Ders KRO-323.8 · 1945 Sonrası Sanat ve Soğuk Savaş Dünyası

Fluxus, happening ve performans

3.330 kelime · 21 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Cage'in sessiz parçası ve Black Mountain'daki akşam, eseri bir olaya ve bir süreye çevirdi. Kaprow'un happening'leri izleyiciyi bölünmüş bir galerinin içine aldı, Klein bedenleri fırça gibi kullandı. Maciunas Fluxus'u bir ağ olarak kurdu, Brecht, Knowles ve Ono talimatları herkesin eline verdi. Beuys kendi efsanesini kurdu, Schneemann ve Viyanalı sanatçılar bedeni ve sansürü sınadı, Burden ve Abramović risk ile rızanın sınırını izleyiciye bıraktı. Bu eylemlerin çoğu bugün yalnız fotoğraflarla, nesnelerle ve tanıklarla bilinir ve o belgeler de birer seçimdir.

Açılış: sandalyelerdeki boş fincanlar

1952 ağustosunda, Kuzey Carolina'nın dağlarındaki deneysel bir okulda, Black Mountain College'da, öğrenciler ve öğretmenler bir akşam yemekhaneye çağrıldı. İçeri girenler her sandalyenin üstünde boş, beyaz bir fincan buldu. Sandalyeler sıra sıra sahneye bakmıyordu. Salonun ortasını boş bırakan dört üçgen blok hâlinde dizilmişti ve herkes birbirinin yüzünü görüyordu.

Akşamı besteci John Cage hazırlamıştı. Katılımcılara bir senaryo vermemişti. Her birine yalnız ne zaman başlayıp ne zaman duracağını gösteren zaman aralıkları dağıtmıştı.

Her şey aynı anda oluyordu ve kimse bütün salonu birden göremiyordu. Akşamın sonunda fincanlara kahve dolduruldu. Tanıkların anlatıları birçok ayrıntıda birbirini tutmaz ve olayın tek bir fotoğrafı yoktur. Bugün bu akşamı, orada bulunanların yıllar sonra yaptıkları birbirine benzemeyen anlatılarla kuruyoruz.

Önceki derste duvara yazılan bir cümlenin, bir tanımın ya da bir talimatın nesnenin yerini alabildiğini gördük. Black Mountain'daki akşam, bu düşüncenin akrabasını bir yemekhanede, bir saatlik bir süre içinde ve canlı bedenlerle denedi. Ardında da birkaç kahve lekesinden ve tutarsız anılardan başka bir şey bırakmadı.

Dersin yolu

Önce Cage'in sessiz parçasına ve derslerine bakacağız. Ardından bir galerinin plastik perdelerle bölündüğü ilk happening'e, Paris'te boyalı bedenlere ve Fluxus'un küçük kartlarına geçeceğiz. Dersin ikinci yarısı Tokyo'dan Düsseldorf'a, Viyana'dan Kaliforniya'ya uzanan bedensel eylemlere ve riske ayrılıyor. Her adımda aynı soruyu soracağız: bir saat süren bir olaydan bugüne ne kaldı?

Sıfır noktası: olay, partisyon, belge

Happening (happening) sözcüğü İngilizcede «olan şey» anlamına gelir. Sanatta, izleyicinin içine alındığı, provası yapılmış ama her seferinde biraz farklı gerçekleşen, tiyatroya benzeyen ama bir öyküsü olmayan bir olayı adlandırır.

Fluxus (Fluxus) ise Latince «akış» sözcüğünden gelen bir addır. 1960'ların başında New York, Almanya ve Japonya arasında dolaşan gevşek bir sanatçı ağını anlatır.

Performans sanatı (performance art) daha geniş bir terimdir. Sanatçının bedenini ana malzeme olarak kullandığı, belli bir zamanda ve yerde, bir izleyicinin önünde ya da kameranın karşısında gerçekleşen her türlü eylemi kapsar.

Bu derste iki sözcüğü daha ayrı tutacağız. Olay partisyonu (event score), bir eylemin nasıl yapılacağını birkaç satırla anlatan yazılı talimattır ve herkes onu yeniden uygulayabilir. Belgeleme (documentation) ise eylemden geriye kalan fotoğraf, film, nesne ve tanık anlatılarının bütünüdür. Bu sanatın çoğu, bugün yalnız bu artıklar aracılığıyla bilinir.

