olay, eğilim ya da uzun süre.
Kaynak genişletme. Bir eser hakkında soru sorarken sanat dışı üç kaynak türü say. Defter, yasa, gazete, el kitabı ve nüfus kaydı bunların başında geliyor.
Yansıtma sınaması. "Bu eser şu koşulları yansıtıyor" cümlesini gördüğünde sor: yansıtıyor mu, cevap mı veriyor, yoksa örtüyor mu?
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Sosyal sanat tarihi esere bakmaz, arka plana bakar."
En iyi örnekleri eserin ölçeğini, kadrajını ve yüzeyini uzun uzun tartışır. Fark bakıp bakmamak değil, kaynak genişliği: sözleşme, defter ve gazete de birincil kaynak sayılıyor.
Yaygın yanlış"Eser, üretildiği toplumun aynasıdır."
Ayna benzetmesi tek yönlü bir ilişki varsayıyor. Eser koşullara cevap da verir, onları gizler, abartır ya da onlara karşı çıkar. Yansıtma, sınanması gereken bir hipotezdir; çıkış noktası değil.
Yaygın yanlış"Arşiv kaydı tarafsız bir örneklemdir."
Belgeler de eşit oranda korunmadı. Saray, kilise ve büyük kurum arşivleri kaldı; küçük atölyelerin kayıtları büyük ölçüde gitti. Seri kaynak eğilim gösterir ama kendi hayatta kalma yanlılığını taşır.
Yaygın yanlış"Dönemin gözü, o çağın herkesinin ortak bakışıdır."
Tek bir göz yoktu. Tüccarın, köylünün, rahibin ve kadınların gündelik becerileri farklıydı ve bakış onlarla birlikte değişiyordu. Tek bir dönem gözü varsaymak, çağa tek karakter verme hatasının aynısı.
Yaygın yanlış"Yeni sanat tarihi tek bir yöntemdi."
Bir yöntem değil, ortak bir hedefe yönelmiş bir tartışmaydı; içinde toplumsal tarih, göstergebilim, psikanaliz ve feminist eleştiri birlikte duruyordu. Ortak olan neye karşı olduklarıydı ve "yeni" adı da bir konumlanma hamlesiydi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: tarih disiplini zamanı üç ayrı hızda katmana ayırdı ve bu, sanat tarihinin dikkatini sergi olaylarından atölye ekonomisine kaydırdı. Akım şeması olay katmanında kurulmuş bir anlatıdır; konjonktür ve uzun süre soruldığında bambaşka açıklamalar çıkıyor. Dönemin gözü fikri kaynağı genişletti; ticaret el kitabı, vaaz derlemesi ve dans tarifnamesi birincil kaynak oldu. Eseri bir çatışmanın içine yerleştiren çalışmalarda tepkiler de kaynak sayılır ve eser koşulların aynası değil, onlara verilen bir cevap olarak okunur. "Yeni sanat tarihi" tek bir yöntem değil, ortak bir hedefe yönelmiş bir tartışmaydı ve bugün ad kullanılmıyor çünkü tartışma kazanıldı.
Sonraki derse köprü
Bu tartışmanın içindeki kollardan biri, alanın en eski boşluklarından birine yöneldi ve tek bir soruyla başladı. Yüzyıllar boyunca kadın sanatçılar üretti; peki kanon niçin onları neredeyse hiç saymadı ve bu boşluk nasıl kuruldu? Sıradaki derste kadın sanatçıların kanondan dışlanmasına geçiyoruz.