Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Guernica 1937'de Paris fuarındaki İspanya köşkü için boyandı ve uzun bir sürgünden sonra Madrid'e ulaştı. Marsilya'da Fry'ın komitesi binlerce kişinin kaçışına yardım etti, ama kaçış vize, para, ün ve kefile bağlıydı. Salomon, Nussbaum ve Dicker-Brandeis saklandıkları yerlerde ve gettoda resim yaptılar ve öldürüldüler. Beckmann Amsterdam'a, Chagall ve sürrealistler New York'a geçti. New York'un galerileri onları yeni bir merkezde topladı. Bauhaus'un hocaları Amerika'ya, Almanya'dan kaçan bilim insanları İstanbul'a dağıldı. İngiltere'de ve Japonya'da devletler savaş resmi ısmarladı, Abedin ve Okubo ise kimsenin istemediği kâğıtlarda tanıklık etti.
Açılış: bir köşkün duvarı
1937 yazında Paris'teki dünya fuarının ziyaretçileri, büyük devlet köşklerinin arasında küçük ve sade bir yapıya da uğrayabiliyordu. Bu, iç savaşın ortasındaki İspanya Cumhuriyeti'nin köşküydü. Girişte, zemin katın duvarlarından birini boydan boya kaplayan siyah, beyaz ve gri bir tuval asılıydı.
Aynı yılın nisan ayında Bask ülkesindeki küçük Guernica kasabası, Franco'yu destekleyen Alman ve İtalyan uçaklarınca saatlerce bombalanmıştı. Cumhuriyet hükümeti köşk için birkaç ay önce Picasso'dan bir duvar resmi istemişti. Ressam bombardıman haberlerini gazetelerde okuduktan sonra konusunu buldu ve tuvali Paris'teki atölyesinde birkaç haftada boyadı.
Resimde ne uçak var ne bomba ne de Guernica'nın sokakları. Picasso olayı belgelemedi, olayın içindeki çığlığı boyadı. Tuvalin gazete kâğıdını anımsatan dokusu ve renksizliği, onu bir haber fotoğrafının ve bir gazete sayfasının yanına yerleştirir.
Önceki derste devletlerin sanatı bir propaganda aracına nasıl çevirdiğini gördük. Savaşı kaybetmek üzere olan bu cumhuriyet ise sözünü bir ressamın tanıklığına bırakmıştı. Fuardan sonra tuvalin kendisi de bir sürgüne çıktı.
Dersin yolu
Önce tuvalin yolculuğunu izleyip birkaç sözcüğü ayıracağız. Sonra Marsilya'daki bir kurtarma ağına, kaçabilenlerle kaçamayanlara ve saklanırken yapılan resimlere bakacağız. İkinci yarı New York'un yeni galerilerine, göç eden okullara ve devletlerin ısmarladığı savaş resmine ayrılıyor.
Sıfır noktası: üç sözcük ve bir tuvalin yolculuğu
Fuar kapandıktan sonra Guernica, İspanyol mültecilere yardım toplamak için Avrupa'yı dolaştı. 1939'da New York'a gitti. Aynı yıl Franco iç savaşı kazandı ve Avrupa yeni bir savaşa girdi. Tuval New York'taki Modern Sanat Müzesi'nde kaldı. Picasso, İspanya'da demokrasi yeniden kurulmadan resmin oraya gönderilmemesini istemişti.
Guernica ancak 1981'de, Franco'nun ölümünden ve yeni anayasadan sonra Madrid'e ulaştı. Kırk yılı aşkın bir süre ülkesinin dışında kalan bir resim, kendi adını taşıyan kasabaya hiç dönmedi.
Sürrealist çevreden gelen Maar'ın kareleri sayesinde Picasso'nun boğayı, atı ve kadınları nasıl yeniden yerleştirdiği izlenebiliyor.
Bu ders boyunca bazı sözcükleri ayrı tutacağız. Sürgün (exile), birinin kendi isteği dışında ülkesinden çıkarılması ya da orada yaşayamaz hâle gelmesidir. Diaspora (diaspora) ise bir topluluğun kuşaklar boyunca birçok ülkeye dağılarak yaşamasıdır. Diasporada dönüş çoğu zaman artık bir seçenek olmaktan çıkmıştır.
Bir de tanıklık (witness) var. Bir devlet bir ressamdan savaşı boyamasını istediğinde, ortaya çıkan resim bir siparişin ürünüdür. Bir ressam aynı savaşı kimse istemeden, hatta yasaklara rağmen çizdiğinde, ortaya bir tanıklık çıkar. Farkı kâğıdın üstündeki biçimden önce, kâğıdı kimin verdiğine ve resmin nereye gideceğine bakarak anlarız.
Mekanizma — Marsilya'da bir liste
1940 haziranında Alman ordusu Paris'e girdi. Fransa ikiye bölündü: kuzeyi işgal altındaydı, güneyinde Vichy'de işbirlikçi bir hükümet kuruldu. Hitler'in rejiminden kaçıp Fransa'ya sığınan sanatçılar, yazarlar ve siyasetçiler bir anda tuzağa düşmüştü.
Güneydeki liman kenti Marsilya bir kaçış kapısına dönüştü. Ağustosta oraya Varian Fry adlı genç bir Amerikalı gazeteci geldi. New York'ta kurulan Acil Kurtarma Komitesi (Emergency Rescue Committee) onu, kurtarılacak tanınmış kişilerin bir listesiyle göndermişti.
Fry bir otel odasında bürosunu açtı ve kapısında kısa sürede kuyruklar oluştu. Vize, sahte belge, para ve Pireneler'in üstünden İspanya'ya giden bir dağ yolu ayarladı. Fransız yetkilileri onu 1941'in sonbaharında ülkeden çıkardı. Bu kısa sürede iki bin dolayında insanın kaçışına yardım ettiği anlatılır.
Kitabın adı, Vichy'nin Almanya ile imzaladığı ateşkesin istenen kişiyi talep üzerine teslim etmeyi şart koşan maddesinden gelir.
Komitenin kiraladığı büyük bir ev, kentin kenarındaki Villa Air-Bel, bir süre sürrealistlerin buluşma yeri oldu. André Breton ailesiyle orada kaldı. Max Ernst, André Masson, Wifredo Lam ve başkaları sık sık uğradı.
Deste, sürrealistlerin aşk, düş, devrim ve bilgi saydığı alanları oyunun içine yerleştiriyordu. Bir vize kâğıdını beklemenin ağır günlerinde oyun, bir topluluğu ayakta tutmanın yoluydu.
1941 baharında Breton, Lam ve Masson, Marsilya'dan Martinik'e giden gemilere bindi. Breton orada Aimé ve Suzanne Césaire ile tanıştı ve Tropiques dergisini keşfetti. Lam oradan Küba'ya, Breton ve Masson New York'a geçti. Ernst ise İspanya ve Lizbon üzerinden New York'a ulaştı.
Mekanizma — kim kaçabildi
Fry'ın listesi baştan bir seçimdi. Komite, Amerika'da tanınan adları, müzelerin ve koleksiyoncuların kefil olabileceği kişileri öne aldı. Amerikan vizesi için bir kefil, bir iş teklifi ya da bir davet mektubu gerekiyordu. Göçmen kotaları sıkıydı ve Yahudi mültecilere karşı önyargı yaygındı.
Kadınlar için kapı daha da dardı. Pek çok kadın sanatçı Avrupa'dan bir eşin ya da bir ortağın vizesiyle çıkabildi. Sürrealist ressam Remedios Varo, şair Benjamin Péret ile birlikte Meksika'ya gitti ve orada resmini kurdu.
Bazıları ise sınırı geçemedi. Fotoğraf dersinde denemesini gördüğümüz Walter Benjamin, 1940 eylülünde Pireneler'i aşıp İspanya sınırındaki Portbou'ya ulaştı. Sınırın kapalı olduğu ve Fransa'ya geri gönderileceği söylenince orada hayatına son verdi.
Hollanda, Belçika ya da güney Fransa birkaç yıl için sığınak gibi göründü. İşgal geldiğinde bu sığınaklar tuzağa döndü.
Mekanizma — Villefranche'ta bir oda
Charlotte Salomon, 1917'de Berlin'de varlıklı bir Yahudi ailenin kızı olarak doğdu. Kısa bir süre Berlin'deki güzel sanatlar akademisinde okudu ve 1939 başında güney Fransa'ya, Nice yakınındaki büyükanne ve büyükbabasının yanına kaçtı. Savaşın ilk yılında büyükannesi kendi hayatına son verdi. Salomon o sırada ailesinin kuşaklar boyu sakladığı bir yası öğrendi.
Bunun üzerine bir pansiyon odasında, iki yıla yakın bir sürede yüzlerce guaş boyadı ve onlara metinler ve müzik notları ekledi.
Salomon eserine şarkılı bir tiyatronun biçimini verdi: önsöz, bölümler, sahneler ve sonsöz. Ailesinin ve kendi hayatının hikâyesini kişilere takma adlar vererek anlattı.
1943'te Salomon, Fransa'nın güneyindeki evinden alınıp Auschwitz'e gönderildi ve orada öldürüldü. Hamileydi. Yapraklarını birkaç ay önce bir tanıdığa emanet etmişti. Savaştan sonra ailesinden sağ kalanlara ulaştılar ve Amsterdam'daki müzeye bağışlandılar.
Osnabrück doğumlu ressam Felix Nussbaum da bir sığınaktan ötekine kaçtı. Roma'da bursluyken Nazi iktidarı kuruldu ve bir daha Almanya'ya dönmeyip Belçika'ya yerleşti. 1940'ta bir kampa kapatıldı, kaçtı ve eşi ressam Felka Platek ile Brüksel'de saklanarak yaşadı.
Nussbaum kendini işgal yönetiminin onu tanımladığı belgeyle boyadı ve kimlik kartı resmin ortasında bir yüz kadar ağırlık taşır. Ressam ve eşi 1944 yazında yakalandı, Auschwitz'e gönderildi ve öldürüldü. Doğduğu kent onun resimleri için 1998'de Daniel Libeskind'e bir müze yaptırdı.
Bauhaus dersinde Weimar'daki ilk öğrenci kuşağını görmüştük. O kuşaktan Friedl Dicker-Brandeis, Viyana'da ve Prag'da çalıştıktan sonra 1942'de Terezín'deki gettoya sürüldü.
Dicker-Brandeis gettoda çocuklara gizlice resim dersi verdi ve resmi onlara korkularını dile getirebilecekleri bir alan olarak açtı. 1944 sonbaharında Auschwitz'e gönderilmeden önce çizimleri iki bavula yerleştirip sakladığı anlatılır. Onları yapan çocukların çoğu ise savaştan sağ çıkamadı.
Mekanizma — Amsterdam'a giden bir triptik
Max Beckmann'ın sürgünü 1933'te, Frankfurt'taki okulundaki hocalığından atılmasıyla başladı. Dört yıl sonra Münih'te modern sanatı aşağılamak için açılan sergide resimleri de asıldı. 1937 yazında eşiyle birlikte Amsterdam'a gitti ve savaş boyunca orada, eski bir depo binasının üst katındaki atölyesinde kaldı.
Beckmann bu triptiği Almanya'dan ayrılmadan önce bitirmişti ve tuvali korumak için ona yanıltıcı bir başlık verdiği anlatılır. Orta panodaki kayık bir kurtuluş vaadi gibi okunur, yan panolardaki odalar ise arkada bırakılan şiddettir. Triptik 1942'de New York'taki müzeye girdi, yani ressamından önce Atlantik'i geçti.
Marc Chagall da kaçmak zorunda kalanlardandı. 1938'de, Almanya'da sinagogların yakıldığı ve dükkânların yağmalandığı günlerin hemen ardından büyük bir tuval boyadı.
Chagall, Hristiyan sanatının en bilinen imgesini bir Yahudi acısının imgesine çevirdi: İsa burada zulme uğrayan bir halkın üyesidir. Fry'ın ağı 1941'de Chagall'ın da Amerika'ya geçmesine yardım etti.
Mekanizma — New York'ta yeni bir merkez
1942 baharında New York'ta, Pierre Matisse'in galerisinde «Sürgündeki sanatçılar» (Artists in Exile) adlı bir sergi açıldı. Galeri sahibi, ressam Henri Matisse'in oğluydu. Katılanlar bir fotoğrafçının karesinde bir araya geldi.
Bu fotoğraf Paris'in sanat dünyasının New York'a taşındığının belgesi gibi dolaşıma girdi. Karede tek bir kadın yoktur. Leonora Carrington, Remedios Varo ve Jacqueline Lamba gibi aynı yolculuğu yapan kadınlar başka kenarlarda kaldı.
Aynı yılın sonbaharında New York'ta iki yeni mekân açıldı. Koleksiyoncu Peggy Guggenheim, Ernst ile birlikte Avrupa'dan getirdiği resimlerle kendi galerisini kurdu.
Kiesler resmi duvardan koparıp izleyicinin bedenine yaklaştırmak istiyordu. Birkaç yıl içinde orada sergi açan genç Amerikalı ressamlar arasında Jackson Pollock da vardı.
Birkaç hafta sonra Breton ve Duchamp eski bir konakta bir sürrealizm sergisi düzenledi. Sergi, Fransız yardım derneklerine gelir toplamak için açılmıştı.
Duchamp açılış gecesi bazı çocukları salonda top oynamaya çağırdığı anlatılır.
Sanat dünyasının ağırlık merkezi böylece Paris'ten New York'a kaymaya başladı.
Mekanizma — göç eden okullar
Bauhaus 1933'te kapandığında hocaları dağıldı. Aynı yılın sonunda Josef ve Anni Albers, Kuzey Carolina'nın dağlarında yeni kurulmuş küçük bir okula davet edildi. Black Mountain Koleji (Black Mountain College), not ve sınav yerine ortak yaşamı, el emeğini ve sanatı öğretimin merkezine koyan deneysel bir okuldu.
Bauhaus'un atölye fikri, Amerika'nın bir dağ vadisinde öğrencilerin kendi okullarını yükseltmesine dönüştü.
Gropius Harvard'da, Mies van der Rohe Chicago'da mimarlık öğretti. Moholy-Nagy 1937'de Chicago'da Yeni Bauhaus adıyla bir okul açtı.
Göçün bir yolu Türkiye'ye de uzanıyordu. Ankara'ya gelen Avusturyalı mimarları ve Taut'u önceki derslerde gördük. 1933'ten sonra İstanbul'daki yeni üniversiteye Almanya'dan atılan pek çok bilim insanı geldi. Heykeltıraş Rudolf Belling İstanbul'daki akademide uzun yıllar heykel öğretti. Edebiyat tarihçisi Erich Auerbach ünlü Mimesis kitabını İstanbul'da yazdı.
Mekanizma — devletin ısmarladığı savaş
Devletler de ressamları hizmete çağırdı. İngiltere'de 1939'da, Ulusal Galeri'nin müdürü Kenneth Clark'ın başkanlığında Savaş Sanatçıları Danışma Komitesi (War Artists' Advisory Committee) kuruldu. Komite ressamlara cepheyi, fabrikaları ve bombalanan kentleri boyamaları için sipariş verdi.
1940 sonbaharında Londra her gece bombalanıyordu. Binlerce insan geceyi metro istasyonlarının peronlarında geçirdi. Heykeltıraş Henry Moore bu peronlarda dolaştı ve gördüklerini çoğu zaman akılda tutup atölyesinde defterlerine geçirdi.
Moore'un sığınakları birer tanıklık gibi görünür, ama komitenin siparişiyle yapıldı ve savaş yıllarında Ulusal Galeri'de sergilendi. Çizimler Londralıların dayanıklılığının imgesine dönüştü, tünelin korkusu ve pisliği ise kâğıda pek girmedi.
Birinci Dünya Savaşı'nın siperlerini boyamış olan Paul Nash, bu kez Oxford yakınındaki bir hurdalığa gitti. Düşürülen Alman uçaklarının enkazı orada yığılıyordu.
Nash düşman uçaklarının hurdasını donmuş bir denize çevirdi ve yenilgiyi bir doğa olayı gibi kaçınılmaz gösterdi. Ressamın imgelemi ile bir bakanlığın beklentisi aynı tuvalde buluşuyordu.
Komitenin siparişleri kadınların emeğini de görünür kıldı. Ressam Laura Knight, Galler'deki bir silah fabrikasında çalışan genç bir işçiyi boyadı.
Ruby Loftus, ustaların yıllarca öğrendiği bir işi kısa sürede kavramış gerçek bir işçiydi. Resim afişlerde çoğaltıldı ve kadınları fabrikalara çağıran bir imgeye dönüştü.
Japonya'da ordu, büyük boyutlu savaş belgesel resimleri (sensō kirokuga) ısmarladı. Paris'te ün kazanmış Tsuguharu Fujita, savaşın başında Japonya'ya döndü ve bu programın önde gelen adlarından biri oldu.
Resim, Aleut adalarından Attu'da Amerikan askerlerine karşı savaşırken teslim olmayıp ölen Japon garnizonunu gösterir. Ordu bu ölümü bir onur örneği olarak sunuyordu. Fujita, Avrupa müzelerinde gördüğü büyük tarih resimlerinin kalabalık kompozisyonunu bu sahneye taşıdı.
Savaştan sonra Amerikan işgal yönetimi bu resimlerin önemli bir bölümüne el koydu ve onları 1970'te süresiz ödünç olarak Tokyo'ya geri verdi. Fujita ise savaş resmine katıldığı için eleştirildi, Japonya'dan ayrıldı ve hayatının geri kalanını Fransa'da geçirdi.
Mekanizma — kimsenin istemediği kâğıt
1943'te Bengal'de büyük bir kıtlık yaşandı. Savaş, sömürge yönetiminin pirinç politikası ve fiyatların hızla yükselmesi milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Köylerden kaçan aileler Kalküta'nın sokaklarına doldu.
Kentteki sanat okulunda ders veren genç ressam Zainul Abedin bu sokaklarda dolaşıp gördüklerini çizdi. Yağlıboyaya ve iyi kâğıda parası yetmiyordu.
Abedin'in çizimlerini kimse ısmarlamadı. Sonradan sergilendiler ve kıtlığın görsel hafızasının bir parçası oldular. Fırçanın hızı ve kâğıdın yoksulluğu da sahne kadar tanıklık eder.
Aynı yıllarda Amerika'da başka bir kayıt tutuluyordu. 1942 şubatında yayımlanan bir başkanlık kararnamesiyle, Batı Kıyısı'nda yaşayan Japon kökenli yüz binden fazla insan evlerinden alınıp kamplara gönderildi. Çoğu Amerikan vatandaşıydı.
Berkeley'de büyümüş ressam Miné Okubo da kardeşiyle birlikte önce bir at yarışı pistindeki ahırlara, sonra Utah çölündeki bir kampa yerleştirildi. Kamera taşımak yasaktı, Okubo çizdi.
Kitabın adı, Okubo ailesine kampta verilen numaradır. Okubo yaşadıklarını kuru, yer yer alaycı bir dille anlattı ve başlıkla devletin insanları bir kayıt numarasına indirdiğini gösterdi.
Moore'un sığınaklarını bir devlet komitesi ısmarladı ve bir müzede sergiledi. Abedin ise kaldırımları bir sömürge kentinde, kimsenin vermediği bir kâğıda çizdi.
Kalıcı araçlar
Bu kursun araçlarını bir sürgün bavuluna yerleştir. Diyelim ki 1940'ta Marsilya'da bir rıhtımdasın ve yanına ancak birkaç şey alabiliyorsun. Seçtiğin her nesne, bu kursun bir sorusunu taşıyor.
Bavulun en üstüne katlanmış bir manifesto koy. Bir grubun adını, ilkelerini ve düşmanını ilan ettiği bu sayfayı açtığında, kendini neyin karşısında tanımladığını sor. Fütüristler de, Bauhaus da, Antropofaji de bir manifestoyla ortaya çıktı.
Manifestonun altına bir dergi sayısı yerleştir. Her dergi bir ağın haritasıdır: kim yazdı, hangi kentlerde okundu, kimin resmi basıldı? De Stijl'in, Documents'in ve Tropiques'in sayıları, kentleri birbirine bağlayan iplerdi.
Yanına bir boya tüpü ekle ve bir tuvalin önünde rengin neyi taşıdığını sor: Fovların duygusunu mu, Dışavurumcuların kaygısını mı, Kandinsky'nin tinsel düzenini mi?
Kesilmiş bir gazete parçası da yer bulsun. Kolaj ve fotomontaj gerçek dünyanın parçalarını resmin içine soktu. Bir görüntünün hangi parçalardan kurulduğunu ve kimin makasından geçtiğini sor.
Bir fotoğraf kartı ekle: objektifin arkasında kim duruyordu ve görüntü hangi dergide, hangi afişte çoğaltıldı?
Yan cebe bir okulun ders programını koy. Bauhaus'tan Santiniketan'a ve İstanbul'daki akademiye, her programda kadınların hangi atölyeye yönlendirildiğini de ara.
Meksiko'dan bir duvar resmi kartpostalı da olsun: sipariş kimden geldi ve duvar kimin geçmişini anlattı?
Bir müze etiketi de girsin. Bir Afrika maskesinin Paris'teki bir vitrine hangi yolla ulaştığını ve etiketin kimin adını sildiğini sor.
En dipte bir vize kâğıdı duruyor. Öbür nesneleri yeniden okutan odur. Bir manifestoyu kimin yazabildiğini, bir dergiye kimin girebildiğini, bir okulun kapısından kimin geçebildiğini ve kimin sınırda kaldığını bu kâğıda bakarak anlarsın.
Bavulu kapatırken bu dersin ayrımını da yanına al: bir eseri bir devlet mi ısmarladı, yoksa biri onu kimse istemeden bir odada ya da bir kaldırımda mı yaptı?
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Guernica bombardımanın gerçekçi bir belgesidir."
Resimde uçak, bomba ya da kasabanın sokakları yoktur. Picasso olayı bir boğa, bir at ve bağıran kadınlarla, kübizmin kırık düzlemlerinde bir acı sahnesine çevirdi. Tuvalin gücü, her savaşa uyarlanabilmesinden gelir.
Yaygın yanlış"Avrupa'nın modern sanatçıları sürgüne çıkarak kurtuldu."
Sürgün vize, para, ün ve bir kefil gerektiriyordu. Benjamin sınırda öldü. Salomon, Nussbaum ve Dicker-Brandeis sığındıkları ülkelerde yakalanıp öldürüldü.
Yaygın yanlış"Savaş resmi ya propagandadır ya da gerçek bir tanıklıktır."
Moore'un sığınak çizimleri bir devlet komitesinin siparişiydi, ama bir ressamın kendi gözlemine dayanıyordu. Knight'ın işçisi gerçek bir kadındı ve aynı resim bir afişe dönüştü. Sipariş ile tanıklık çoğu zaman aynı kâğıtta iç içe geçer.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Guernica 1937'de Paris fuarındaki İspanya köşkü için boyandı ve uzun bir sürgünden sonra Madrid'e ulaştı. Marsilya'da Fry'ın komitesi binlerce kişinin kaçışına yardım etti, ama kaçış vize, para, ün ve kefile bağlıydı. Salomon, Nussbaum ve Dicker-Brandeis saklandıkları yerlerde ve gettoda resim yaptılar ve öldürüldüler. Beckmann Amsterdam'a, Chagall ve sürrealistler New York'a geçti. New York'un galerileri onları yeni bir merkezde topladı. Bauhaus'un hocaları Amerika'ya, Almanya'dan kaçan bilim insanları İstanbul'a dağıldı. İngiltere'de ve Japonya'da devletler savaş resmi ısmarladı, Abedin ve Okubo ise kimsenin istemediği kâğıtlarda tanıklık etti.
Sonraki derse köprü
1945 baharında Müttefik ordularıyla birlikte yürüyen fotoğrafçılar, kurtarılan kamplara girdi. Çektikleri ilk fotoğraflar birkaç hafta içinde Amerikan ve İngiliz dergilerinin sayfalarına ulaştı. Yılın sonunda Varşova'nın, Dresden'in, Rotterdam'ın ve Hiroşima'nın yerinde enkaz yığınları duruyordu. Sürgünden dönen ressamlar evlerini, atölyelerini ve tanıdıklarını çoğu zaman bulamadı. Yıkılmış bir kentin ortasında, kamplardan gelen o görüntülerden sonra, bir tuvalin önüne yeniden oturmanın mümkün olup olmadığı tartışılmaya başlandı.