Mekanizma — sessizliğin içindeki sesler

Cage bir yıl önce, 1951'de, Harvard Üniversitesi'nde yankısız bir odaya girmişti. Duvarları sesi tümüyle emen bu odada iki ses duydu, biri tiz, öbürü pes. Odanın mühendisi ona tizin sinir sisteminden, pesin kan dolaşımından geldiğini söyledi. Cage buradan mutlak bir sessizliğin olmadığı sonucunu çıkardı.

Aynı yıl Rauschenberg, beyaz ev boyasıyla düz boyanmış o tuvallerin ilklerini yaptı. Cage bu yüzeylere düşen gölgeleri ve tozu bir alıcının yakaladığı sinyaller gibi gördü ve onların kendisine cesaret verdiğini söyledi. Zen Budizmi üstüne verilen derslere gidiyor, bestelerinde Çin'in Yi Jing kitabına dayanan rastlantı yöntemleri kullanıyordu.

Aynı ayın sonunda, Woodstock yakınındaki ormanlık bir konser salonunda, Tudor Cage'in yeni parçasını ilk kez seslendirdi. Kronometresine bakarak üç bölümü klavyenin kapağıyla ayırdı ve boş sayfaları çevirdi. Bölümler otuz üç saniye, iki dakika kırk saniye ve bir dakika yirmi saniye sürdü. Bazı dinleyiciler salonu öfkeyle terk etti.

Tudor'un 1952'de çaldığı özgün nüsha kayboldu. Tudor onu yıllar sonra belleğinden yeniden kurdu. Parçanın süresi her çalınışta değişebilir, ama dinleyicinin kendi çevresini dinlemeye çağrılması aynı kalır.

1957'den başlayarak Cage New York'taki New School'da deneysel kompozisyon dersleri verdi. Öğrencileri arasında müzisyenlerden çok ressamlar ve şairler vardı. Allan Kaprow, George Brecht, Dick Higgins ve Jackson Mac Low bu sınıfta oturdu. Sonraki on yılın happening'leri ve Fluxus partisyonları büyük ölçüde bu odadan çıktı.

Mekanizma — plastik perdelerle bölünmüş bir galeri

Kaprow aslında bir ressam olarak yetişmişti. 1958'de yayımlanan bir yazısında, Pollock'un yere serdiği büyük tuvallerin ressamı resmin sınırlarından çıkardığını savundu. Ona göre sıradaki adım, boyadan vazgeçip gündelik hayatın seslerini, kokularını, nesnelerini ve hareketlerini doğrudan kullanmaktı.

Odalarda oyuncular kısa, provası yapılmış hareketler yaptı. Biri bir pankarttan kopuk sözcükler okudu, başkaları oyuncak çalgılar çaldı ya da bir duvar bezinin üstüne boya sürdü. Hiçbir ziyaretçi olayın tamamını göremedi, çünkü her biri yalnız kendi odasındakini izliyordu. Başlıktaki sözcük kısa sürede bütün bir türün adına dönüştü.

İki yıl sonra Kaprow, New York'ta bir galerinin arka avlusunu kullanılmış lastiklerle doldurdu.

Kaprow bu işe ortam (environment) adını verdi: izleyicinin içine girdiği, dokunduğu ve değiştirdiği bir mekân. İş sergi bittiğinde söküldü. Kaprow onu sonraki yıllarda başka müzelerde yeniden kurdurdu ve her kurulum biraz farklı oldu.

Kaprow kitabında, New York'taki olaylardan önce yapılmış Gutai eylemlerinin fotoğraflarına da yer verdi. Kitap, bir olayın fotoğraf ve metin aracılığıyla nasıl bir sanat tarihi belgesine dönüştüğünün de örneğidir.

Mekanizma — Paris'te boyalı bedenler

9 Mart 1960 akşamı Paris'teki bir galeriye gece kıyafetleri içinde davetliler geldi. Yves Klein smokin giymişti ve salonun bir köşesinde küçük bir orkestra bekliyordu.

O akşam çıplak modeller bedenlerine Klein'ın mavisini sürüp duvardaki kâğıtlara bastırdı. Bazıları yerdeki kâğıtta sürüklendi. Klein onlara dokunmadan, uzaktan yönlendirdi. Orkestra bu sırada tek bir akoru uzun süre tuttu, ardından aynı uzunlukta bir sessizlik geldi.

Klein bedeni «canlı fırça» diye andı ve resmin elden bağımsız yapılabileceğini savundu. Bu olayın kadın bedenini bir alet olarak kullanması, sonraki yıllarda sert biçimde eleştirilecekti. Geriye kalan kâğıtlar ise birer tuval gibi çerçevelendi, satıldı ve müzelere girdi.

