Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: 12 Eylül'den sonra açılan ekonomi resim piyasasını büyüttü, ama yerleştirme ve video az salon buldu. 1987'de başlayan uluslararası sergi, 1992'de Kortun'un Feshane'deki bienaliyle kentin içine girdi. Hale Tenger'in davası sansürün sınırını gösterdi. Füsun Onur, Sarkis, Ayşe Erkmen ve Nil Yalter uluslararası sahnede çalıştı. Karamustafa, Ataman ve Altındere kentin hafızasını, kenar mahallelerini ve kentsel dönüşümü işledi. Oda Projesi ve BAS bağımsız mekânın imkânını ve kırılganlığını gösterdi. Platform Garanti, SALT, İstanbul Modern, santralistanbul ve Arter çağdaş sanatı holdinglerin ve vakıfların kurumlarına taşıdı, Depo ise sivil bir alan açtı. Kars'taki anıtın yıkımı ve Gezi'den sonra geri çekilen işler, kamusal alanın sanata ne kadar açık olduğunu sınadı.
Açılış: eski bir fes fabrikasında açılan dava
1992'de İstanbul'un uluslararası sergisi, Haliç kıyısında bir zamanlar Osmanlı askerleri için fes dokuyan eski bir fabrikaya taşındı. Feshane'nin yüksek tavanlı, demir kolonlu salonu yıllardır boştu. Sergiyi bu kez kentte yaşayan genç bir küratör kurmuştu: Vasıf Kortun.
Kortun sergiyi kültürel farkın nasıl üretildiği sorusu üstüne kurdu. Başlık, Batı'nın sergilerinde «yerel» ve «egzotik» diye etiketlenen sanatın bu etiketi kimin yapıştırdığını sormasını istiyordu. Salonun bir köşesinde ise genç bir sanatçının işi, kısa süre sonra bir mahkeme dosyasına girecekti.
Üç maymun, görmemeyi, duymamayı ve konuşmamayı öğütleyen eski bir atasözünün imgesidir. Tenger onu ulusal bir simgenin biçimine yerleştirdi ve suskunluğu bir toplumun alışkanlığı gibi gösterdi. Sanatçı hakkında ulusal simgeleri aşağıladığı gerekçesiyle dava açıldı ve dava beraatle sonuçlandı.
Bu dava, dersin bütün sorularını tek bir salonda topluyor. Bir sergi kimin parasıyla açılır, hangi imge kimi kızdırır ve sanatçı bir dahaki sefere neyi kendi eliyle çıkarır?
Dersin yolu
Önce dört sözcüğü ayıracağız. Sonra 12 Eylül'den sonraki resim piyasasına ve takvime oturan bienale bakacağız. Ardından yurt dışında çalışan sanatçılarla yeni bir kuşağı izleyeceğiz. İkinci yarı bir apartman dairesine, holdinglerin kurduğu müzelere ve kentin dönüşümüne ayrılıyor.
Sıfır noktası: bağımsız mekân, kurumsal himaye, soylulaştırma
Bağımsız mekân (independent space, artist-run space), sanatçıların ya da küçük bir ekibin kendi imkânıyla açtığı, satış yapmayan ya da az satan bir sergi yeridir. Çoğu zaman kiralık bir dairede, bir dükkânda ya da bir depoda kurulur. Az parayla yaşar ve kira yükselince ilk kapanan da odur.
Kurumsal himaye (corporate patronage), bir şirketin, bir bankanın ya da bir aile vakfının sanat kurumu kurması, sergi ve bienal desteklemesidir. Türkiye'de 1990'lardan sonra çağdaş sanatın büyük kurumlarının çoğu bu yoldan doğdu.
Soylulaştırma (gentrification), yoksul ya da göçmen bir mahalleye daha varlıklı yeni sakinlerin, kafelerin ve galerilerin gelmesiyle kiraların yükselmesi ve eski sakinlerin semti bırakmasıdır. Sanatçılar bu süreçte çoğu zaman önce gelen, sonra gidenlerdir.
Öz sansür (self-censorship), bir sanatçının ya da küratörün dava, saldırı ya da destek kaybı korkusuyla bir işi kendi kararıyla göstermemesidir. Yasak bir karar yazıldığında görünür, öz sansürün ise çoğu zaman hiçbir kaydı kalmaz.
Mekanizma — darbeden sonra resim piyasası
12 Eylül 1980'de ordu yönetime el koydu ve 1945 sonrası kursunun Türkiye dersi bu eşikte kapanmıştı. Dernekler, sendikalar ve birçok dergi kapatıldı. Birçok yazar, gazeteci ve sanatçı yargılandı ya da pasaport alamadı, bazıları da yurt dışına yerleşti. 1982'de yeni bir anayasa kabul edildi ve İstanbul'daki Akademi bir üniversiteye dönüştürüldü.
1983'ten sonra Turgut Özal'ın hükümetleri ekonomiyi dışa açtı ve ithalatı serbestleştirdi. Yeni bir iş insanı kuşağı zenginleşti. Resim, bu kuşağın evlerinin ve şirket bürolarının duvarlarına girdi. Nişantaşı'nda ve Teşvikiye'de galeriler çoğaldı ve tanınmış ressamların tuvalleri hızla el değiştirdi.
Piyasa çoğunlukla tuvali ve heykeli istiyordu. Yerleştirme, fotoğraf ya da video ise satılması zor işlerdi. 1977'de Akademi'de başlayan Yeni Eğilimler sergileri, nesneyle ve belgeyle çalışan sanatçılara bir süre daha kapı açtı. Bu sanatçıların çoğu için ise salon hâlâ azdı.
1987'de İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Aya İrini'de ilk uluslararası çağdaş sanat sergisini açtı. Bu sergiyi 1945 sonrası kursunun kapanış dersinde görmüştük. Vakıf, 1973'te Nejat Eczacıbaşı'nın öncülüğünde bir grup iş insanı tarafından kurulmuştu. 1989'daki ikinci sergiyi de Beral Madra koordine etti ve eserleri yine kentin tarihî yapılarına yerleştirdi.
Bizans kilisesinin kemerleri altında asılan çağdaş işler etkileyiciydi. Ama eleştirmenlerin bir kısmı, tarihî dekorun eserlerin önüne geçtiğini ve kentin turistik bir kartpostala çevrildiğini yazdı. Kortun'un 1992'de bir fabrikayı seçmesi bu tartışmanın içinden okunabilir.
Mekanizma — bienal takvime oturuyor
1995'te bienali Berlin'den bir küratör, René Block kurdu. 1945 sonrası kursunda Fluxus sanatçılarıyla çalışan bir galerici olarak görmüştük. Block sergiye Orient/ation adını verdi ve Doğu ile Batı arasındaki yön duygusunu sorguladı.
Bienal bundan sonra iki yılda bir, her seferinde başka bir küratörle açıldı. Yabancı küratörler kenti, onun eski yapılarını ve sanatçılarını birkaç aylık bir araştırmayla tanıyordu. Türkiyeli sanatçılar da böylece yurt dışından gelen küratörlerin, eleştirmenlerin ve koleksiyoncuların önüne çıktı.
2005'te ilk kez iki küratör birlikte çalıştı. Charles Esche ve Vasıf Kortun sergiyi doğrudan kentin kendisine adadı.
Sanatçıların bir kısmı İstanbul'da aylarca kaldı ve işlerini kentin içinde üretti. Sergi Beyoğlu'nun arka sokaklarını bir anda uluslararası bir ziyaretçi kalabalığına açtı. Eleştirmenler bu ilginin aynı sokaklarda kiraları da yükselttiğini sonradan sık sık hatırlattı.
2007'de Çinli küratör Hou Hanru bienali Unkapanı'ndaki büyük manifaturacılar çarşısına da taşıdı. Aynı yıl Koç Holding bienalin ana sponsoru oldu. Bienal artık bir vakfın, bir holdingin ve bir küratörün imzasını aynı katalogda taşıyordu.
Mekanizma — yurt dışında çalışan sanatçılar
1945 sonrası kursunda Füsun Onur'u, Sarkis'i ve Nil Yalter'i 1970'lerin yeni malzemeleriyle görmüştük. Bu sanatçıların uluslararası tanınırlığı 1990'lardan sonra büyüdü. Bazıları ise en büyük sahnelere ancak ileri yaşlarında çıktı.
Füsun Onur onlarca yıl boyunca İstanbul'da, Kuzguncuk'taki evinde çalıştı. Müzikten aldığı ritimleri tel, boncuk, kumaş ve buluntu nesnelerle kurdu.
Onur küçük ölçeği ve yavaşlığı, büyük pavyon salonlarının gösterişine karşı kullandı. İşin dili bir masalın dilidir, ama figürlerin arasında gerilim ve kovalamaca da var.
Sarkis 1960'ların ortasından beri Paris'te yaşıyordu. İstanbul doğumlu bu Ermeni sanatçı ışığı, sesi, neonu ve eski nesneleri bir hafıza malzemesi olarak kullandı.
Sarkis yıllardır hafızayı bir hazine gibi topluyor, eski nesneleri ve ışığı her yeni sergide yeniden diziyordu. Respiro'da bu hazine, izleyicinin kendi yansımasıyla birlikte nefes alan bir salona dönüştü.
Ayşe Erkmen 1990'ların başında Almanya'da bir sanatçı bursuyla Berlin'de yaşadı. İşlerini çoğu zaman bir yapıya, bir kente ya da bir kurumun alışkanlığına küçük bir müdahaleyle kurdu.
Türkçe bilmeyen yoldan geçen için harfler bir şifre gibiydi. Türkçe bilen için ise sözcüksüz kalmış bir dil, cümlesini bekleyen bir ek dizisiydi. Erkmen 2001'de Frankfurt'ta Japonya'dan, İtalya'dan ve Türkiye'den getirilen üç yolcu gemisini kendi tayfalarıyla birkaç hafta boyunca Main ırmağında çalıştırdı.
Nil Yalter de Paris'te göçmen işçilerin hayatını kaydetmeyi sürdürdü.
Yalter afişleri sergi salonuna asmakla yetinmedi, onları kentlerin duvarlarına yapıştırdı ve her yeni kentte yeniledi. 2024'te Venedik Bienali ona ömür boyu başarı ödülü olan Altın Aslan'ı verdi.
Mekanizma — 1990'ların yeni kuşağı
1990'larda İstanbul'da Canan, Bülent Şangar, Vahit Tuna, Esra Ersen ve Halil Altındere gibi genç bir kuşak görünür oldu. Bu sanatçılar bedeni, aileyi, kimliği, resmî imgeleri ve kentin gündelik hayatını fotoğrafla, videoyla ve yerleştirmeyle sorguladı. Canan kadın bedenini ve mahremiyeti işlerinin merkezine koydu. Galeriler bu işleri pek satamıyordu, bienal ise onları görünür kılıyordu. Bu kuşağın önemli bir bölümünü kadın sanatçılar oluşturuyordu. Beral Madra'dan Fulya Erdemci'ye, kentin çağdaş sanat sahnesinde kadın küratörler de erken bir yer edindi.
Gülsün Karamustafa da 1990'larda resmin yanında yerleştirmeye ve videoya yöneldi. Göçü, kentin hafızasını ve kadının kamusal alandaki yerini işledi.
Meydanın resmî tarihi ile bir ailenin hayatı aynı süre içinde akıyor. Video, bir kentin hafızasının hem devlet törenleriyle hem de evlerin içinde yazıldığını gösteriyor. Taksim birkaç yıl sonra bambaşka bir kalabalıkla yeniden gündeme gelecekti.
Kutluğ Ataman ise kentin kenarındaki bir mahalleyi Londra'ya taşıdı.
Küba, kendi kurallarıyla yaşayan, devletle arası mesafeli bir gecekondu mahallesiydi. Ataman orada yaşayanların her birine istediği kadar konuşma süresi verdi. İzleyici bir koltuğa oturup bir kişiyi dinliyor, ötekilerin sesi arkada uğulduyordu. Ataman aynı yıl Londra'daki Turner Ödülü'nün aday listesine girdi.
Halil Altındere Mardin'de doğdu ve resmî imgeleri, kimliği ve Kürt deneyimini ironiyle işledi. 2007'de Kürtçe sözlü anlatı geleneğinin ustaları olan dengbêjleri kaydeden bir video yaptı. Sonraki işlerinden biri, yıkılan bir mahallenin gençlerini sahneye çıkardı.
Sulukule'nin eski evleri 2000'lerin sonunda yıkılmış, yerine yeni konutlar yapılmıştı. Altındere bir müzik klibinin dilini, kentsel dönüşümün kaybedenlerine bir ses vermek için kullandı. Diyarbakır doğumlu Ahmet Öğüt de sonraki yıllarda göçmenlerin bilgisini paylaştığı bir okul gibi işleyen projeler kurdu.
Mekanizma — bir apartman dairesinde sanat
1997'de üç genç sanatçı, Özge Açıkkol, Güneş Savaş ve Seçil Yersel, Galata'da kiraladıkları bir dairede bir sanat mekânı açtı. Adını da odadan aldılar.
Daire bir sergi salonundan çok komşularla buluşulan bir yerdi. Sanatçılar mahallenin çocuklarıyla atölyeler yaptı, avluda yemekler düzenledi. Mahalle 2000'lerin başında hızla değişti. Galata Kulesi'nin çevresinde kafeler ve butik oteller açıldı, kiralar yükseldi. Oda Projesi 2005'te daireden ayrılmak zorunda kaldı ve çalışmalarını başka mahallelerde sürdürdü.
Mekânın kaderi bu dersin ana gerilimini taşıyor. Sanatçılar bir mahalleye canlılık getiriyordu, sonra o canlılığın yükselttiği kira onları oradan çıkarıyordu.
1990'ların ortasında kurulan Hafriyat grubu da adını kentin her yanında süren kazılardan ve yıkımlardan aldı. Grup, inşaat molozunun ve plansız büyümenin kentine kendi karma sergileriyle yanıt verdi. 2006'da bir sanatçı da kitaplar için küçük bir yer açtı.
BAS sanatçı kitaplarını toplayan, gösteren ve yayımlayan bir alan olarak kuruldu. Kitap, galeri duvarına sığmayan ve elden ele geçebilen bir sergi biçimiydi. Cennetoğlu sonraki yıllarda Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken ölen göçmenlerin listesini afiş ve ilan olarak birçok kentte yayımladı.
Mekanizma — holdinglerin kurduğu müzeler
2001'de Garanti Bankası, İstiklal Caddesi'ndeki bir binada bir çağdaş sanat merkezi açtı. Başına Vasıf Kortun geçti.
Platform, Türkiye'de çağdaş sanatın arşivini kurmayı ve yabancı sanatçılarla yerel sahneyi buluşturmayı amaçladı. 2011'de Garanti'nin başka iki kültür kurumuyla birleşti ve SALT adını aldı.
SALT, araştırmayı ve arşivi sergi kadar önemseyen bir kurum olarak tanıtıldı. Bankanın eski merkezi, ücretsiz bir kütüphaneye ve tartışma salonuna dönüştü.
Eczacıbaşı ailesi 2004'te Karaköy'de bir modern sanat müzesi açtı.
Türkiye'de modern ve çağdaş sanata ayrılmış ilk büyük müzelerden birini böylece bir sanayi ailesi kurdu. Müzenin bir liman antreposunda açılması, Karaköy rıhtımının sonraki dönüşümünün de ilk adımlarından biri oldu.
Bilgi Üniversitesi'nin santralistanbul'u, 2007'de Haliç'in yukarısında kapalı bir elektrik santralinde açıldı.
Santral Osmanlı'nın son yıllarında kurulmuş ve 1980'lerin başında kapanmıştı. Üniversite onu bir kampüse, bir enerji müzesine ve çağdaş sanat salonuna çevirdi.
2008'de Tophane'de kâr amacı gütmeyen Anadolu Kültür, eski bir tütün deposunu tartışma ve sergi mekânına dönüştürdü.
Depo Kafkasya'dan, Balkanlar'dan ve Orta Doğu'dan sanatçıları buluşturdu. Ermeni ve Kürt tarihini, hafızayı ve barışı konu alan sergiler ve konuşmalar düzenledi. Anadolu Kültür'ün kurucusu Osman Kavala 2017'de tutuklandı ve 2022'de Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2019'da tutukluluğun hak ihlali olduğuna karar vermişti.
2010'da Vehbi Koç Vakfı İstiklal Caddesi'nde bir sergi mekânı açtı.
Arter, vakfın çağdaş sanat koleksiyonunu ve geçici sergileri aynı çatıda topladı. Dolapdere'ye taşınması, bir sanat kurumunun kentin henüz dönüşmemiş bir semtine yerleştiği bir örnek olarak tartışıldı. Pera Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzesi de bu yıllarda başka aile vakıflarının kurumlarıydı.
Mekanizma — kent, anıt ve meydan
İstanbul'un dönüşümü yalnız Galata'da yaşanmadı. Tarlabaşı'nda yüzyıllık evler kentsel dönüşüm projesiyle boşaltıldı. Bu evlerde yaşayan göçmenler, Kürt aileler, Romanlar ve trans kadınlar semti bırakmak zorunda kaldı. Sanatçıların bir kısmı bu süreci fotoğrafladı ve belgeledi, bir kısmı ise aynı semtlerde atölye kiraladı.
Kamusal heykel de tartışmanın içindeydi. Kars'ta heykeltıraş Mehmet Aksoy, 2006'da kente bakan bir tepede büyük bir anıtın yapımına başladı.
Anıt, Türk ve Ermeni halklarının barışmasını simgeleyen bir yapı olarak tasarlanmıştı. Ocak 2011'de Başbakan Erdoğan, Kars'ta yaptığı bir konuşmada anıtı «ucube» diye nitelendirdi. Aynı yıl anıt söküldü. Yıkım, bir heykelin bir siyasi kararla ortadan kalkabileceğini gösterdi.
Mayıs 2013'ün sonunda Taksim'deki Gezi Parkı'na bir kışla binası yapılması planına karşı başlayan protestolar haftalarca sürdü ve ülkenin birçok kentine yayıldı. Haziranda bir koreograf, Erdem Gündüz, Taksim Meydanı'nda saatlerce kıpırdamadan durdu. Ona katılanlarla bu sessiz duruş kısa sürede bir protesto biçimine dönüştü.
Erdemci sergiyi kamusal alanın siyasi bir forum olarak nasıl kullanılabileceği sorusu üstüne kurmuştu. Gezi'den sonra kentin meydanlarına ve sokaklarına planlanan işleri geri çekti. Bu karar sergiyi kapalı mekânlara topladı ve hem sansür hem de sorumlu bir tercih olarak tartışıldı.
Kalıcı araçlar
Bu dersin mekânlarının çoğu kiralık bir yerde açıldı ve bir sözleşmeyle yaşadı. Bir sanat mekânını incelerken onun kira sözleşmesini okuyormuş gibi düşün.
Kiracı satırı: Mekânı kim işletiyor? Üç sanatçı mı, bir üniversite mi, bir vakıf mı, bir banka mı?
Mal sahibi satırı: Bina kimin? Oda Projesi'nin dairesi bir ev sahibinin, SALT Galata ise bankanın kendi mülküydü. Mülk sahibinin kim olduğu, mekânın ne kadar yaşayacağını çoğu zaman ilk söyleyen şeydir.
Kira bedeli satırı: Parayı kim ödüyor ve bu ödeme hangi koşula bağlı? Bir holdingin desteği ile bir sanatçının cebinden çıkan kira aynı özgürlüğü tanımaz.
Süre satırı: Sözleşme kaç yıllık? Oda Projesi'nin sekiz yılı ile bir müzenin kalıcı binası farklı zaman ölçüleridir.
Adres satırı: Mahalle nasıl bir yer, kim yaşıyor ve mekân geldikten sonra kim kaldı? Galata, Tophane, Tarlabaşı ve Karaköy bu satırda okunur.
Yasaklar satırı: Sözleşmede yazmayan, ama herkesin bildiği sınırlar neler? Hale Tenger'in davası ve geri çekilen kamusal işler bu satırın görünen kısmıdır, öz sansür ise görünmeyen kısmı.
Tahliye maddesi: Mekân kapanırsa geriye ne kalır? Bir arşiv, bir yayın, bir fotoğraf ya da yalnız tanıkların anlattıkları olabilir.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Türkiye'de çağdaş sanat 1987'de bienalle başladı."
Nesneyle, belgeyle ve yerleştirmeyle çalışan sanatçılar 1970'lerden beri vardı ve Yeni Eğilimler sergileri onlara bir okul kapısı açmıştı. Füsun Onur, Sarkis ve Nil Yalter bienalden önce yerleşik işler üretmişti. Bienal bu birikimi uluslararası bir ziyaretçiye açtı.
Yaygın yanlış"Büyük sanat kurumlarını Türkiye'de devlet kurdu."
1990'lardan sonra İstanbul'un başlıca çağdaş sanat kurumları bir bankanın, bir sanayi ailesinin, bir holding vakfının, bir özel üniversitenin ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluşun girişimiydi. Bu durum sergilere kaynak sağladı, ama neyin gösterileceğine dair sınırları da sponsorun yakınına çekti.
Yaygın yanlış"Kapanan bağımsız mekân başarısız olmuş demektir."
Oda Projesi dairesini kaybetti, ama çalışmalarını başka mahallelerde sürdürdü ve yayınlarla belgeledi. Bağımsız mekânın kısa ömrü çoğu zaman kira, soylulaştırma ve destek eksikliğinden gelir. Bıraktığı arşiv, sonraki kurumların ve sanatçıların çalışma biçimini etkiler.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: 12 Eylül'den sonra açılan ekonomi resim piyasasını büyüttü, ama yerleştirme ve video az salon buldu. 1987'de başlayan uluslararası sergi, 1992'de Kortun'un Feshane'deki bienaliyle kentin içine girdi. Hale Tenger'in davası sansürün sınırını gösterdi. Füsun Onur, Sarkis, Ayşe Erkmen ve Nil Yalter uluslararası sahnede çalıştı. Karamustafa, Ataman ve Altındere kentin hafızasını, kenar mahallelerini ve kentsel dönüşümü işledi. Oda Projesi ve BAS bağımsız mekânın imkânını ve kırılganlığını gösterdi. Platform Garanti, SALT, İstanbul Modern, santralistanbul ve Arter çağdaş sanatı holdinglerin ve vakıfların kurumlarına taşıdı, Depo ise sivil bir alan açtı. Kars'taki anıtın yıkımı ve Gezi'den sonra geri çekilen işler, kamusal alanın sanata ne kadar açık olduğunu sınadı.
Sonraki derse köprü
1990'ların sonunda Avrupa'nın ve Kuzey Amerika'nın müzelerinde bir duvarı baştan sona kaplayan renkli fotoğraflar asılmaya başladı. Fotoğraf artık bir tablo kadar büyüktü ve önünde durulan şey ile sonradan eklenen şeyi ayırmak giderek zorlaşıyordu. Ev bilgisayarlarının ekranında ise bazı sanatçılar, tarayıcı penceresinde kırık kodlardan, yanıp sönen harflerden ve bozuk bağlantılardan oluşan sayfalar yayımlıyordu. Bu işlerin ne bir galeriye ne de kiralık bir daireye ihtiyacı vardı. Ama ağ büyüdükçe, sokaklara ve ekranlara yerleşen kameralar sanatçının neyi kaydettiğini olduğu kadar, onun kendisini de izlemeye başladı.