Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Bandung 1955'te Asya ve Afrika ülkelerini bir araya getirdi, Bağlantısızlar Hareketi 1961'de Belgrad'da kuruldu. Sukarno'nun sarayları ve Tito'nun armağanları devletin kendine seçtiği yüzü gösterdi. İskenderiye ve Ljubljana bienalleri 1955'te açıldı. Havana'nın OSPAAAL afişleri dergiyle katlanıp dünyaya dağıldı, Lotus dergisi Asya ve Afrika edebiyatını üç dilde taşıdı. Yeni Delhi, Bağdat ve Titograd kendi sergi merkezlerini kurdu. Şili'deki dayanışma müzesi sürgünde yaşadı, Beyrut'un koleksiyonu savaşta kayboldu. Havana Bienali 1980'lerde Güney'in kendi ağını kurdu ve bu ağların arşivleri bugün yeniden açılıyor.
Açılış: bir dağ kentinde yürüyen heyetler
Cava adasının dağlık iç kesimindeki Bandung'da, 1955 baharında bir sabah takım elbiseli, cüppeli ve sarıklı adamlar otellerinden çıkıp aynı caddede yan yana yürüdü. Kaldırımlara sığmayan kalabalık onları alkışlıyordu. Yürüyüşün sonunda sömürge döneminden kalma beyaz bir bina vardı ve Endonezya'nın devlet başkanı Sukarno, Asya–Afrika Konferansı'nı orada açtı.
Sukarno binaya Bağımsızlık Binası anlamına gelen yeni adını konferanstan kısa süre önce verdi. Salonda Hindistan'dan Nehru, Mısır'dan Nasır ve Çin'den Zhou Enlai oturuyordu. Önceki derste bağımsızlığını yeni kazanan Afrika ülkelerinin ressamlarını izledik. Bandung'daki heyetlerin bir kısmı ise o bağımsızlığa henüz ulaşmamıştı ve sözcüleri bir sömürgenin adına konuşuyordu.
Amerikalı Siyah yazar Richard Wright konferansı izlemek için Bandung'a gitti. Ertesi yıl yayımladığı Renk Perdesi (The Color Curtain) adlı kitapta, salondakilerin ortak noktasını ırk ve sömürge deneyimi olarak anlattı. Konferansta hiçbir sergi açılmadı, ama burada kurulan dil sonraki otuz yılın sergilerine, dergilerine ve afişlerine taşındı.
Dersin yolu
Önce birkaç sözcüğü ayıracağız. Sonra devlet başkanlarının koleksiyonlarına, 1955'te Akdeniz'in iki ucunda açılan iki bienale ve Havana'dan dünyaya postalanan afişlere bakacağız. Dersin ikinci yarısı bağışla kurulan müzelere, kaybolan koleksiyonlara ve 1980'lerin Havana'sına ayrılıyor.
Sıfır noktası: bloklar arasında bir yol
Bağlantısızlık (non-alignment), Soğuk Savaş'ta ne Amerika'nın ne Sovyetler Birliği'nin askerî ittifakına girmeme siyasetidir. Hareket 1961 eylülünde Belgrad'da, Yugoslavya'nın devlet başkanı Tito'nun ev sahipliğinde toplanan bir zirvede resmen kuruldu. Zirveye yirmi beş ülke katıldı, salonda Nehru ve Nasır'ın yanında Gana'dan Nkrumah ve yine Sukarno vardı.
Güney–Güney dolaşımı (South–South exchange), eserlerin, sanatçıların ve yayınların Paris'e ya da New York'a uğramadan, sömürgeden yeni çıkmış ülkeler arasında gidip gelmesini anlatan terimdir.
Kültür diplomasisi (cultural diplomacy), bir devletin sergiyi, konseri ya da armağanı dış politikasının aracı olarak kullanmasıdır. Bu dersteki sergilerin neredeyse hepsini bir bakanlık ya da bir hareket örgütü finanse etti.
Dayanışma koleksiyonu (solidarity collection) ise sanatçıların bir davaya ya da bir halka bağışladığı eserlerden kurulan koleksiyondur. Bu koleksiyonların çoğu bir gün kurulacak bir müzeyi bekliyordu.
Bu dersin sorusu da buradan çıkıyor. İki kutbun dışında bir sanat dolaşımı mümkün müydü, yoksa sergiler yalnız başka bir propagandanın taşıyıcısı mı oldu?
Mekanizma — iki kutbun gezici sergileri
Bu soruyu sormak için önce iki kutbun ne yaptığına bakmak gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri 1950'lerde Asya ve Afrika başkentlerine fotoğraf sergileri, caz orkestraları ve modern resim seçkileri gönderdi. New York'taki Modern Sanat Müzesi'nin İnsan Ailesi adlı büyük fotoğraf sergisi Yeni Delhi'den Moskova'ya kadar birçok kenti dolaştı.
Sovyetler Birliği de sosyalist gerçekçi resim sergilerini aynı başkentlere taşıdı. Hintli, Mısırlı ve Endonezyalı sanatçıları Moskova'daki akademilere ve festivallere çağırdı.
Yeni bağımsız bir ülkenin sanatçısının önündeki kapılar Washington'a ya da Moskova'ya çıkıyordu. Bağlantısız devletler bu yüzden kendi kapılarını açmaya çalıştı: başkentten başkente doğrudan giden armağanlar, sergiler ve yayınlar.
Mekanizma — sarayın duvarları
Sukarno da resim yapıyordu ve sarayları hızla resimlerle doldu. Koleksiyonda Endonezyalı ressamların yanında Avrupalı ve Çinli ressamların işleri, Meksika'dan ve Sovyet ülkelerinden gelen armağanlar vardı.
Katalog ciltleri yabancı konuklara armağan olarak da verildi. Koleksiyon bir devlet başkanının zevkini olduğu kadar yeni bir ulusun kendine seçtiği yüzü de gösteriyordu. Sukarno, Sudjojono ve Affandi gibi bağımsızlık savaşının ressamlarını topluyor, salon portrelerini ise Basuki Abdullah gibi akademik bir ressama ısmarlıyordu. Komünist partiye yakın kültür örgütü LEKRA da sanatçıları halkın arasına, köylere ve fabrikalara göndermeyi savunuyordu. 1965'teki darbe girişimi ve ardından gelen kanlı tasfiyeyle bu dünya dağıldı. Sukarno iktidarı kaybetti, LEKRA'ya bağlı birçok sanatçı yıllarca hapis yattı.
Tito'nun ülkesinde armağan alışverişi başka bir biçim aldı. Yugoslavya 1948'de Stalin'le yollarını ayırmıştı. Tito, Nehru ve Nasır 1956 yazında Adriyatik'teki Brioni adalarında buluştu ve bloklar dışında kalma fikrini birlikte açıkladılar.
Bu nesnelerin vardığı yer, bir devlet başkanının hayatını anlatan bir müzeydi. Armağanın değeri, onu getiren heyetin adıyla ölçülüyordu. Aynı müzede, Tito'nun doğum günü sayılan 25 Mayıs'ta ülkenin dört bir yanından elden ele taşınıp ona sunulan bayrak sopaları da saklandı. Yurt içinden gelen bu sopalar ile yurt dışından gelen armağanlar, aynı önderin çevresinde kurulan bir gösterinin iki yüzüydü.
Mekanizma — 1955'te Akdeniz'in iki ucu
Bandung'la aynı yıl iki yeni bienal açıldı. Birincisi Mısır'ın liman kenti İskenderiye'deydi.
Bienal Kuzey Afrika'yı, Orta Doğu'yu ve Güney Avrupa'yı tek bir denizin çevresinde topluyordu. Nasır'ın Mısır'ı bu sergiyle kendini Akdeniz'in kültür merkezlerinden biri olarak sundu.
İkincisi Yugoslavya'nın kuzeyinde, Ljubljana'daydı.
Baskı ucuzdu, posta kutusuna sığıyordu ve gümrükte resimden daha kolay geçiyordu. Bienalin uzun yıllar yöneticisi olan Zoran Kržišnik Doğu'dan ve Batı'dan sanatçıları aynı duvara çağırdı. Soyutlama Sovyetler Birliği'nde kuşkuyla karşılanırken Yugoslavya onu kendi bağımsız yolunun bir işareti gibi taşıdı.
Yugoslavya'nın kültür diplomasisi sergiyle sınırlı kalmadı. Yugoslav sanatçıların sergileri Kahire'ye, Yeni Delhi'ye ve Afrika başkentlerine gitti. Energoprojekt gibi Yugoslav inşaat şirketleri ise Afrika'da ve Orta Doğu'da fuar alanları, konferans salonları ve devlet binaları yaptı; Lagos'taki uluslararası fuar alanı da onlardan biriydi. Bağlantısız dünyanın birçok başkentinde bir sergi, Yugoslav mimarların çizdiği bir salonda açılabiliyordu.
Mekanizma — dergiyle katlanan afiş
Ocak 1966'da Havana'da Asya, Afrika ve Latin Amerika'dan heyetler Üç Kıta Konferansı (Tricontinental Conference) için toplandı. Konferans sonunda kurulan örgüt kısa adıyla OSPAAAL olarak anıldı ve üç kıtanın halklarıyla dayanışmayı amaç edindi. Örgütün yayın atölyesi Kübalı grafik tasarımcılardan oluşuyordu. Alfredo Rostgaard gibi tasarımcılar aynı yıllarda Küba'nın sinema afişlerini de çiziyordu. Pop sanattan ve psikedelik grafikten aldıkları parlak renkleri ve sade biçimleri devrimci bir içerikle birleştirdiler.
Derginin yolu, afişlerin yolu oldu. Bir abone zarfı açtığında içinden katlanmış bir afiş çıkıyordu. Afiş Santiago'da bir öğrenci yurdunun duvarına, Beyrut'ta bir kafeye ya da Londra'da bir kitapçıya asılabiliyordu. Örgüt 1967 baharında, Che Guevara'nın Bolivya'ya gitmeden önce üç kıtanın halklarına yazdığı mesajı da yayımladı. Mesaj, dünyanın dört bir yanında Vietnam gibi yeni cepheler açılmasını istiyordu ve afişlerin çoğu bu çağrının görsel karşılığı gibi tasarlandı.
Her afiş bir takvim gününe bağlıydı: Vietnam'la, Angola'yla, Filistin'le ya da Amerika'daki Siyah halkla dayanışma günü. Tasarımcılar, okuma yazma bilmeyen birinin de çözebileceği simgelere yöneldi ve yazıyı en aza indirdi.
Afişlerin Küba devletinin propagandası olduğu açıktı. Yine de imzasız, bol basılmış ve bedava dağıtılmış bu kâğıtlar, Soğuk Savaş'ın grafik dilinin en çok dolaşan örnekleri arasına girdi. Bugün aynı afişler müzelerde ve koleksiyoncuların dosyalarında saklanıyor. Bedava dağıtılmak için basılmış bir kâğıdın sonradan alınıp satılan bir nesneye dönüşmesi, bu dolaşımın ironilerinden biri.
Mekanizma — üç dilde bir dergi
Afro-Asya Yazarlar Birliği 1958'de Taşkent'te toplanan bir konferansın ardından kuruldu. Birliğin dergisi 1968'den itibaren Kahire'de çıktı.
Bir Senegalli şairin şiiri Kahire'de çevrilip Hanoi'de okunabiliyordu. Kapaklardaki resimler de aynı yolu izledi. Kaynaklar derginin Sovyetler Birliği'nden ve Doğu Almanya'dan destek aldığını anlatır, Sovyet–Çin ayrılığı ise birliğin içinde de bir yarık açtı. Mısır'ın İsrail'le barış yoluna girmesinden sonra derginin merkezi Beyrut'a taşındı ve Pakistanlı şair Faiz Ahmed Faiz editörlüğü üstlendi.
Mekanizma — Delhi'de bir trienal, Bağdat'ta bir anıt
Hindistan'da devletin kurduğu Lalit Kala Akademi, yazar Mulk Raj Anand'ın başkanlığı döneminde büyük bir uluslararası sergi hazırladı.
Trienal, Yeni Delhi'yi bağlantısız dünyanın sergi başkentlerinden biri yapma isteğini taşıyordu. Batılı ülkeler de çağrılmıştı, ama sergi Paris ya da New York'un onayını beklemeden kendi ödüllerini dağıttı. Ülke bölümlerini seçmek her devletin kendi kültür bakanlığına bırakılmıştı. Bu yüzden bir ülkenin duvarında kimin asılacağına çoğu zaman bir bakanlığın memurları karar verdi.
Irak'ta 1958'deki devrimden sonra yeni hükümet Bağdat'ın ortasındaki meydana bir anıt ısmarladı. Heykeltıraş Cevat Selim, Roma'da ve Londra'da okumuştu ve Bağdat'ta modern bir sanat topluluğunun kurucuları arasındaydı. Topluluk, 1950'lerin başında Avrupa'nın modern biçimlerini Irak'ın eski mirasından ve halk sanatından aldığı imgelerle birleştirmeyi önermişti.
Figürler bir Arapça metin gibi sağdan sola okunur. Selim eski Mezopotamya kabartmalarını ve gösterilerde taşınan pankartı tek bir biçimde birleştirdi. Anıtın açılışını göremeden, 1961'in başında öldü.
Bağdat 1970'lerin başında bir Arap sanat merkezi olarak öne çıkmaya çalıştı.
Şenlik adını on üçüncü yüzyılda Hariri'nin Makamat'ını resimleyen Yahya el-Vâsıtî'den aldı. Çağdaş ressamlar bir ortaçağ ustasını kendi ataları olarak sahneye çıkardı. Ressam Şakir Hasan es-Said ve arkadaşlarının Arap harfini soyutlamaya taşıyan Tek Boyut grubu da aynı yıllarda kuruldu. Bu ressamlar harfi bir sözcüğün parçası olarak okunmaktan çıkarıp tuvalde bir çizgi, bir leke ve bir ritim olarak kullandı. Arap dünyasının birçok başkentinde benzer arayışlar vardı ve Bağdat'ın sergileri bu ressamları aynı salonda buluşturdu.
Sergiyi, Arap sanatçıların ortak bir örgütü Irak devletinin desteğiyle düzenledi. Bienal, bir sonraki toplantısını başka bir Arap başkentinde yapma kararıyla dağıldı. Filistin bu sergilerin en sık dönen konularından biri oldu.
Mekanizma — bağışla kurulan müze
Kasım 1970'te Salvador Allende Şili'de seçimle iktidara geldi. Sürgündeki Brezilyalı eleştirmen Mario Pedrosa, dünyanın dört bir yanındaki sanatçılara bir çağrı yaptı: eserlerini Şili halkına bağışlamaları. Pedrosa'nın başında olduğu bir uluslararası komite eleştirmenlerden ve sanatçılardan oluşuyordu. Kısa sürede Joan Miró ve Alexander Calder gibi tanınmış adların yanında Latin Amerikalı ve Avrupalı birçok sanatçının eseri Santiago'ya ulaştı.
Müze ilk kez 1972'de halka açıldı. Bir yıl sonra, 11 Eylül 1973'te ordu yönetime el koydu ve Allende hayatını kaybetti. Eserlerin bir kısmı depolarda saklandı, Pedrosa ülkeden kaçtı.
Müze kendi binası olmadan, birkaç ülkede ayrı ayrı toplanan koleksiyonlar hâlinde yaşadı. Diktatörlük bittikten sonra eserler Şili'ye döndü ve müze Santiago'da yeniden kuruldu.
Mekanizma — Beyrut'ta kaybolan koleksiyon
Filistin Kurtuluş Örgütü'nün sanat bölümünü yıllarca ressam İsmail Şammut yönetti. Örgüt 1978 baharında Beyrut'ta büyük bir sergi açtı. Lübnan o sırada üç yıldır iç savaştaydı. Beyrut ise hâlâ Arap dünyasının yayıncılık merkezlerinden biriydi ve Filistin örgütlerinin karargâhları kentin batı yakasındaydı. Fransız ressam Claude Lazar'ın da aralarında bulunduğu düzenleyiciler, Avrupa'dan, Asya'dan ve Latin Amerika'dan sanatçılara mektup yazdı.
Bağışlar, bir gün kurulacak bir Filistin müzesinin çekirdeği olarak düşünülmüştü. 1982 yazında İsrail ordusu Beyrut'u kuşattı ve Filistin örgütleri kenti terk etti. Koleksiyonun büyük bölümünün izi kayboldu.
Benzer bir koleksiyon 1983'te Paris'te açıldı.
Koleksiyon, apartheid bittiğinde Güney Afrika'ya teslim edilmek üzere toplandı. Bu söz tutuldu, Beyrut'unki tutulamadı.
Mekanizma — Titograd'da bir galeri
Yugoslavya, hareketin kurucusu olarak bağlantısız ülkelerin sanatına kalıcı bir yer açmak istedi. Koleksiyon için devletlerden ve sanatçılardan eser istendi. Hangi eserin gönderileceğine çoğu ülkede kültür bakanlığı karar verdi, bu yüzden duvarlar her ülkenin kendini nasıl görmek istediğini de gösterdi.
Galeri Tito'nun 1980'deki ölümünden sonra kuruldu. On yıl geçmeden Yugoslavya dağıldı ve galerinin adını taşıdığı hareketin kendisi de gücünü yitirdi.
Mekanizma — Havana'da bir bienal
1983'te Havana'da, Kübalı ressam Wifredo Lam'ın adını taşıyan bir sanat merkezi kuruldu. Merkez ertesi yıl bir bienal açtı.
1986'daki ikinci bienal kapısını Afrika'ya, Asya'ya ve Orta Doğu'ya açtı. Merkezin ilk müdürü Llilian Llanes'ti. Küratör ekibinde eleştirmen Gerardo Mosquera da vardı. Ekip bienali, Güney'deki sanatçıların birbirini görmeden çalıştığı bir boşluğu doldurmak için tasarladı. Davet mektupları sanatçıları kendi kentlerinin çağdaş sanatçıları diye çağırıyordu, bir halkın folklorunu temsil etmeleri beklenmiyordu.
Bu bienalin teması, gelenek ile çağdaşlık arasındaki ilişkiydi. Aynı yıl Paris'te Magiciens de la Terre açılmıştı. Paris'teki sergide küratörler Batı dışındaki sanatçıları kendi seçmişti. Havana ise sanatçıları kendi ağlarından topladı ve Avrupa ile Kuzey Amerika'yı davet etmedi. Paris'te Batılı ve Batı dışından sanatçılar aynı salonlara yaklaşık eşit sayıda yerleştirilmişti ve eleştirmenlerin bir kısmı bu düzenin Batı dışını yine egzotik bir büyü olarak sunduğunu yazdı. Havana karşılaştırmanın ölçüsünü başka bir yere koydu. Bir Afrikalı ressam bir Asyalı ya da Latin Amerikalı meslektaşının işini, araya bir Batı müzesi girmeden görüyordu. Rachel Weiss ve çalışma arkadaşları Üçüncü Bienal'i bugünkü küresel bienallerin erken bir modeli olarak inceledi.
Havana da bir devlet kurumuydu ve bu çelişki bienalin içinde yaşandı. 1980'lerin sonunda Kübalı genç sanatçıların bazı sergileri kapatıldı ve onların bir kısmı ülkeyi terk edip Meksika'ya yerleşti. Güney'e açılan kapı, ev sahibi ülkenin kendi sanatçıları için her zaman açık kalmadı.
Mekanizma — arşivin geri dönüşü
Bu ağların büyük kısmı 1990'larda unutuldu. Yugoslavya dağılmış, Soğuk Savaş bitmişti. Kayıtlar dağınık arşivlerde, eski katılımcıların evlerinde kaldı. Belgrad'da ve Podgorica'da armağan koleksiyonları depolarda bekledi. Havana Bienali ise sürdü ve ilk yıllarının belgeleri bir kurumun arşivinde korunabildi.
İki araştırmacı Beyrut sergisinin izini sürerken Şili'nin, Paris'in ve başka kentlerin dayanışma koleksiyonlarıyla karşılaştı. Sergi o eserleri geri getiremedi. Yine de unutulmuş bir dolaşımın haritasını yeniden çizdi. Serginin alt başlığı Beyrut sergisinin anlatılarından ve hayaletlerinden söz ediyordu. Araştırmacılar Şili'nin ve Filistin'in koleksiyonları için kullanılan sürgündeki müze fikrinin, devleti olmayan ya da devletini kaybetmiş bir halkın adına kurulan koleksiyonu anlattığını gösterdi. Benzer araştırmalar bugün Belgrad'da, Ljubljana'da ve Havana'da bağlantısız dünyanın sergi kayıtlarını yeniden açıyor.
Kalıcı araçlar
Bu dersin eserleri sınır kapılarından geçti. Bir bağış ya da dayanışma sergisiyle karşılaştığında, eserin bir pasaportu varmış gibi damgalarını tek tek oku.
Çıkış damgası: Eser hangi atölyeden çıktı ve sanatçı onu kime verdiğini düşündü? Bir halka mı, bir harekete mi, bir devlete mi?
Taşıyıcı damgası: Eseri sınırdan kim geçirdi? Bir bakanlık, bir hareket örgütü, bir dergi ya da posta?
Vize damgası: Eserin dolaşmasına hangi devlet izin verdi ve karşılığında ne istedi? Ljubljana soyutlamayı, Havana afişi kendi dış politikasının işareti olarak taşıdı.
Giriş damgası: Eser nereye vardı? Bir müzeye, bir saraya, bir öğrenci yurdunun duvarına?
Kayıp damgası: Bugün nerede? Beyrut'un koleksiyonu gibi izi kaybolmuşsa, bu kaybı hangi savaş ya da hangi rejim değişikliği getirdi?
Son sayfaya geri dönüş damgasını yaz: Bu eseri bugün kim arıyor, hangi arşivden yeniden çıkarıyor? Damgaların arasındaki boşluk da bir bilgidir. Bir eserin çıkışı belgelenmiş ama girişi belgelenmemişse, kayıp çoğu zaman yolda, bir savaşın ya da bir rejim değişikliğinin ortasında yaşanmıştır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Bağlantısız ülkelerin ortak bir üslubu vardı."
Ljubljana'da soyut baskılar ödül aldı, Bağdat'ta bronz figürler bir meydanı doldurdu, Havana'da düz renkli afişler basıldı. Ortak olan bir dolaşım ve bir dayanışma diliydi, biçim her ülkede farklıydı.
Yaygın yanlış"Bu sergi ağları Soğuk Savaş'ın dışında, tarafsız bir alandı."
Sergilerin çoğunu devletler finanse etti ve kendi propagandaları için kullandı. Bazı yayınlar iki kutuptan birinin desteğini aldı, Sovyet–Çin ayrılığı bir yazarlar birliğini bile böldü.
Yaygın yanlış"Batı dışındaki sanat küresel sahneye 1989'da Paris'te çıktı."
İskenderiye ve Ljubljana bienalleri 1955'te açılmıştı. Havana ilk bienalini 1984'te yaptı ve Üçüncü Bienal Paris'teki sergiyle aynı yıl, farklı bir yöntemle toplandı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Bandung 1955'te Asya ve Afrika ülkelerini bir araya getirdi, Bağlantısızlar Hareketi 1961'de Belgrad'da kuruldu. Sukarno'nun sarayları ve Tito'nun armağanları devletin kendine seçtiği yüzü gösterdi. İskenderiye ve Ljubljana bienalleri 1955'te açıldı. Havana'nın OSPAAAL afişleri dergiyle katlanıp dünyaya dağıldı, Lotus dergisi Asya ve Afrika edebiyatını üç dilde taşıdı. Yeni Delhi, Bağdat ve Titograd kendi sergi merkezlerini kurdu. Şili'deki dayanışma müzesi sürgünde yaşadı, Beyrut'un koleksiyonu savaşta kayboldu. Havana Bienali 1980'lerde Güney'in kendi ağını kurdu ve bu ağların arşivleri bugün yeniden açılıyor.
Sonraki derse köprü
Bandung'daki salonda Türkiye'nin heyeti de oturuyordu. Türkiye 1952'de NATO'ya girmişti ve heyetin başkanı Fatin Rüştü Zorlu kürsüde Batı ittifakını savundu. Bağlantısızların dışında kalan bu ülkede ressamlar, soyutlamanın mı figürün mü, yoksa köylünün ve işçinin hayatını anlatan bir gerçekçiliğin mi yolunu tutacaklarını tartışıyordu. İstanbul'da yeni açılan küçük galeriler bu tartışmanın ilk sahnesi oldu. Devletin açtığı bir resim yarışması ise hangi resmin ödüle ve duvara layık olduğuna dair kararı kendi jürisine bıraktı.