Ders TEM-204.11 · Sanat Tarihyazımı ve Kanon Eleştirisi

Yerli epistemolojiler ve bilgi egemenliği

2.731 kelime · 25 eser örneği · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: bir topluluğun bilgi düzeni yalnız içerikten değil, aktarımın kurallarından oluşuyor ve o kurallar bilginin parçası. Kayıt nesne kategorisiyle başladığında bazı şeyler yanlış kategoriye giriyor ve sorulacak sorular da değişiyor. Erişim tek düzeyli değil katmanlı olabiliyor; bir kaynağa erişememek her zaman eksiklik değil, bazen düzenin doğru işlemesi. Bilmek ile aktarma yetkisi ayrı şeyler ve bu ayrım araştırma pratiğini doğrudan değiştiriyor. Kurumsal cevaplar etiketleme, yazılım, ortak yönetim ve veri ilkeleriyle geliyor ama hepsi kurumun tercihine bağlı; protokol bir sansür değil, bir yetki düzeni.

Açılış: boş bırakılan kare

Bir müze kataloğu açıyorsun. Sayfa düzeni her zamanki gibi: solda metin, sağda görüntü alanı.

Ama bir sayfada görüntü alanı boş. Çerçeve var, altında künye var, içi yok.

Künyenin altında tek satırlık bir not duruyor: bu görüntü, ilgili topluluğun isteği üzerine yayımlanmıyor.

Şimdi düşün. Nesne o müzenin deposunda. Fotoğrafı çekilmiş, dosyası hazır, basılmasının önünde teknik hiçbir engel yok.

Basılmıyor, çünkü bir kural var; ama o kural müzenin değil, nesnenin geldiği topluluğun kuralı.

Geçen derste karşılaştırmanın ölçütünün nereden geldiğini sorduk ve her geleneğin kendi değerlendirme dili olduğunu gördük. Bu ders bir adım öteye gidiyor.

Sorumuz şu: bir topluluğun kendi bilgi düzeni, dışarıdan bir araştırmacının kategorilerine çevrilmeden nasıl çalışılır ve o bilgiyi kimin aktaracağına kim karar verir?

Bu derste ne olacak

Önce kategorinin kendisine bakacağız; bir topluluk için nesne olmayan bir şeyi nesne olarak kaydetmek ne değiştiriyor?

Sonra erişimin dereceli olabileceğini göreceğiz; her bilginin herkese açık olmadığı bir düzen nasıl işliyor?

Ardından yetki sorusunu ele alacağız: bir bilgiyi kimin aktarabileceğine kim karar veriyor?

Sonra kaydın kendisine bakacağız; bir katalog kaydı kimin kategorileriyle yazılmış?

Ardından kurumsal cevapları ve bunların hangi sorunu çözdüğünü göreceğiz.

Son olarak açık erişim ilkesiyle protokol ilkesi arasındaki gerilimi karşılaştıracağız. Ders bittiğinde bir kaydı okurken kimin konuştuğunu ayırabiliyor olacaksın.

Sıfır noktası: her bilgi ilan panosuna asılmaz

Kendi hayatından bir örnek düşün.

Bildiğin bir sürü şey var ve hepsi aynı düzeyde paylaşılmıyor. Bazıları herkese açık, bazıları yalnız ailene, bazıları yalnız bir kişiye, bazıları da yalnız belirli bir anda ve belirli bir kişiden öğrenilebilir.

Bu bir gizlilik meselesi değil, bir düzen meselesi. Bilginin kime, ne zaman ve kim tarafından aktarılacağı, bilginin kendisinin bir parçası.

Şimdi bunu bir topluluk ölçeğine büyüt. Bazı anlatılar yalnız belirli mevsimde anlatılıyor, bazı desenler yalnız belirli bir soydan gelenler tarafından yapılabiliyor, bazı nesneler yalnız belirli görevi taşıyanlar tarafından görülebiliyor.

Bir araştırmacı bu düzenin dışından geldiğinde ve her şeyi kayda geçirdiğinde ne oluyor? Bilgi korunmuş olmuyor; düzeni bozulmuş oluyor.

Benzetmenin kırıldığı yer önemli. Kişisel sırlar unutulabilir; bir topluluğun aktarım düzeni ise kimliğin ve hukukun kendisi olabiliyor. Bir anlatı kimin hangi toprakla ilişkili olduğunu da belirliyorsa, o anlatının yanlış aktarılması bir bilgi hatası değil, bir hak sorunu.

Kategori sorunu: nesne mi, başka bir şey mi

İlk sorun, kaydın ilk satırında başlıyor.

Bir müze kaydı nesneyle başlar: malzeme, ölçü, teknik. Bu sıra, kaydedilen şeyin bir nesne olduğunu varsayıyor.

Bazı topluluklar için bu varsayım yanlış. Kimi eşyalar atalarla süregiden bir ilişkiyi taşıyor ve bir eşya gibi değil, bir akraba gibi ele alınıyor. Kimi yapılar ise bir anlatının kaydı; taşıdıkları şey süs değil, hukuk.

Bunun somut sonucu şu: aynı şey iki farklı kategoriye konduğunda, hakkında sorulacak sorular da değişiyor. Nesne kategorisinde soru üslup, tarih ve atıf oluyor. Akraba ya da kayıt kategorisinde soru kim, hangi soydan, hangi yetkiyle ve hangi sorumlulukla oluyor.

TEM-203.10'da nesne kuramını ve nesnenin failliğini çalışmıştık. Buradaki fark şu: orada bir kuramsal yaklaşımı öğrendik, burada bir topluluğun kendi hukukunu görüyoruz. Biri araştırmacının aleti, öteki incelenen düzenin kendisi.

Kategori kararının bir de zaman boyutu var. Bir nesne müzeye girdiğinde hangi bölüme kaydedildiyse, çoğu zaman on yıllarca orada kalıyor ve sonraki bütün araştırma o bölümün geleneğiyle yürüyor. Kategoriyi sonradan değiştirmek teknik olarak mümkün ama pratikte nadir; bu yüzden ilk kayıt kararı uzun ömürlü oluyor.

Yayın standardımız bu noktayı zaten düzenliyor. Müze başlıkları tarafsız kabul edilmiyor ve güncel topluluk adlandırması önceliklendiriliyor; ayrıca kutsal ya da toplulukça kısıtlı görüntüler için izin ilkeleri gözetiliyor.

Erişim dereceli olabilir

İkinci sorun, arşivciliğin en temel varsayımına dokunuyor.

Alışılmış varsayım şu: kayıt ya açıktır ya kapalıdır. Açık kayıt herkese, kapalı kayıt kimseye.

Birçok topluluğun düzeninde ise erişim çok katmanlı. Bir bilgi belirli bir yaş grubuna, belirli bir göreve, belirli bir soya ya da belirli bir mevsime bağlı olabiliyor.

Bunu bir arşive uygulamak teknik olarak mümkün ve yapılıyor da. Kayıtlar farklı erişim düzeyleriyle işaretleniyor; kullanıcı kim olduğuna göre farklı içerik görüyor.

Bunun sanat tarihi açısından iki sonucu var.

Birincisi, bir kaynağa erişememek her zaman bir eksiklik değil. Bir araştırmacı belirli bir içeriği göremiyorsa, bu bazen kaydın kötü tutulmasından değil, düzenin doğru işlemesinden geliyor.

İkincisi, yayın kararı araştırmacının tek başına vereceği bir karar olmaktan çıkıyor. Neyin yayımlanacağı, kaynağın bağlı olduğu protokole göre belirleniyor.

Katmanlı erişimin bir yan faydası da var. Bir kaydın varlığının ilan edilmesi, içeriği açılmasa bile araştırmayı ilerletiyor: kaç nesne olduğu, nereden geldiği ve hangi kurumda bulunduğu bilinebiliyor. Yani sayım yapılabiliyor, içerik paylaşılmadan.

Bu, alanın alışkanlıklarıyla çatışıyor ve çatışmayı görmezden gelmemek gerekiyor. Bilimsel yayın geleneği kanıtın kontrol edilebilir olmasını istiyor; protokol ise bazı kanıtın herkese açılamayacağını söylüyor. İkisi arasındaki denge her vakada ayrıca kuruluyor.

Yetki: kim aktarabilir

Üçüncü sorun en az konuşulanı ve araştırma pratiğini en çok değiştireni.

Bir bilgiyi bilen kişi, onu aktarma yetkisine sahip olmayabiliyor. Bu ayrım pek çok gelenekte var ve akademik alışkanlığın tam tersini söylüyor: bilmek yetmiyor, aktarma hakkı ayrı bir şey.

Bunun araştırma için sonucu şu: bir görüşmecinin anlattığı her şey yayımlanabilir bilgi değil. Görüşmeci bile bazen "bunu ben anlatamam, şu kişiye sormalısın" diyor ve bu cümle bir engel değil, bir yönlendirme.

İkinci sonuç yazarlık tarafında. Bir topluluğun bilgisiyle yazılan bir çalışmada kimin yazar sayılacağı, kimin adının geçeceği ve gelirin nasıl paylaşılacağı ayrı birer soru. Son yıllarda bu konular sözleşmeye bağlanıyor.

Üçüncü sonuç kurumsal. Müzeler ve üniversiteler yerli araştırmacı ve küratör istihdam ettiğinde, yetki sorusu dışarıdan bir uyum meselesi olmaktan çıkıp kurum içinde bir yapıya dönüşüyor.

Yetki sorusunun pratik bir sonucu daha var: araştırma takvimi değişiyor. İzin süreçleri, doğru muhatabın bulunması ve toplulukla birlikte çalışma zaman alıyor ve bu süre çoğu proje bütçesinde hesaba katılmıyor. Bir çalışmanın aceleye gelmesi, çoğu zaman protokole uyulmamasının en yaygın nedeni.

Ve bir uyarı gerekiyor. Topluluk tek bir ses değil; içinde farklı görüşler, farklı yetkiler ve zaman zaman anlaşmazlıklar var. "Topluluk şöyle diyor" cümlesi, kimin söylediğini yazmadan kurulduğunda bir genelleme oluyor.

Kaydın kendisi kimin kategorileriyle yazıldı

Dördüncü sorun, geçen iki dersin doğrudan devamı.

Bir katalog kaydı yalnız bilgi taşımıyor; bir kategori düzeni de taşıyor. Alanların adları, sırası ve zorunlu olup olmaması, kaydı tutan kurumun dünyayı nasıl böldüğünü gösteriyor.

Bir örnek bunu netleştiriyor. Kayıtta "üretici" alanı varsa ve tek bir kişi bekliyorsa, ortak üretimi olan bir nesne oraya sığmıyor. "Tarih" alanı tek bir yıl bekliyorsa, nesiller boyunca eklenerek büyüyen bir nesne oraya sığmıyor.

Sığmayan bilgi çoğu zaman kaybolmuyor; serbest metin alanına düşüyor. Ve serbest metin alanı aranabilir olmadığı için, o bilgi pratikte görünmez oluyor.

Bunun çözümü olarak yerel dilde kayıt tutma, çift kategorili kayıt ve topluluk tarafından yazılan açıklamalar deneniyor. Bazı kurumlar aynı nesne için iki ayrı açıklama yayımlıyor: biri kurumun, biri topluluğun.

İki açıklamayı yan yana yayımlamanın kendisi bir yöntem önerisi. Okuyucu ilk kez iki farklı bilgi düzenini aynı sayfada görüyor ve aralarındaki farkı kendisi okuyabiliyor.

Kurumsal cevaplar ve sınırları

Beşinci başlık, bugün fiilen ne yapıldığı.

Dört yaklaşım öne çıkıyor ve dördü farklı sorunu çözüyor.

Birincisi etiketleme. Kayıtlara, kullanım koşullarını topluluk adına belirten işaretler ekleniyor. Bu, telif sisteminin çözemediği bir sorunu kapatıyor: geleneksel bilgi çoğu zaman telif süresi dolmuş ya da hiç telife girmemiş sayılıyor ve bu yüzden serbest kabul ediliyor.

İkincisi yazılım. Erişim protokolleri arşiv sisteminin içine kodlanıyor ve kural, kullanıcının iyi niyetine bırakılmıyor.

Üçüncüsü ortak yönetim. Sergi, yayın ve araştırma kararları birlikte alınıyor; kurum içinde yerli uzmanlar görev alıyor.

Dördüncüsü veri ilkeleri. Yerli veri yönetişimi için ortak ilkeler yayımlandı ve bunlar toplu yarar, denetim yetkisi, sorumluluk ve etik başlıklarını taşıyor. Bu ilkeler, açık veri hareketinin ilkeleriyle birlikte kullanılmak üzere yazıldı.

Dördünün ortak sınırı da var ve söylemek gerekiyor. Hepsi kurumun iyi niyetine ve kaynağına bağlı; yasal zorunluluk taşıyan alan sınırlı. Bir kurum bu araçları kullanmamayı seçtiğinde, çoğu durumda hukuki bir yaptırım söz konusu olmuyor.

Karşılaştırma: açıklık ile protokol

Şimdi dersin en gergin noktasına geliyoruz, çünkü burada iki iyi ilke çarpışıyor.

Birinci ilke açıklık. Bilgi paylaşıldıkça artıyor, kanıt kontrol edilebilir olmalı ve kültür mirası herkesin erişimine açık olmalı. Bu ilke arşivciliğin ve bilimsel yayının temeli.

İkinci ilke protokol. Her bilgi herkese ait değil, aktarımın kendi kuralları var ve bu kurallar bilginin bir parçası.

İkisi her durumda çatışmıyor. Bir nesnenin malzemesi, ölçüsü ve koruma durumu genellikle açık olabiliyor; kısıt çoğu zaman belirli anlatı ve görüntülerde yoğunlaşıyor.

Çatıştığında ise pratikte üç yol izleniyor.

Bir yol katmanlama: kaydın bir bölümü açık, bir bölümü protokole bağlı.

İkinci yol vekâlet: kısıtlı içeriğin varlığı ilan ediliyor ama içeriği gösterilmiyor. Açılıştaki boş kare bu yolun örneği ve önemli bir işi görüyor; kaydın var olduğunu gizlemiyor, yalnız içeriğini paylaşmıyor.

Üçüncü yol yönlendirme: araştırmacı, içeriği topluluk kanalından istemeye yönlendiriliyor.

Bu üç yolun hangisinin seçileceği de tek başına araştırmacının kararı değil ve seçim yayında yazılıyor. Okuyucu, bir içeriğin neden gösterilmediğini bildiğinde eksikliği bir ihmal değil bir karar olarak okuyor; yazılmadığında ise aynı boşluk özensizlik gibi görünüyor.

Üçünün ortak yanı şu: hiçbiri bilgiyi yok etmiyor, hepsi erişimin yolunu değiştiriyor. Ve bu ders açısından asıl nokta bu; protokol bir sansür değil, bir yetki düzeni.

Usta katmanı: bir kaydı ve bir metni denetlemek

Bu alanda çalışırken beş soru işe yarıyor.

Birincisi kim konuşuyor. Bir açıklama metnindeki her cümlenin kaynağı kim: kurum mu, araştırmacı mı, topluluk mu? Metinler çoğu zaman bu üçünü ayırmadan yazılıyor.

İkincisi kategori uyumu. Kayıt hangi alanlarla tutulmuş ve bu nesne o alanlara sığıyor mu? Sığmayan bilgi serbest metne düşmüş olabilir ve orada aranamaz durumda.

Üçüncüsü izin zinciri. Kullandığın görüntü ve metin için izin var mı, izni kim verdi ve hangi kullanım için verdi? Bir izin, verildiği kullanımın dışına genişletilemiyor.

Dördüncüsü genelleme kontrolü. "Şu topluluk şöyle inanır" cümlesi kuruldu mu? Kim söyledi, ne zaman ve hangi yetkiyle? Topluluk tek bir ses değil.

Beşincisi zamanın etkisi. Protokoller değişebiliyor; bir izin yıllar önce verildiyse bugün hâlâ geçerli olmayabilir. Eski yayınlardaki malzemeyi yeniden kullanırken bu kontrol atlanıyor.

Bir de yöntem açısından ince bir nokta var. Bu ders TEM-203.9 ile komşu ama aynı değil. Orada postkolonyal ve dekolonyal okumanın nasıl yapıldığını öğrendik; burada karşımızdaki topluluğun kendi bilgi düzeninin nasıl çalıştığını ve araştırmacının o düzene nasıl uyacağını görüyoruz. Biri metni okuma yöntemi, öteki çalışma ilişkisinin kurallarıdır.

Son olarak bu dersin kendisi bir örnek oluşturuyor. Bu metinde kısıtlı içeriklerin ne olduğu anlatılmadı; yalnız düzenin nasıl işlediği anlatıldı. Bu bir eksiklik değil, dersin konusunu uygulaması.

Kalıcı araçlar

Üç araç bu dersten kalıyor.

Ses ayıklama. Bir açıklama metninin her cümlesinin yanına kaynağını yaz: kurum, araştırmacı ya da topluluk.

İzin satırı. Kullandığın her görüntü ve alıntı için izni, izni vereni ve izin kapsamını tek satırda tut.

Sığmayan bilgi notu. Bir kayıt alanı bilgiyi taşıyamıyorsa bunu ayrıca not et; sığmayan bilgi kaybolmaz, aranamaz hâle gelir.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Bilim her bilgiye erişebilmeli, kısıt bilgiyi engeller."
Doğrusu

İki ayrı şey karışıyor. Protokol bilgiyi yok etmiyor, erişimin yolunu ve yetkisini düzenliyor; katmanlama, varlığı ilan etme ve topluluk kanalına yönlendirme yolları bunu gösteriyor. Ayrıca bir malzemenin ölçüsü ve koruma durumu çoğu zaman açık kalabiliyor.

Yaygın yanlış"Geleneksel bilgi telif kapsamında olmadığı için serbesttir."
Doğrusu

Telif süresi ve bireysel yazarlık ölçütleri, kuşaklar boyunca ortak üretilen bilgiye uymuyor. Bu bir serbestlik değil, sistemin boşluğu; kayda eklenen kullanım etiketleri tam olarak bu boşluğu kapatmak için geliştirildi.

Yaygın yanlış"Bir bilgiyi bilen kişi onu aktarabilir."
Doğrusu

Birçok gelenekte bilmek ile aktarma yetkisi ayrı şeyler. Bir görüşmecinin "bunu ben anlatamam" demesi engel değil yönlendirmedir ve doğru muhatabı gösterir.

Yaygın yanlış"Topluluk şöyle diyor."
Doğrusu

Topluluk tek bir ses değildir; farklı görüşler, farklı yetkiler ve anlaşmazlıklar taşır. Kim söyledi, ne zaman ve hangi yetkiyle yazılmadan kurulan bu cümle bir genellemedir.

Yaygın yanlış"Kayıt alanları teknik bir ayrıntıdır."
Doğrusu

Alanların adı ve sayısı bir kategori düzeni taşıyor. Tek üretici bekleyen bir alan ortak üretimi, tek yıl bekleyen bir alan kuşaklar boyu eklenen bir nesneyi taşıyamıyor ve sığmayan bilgi aranamayan serbest metne düşüyor.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: bir topluluğun bilgi düzeni yalnız içerikten değil, aktarımın kurallarından oluşuyor ve o kurallar bilginin parçası. Kayıt nesne kategorisiyle başladığında bazı şeyler yanlış kategoriye giriyor ve sorulacak sorular da değişiyor. Erişim tek düzeyli değil katmanlı olabiliyor; bir kaynağa erişememek her zaman eksiklik değil, bazen düzenin doğru işlemesi. Bilmek ile aktarma yetkisi ayrı şeyler ve bu ayrım araştırma pratiğini doğrudan değiştiriyor. Kurumsal cevaplar etiketleme, yazılım, ortak yönetim ve veri ilkeleriyle geliyor ama hepsi kurumun tercihine bağlı; protokol bir sansür değil, bir yetki düzeni.

Sonraki derse köprü

Bu kursta on bir ders boyunca kanonun nasıl kurulduğunu, hangi kurumlarla taşındığını ve kimleri dışarıda bıraktığını gördük. Şimdi sıra bunu bir işe dönüştürmekte: eldeki bir ders kitabı kanonu somut olarak nasıl yeniden yazılır ve neyin çıkacağına, neyin gireceğine hangi ölçütle karar verilir? Sıradaki derste kursu bir atölyeyle kapatıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

TEM-204 — Sanat Tarihyazımı ve Kanon Eleştirisi →

12 bölümden 11. bölüm · Katman 2 — Sanat Tarihinin Temelleri