Ders KRO-323.15 · 1945 Sonrası Sanat ve Soğuk Savaş Dünyası

Bağımsızlık sonrası Afrika modernizmleri

3.338 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Bağımsızlık Afrika'da sanat kurumlarını yeniden kurdu, ama sanatçının ne yapacağına kimin karar verdiği sorusunu ortadan kaldırmadı. Senegal'de Senghor Négritude'ü devlet politikasına çevirdi, Iba N'Diaye ve Agit'Art buna itiraz etti. Zaria'nın öğrencileri doğal sentezi bir yöntem yaptı, Ibadan ve Osogbo'da Avrupalı hamilerin kulüpleri ve atölyeleri hem yeni sanatçılar hem de bir «saflık» tartışması doğurdu. Nsukka savaştan sonra kadınların uli sanatını bir okula dönüştürdü. Hartum, Addis Ababa ve Kazablanka kendi yazılarından, kiliselerinden ve zanaatlarından modern bir dil kurdu. Güney Afrika'da ve sınırlarında sanat, apartheid'a karşı bir direniş aracına dönüştü ve bunun bedeli hapis, sürgün ve ölüm oldu.

Açılış: bayrak çekildikten sonra yazılan bir metin

1 Ekim 1960'ta Lagos'ta İngiliz bayrağı indirildi ve yeşil-beyaz-yeşil şeritli yeni Nijerya bayrağı göndere çekildi. Ülkenin kuzeyinde, Zaria kentindeki teknik kolejin resim bölümünden genç bir öğrenci o ay kısa bir metin yazdı. Adı Uche Okeke'ydi ve metninin konusu yeni devletin resminin nasıl olması gerektiğiydi.

Okeke'ye göre yeni ulus eskiyle yeniyi birleştirerek kurulacaktı ve resim de aynı işi yapmalıydı. Sömürge döneminin okulları öğrenciye Avrupa resmini, sömürgecinin hayran olduğu «ilkel» sanat ise donmuş bir geçmişi sunuyordu. Okeke ikisini de reddetti ve seçimi sanatçının kendisine bıraktı.

Önceki derste Latin Amerika'nın ressamları askerî rejimlerin baskısı altında kavramsal araçlara yöneliyordu. Afrika'da ise aynı on yıl, yeni devletlerin kendi sanat kurumlarını sıfırdan kurmaya çalıştığı yıllardı. Yalnız 1960'ta kıtada on yedi ülke bağımsızlığını ilan etti.

Dersin yolu

Önce Dakar'da bir şairin sanatı nasıl devlet politikasına çevirdiğini göreceğiz. Sonra Nijerya'da bir öğrenci topluluğunu, Avrupalı hamilerin kulüplerini ve iç savaştan sonra yeniden açılan bir üniversiteyi izleyeceğiz. Ardından Hartum, Addis Ababa, Kazablanka ve Cezayir'e uğrayacağız. Dersin son durağı apartheid'ın Güney Afrika'sı ve onun sınırlarının hemen dışında çalışan sürgün sanatçılar.

Sıfır noktası: birkaç sözcük

Modernizmler kursundaki Afrika dersinde sömürge okullarını, Polly Street'i ve Poto-Poto'yu gördük. Orada asıl soru, Afrikalı bir sanatçının neyi yapacağına kimin karar verdiğiydi. Bağımsızlık bu soruyu ortadan kaldırmadı, yalnızca karar verenlerin adını değiştirdi.

Négritude, 1930'larda Paris'te Afrikalı ve Karayipli yazarların kurduğu, siyahlığı bir değer olarak sahiplenen düşünce akımıdır. 1960'tan sonra Senegal'de bir devletin resmî kültür ideolojisine dönüştü.

Doğal sentez (natural synthesis), Okeke'nin terimidir. Sanatçının kendi geleneklerinden ve Avrupa'nın tekniklerinden bilerek seçerek yeni bir dil kurmasını anlatır.

Hami (patron), bir sanatçıya ya da gruba para, mekân, malzeme ya da sergi olanağı sağlayan kişi veya kurumdur. Bu derste hami bazen bir devlet, bazen yabancı bir öğretmen olacak.

Son olarak atölye modeli (workshop model), resmî bir okul eğitimi almamış kişilerin kısa süreli atölyelerde, çoğu zaman Avrupalı bir yönetici eşliğinde resim yapmaya başlamasıdır. Bu modelin ürettiği sanat, sahici bir yaratıcılık mı yoksa bir pazarın beklentisi mi diye uzun süre tartışıldı.

Mekanizma — Dakar: şair-cumhurbaşkanının okulu

Léopold Sédar Senghor 1960'ta Senegal'in ilk cumhurbaşkanı oldu ve yirmi yıl görevde kaldı. Négritude'ün kurucuları arasındaydı ve şiirleri Fransızca yazılmıştı. Cumhurbaşkanı olunca kültürü bir devlet işi saydı ve yeni bir devletin kıt olanaklarına rağmen sanata cömert davrandı.

Dakar'daki sanat okulunda yeni bir bölüm açıldı. Başına Papa Ibra Tall getirildi. Tall öğrencilerine Avrupa'nın akademik kurallarından uzak durmalarını, Afrika'nın ritimlerini, efsanelerini ve süsleme biçimlerini aramalarını öğütledi. Bu çevrenin resmi sonradan Dakar Okulu (École de Dakar) adıyla anıldı: canlı renkler, uzun ve ince figürler, masal ve maske imgeleri.

Tall'ın ikinci büyük işi bir dokuma atölyesiydi. Devlet onun yönetiminde, Dakar'ın doğusundaki Thiès kentinde bir goblen atölyesi kurdu.

Goblenler bakanlıkların duvarlarına asıldı, elçiliklere ve yabancı devlet başkanlarına armağan edildi. Senegal'in yeni kimliği böylece bir sanat eseri olarak dünyaya dağıtıldı. 1966'da Dakar'da toplanan Dünya Zenci Sanatları Festivali bu politikanın en büyük vitriniydi.

Okulun içinde bir itiraz da vardı. Ressam Iba N'Diaye, Paris'te uzun yıllar okuyup Senegal'e dönmüş ve aynı okulda ders vermeye başlamıştı. Öğrencilere desen, anatomi ve Avrupa resminin tarihini öğretiyordu.

N'Diaye'ye göre bir ressamın «Afrikalı» olması için önceden çizilmiş bir üsluba ihtiyacı yoktu. Devletin önerdiği resim, Avrupa'nın Afrika'dan beklediği renkli ve egzotik imgeyi yeniden üretme tehlikesi taşıyordu. N'Diaye 1960'ların sonunda okuldan ayrılıp Fransa'ya yerleşti.

Bu resimler, Avrupa resminde asılmış ve kesilmiş hayvan bedenini işleyen eski bir geleneği de hatırlatır. Konu Senegal'in gündelik hayatından geliyordu, ama resim Négritude'ün neşeli renklerine benzemiyordu. Şiddet ve ölüm, ulusal kimliğin vitrininde kendine yer bulmakta zorlanıyordu.

Dakar Okulu'na sonraki itiraz genç kuşaktan geldi. 1970'lerin ortasında Issa Samb ve El Hadji Sy'nin çevresinde toplanan sanatçılar sokakta, avluda ve tiyatroda çalıştılar. Laboratoire Agit'Art adını taşıyan bu grup devletin süslü resmini bir resmî üslup olarak gördü.

Mekanizma — Zaria: sentez bir yöntem olunca

1958'de Zaria'daki kolejin öğrencileri kendi aralarında bir topluluk kurmuştu. Hocaları çoğunlukla İngiliz'di ve ders programı alçı kopyalardan çizimi, Avrupa resminin manzara ve natürmort türlerini temel alıyordu. Öğrenciler akşamları Nijerya'nın masallarını ve sanat geleneklerini tartışıyordu.

Topluluğun üyeleri arasında Okeke'nin yanında Demas Nwoko, Yusuf Grillo, Bruce Onobrakpeya, Simon Okeke ve Jimoh Akolo vardı. Sonradan «Zaria isyancıları» diye anıldılar. Her biri sentezi kendi kökeninden kurdu.

Okeke, Igbo masallarının ve ruhlar dünyasının imgelerine yöneldi.

Resimdeki çizgi, Okeke'nin yıllar sonra Nsukka'da öğretim programına yerleştireceği bir geleneği şimdiden haber veriyordu. Grillo ise Yoruba kökenliydi ve Lagos'ta yetişmişti.

Grillo kübizmin düzlemlerini Yoruba oymacılığının uzun ve sakin yüzleriyle birleştirdi. Mavi ise bölgenin çivitle boyanmış kumaşlarını çağırıyordu.

Onobrakpeya Nijer Deltası'nın Urhobo halkından geliyordu. Masallarını ve tarihini baskı resme taşıdı.

Onobrakpeya asidin levhayı olağandan derin yemesine izin vererek baskıyı bir kabartmaya yaklaştırdı. Bu deneyleri yıllar içinde kendi adıyla anılan tekniklere dönüştü ve atölyesi kuşaklar boyu öğrenci yetiştirdi.

Nwoko ise sonraki yıllarda tiyatroya ve mimarlığa yöneldi.

Zaria'nın ilk kadın öğrencilerinden Colette Omogbai da bu çevrede yetişti. 1960'ların ortasında bir Nijerya dergisinde kadın sanatçının yerini savunan bir yazı yayımladı. Ama Zaria anlatısı uzun süre yalnız erkek adlarla yazıldı.

Mekanizma — Ibadan ve Osogbo: kulüp ve atölye

Ibadan'da yeni üniversitenin çevresinde başka bir merkez oluşuyordu. Alman asıllı Ulli Beier 1950'de Nijerya'ya gelmiş, üniversitede ders verirken Yoruba sanatına ve diline gömülmüştü. 1957'de Black Orpheus adlı bir edebiyat ve sanat dergisini kurdu.

1961'de Beier, aralarında Wole Soyinka, Chinua Achebe ve Christopher Okigbo'nun bulunduğu genç yazarlarla birlikte bir kulüp açtı. Kulübe adını Achebe önerdi: Igbo topraklarında yeryüzü tanrıçası için kurulan, figürlerle dolu tapınak evlerinin adı.

Bir yazar kulübü olarak başlayan Mbari, kısa sürede bağımsız Nijerya'nın kültür hayatının düğüm noktalarından biri oldu.

Ertesi yıl, Ibadan'ın kuzeydoğusundaki Osogbo kasabasında oyun yazarı Duro Ladipo bir benzerini kurdu. Beier ve eşi Georgina Beier orada kısa süreli resim atölyeleri düzenledi. Katılanların çoğu okul görmemiş gençlerdi, bir bölümü Ladipo'nun tiyatro topluluğunda oyuncu ya da müzisyendi.

Twins Seven-Seven aynı zamanda bir müzisyendi ve Yoruba masallarını, ormanda dolaşan ruhların öykülerini resmine taşıdı. Atölyeye katılanlardan Jimoh Buraimoh ise başka bir malzeme buldu.

Boncuk, Yoruba krallarının taçlarında ve törenlerinde kullanılan bir malzemeydi. Buraimoh onu duvara asılan bir tabloya çevirdi.

Beier'in ilk eşi, Avusturyalı ressam Susanne Wenger ise Osogbo'ya yerleşmişti. Yoruba dinine girdi, kasabanın kenarındaki Osun ırmağının kutsal korusunda rahibe oldu. Koru o yıllarda kesilme ve yağma tehdidi altındaydı.

Wenger ve ustaları yıkılan tapınakları yeniden kurdu. Bugün koru hem bir ibadet yeri hem de modern bir heykel alanı olarak ziyaret ediliyor.

Osogbo atölyelerinin işleri kısa sürede Avrupa'da ve Amerika'da sergilendi. Eleştiri de buradan doğdu. Zaria'da ve üniversitelerde okumuş Nijeryalı sanatçıların bir bölümü, bu işlerin Avrupalı hamilerin «okulsuz, saf Afrikalı» hayaline uyduğunu söyledi. Atölyenin yöneticisi malzemeyi seçiyor, sergiyi kuruyor ve alıcıyı buluyordu. Sanatçıların kendi yaratıcılığı ile bir pazarın beklentisi birbirinden kolay ayrılmıyordu.

Mekanizma — Nsukka: savaştan sonra uli

1967'de Nijerya'nın doğusu Biafra adıyla bağımsızlığını ilan etti ve üç yıl süren bir iç savaş başladı. Savaşta ve onun yol açtığı kıtlıkta yüz binlerce insan öldü. Birçok Igbo sanatçı doğuya döndü, bir bölümü Biafra'nın afişlerini ve broşürlerini hazırladı.

Nsukka'daki üniversitenin kampüsü cephe hattında kaldı ve atölyeler yağmalandı. Savaş 1970'te bitti. Okeke ertesi yıl Nsukka'nın sanat bölümüne geçti ve bir geleneği öğretim programının merkezine taşıdı.

Uli, Igbo kadınlarının bitki özüyle bedenlerine ve ev duvarlarına çizdiği, ince ve akıcı çizgilerden oluşan bir süsleme sanatıdır. Çizgiler kıvrılarak boşluğu açık bırakır. Okeke bu kadın sanatını üniversitenin çizim derslerine taşıdı.

Udechukwu savaş yıllarını genç bir öğrenci olarak doğuda geçirmişti. Çizimlerinde uli'nin hafif çizgisi açlığı ve yerinden edilmeyi anlattı.

Nsukka'da uli bir yöntem olarak benimsenirken, bu geleneği kuşaklar boyu sürdüren köy kadınlarının adları kayıtlara pek geçmedi. Bir kadın sanatı, erkek sanatçıların elinde modern bir okula dönüştü.

Mekanizma — Hartum ve Addis Ababa

Sudan 1956'da bağımsız oldu. Ibrahim El-Salahi, Hartum'daki tasarım okulunda okuduktan sonra Londra'da Slade'de eğitim gördü ve 1957'de döndü. Hartum'da açtığı ilk sergisine, Avrupa usulü portre ve natürmortlarına, neredeyse kimse gelmedi.

El-Salahi bunun üzerine Kuran ayetlerinin yazıldığı tahta levhalara, çocukluğunda babasının Kuran okulunda gördüğü yazıya döndü. Arap harflerini parçaladı, harfler zamanla yüzlere, hayvanlara ve bitkilere dönüştü.

Resim Arap yazısını, Sudan'ın Afrikalı imgelerini ve Avrupa modernizminin biçimlerini birleştiriyordu. El-Salahi'nin ve Ahmed Shibrain'in çevresindeki bu kuşak sonradan Hartum Okulu adıyla anıldı.

Ressam Kamala Ibrahim Ishaq ise 1970'lerin ortasında Hartum Okulu'nun ulusal kimlik arayışına itiraz eden bir grup kurdu. Kristalciler adını taşıyan grup, Sudan'da bir kadının öncülüğünde yazılmış bir bildiriyle ortaya çıktı.

1975'te El-Salahi hükümete karşı bir darbe girişimine karıştığı iddiasıyla tutuklandı. Altı ay yargılanmadan hapiste kaldı. Gizlice kâğıt parçalarına çizdiği desenler, sonradan sanatçının hapishane defteri olarak bilinen bir eserin temelini oluşturdu. Serbest bırakıldıktan sonra ülkesinden ayrıldı.

Etiyopya, kıtanın sömürge yönetimi görmemiş eski imparatorluğuydu. Addis Ababa'da 1950'lerin sonunda bir güzel sanatlar okulu açıldı. Paris'te yaklaşık on yıl yaşayan Skunder Boghossian, 1966'da bu okulda ders vermek için döndü.

Skunder Paris'te sürrealistlerin ve Négritude çevresinin tartışmalarına katılmıştı. Gebre Kristos Desta ise Almanya'da okuyup 1962'de dönmüş, Etiyopya'ya soyut resmi getiren ressam olarak tanınmıştı.

Soyut resmi Addis Ababa'da herkes hoş karşılamadı. 1974'te imparatorluk bir askerî darbeyle yıkıldı ve yeni rejim sanatı kendi propagandasına çağırdı. Skunder o sırada Amerika'daydı, Gebre Kristos da birkaç yıl sonra ülkesinden ayrıldı ve sürgünde öldü.

Mekanizma — Kazablanka ve Cezayir

Fas 1956'da bağımsız oldu. 1962'de ressam Farid Belkahia, Kazablanka'daki güzel sanatlar okulunun başına geçti. Yanına Mohamed Melehi ve Mohamed Chabâa'yı aldı. Okulun programına Fas'ın kırsal sanatlarını, halıları, takıları, boyalı tavanları ve Berberi süslemelerini koydular.

Öğrencileri müzeye ve köye götürdüler, onlara Avrupa'nın şövale resmi kadar bir halının geometrisini de çalıştırdılar. Melehi'nin dalga biçimli renk şeritleri bu yıllarda doğdu.

Belkahia tuvali bıraktı ve zanaatkârların çarşısındaki bakır dövme işçiliğini resmin malzemesi yaptı. Sonraki yıllarda deriye ve kına ile boyamaya geçti.

Kazablanka grubu resmi müzenin dışına da taşıdı. 1969'da Marakeş'te meydanın ortasında bir sergi açtılar.

Sergi, resmi Avrupa'dan ödünç bir salon nesnesi olarak gören çevreye karşı onu halkın ortak alanına koymayı amaçlıyordu. Grup Souffles adlı bir edebiyat ve siyaset dergisiyle de yakın çalıştı. Derginin bazı yazarları 1970'lerin başında tutuklandı.

Cezayir 1962'de, yıllar süren kanlı bir kurtuluş savaşından sonra bağımsız oldu. Ressam M'hamed Issiakhem gençliğinde bir el bombası kazasında bir kolunu kaybetmişti ve resimleri savaşın dullarını, annelerini, yaralı bedenlerini konu aldı. 1967'de bir grup genç ressam, Berberi dövmelerinden ve işaretlerinden yola çıkan Aouchem grubunu kurdu.

Baya ise 1940'ların sonunda, henüz bir genç kızken Paris'te sergi açmış ve sürrealistlerin ilgisini çekmişti. Evlendikten sonra uzun bir ara verdi, bağımsızlıktan sonra resme döndü. Kadınlar, kuşlar, çiçekler ve müzik aletleriyle dolu canlı guaşları, Cezayir'in modern resminin az sayıdaki kadın adlarından biri olarak anıldı.

Mekanizma — apartheid'ın gölgesinde: Johannesburg'dan Gaborone'ye

Güney Afrika'da bağımsızlık yoktu. 1948'den sonra apartheid yasaları siyahları ayrı mahallelere ve ayrı okullara itti, 1960'ta Sharpeville'de polis bir gösteride onlarca kişiyi öldürdü. Siyah sanatçılar Polly Street gibi küçük merkezlerde yetişti. Heykeltıraş Sydney Kumalo orada eğitim aldı ve bronz figürleriyle tanındı.

Dumile Feni, Johannesburg'da yaşayan genç bir ressamdı. Ünlü işini kömür kalemle, büyük bir kâğıda çizdi.

Adını Picasso'nun bombalanan Bask kasabası için yaptığı resimden alıyordu, ama içindeki şiddet Güney Afrika'nın kendi sokaklarındandı. Feni 1968'de ülkeden ayrıldı ve bir daha dönmedi.

Natal'da, Zulu topraklarındaki Rorke's Drift'te, İsveçli bir çiftin bir Lutheran kilisesi için kurduğu sanat ve zanaat merkezi 1960'larda öğrenci almaya başladı. Burada dokuma, çömlek ve özellikle linol baskı öğretildi.

Muafangejo Namibyalıydı ve Rorke's Drift'te yetişti. Baskılarında kendi hayatını, Anglikan inancını ve ülkesinin Güney Afrika yönetimi altındaki bölünmüşlüğünü anlattı. Ucuz linol, çoğaltılabilen ve kolayca dolaşan bir imge sağlıyordu.

1970'lerin sonunda sürgündeki Güney Afrikalı sanatçılar ve yazarlar, sınırın hemen öbür yanındaki Botsvana'nın başkenti Gaborone'de bir topluluk kurdu. Grafik, müzik, tiyatro ve yazı bölümlerinden oluşan bu topluluk kurtuluş hareketine bağlıydı.

Topluluk 1982'de Gaborone'de kültür ve direniş üstüne büyük bir buluşma düzenledi. Afişler gizlice sınırdan Güney Afrika'ya geçiriliyordu. 1985 haziranında Güney Afrika ordusu Gaborone'de evlere baskın düzenledi. Ölenler arasında ressam Thami Mnyele de vardı ve topluluk kısa süre sonra dağıldı.

Mozambik'te Malangatana Ngwenya, 1960'ların ortasında Portekiz gizli polisi tarafından kurtuluş hareketiyle bağı olduğu gerekçesiyle hapsedildi. Kalabalık, dişleri ve gözleri iri figürlerle dolu resimleri sömürgenin şiddetini bir kâbus gibi gösteriyordu. Tanzanya'nın Darüsselam kentinde ise Edward Saidi Tingatinga, kare levhalara bisiklet boyasıyla parlak hayvanlar boyuyordu. Onun adı sonradan bütün bir turist pazarı üslubuna verildi.

Kalıcı araçlar

Bu dersin eserlerine bir sergi davetiyesinin arkasından bak. Ön yüzde eserin resmi vardır, arka yüzü ise her eser için kendin yaz.

Önce gönderenin adını yaz. Davetiyeyi kim bastırdı: bir devlet, bir üniversite, yabancı bir hami, yoksa sanatçıların kendisi mi? Thiès'in goblenleri ile Osogbo'nun resimleri bu satırda birbirinden ayrılır.

İkinci satıra davetiyenin dilini yaz. Metin Fransızca mı, İngilizce mi, Arapça mı, yerel bir dilde mi? Hangi okurun çağrıldığı, eserin hangi kente konuştuğunu gösterir.

Üçüncü satır öğretmeni sorar. Sanatçı resmi kimden öğrendi ve o öğretmen ondan ne bekledi? Zaria'nın öğrencileri bu soruya kendi bildirileriyle cevap verdi.

Dördüncü satıra sergi yerini yaz: bir müze, bir meydan, bir avlu, bir elçilik ya da sınırdan gizlice geçen bir afiş. Yer, eserin kimin gözüne açıldığını belirler.

Beşinci satır davetiyede adı olmayanlara ayrılır. Uli'yi çizen köy kadınları, goblenleri dokuyanlar, atölyede malzemeyi hazırlayanlar burada yer alır.

Son satıra sansürü yaz. Sanatçı bu eserden sonra hapse girdi mi, sürgüne gitti mi, eser bir rejim değişikliğinde depoya mı kaldırıldı? El-Salahi'nin, Gebre Kristos'un ve Mnyele'nin yolları bu satırda okunur.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Bağımsızlıktan sonraki Afrika sanatı Avrupa modernizminin geç bir kopyasıdır."
Doğrusu

Okeke'nin doğal sentezi, Hartum'un hat soyutlamaları ve Kazablanka'nın halı geometrisi, Avrupa'nın tekniklerini kendi seçtikleri yerel kaynaklarla birleştirdi.

Yaygın yanlış"Osogbo'nun ressamları dış etkiden uzak, saf bir Afrikalı yaratıcılığı temsil eder."
Doğrusu

Atölyeleri Avrupalı hamiler kurdu, malzemeyi ve sergiyi onlar sağladı, alıcıların çoğu yabancıydı. Sanatçıların yeteneği gerçekti, ama «saflık» etiketi bir pazarın ve bir hayalin de ürünüydü.

Yaygın yanlış"Bağımsızlık sanatçılar için tam bir özgürlük getirdi."
Doğrusu

Senegal'de devlet bir üslup önerdi, Sudan'da El-Salahi hapse girdi, Etiyopya'da askerî rejim sanatı propagandaya çağırdı. Güney Afrika'da ve Mozambik'te sanatçılar hapsedildi, sürgüne gitti ya da öldürüldü.

Yaygın yanlış"Bu dönemin Afrika modernizminde kadın sanatçı yoktu."
Doğrusu

Baya, Kamala Ibrahim Ishaq, Colette Omogbai ve Susanne Wenger bu derste geçti. Uli geleneği bütünüyle kadınların sanatıydı. Boşluk çoğu zaman o kadınları kaydetmeyen anlatılarda açıldı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Bağımsızlık Afrika'da sanat kurumlarını yeniden kurdu, ama sanatçının ne yapacağına kimin karar verdiği sorusunu ortadan kaldırmadı. Senegal'de Senghor Négritude'ü devlet politikasına çevirdi, Iba N'Diaye ve Agit'Art buna itiraz etti. Zaria'nın öğrencileri doğal sentezi bir yöntem yaptı, Ibadan ve Osogbo'da Avrupalı hamilerin kulüpleri ve atölyeleri hem yeni sanatçılar hem de bir «saflık» tartışması doğurdu. Nsukka savaştan sonra kadınların uli sanatını bir okula dönüştürdü. Hartum, Addis Ababa ve Kazablanka kendi yazılarından, kiliselerinden ve zanaatlarından modern bir dil kurdu. Güney Afrika'da ve sınırlarında sanat, apartheid'a karşı bir direniş aracına dönüştü ve bunun bedeli hapis, sürgün ve ölüm oldu.

Sonraki derse köprü

El-Salahi'nin ya da Okeke'nin tuvallerini Yeni Delhi'de, Havana'da ya da Belgrad'da görmek isteyen biri, çoğu zaman önce Paris'te ya da Londra'da basılmış bir sergi kataloğu aramak zorundaydı. Kıtanın yeni devletleri ise Soğuk Savaş'ın iki bloğundan birine bağlanmadan Asya'yla ve Latin Amerika'yla doğrudan konuşmanın yollarını arıyordu. Kültür bakanlıkları ve sanatçı birlikleri, birbirlerinin ressamlarını Avrupa'nın başkentlerinden geçmeden görmek için kendi bienallerini ve karma sergilerini kurmaya girişti. Kahire'den Bağdat'a, Yeni Delhi'den Havana'ya uzanan bu sergiler, sanatın dünya haritasına merkezden geçmeyen yeni bir yol çiziyordu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-323 — 1945 Sonrası Sanat ve Soğuk Savaş Dünyası →

19 bölümden 15. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga