Ders TEM-203.7 · Sanat Tarihinin Yöntemleri

Post-yapısalcılık ve söylem analizi

2.215 kelime · 31 eser örneği · yaklaşık 10 dakika okuma · seslendirme 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: söylem, bir konuda hangi cümlelerin ciddiye alınacağını belirleyen kurallar bütünü. Çözümleme dört adımda yürüyor — ifade toplama, tekrarı görme, sınırı bulma, konumu okuma — ve asıl malzemesi çoğu zaman eserin etrafındaki kâğıtlar. Yapıbozum karşıtlıkların içindeki eşitsizliği açıyor. Yöntemin en güçlü kanıtı bir adın ya da etiketin değiştiği an; en zayıf yanı öngörü üretmemesi.

Açılış: sistemi kim yazdı

Geçen derste bir görsel sistem çıkardık ve iki soru açıkta kalmıştı: bu sistem nasıl değişiyor, onu kim işletiyor?

Post-yapısalcılık tam bu iki sorudan doğuyor.

Ve üçüncü bir soru ekliyor, en rahatsız edici olanı: sistemi çıkaran bakış da bir yerden bakıyor. Senin çıkardığın sistem, senin bulunduğun kurumun sana sorabildiği sorulardan oluşuyor.

Bu ders o üçüncü soruyu ciddiye alan bir yöntem ailesini açıyor. Adı zor, işi somut: bir eser hakkında bugün söylenebilenlerin neden bunlar olduğunu araştırıyor.

Bu derste ne olacak

Önce yapısalcılıktan hangi noktada koptuğunu göreceğiz.

Sonra söylemin ne olduğunu ve nasıl çözümlendiğini adım adım kuracağız.

Ardından yöntemin sanat tarihindeki asıl malzemesini işleyeceğiz — ki o malzeme çoğu zaman eserin kendisi değil, etrafındaki kâğıtlar.

Son olarak eleştirileri, kalıcı araçları ve yöntemin kendi üzerine dönen sınavını konuşacağız.

Sıfır noktası: bir başvuru formu

Bir forma bakıyorsun. Meslek soruluyor ve altında beş kutucuk var.

Seninki o beşinden biri değil. Yine de birini işaretlemek zorundasın, çünkü form devam etmiyor.

Sonra o formlardan on bin tane toplanıyor ve bir tablo çıkıyor. Tablo, o toplumda beş meslek olduğunu gösteriyor.

Oysa tablo mesleklerin ne olduğunu ölçmedi; hangi cevapların verilebileceğine önceden karar verdi.

Söylem analizinin çıkış noktası bu. Ve sanat tarihine getirdiği soru şu: bir eser hakkında konuşurken hangi kutucuklar önümüze konmuş durumda?

Yapısalcılıktan kopuş

Üç noktada ayrılıyor.

Anlam sabit değil. Yapısalcılık her göstereni bir gösterilene bağlıyordu. Post-yapısalcılık bağın kaydığını söylüyor: aynı biçim, farklı kullanımda farklı yere oturuyor ve kayma bir arıza değil, işleyişin kendisi.

Sistem kapalı değil. Yapısalcılıkta sistem kendi içinde tamdı. Burada sistemin sınırı geçirgen: dışarıda bıraktığı şey, içeride kurduğu düzenin bir parçası.

Bakan tarafsız değil. Yapısalcı çözümleyici sistemin dışında duruyordu. Post-yapısalcılıkta böyle bir dış yok; çözümleyici de bir konumdan konuşuyor.

Üçüncüsü en zor olanı ve en verimlisi. TEM-201.6'da müzenin bir seçim yaptığını görmüştük. Burada aynı soru araştırmacıya dönüyor: senin sorun da bir seçim.

Söylem nedir

Söylem, konuşma değil.

Bir konu hakkında hangi cümlelerin ciddiye alınacağını, kimin söyleyebileceğini ve neyin kanıt sayılacağını belirleyen kurallar bütünü.

Üç bileşeni var.

Söylenebilir olan. O alanda kabul gören cümle türleri. Bir eser için "erken dönem" demek kabul görüyor; "çirkin" demek görmüyor.

Konuşabilen özne. Sözü dinlenen kişi. Küratör, restoratör ve akademisyen aynı cümleyi söylediğinde aynı ağırlığı taşımıyor.

Kurumsal yer. Cümlenin üretildiği yer. Bir müze etiketi ile bir sosyal medya yorumu aynı cümleyi taşısa bile aynı iş görmüyor.

Üçünün birleşimi bir alanı yönetiyor. Ve dikkat: bu, kimsenin yalan söylediği anlamına gelmiyor. Söylem bilinçli bir plan değil, birikmiş bir düzen.

Söylem analizi nasıl yapılır

Dört adımı var ve dördü de somut.

İfade toplama. Bir eser ya da alan hakkında üretilmiş metinleri bir araya getir. Etiket, katalog, rapor, envanter kaydı, tanıtım metni.

Tekrarı görme. Hangi cümleler dolaşımda? Aynı ifade kaç metinde, hangi sözcüklerle tekrar ediyor?

Sınırı bulma. Hiç sorulmayan soru ne? Bir alanda tekrar edilmeyen şey, tekrar edilenden daha çok bilgi taşıyor.

Konumu okuma. Bu metinleri kim, hangi kurumda, hangi yetkiyle yazdı?

Üçüncüsü yöntemin merkezi ve TEM-203.6'daki yokluk okumasının belge düzeyindeki hâli. Orada bir görsel sistemde eksik olan ögeyi arıyorduk; burada bir metin kümesinde sorulmayan soruyu arıyoruz.

Dördüncü adım olmadan üçü eksik kalıyor. Bir sorunun sorulmaması bazen bilgisizlik, bazen ilgisizlik, bazen de o soruyu soracak kişinin masada olmaması demek.

Yöntemin asıl malzemesi

Burada şaşırtıcı bir yer değiştirme var.

Bu yöntemde birincil malzeme çoğu zaman eserin kendisi değil, eser hakkında üretilmiş kayıtlar.

Sebebi basit. Eserin ne olduğunu değil, eserin bize nasıl geldiğini soruyoruz. O geliş yolu kâğıttan geçiyor.

Ve bu kâğıtlar zaten elimizde. TEM-202.6'da köken zincirini kurarken kullandığımız belgeler, burada başka bir soruyla yeniden okunuyor: aynı satış kaydı orada "bu nesne nereden geldi" diye okunuyordu, burada "bu nesne hangi kelimelerle anlatılabilir hâle geldi" diye okunuyor.

Aynı belge, iki yöntemde iki ayrı kanıt. Bu, yöntemlerin birbirini dışlamadığının en somut örneği.

Yapıbozum: karşıtlığın içindeki eşitsizlik

İkinci araç bu ve göstergebilimin ikili karşıtlıklarına doğrudan bağlanıyor.

Yapısalcılık karşıtlıkları eşit iki taraf gibi kuruyordu. Yapıbozum şunu gösteriyor: karşıtlıkların neredeyse hepsinde bir taraf üstte.

Sanat tarihinde en bilinen üçü şu. Sanat ve zanaat. Özgün ve kopya. Merkez ve çevre.

Üçünde de ikinci terim birincisiyle tanımlanıyor: zanaat "sanat olmayan", kopya "özgün olmayan", çevre "merkez olmayan" demek. Yani ikinci terimin kendi başına bir tanımı yok.

İşlem şu: karşıtlığı bul, hangi tarafın üstte olduğunu göster, sonra üstteki terimin alttakine ne kadar bağımlı olduğunu sor.

Sonuç genellikle şu çıkıyor: üstteki terim, alttaki olmadan tanımlanamıyor. Özgünlük kavramı kopyanın varlığını gerektiriyor. Bu, hiyerarşiyi tersine çevirmiyor ama sabit olmadığını gösteriyor.

TEM-201.1'de sanat ile zanaat ayrımının tarihsel olduğunu söylemiştik. Yapıbozum o cümlenin işleyen hâli.

Yazarın niyeti ve metnin ötesi

Üçüncü bir tartışma buradan çıkıyor ve sanat tarihinde çok işe yarıyor.

Post-yapısalcı okuma, bir yapıtın anlamını yapanın niyetine indirmiyor. Gerekçesi iki tane.

Niyet erişilemez. Çoğu eser için yapanın ne düşündüğünü bilmiyoruz ve bildiğimizi sandığımız yerde çoğu zaman sonradan yazılmış bir anlatıyı okuyoruz.

Niyet yetmez. Yapan bir şeyi amaçlamış olsa bile, eser dolaşıma girdikten sonra ondan bağımsız işler görüyor.

İkincisi TEM-202.10'da işlediğimiz yeniden yorum konusunun kuramsal karşılığı. Bir nesnenin sonraki hayatı, yapanın planına sormadan devam ediyor.

Ama bir uyarı gerekiyor. Niyeti kenara koymak, yapanı silmek değil. Yapanın kim olduğu, hangi koşulda çalıştığı ve neyi seçebildiği hâlâ tarihsel bir soru — ve TEM-203.3'ün toplumsal yaklaşımı tam orada duruyor. Kenara konan şey niyetin kendisi değil, niyetin son söz sayılması.

Yöntemin kanıtı

Bu yaklaşım üç tür kanıtla çalışıyor.

Metin kümesi. Yeterli sayıda ve karşılaştırılabilir belge. Tek bir etiketten söylem çıkmıyor.

Kurumsal kayıt. Kararın nerede alındığını gösteren belge: jüri tutanağı, satın alma kaydı, tasnif kararı.

Değişim anı. Aynı nesnenin etiketi ya da adı değiştiğinde ortaya çıkan iki hâl. Öncesi ile sonrası yan yana konabiliyor.

Üçüncüsü en güçlüsü ve en az kullanılanı. Bir müze bir nesnenin adını değiştirdiğinde, eski ad ile yeni ad arasındaki fark söylemin değiştiğinin doğrudan kanıtı — ve bu fark ölçülebilir bir veri, bir yorum değil.

Burada TEM-203.6'daki öngörü sınavının karşılığı zayıf. Söylem analizi genellikle öngörü üretmiyor ve bu, yöntemin en ciddi eksiği. Ama bir sınaması var: iddian, incelemediğin bir belge kümesinde de tekrar ediyor mu?

Eleştiriler

Dört ciddi eleştiri var ve dördü de haklı payı taşıyor.

Her şey söylem değil. Nesnenin maddesi, ağırlığı, kimyası söylemden bağımsız. Bir pigment, hakkında ne yazıldığından bağımsız olarak solmaya devam ediyor.

Kanıt ölçütü gevşiyor. Her okuma bir konumdan yapılıyorsa, hangi okumanın daha iyi olduğu nasıl söylenecek? Yöntem bu soruya güçlü bir cevap vermiyor.

Sınanabilirlik zayıf. İddia genellikle çürütülebilir biçimde kurulmuyor ve TEM-203.5'te psikanalitik yaklaşım için söylediğimiz sorun burada da yaşıyor.

Dil ağırlaşıyor. Yöntemin kendi terimleri, anlattığı erişim sorununu kendi metninde yeniden üretiyor.

İkincisi en zor olanı. Pratikte işleyen cevap şu: her okuma konumludur ama her okuma eşit değildir. Daha çok belgeye dayanan, daha çok karşı örneği hesaba katan ve kendi sınırını söyleyen okuma daha iyidir. Bu, kesinlik değil ama keyfîlik de değil.

Dördüncüsü ise bir üslup meselesi gibi görünüyor ama değil. Anlaşılmayan bir eleştiri, eleştirdiği kapalılığı sürdürüyor.

Kalıcı araçlar

Çerçevesi tartışmalı ama dört aracı yerleşti.

Sorulmayanı arama. Bir alanda hiç sorulmayan sorunun listelenmesi, artık standart bir tarama işi.

Kategoriyi tarihselleştirme. Bir sınıflandırmanın ne zaman ve kim tarafından kurulduğunu sormak.

Etiket okuma. Kurumsal metinlerin birer kaynak olarak incelenmesi.

Kendi konumunu yazma. Araştırmacının nereden baktığını metnine yazması.

Dördüncüsü en somut kazanç. Bugün ciddi bir yayında yazarın kendi sınırını belirtmesi bekleniyor: hangi dili okuyamadı, hangi arşive giremedi, hangi kararı neden verdi. Bu bir alçakgönüllülük gösterisi değil, okurun iddiayı tartabilmesi için gereken bilgi.

Usta katmanı: yöntemi kendine uygulamak

Son bir katman ve yöntemin kendi sınavı burada.

Söylem analizi bir alanın kurallarını gösteriyor. Peki bu dersin kendisi hangi kuralların içinden yazıldı?

Üç yerde görünüyor.

Seçilen örnekler. Bu derste sayılan belgeler ağırlıklı olarak müze ve akademi belgeleri. Başka kayıt gelenekleri — sözlü aktarım, cemaat kayıtları, aile arşivleri — daha az yer aldı.

Kullanılan dil. Ders Türkçe yazıldı ama terimlerin çoğu başka bir dilde kuruldu ve çeviriyle geldi.

Kurulan sıra. Yöntemler bir sırayla anlatılıyor ve sıra bir gelişim izlenimi veriyor. Oysa bu yöntemler bir arada, birbiriyle çekişerek kullanılıyor.

Üçüncüsü en sinsi olanı. Bir müfredat, konuları arka arkaya dizdiği için farkında olmadan bir ilerleme anlatısı kuruyor — TEM-204'te sanat tarihyazımını işlerken tam bu soruna geri döneceğiz.

Ve buradan çıkan pratik kural şu: bir okumayı değerlendirirken önce ne dediğine, sonra nereden söylendiğine bak. İkisi ayrı sorular ve ikincisi birinciyi çürütmüyor — yalnız tartılabilir hâle getiriyor.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Söylem analizi, her şeyin göreli olduğunu söylüyor."
Doğrusu

Söylemin kurallı olduğunu söylüyor. Kural varsa ölçülebilir bir şey var demektir; okumaların eşit olmadığı da buradan çıkıyor.

Yaygın yanlış"Yazarın niyeti önemsiz."
Doğrusu

Niyet son söz değil; ama yapanın kim olduğu, neyi seçebildiği ve hangi kısıt altında çalıştığı tarihsel bir soru olarak yerinde duruyor.

Yaygın yanlış"Nesnenin maddesi de bir söylemdir."
Doğrusu

Değil. Pigment hakkında ne yazıldığından bağımsız soluyor. Söylem, ölçümün kendisini değil ölçümün nasıl yorumlandığını biçimlendiriyor.

Yaygın yanlış"Bir etiketi eleştirmek müzeyi suçlamaktır."
Doğrusu

Söylem bilinçli bir plan değil, birikmiş bir düzen. Etiketi yazan kişinin kötü niyeti olduğunu varsaymak, yöntemi bir suçlama aracına indirger ve asıl soruyu kaçırır.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: söylem, bir konuda hangi cümlelerin ciddiye alınacağını belirleyen kurallar bütünü. Çözümleme dört adımda yürüyor — ifade toplama, tekrarı görme, sınırı bulma, konumu okuma — ve asıl malzemesi çoğu zaman eserin etrafındaki kâğıtlar. Yapıbozum karşıtlıkların içindeki eşitsizliği açıyor. Yöntemin en güçlü kanıtı bir adın ya da etiketin değiştiği an; en zayıf yanı öngörü üretmemesi.

Sonraki derse köprü

Bu derste kimin konuşabildiğini sorduk ama cevabı genel bıraktık. Sıradaki derste soru keskinleşiyor: bir alanın kuralları toplumsal cinsiyete göre kimi içeri alıyor, kimi dışarıda bırakıyor? Feminist ve queer sanat tarihleriyle devam ediyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

TEM-203 — Sanat Tarihinin Yöntemleri →

14 bölümden 7. bölüm · Katman 2 — Sanat Tarihinin Temelleri