Aynı yılın sonbaharında Klein başka bir görüntü üretti.

Fotoğraf Klein'ın tek günlük çıkardığı bir gazetede yayımlandı. Sıçrayış gerçekti, ama Klein'ın düştüğü yerde arkadaşları bir branda tutuyordu. Fotoğrafçılar brandayı karanlık odada boş sokağın görüntüsüyle değiştirdi. Performansın en ünlü belgelerinden biri, aynı zamanda bir montajdı.

Mekanizma — bir sözlük sayfasından manifesto

Litvanya'da doğan George Maciunas, New York'ta grafik tasarımcı olarak çalışıyordu. Cage'in çevresindeki sanatçılarla tanıştı, onların eylemleri için bir ad ve bir yayın programı düşündü. 1961'de bir dergiye ad ararken sözlükte «flux» sözcüğünü buldu.

1962 eylülünde Maciunas, Amerikan hava kuvvetlerinde tasarımcı olarak çalıştığı Batı Almanya'da bir festival düzenledi.

Bu sahne Philip Corner'ın piyano etkinlikleri adlı partisyonunun bir uygulamasıydı. Partisyon piyanoya çeşitli şeyler yapılmasını öneriyordu, ama oyuncular onu parçalamaya kadar götürdü. Olay Alman televizyonunda gösterildiğinde, savaş sonrasında henüz toparlanan bir ülkede değerli bir çalgının yok edilmesi öfke uyandırdı.

Ertesi yıl Maciunas grubun bildirisini yayımladı.

Maciunas'ın amacı sanatı müzeden, uzman eleştirmenden ve koleksiyoncudan kurtarmaktı. Herkesin yapabileceği, ucuz, çoğaltılabilir ve gündelik eylemler istiyordu. Yine de bu bildiriyi grubun her üyesi imzalamadı. Fluxus hiçbir zaman tek bir program etrafında birleşmedi ve üyeleri ondan ayrılıp yeniden katıldı.

Mekanizma — bir kutunun içindeki olaylar

George Brecht Cage'in sınıfında olay partisyonu biçimini geliştirdi. Küçük kartlara basılmış, birkaç sözcükten oluşan talimatlar yazdı.

Brecht'in kartları bir konser salonunda, bir mutfakta ya da kimse görmeden yapılabilirdi. Okumak bile bir uygulama sayılabilirdi. Eserin yeri sahneden okurun eline geçiyordu.

Alison Knowles'ın en bilinen partisyonu tek bir emir cümlesinden oluşur.

Knowles salatayı ilk kez Londra'da hazırladı, sonraki on yıllarda bu eylemi birçok müzede yeniden yaptı. Mutfak işi, yani genellikle kadınlara bırakılan ve görünmeyen bir emek, bir konser salonunda bir sanat eylemine dönüştü.

Maciunas bu partisyonları ve küçük nesneleri kutulara koyup posta yoluyla satmaya başladı.

Kutular pahalı sanat eserlerine bir karşı öneri olarak düşünülmüştü ve ucuz satılacaktı. Pek azı satıldı. 2000'lerin sonunda büyük bir özel Fluxus koleksiyonu New York'taki Modern Sanat Müzesi'ne bağışlandı. Piyasadan kaçmak için yapılan kutular bugün müzelerin vitrinlerinde, dokunulmadan sergileniyor.

Mekanizma — makas seyircinin elinde

Yoko Ono 1960 ve 1961'de New York'taki çatı katı dairesinde konserler düzenlemiş, Cage'in çevresiyle tanışmıştı. 1962'de Tokyo'ya döndü. Japonya'da da talimat parçaları yazmayı ve sahnelemeyi sürdürdü.

Ono'nun talimatı basitti: seyirci sahneye çıkacak ve bir parça kesecekti. Eylem bir izleyicinin ne kadar ileri gidebileceğini, bir kalabalığın bir bedene ne yapabileceğini sınıyordu. Ono parçanın verme ve alma üstüne olduğunu söyledi. Sonraki tarihçiler onu cinsiyet, ırk ve şiddet üstünden de okudu.

Aynı yıl Ono, talimat parçalarını Tokyo'da küçük bir kitapta topladı. Greyfurt adlı bu kitapta bulutların damladığını hayal etmeyi ve onları koymak için bahçede bir çukur kazmayı öneren türden yönergeler vardı. Bu talimatların çoğu hiçbir zaman sahnelenmeyecekti, okurun zihninde gerçekleşmesi yetiyordu.

Kore doğumlu Nam June Paik ise Almanya'da müzik okumuş, 1958'de Cage'le tanışmıştı. 1960'ta Köln'deki bir atölyede yaptığı bir eylemde salona inip Cage'in kravatını makasla kesti, ardından Cage ile Tudor'un başına şampuan döktü.

Sergideki televizyon düzenekleri Paik'in sonraki yolunu açtı. Piyanolarda ise asıl iş ziyaretçiye kalıyordu. Eser, ancak biri ona dokunduğunda sesini veriyordu.

Aynı yıllarda Tokyo'da üç genç sanatçı, Takamatsu Jirō, Akasegawa Genpei ve Nakanishi Natsuyuki, Hi Red Center adıyla bir grup kurdu. Ad, üçünün soyadlarının ilk kanjilerinin İngilizce karşılıklarından geliyordu.

Eylem, Tokyo Olimpiyat Oyunları sürerken yapıldı. Devlet kenti dünyaya temiz ve modern göstermek için sokakları düzenliyordu. Grup bu temizlik kampanyasını abartarak taklit etti ve onu gülünç bir törene çevirdi. Akasegawa aynı yıllarda, bin yenlik banknotun bir yüzünü tek renkle basıp eserlerinde kullandığı için yargılandı.

Mekanizma — bir sanatçının efsanesi

Joseph Beuys Düsseldorf Sanat Akademisi'nde heykel profesörüydü ve 1960'ların başında Fluxus konserlerine katıldı. Savaşta Alman hava kuvvetlerinde uçuş personeliydi. Uçağının Kırım'da düştüğünü, göçebe Tatarların onu yağa ve keçeye sararak kurtardığını anlatırdı. Tarihçiler bu öykünün büyük bölümünü belgelerle doğrulayamadı. Yağ ve keçe yine de onun bütün işlerinin malzemesi oldu.

Beuys eylemin adını Ölü tavşana resimler nasıl açıklanır diye koydu. Tavşanı kucağında galerideki resimlerin önünde gezdirdi, onlara bir şeyler fısıldadı, patisiyle resimlere dokundurdu. İzleyiciler uzun süre içeri alınmadı. Beuys sonradan bir hayvanın bile bir insandan daha fazla sezgiyle anlayabileceğini söyledi.

1974 mayısında Beuys New York'a uçtu.

Beuys havaalanından bir ambulansla, keçeye sarılı olarak galeriye götürüldü ve Amerika toprağına ayak basmadan geri döndü. Çakal Yerli Amerikan anlatılarında önemli bir figürdü. Beuys eylemi Amerika'nın Yerli halklara ve doğaya yaptıklarına bir yanıt olarak anlattı.

Mekanizma — et, kan ve sansür

Carolee Schneemann New York'ta ressam olarak yetişmiş, Judson Dans Tiyatrosu'nun çevresinde çalışmıştı.

Schneemann eylemi tensel bir şölen olarak tasarladı. Paris'te bir seyircinin sahneye atılıp onlardan birini boğmaya çalıştığı anlatılır. Bir kadının kendi bedenini hazzın öznesi olarak sahneye koyması, sonraki on yılın tartışmalarının habercisiydi.

Viyana'da ise Günter Brus, Otto Mühl, Hermann Nitsch ve Rudolf Schwarzkogler 1960'larda çok daha sert bir yola girdi.

Brus yürüyüş sırasında polis tarafından durduruldu. Bu sanatçılar beden sıvılarını, hayvan leşlerini ve kendi bedenlerine verdikleri zararı savaş sonrası Avusturya'nın susturduğu Nazi geçmişine ve Katolik ahlakına karşı kullandı. Nitsch kan ve leşle uzun ayinler sahneledi. 1968'de Viyana Üniversitesi'ndeki bir eylemin ardından Brus altı ay hapis cezasına çarptırıldı ve Berlin'e kaçtı.

Mekanizma — risk ve rıza

1971 kasımında Kaliforniya'da, Chris Burden adlı genç bir sanatçı küçük bir galeri alanında bir arkadaşının karşısına geçti.

Kurşunun kolunu sıyırması planlanmıştı, ama kolunu deldi. İzleyiciler bir suça mı, bir sanat eserine mi tanıklık ettiklerini bilemedi.

1974'te Napoli'de Marina Abramović kendi bedenini izleyiciye teslim etti.

İlk saatlerde izleyiciler çekingendi. Sonra giysilerini kestiler, tenini çizdiler. Biri dolu tabancayı başına dayadı ve başkaları onu durdurdu. Altı saat dolup Abramović yürümeye başladığında izleyiciler onunla göz göze gelmekten kaçtı. Rıza baştan verilmişti, ama sınırı izleyici çizdi.

Mekanizma — fotoğraf, piyasa ve müze

Bu eylemlerin çoğunu bugün yalnız fotoğraflarından tanıyoruz. Sanat kuramcısı Peggy Phelan 1993'te, performansın yalnız şimdide var olduğunu ve kaydedildiği anda başka bir şeye dönüştüğünü savundu. Philip Auslander ise belgenin bazen eylemin kendisini kurduğunu gösterdi. Klein'ın sıçrayışı bunun en açık örneğidir.

Piyasadan kaçmak isteyen bu sanat sonunda piyasaya ve müzeye girdi. Fotoğraflar sınırlı baskılarla satıldı, eylem nesneleri vitrinlere kondu. 2005'te Abramović New York'taki Guggenheim Müzesi'nde başka sanatçıların eylemlerini, aralarında Beuys'un tavşanını, yeniden yaptı. Bu yeniden yapımlar, bir eylemin kimin izniyle ve hangi belgeye dayanarak tekrarlanabileceği sorusunu açtı.

Kalıcı araçlar

Bir performansı incelerken önce elinde ne olduğunu adlandır: bir talimat mı, bir fotoğraf mı, bir film mi, eylemden kalan bir nesne mi, yoksa bir tanığın anlatısı mı?

Talimatın karşısında, onu senin de uygulayıp uygulayamayacağını düşün. Brecht'in ya da Knowles'ın kartları herkesin eline verilmişti.

Bir fotoğrafa bakarken objektifin arkasındakini ara. Kim çekti, hangi anı seçti, karanlık odada ne değişti?

Eylemden kalan nesneyi, eylemin kendisiyle karıştırma. Klein'ın mavi izleri bir akşamın yalnız bir izidir.

Sonra izleyicinin yerini sor. İzledi mi, katıldı mı, yönlendirildi mi, yoksa sınırı o mu çizdi?

Son olarak eylemin yolculuğunu izle: hangi galeride başladı, kaç kez yeniden yapıldı, hangi müzeye hangi koleksiyonla girdi?

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Performans fotoğrafları olayı olduğu gibi gösterir."
Doğrusu

Boşluğa sıçrayış iki negatiften birleştirildi, Viyanalı sanatçıların birçok eylemi doğrudan kamera için sahnelendi. Schwarzkogler'in bir eylemde kendini sakatlayarak öldüğü söylentisi 1970'lerin başında bir dergi yazısıyla yayıldı. Oysa sanatçı 1969'da bir pencereden düşerek öldü ve fotoğraflardaki yaralı beden bir modele aitti.

Yaygın yanlış"Happening'ler ve Fluxus New York'ta doğdu ve oradan yayıldı."
Doğrusu

Gutai'nin eylemleri Ashiya'da daha önce yapıldı, Fluxus ilk büyük festivalini Wiesbaden'de düzenledi. Ono, Paik ve Hi Red Center Tokyo, Köln ve New York arasında gidip gelen bir ağın parçasıydı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Cage'in sessiz parçası ve Black Mountain'daki akşam, eseri bir olaya ve bir süreye çevirdi. Kaprow'un happening'leri izleyiciyi bölünmüş bir galerinin içine aldı, Klein bedenleri fırça gibi kullandı. Maciunas Fluxus'u bir ağ olarak kurdu, Brecht, Knowles ve Ono talimatları herkesin eline verdi. Beuys kendi efsanesini kurdu, Schneemann ve Viyanalı sanatçılar bedeni ve sansürü sınadı, Burden ve Abramović risk ile rızanın sınırını izleyiciye bıraktı. Bu eylemlerin çoğu bugün yalnız fotoğraflarla, nesnelerle ve tanıklarla bilinir ve o belgeler de birer seçimdir.

Sonraki derse köprü

Burden'ın kolundaki yara kapanırken, başka genç Amerikalı sanatçılar galerinin duvarlarını tümüyle geride bırakmıştı. Nevada'nın çölünde buldozerlerle hendekler açtılar, Utah'taki bir gölün kıyısına kaya ve toprak döktüler. Kentteki izleyici bu işlerle yalnız fotoğraflar, haritalar ve havadan çekilmiş görüntüler aracılığıyla karşılaştı. Göl kıyısındaki büyük kıvrım, yapıldıktan kısa süre sonra yükselen suyun altında kaldı ve yıllarca kimse onu yerinde göremedi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-323 — 1945 Sonrası Sanat ve Soğuk Savaş Dünyası →

19 bölümden 8. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga