Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: karşılaştırma ortak bir zemin gerektiriyor ve ölçüt iki taraftan birine ait olduğunda öteki otomatik olarak eksik çıkıyor. Beş ayrı sorun var ve ayrı ayrı çözülüyorlar: zemin, terim, ölçek, zaman hizalaması ve bağlantı. Her geleneğin kendi değerlendirme dili vardı; kuram yokluğu çoğu zaman metinlerin okunmadığını gösteriyor. Aşama hizalaması tek eksenli ilerleme modelinden geldiği için riskli, takvim hizalaması ise gecikme anlatısını hızla sınıyor. İki taraf arasında tarihsel temas varsa yapılacak iş karşılaştırma değil alışverişi izlemek; ve küresel bir sanat tarihi, coğrafya eklemekle değil ölçüt, terim ve yayın dili değişerek kuruluyor.
Açılış: cetveldeki boş satır
Bir dünya sanat tarihi kitabının arkasındaki kronoloji cetveline bak.
Cetvel yatay şeritlere bölünmüş. Her şerit bir coğrafya ve her sütun bir yüzyıl. Bazı hücrelerde eser adları, bazılarında akım adları var.
Şimdi bir şeridi baştan sona izle. Bir yerde hücreler seyrelmeye başlıyor, sonra tamamen boşalıyor.
O boşluk ne anlatıyor? İki ihtimal var ve cetvel hangisi olduğunu söylemiyor.
Birincisi: o yüzyıllarda orada üretim azaldı. İkincisi: o üretim bu cetvelin ölçütüne uymuyor.
Bir üçüncü ihtimal daha var ve en sık atlanan bu: o üretim hakkında yazan kimse cetveli hazırlayanın okuduğu dilde yazmadı.
Geçen derste bir müzenin kendini insanlığın evi ilan etmesini konuştuk ve iddianın en güçlü dayanağı karşılaştırmaydı. Bu ders o dayanağı sınıyor.
Sorumuz şu: iki farklı gelenekten eseri yan yana koyduğumuzda, karşılaştırmanın ölçütü nereden geliyor?
Bu derste ne olacak
Önce karşılaştırmanın çalışması için neye ihtiyaç duyduğunu göreceğiz; ortak bir zemin olmadan karşılaştırma yapılamıyor.
Sonra beş ayrı sorunu tek tek işleyeceğiz: zemin, terim, ölçek, zaman ve bağlantı.
Ardından terim sorununun en somut yüzünü, başka geleneklerin kendi ölçütlerini göreceğiz.
Sonra zamanı hizalamanın neden bu kadar zor olduğunu ele alacağız.
Ardından ayrı gelenekler yerine bağlantıları merkeze alan yaklaşımı karşılaştıracağız.
Son olarak bugünkü kurumsal manzarayı konuşacağız. Ders bittiğinde bir karşılaştırmaya bakıp zemininin nereden alındığını söyleyebiliyor olacaksın.
Sıfır noktası: hangi birimle ölçüyorsun
İki şeyi karşılaştırmak için ortak bir birim gerekiyor.
Bir masayla bir sandalyeyi ağırlıkla karşılaştırabilirsin; ikisi de kilogram cinsinden ölçülüyor. Aynı ikisini "rahatlık" ile karşılaştırmaya kalkarsan sorun çıkıyor, çünkü rahatlık sandalye için tanımlı bir ölçüt, masa için değil.
Karşılaştırma böyle bozuluyor. Ölçüt ikisinden birine ait olduğunda, öteki otomatik olarak eksik çıkıyor.
Sanat tarihinde bu çok sık oluyor. Bir gelenekte gelişmiş bir ölçüt alınıp bütün dünyaya uygulanıyor ve o ölçüde uzmanlaşmamış her gelenek "henüz değil" ya da "başaramamış" sayılıyor.
Klasik örnek derinlik yanılsaması. Belirli bir sistem ölçüt yapıldığında, o sistemi kullanmayan gelenekler bir eksiklik üzerinden tanımlanıyor; oysa çoğu, derinliği hiç hedeflemiyordu.
Benzetmenin kırıldığı yer önemli. Kilogram evrensel bir birim; sanatta böyle bir birim yok ve bu dersin ana zorluğu tam olarak bu. Ortak birim bulunamadığında ne yapılacağı, alanın açık sorusu.
Beş sorun
Karşılaştırma tek bir sorun değil; birbirine benzeyen ama ayrı ayrı çözülen beş sorun taşıyor. Bunları ayırmak, tartışmayı "yapılmamalı" demekten kurtarıyor.
Birinci sorun zemin. İki eseri hangi ortak özelliğe göre karşılaştırıyoruz? Malzeme, işlev, ölçek ve teknik görece güvenli zeminler; güzellik, olgunluk ve gerçekçilik ise değil. Güvenli zeminlerin ortak yanı, iki tarafta da bağımsız olarak ölçülebilmeleri.
İkinci sorun terim. Karşılaştırmayı hangi dilin kelimeleriyle yapıyoruz? Kompozisyon, perspektif, natüralizm ve soyutlama belirli bir gelenekte gelişmiş kavramlar. Bunları başka bir geleneğe uyguladığında, o geleneğin kendi ayrımları görünmez oluyor.
Üçüncü sorun ölçek. Bir eseri bir eserle mi, bir türü bir türle mi, bir geleneği bir gelenekle mi karşılaştırıyoruz? Tek bir eserden bir gelenek hakkında sonuç çıkarmak, TEM-203.13'te gördüğümüz ölçek uyumsuzluğunun ta kendisi.
Dördüncü sorun zaman. Aynı yılları mı, yoksa benzer bir aşamayı mı yan yana koyuyoruz? İkisi çok farklı iki karşılaştırma ve hangisinin yapıldığı çoğu zaman yazılmıyor.
Beşinci sorun bağlantı. İki geleneği ayrı ayrı ele almak, aralarında hiç ilişki olmadığını varsayıyor. Oysa ticaret, göç ve nesne dolaşımı yüzyıllardır bağ kuruyordu.
Üçüncü sorunun en sık görülen hâli şudur: bir yanda tek bir ünlü eser, öte yanda bütün bir bölgenin üretimi duruyor. Böyle bir eşleştirmede birinci taraf zaten seçilmiş en iyi örnek, ikincisi ise ortalamadır ve sonuç baştan bellidir. Eşit karşılaştırma, iki tarafta da aynı seçim ölçütünü kullanmayı gerektiriyor.
Beşi birlikte ele alındığında görülen şey şu: karşılaştırma yanlış değil, ama gerekçesiz karşılaştırma yanlış. Her karşılaştırmanın zemini ve ölçeği yazılabilir ve yazıldığında tartışılabilir hâle geliyor.
Terim sorunu: kimin kelimeleri
İkinci sorun en somut olanı ve çözümü de en açık olanı.
Her gelenek kendi eleştiri dilini geliştirdi. Bu dillerin varlığını görmek, karşılaştırmayı tek yönlü olmaktan çıkarıyor.
Çin resim kuramında altı ilke sıralanır ve ilki canlılıkla ilgilidir; benzerlik ölçütü listenin altındadır. Yani bir resmin başarısı, konusuna benzemesiyle ölçülmüyordu.
Hint kuram geleneğinde duygu tatları ayrıntılı biçimde sınıflandırılmıştır ve bir eserin başarısı hangi tadı uyandırdığıyla değerlendirilir.
Japon estetik terimleri arasında aralık, eskimişlik ve sadelik gibi kavramlar var; bunların hiçbiri kompozisyon terimlerine çevrilerek anlaşılmıyor.
İslam dünyasında yazı sanatı üzerine risaleler yazıldı ve harflerin oranı, kalem tutuşu ve mürekkep akışı için ayrıntılı ölçütler geliştirildi.
Batı Afrika'da yürütülen alan çalışmaları, yerel eleştirmenlerin heykel değerlendirirken kullandığı ölçütleri derledi; görünürlük, denge ve orta yolluk gibi ölçütler kendi dillerinde adlandırılmıştı.
Bunların ortak yanı şu: hiçbiri yokluk değil, hepsi başka bir düzen. Bir gelenek hakkında "estetik kuramı yoktu" demek, çoğu zaman o geleneğin metinlerinin okunmadığını gösteriyor.
Pratik sonucu da açık. Bir eseri anlatırken önce o geleneğin kendi teriminin olup olmadığına bakmak gerekiyor; varsa o terim kullanılıyor ve karşılığı parantezle değil, cümleyle açıklanıyor.
Çeviri sırasında en çok bilgi veren an, karşılığın bulunamadığı andır. Bir terim başka bir dile tek kelimeyle çevrilemiyorsa, o dilde olmayan bir ayrım yapıyor demektir ve o ayrım tam da öğrenilmesi gereken şeydir. Çevrilemeyen terimi atmak yerine tanımlayıp kullanmak, alanın son yıllarda yerleşen pratiği.
Zamanı hizalamak
Dördüncü sorun az konuşuluyor ama karşılaştırmaların çoğunu sessizce bozan bu.
İki tür hizalama var ve ikisi bambaşka sonuç veriyor.
Birincisi takvim hizalaması. Aynı yüzyılda dünyanın farklı yerlerinde ne üretildiğine bakılıyor. Bu, TEM-204.6'da modernizmi sınarken kullandığımız yöntem ve gecikme anlatısını hızla çürütüyor.
İkincisi aşama hizalaması. Farklı geleneklerin benzer bir gelişme aşamasında olduğu varsayılıp o anlar yan yana konuyor.
İkincisi çok tehlikeli, çünkü aşama fikri Winckelmann'ın eğrisinden geliyor. Üçüncü derste gördüğümüz gibi o eğri tek eksenliydi ve her geleneğin aynı basamaklardan geçtiğini varsayıyordu.
Bugün ciddi çalışmalar takvim hizalamasını tercih ediyor ve aşama karşılaştırmasını ancak açıkça gerekçelendirerek kullanıyor.
Takvim hizalamasının bir yan faydası daha var. Aynı yüzyıla birden çok coğrafyadan bakmak, o yüzyılda gerçekten ne olduğunu da gösteriyor: salgınlar, ticaret yolu değişiklikleri ve iklim olayları birden çok bölgeyi aynı anda etkiliyordu. Yani ortak bir zaman ekseni, yalnız karşılaştırma değil bağlantı da üretebiliyor.
Bir de takvim sorunu var ki teknik ama önemli. Farklı geleneklerin kendi takvimleri var ve tarih dönüşümü her zaman kesin değil. Bir eserin tarihi bir takvimde aralık olarak verilmişse, başka bir takvime çevrildiğinde o aralık genişliyor ve karşılaştırma bulanıklaşıyor.
Ayrı gelenekler mi, bağlantılar mı
Beşinci sorun son yıllarda en verimli çıkışı sağladı.
Alışılmış kurgu şöyleydi: dünya birkaç büyük geleneğe bölünüyor ve her biri kendi içinde gelişiyor. Karşılaştırma da bu kutuların arasında yapılıyordu.
Yeni yaklaşım kutuları değil bağları merkeze aldı. Sorusu şu: bu iki yer arasında ne dolaştı, kim gitti, hangi nesne hangi yolla nereye ulaştı?
Bu yaklaşımın avantajı, sınanabilir olması. Bir bağlantı iddiası belge, buluntu ya da teknik iz gerektiriyor ve bunlar aranabiliyor.
Örnek olarak seramik teknolojisi, kâğıt, pigment ve motif dolaşımı bu yöntemle izlenebiliyor. Bir buluntu grubunda uzak bir bölgeden gelen parçaların bulunması, ilişkiyi tahmin olmaktan çıkarıp veriye dönüştürüyor.
TEM-202.6'da nesnenin yolculuğunu tek nesne ölçeğinde çalışmıştık; burada aynı mantık gelenekler arası ilişkiye uygulanıyor. Fark ölçekte: orada bir nesnenin biyografisi, burada bir alışverişin haritası.
Ve şu sonucu doğuruyor: iki gelenek arasında karşılaştırma yapmadan önce, aralarında bir bağ olup olmadığını sormak gerekiyor. Bağ varsa yapılacak iş karşılaştırma değil, alışverişi izlemek.
Bağlantı yaklaşımının bir sınırı da var ve bunu görmek gerekiyor. Her benzerlik bir temasla açıklanamıyor; iki yerde bağımsız olarak benzer çözümler geliştirilmiş olabilir. Bir bağ iddiası, altıncı derste öğrendiğimiz ok sınamasından geçmeli: belge mi, buluntu mu, yoksa yalnız benzerlik mi?
Karşılaştırma: kurumsal manzara
Alan bu sorunlarla yalnız kitap düzeyinde uğraşmadı; kurumsal düzenlemeler de denendi ve üçü öne çıkıyor.
Birincisi bienal ağı. Yirminci yüzyıl ikinci yarısından itibaren farklı kıtalarda büyük sergiler kuruldu ve bunlardan bazıları açıkça merkez dışı bir ağ kurmayı hedefledi. Sonuç, güncel sanatta çok merkezli bir dolaşım oldu.
İkincisi sergi programının kendisi. İki binli yılların başında büyük bir serginin farklı kıtalarda düzenlenen tartışma platformlarıyla kurulması, serginin merkezini fiilen dağıttı.
Üçüncüsü yayın dili. Alanın önemli bir bölümü birkaç dilde yayımlanıyor ve bir çalışma o dillerde yayımlanmadığında görünmez kalabiliyor. Açılıştaki boş hücrenin üçüncü açıklaması buydu ve bu sorun kurumsal olarak henüz çözülmedi.
Bu üçünün yanına dördüncü bir gelişme daha eklenebilir: araştırmacının nereden geldiği. Bir bölgeyi o bölgede yaşayan ve dilini bilen araştırmacıların çalışması, hem kaynak erişimini hem soru seçimini değiştiriyor. Kurumsal düzenlemeler bu yönde yavaş ilerliyor ve burs, kadro ve yayın imkânları belirleyici oluyor.
Bu üçünün ortak sonucu şu: küresel bir sanat tarihi, yalnız daha çok coğrafya eklemekle kurulmuyor. Kimin yazdığı, hangi dilde yazdığı ve hangi ölçütü kullandığı da değişmek zorunda.
Ve bir uyarı gerekli. Bu ders TEM-201.8 ile komşu ama aynı değil. Orada dünya sanat tarihinin mümkün olup olmadığını, yani kapsam sorusunu tartışmıştık. Burada kapsamı veri sayıp yöntemin kendisine bakıyoruz: karşılaştırma nasıl yapılırsa geçerli olur?
Usta katmanı: bir karşılaştırmayı denetlemek
Bir karşılaştırmayla karşılaştığında beş soru işe yarıyor.
Birincisi zemin. Bu iki eser hangi ortak özellik üzerinden karşılaştırılıyor ve o özellik iki tarafta da bağımsız olarak ölçülebiliyor mu?
İkincisi terim asimetrisi. Kullanılan kavramlar iki gelenekten birine mi ait? Öyleyse öteki taraf eksiklik üzerinden tanımlanmış olabilir.
Üçüncüsü ölçek eşliği. Bir yanda tek bir başyapıt, öte yanda bütün bir gelenek varsa karşılaştırma eşit değil. Bu asimetri çok yaygın ve fark edilmesi kolay.
Dördüncüsü hizalama türü. Takvim mi, aşama mı? Aşamaysa gerekçesi yazılmış mı?
Beşincisi bağ sorusu. İki taraf arasında tarihsel bir temas var mı? Varsa karşılaştırma yerine alışveriş çalışılmalı.
Bir de ince nokta var. Karşılaştırmadan tamamen vazgeçmek de bir çözüm değil, çünkü karşılaştırma olmadan yalnız birbirinden habersiz bölgesel anlatılar kalıyor. Alanın bugünkü tutumu şu: karşılaştırma yapılır, ama zemini yazılır ve sınırı ilan edilir.
Bir başka pratik nokta da görsel tarafta. Bir karşılaştırmada iki eserin fotoğrafı farklı koşullarda çekilmişse, aralarındaki fark kısmen fotoğraftan geliyor olabilir. İkinci derste gördüğümüz gibi görüntü kararları esere ait değil, kayda ait ve karşılaştırma görüntüler üzerinden yapıldığında bu fark taşınıyor.
Son olarak dil konusunda pratik bir uyarı. Bir gelenek hakkında yazarken o geleneğin kendi terimini kullanmak, terimin tanımını vermekle birlikte gelmeli. Terimi çevirmeden bırakmak da, tanımsız bırakmak da okuyucuyu dışarıda tutuyor.
Kalıcı araçlar
Üç araç bu dersten kalıyor.
Zemin cümlesi. Her karşılaştırmanın başına tek cümle yaz: bu iki şeyi hangi ortak özellik üzerinden karşılaştırıyorum?
Terim kaynağı etiketi. Kullandığın her ana kavramın yanına kaynağını yaz; hangi gelenekte geliştiğini bilmek, uygulanabilir olup olmadığını da söylüyor.
Bağ kontrolü. Karşılaştırmaya başlamadan önce iki taraf arasında tarihsel temas olup olmadığını sor. Cevap evetse yöntem değişiyor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Farklı gelenekleri karşılaştırmak yanlıştır."
Karşılaştırma yanlış değil; gerekçesiz karşılaştırma yanlış. Zemini yazılmış, ölçeği eşitlenmiş ve sınırı ilan edilmiş bir karşılaştırma sınanabilir. Karşılaştırmadan tamamen vazgeçmek ise birbirinden habersiz bölgesel anlatılar bırakıyor.
Yaygın yanlış"Bazı geleneklerin estetik kuramı yoktu."
Çoğunda vardı ve yazılıydı; Çin'de ilkeler listesi, Hindistan'da tat sınıflandırması, İslam dünyasında yazı risaleleri, Batı Afrika'da sözlü olarak aktarılan ölçütler. Kuramın yokluğu değil, metinlerin okunmaması söz konusu.
Yaygın yanlış"Kronoloji cetvelindeki boşluk, orada üretim olmadığını gösterir."
Üç ihtimalden yalnız biri bu. İkincisi üretimin cetvelin ölçütüne uymaması, üçüncüsü ise o üretim hakkında cetveli hazırlayanın okuduğu dilde yayın bulunmaması. Boşluk, verinin değil kaydın özelliği olabiliyor.
Yaygın yanlış"Aynı gelişme aşamasındaki dönemler karşılaştırılmalı."
Aşama fikri tek eksenli ilerleme modelinden geliyor ve her geleneğin aynı basamaklardan geçtiğini varsayıyor. Takvim hizalaması daha güvenli; aşama karşılaştırması ancak gerekçesi yazıldığında kullanılabiliyor.
Yaygın yanlış"Küresel sanat tarihi, ders kitabına daha çok coğrafya eklemektir."
Ekleme tek başına yetmiyor. Ölçüt, terim ve yayın dili değişmediğinde eklenen bölgeler yine dışarıdan gelen bir ölçütle değerlendiriliyor. Sorun kapsam kadar yöntem ve kimin yazdığıyla ilgili.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: karşılaştırma ortak bir zemin gerektiriyor ve ölçüt iki taraftan birine ait olduğunda öteki otomatik olarak eksik çıkıyor. Beş ayrı sorun var ve ayrı ayrı çözülüyorlar: zemin, terim, ölçek, zaman hizalaması ve bağlantı. Her geleneğin kendi değerlendirme dili vardı; kuram yokluğu çoğu zaman metinlerin okunmadığını gösteriyor. Aşama hizalaması tek eksenli ilerleme modelinden geldiği için riskli, takvim hizalaması ise gecikme anlatısını hızla sınıyor. İki taraf arasında tarihsel temas varsa yapılacak iş karşılaştırma değil alışverişi izlemek; ve küresel bir sanat tarihi, coğrafya eklemekle değil ölçüt, terim ve yayın dili değişerek kuruluyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste başka geleneklerin kendi ölçütlerini gördük ve onları okumanın karşılaştırmayı değiştirdiğini söyledik. Peki bir topluluğun kendi bilgi düzeni, dışarıdan bir araştırmacının kategorilerine çevrilmeden nasıl çalışılır ve o bilgiyi kimin aktaracağına kim karar verir? Sıradaki derste yerli epistemolojilere ve bilgi egemenliğine geçiyoruz.