Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Magdala, Kumasi, Benin City ve Abomey'ye giren ordular saraylardan ve kiliselerden nesneler aldı. Bu nesneler açık artırmalarla ve bağışlarla Londra'nın, Berlin'in ve Paris'in müzelerine dağıldı. Kongo'da fildişi ve kauçuk ticareti şiddete dayandı ve bu şiddet fotoğraflarla görünür oldu. Pasifik'ten toplantı evleri, kalkanlar, tabletler ve insan kalıntıları götürüldü. Avrupa bu nesnelere sırasıyla fetiş, idol, örnek ve primitif sanat adını verdi, sergilerde ve piyasada onları yeniden biçimlendirdi. Bugün iade, ödünç ve mülkiyet tartışmaları bu yolculuğu geriye doğru okuyor.
Açılış: Magdala'nın altındaki düzlükte bir açık artırma
Nisan 1868'de, Etiyopya yaylasında Magdala adlı dağ kalesinin altındaki bir düzlükte, İngiliz ordusunun subayları bir açık artırma düzenledi. Satılanlar, birkaç gün önce kalenin içinden toplanmış eşyalardı: el yazmaları, kilise tacı ve kadehleri, haçlar, kalkanlar, kumaşlar ve imparatorun kişisel eşyaları.
Kalenin sahibi İmparator Tewodros, ordunun saldırısının son gününde kendi canına kıymıştı. Ertesi günlerde kale ateşe verildi. Yağmalanan eşyalar fillerin ve katırların sırtında düzlüğe indirildi, orada fiyat biçilip alıcılar arasında paylaştırıldı.
Alıcıların arasında Londra'daki British Museum'un adına gelmiş bir görevli de vardı. Satın aldığı el yazmaları birkaç ay sonra müzenin kütüphanesine girdi.
Önceki derste Meksika'da ve Brezilya'da yeni devletlerin akademilerini, tarih tuvallerini ve ulusal manzaralarını kurduğunu gördük. Aynı on yıllarda Avrupa devletleri Afrika'da ve Pasifik'te başka bir iş yürütüyordu. Ordular saraylara ve tapınaklara giriyor, buradan aldıkları nesneler gemilerle başkentlere taşınıyor, açık artırmalardan, mağazalardan ve müzelerin envanter defterlerinden geçiyordu.
Dersin yolu
Bu derste nesnelerin yapılışına bakmayacağız. Afrika ve Okyanusya kurslarında bu nesnelerin atölyelerini, ustalarını ve törenlerini ayrıntısıyla gördük. Burada izleyeceğimiz şey, yerinden sökülen bir nesnenin yolculuğudur.
Önce Etiyopya'ya, Asante'ye, Benin'e ve Dahomey'e giden askerî seferlere bakacağız. Sonra Kongo'da fildişinin, kauçuğun ve fotoğrafın hikâyesine geçeceğiz. Ardından Pasifik'e, Yeni Zelanda'ya, Avustralya'ya ve Rapa Nui'ye uzanacağız. Son bölümde nesnelerin yeni adlarını, sergilerini, piyasasını ve geri dönüş tartışmasını göreceğiz.
Her durakta aynı soruyu soracağız: nesne kimin elinden, hangi yolla ve hangi adla çıktı, nereye vardığında ne adla anıldı?
Sıfır noktası: yerinden sökülen nesnenin kaybettikleri
Bir Benin sunağındaki bakır alaşımı baş, sarayın ata sunağında başka başlarla, fildişi dişlerle, çanlarla ve kurban izleriyle birlikte duruyordu. Yanındaki nesnelerle bir bütün oluşturuyor, belirli günlerde törenlerde kullanılıyor, hükümdarın soyunu anıyordu.
Bu baş bir Londra vitrinine girdiğinde yalnız kaldı. Sunağın öteki parçaları başka müzelere, başka kentlere dağıldı. Tören sona erdi. Başın üstüne bir envanter numarası yazıldı ve yanına bir etiket kondu. O etikette çoğu zaman başı satın alan subayın ya da bağışlayan koleksiyoncunun adı yer aldı. Ustanın adı yazılmadı.
Sanat tarihçileri bu süreci bağlamdan koparılma diye adlandırır. Nesne fiziksel olarak sağlam kalabilir, ama onu anlamlı kılan yer, kullanım, söz ve topluluk ilişkisi geride kalır.
Aynı nesne bir sefer subayının evine, oradan bir açık artırma salonuna, bir etnografya müzesine, bir sanat galerisine ve bugün kimi zaman yeniden yapıldığı kente gidebilir. Her durakta yeni bir ad alır.
Mekanizma — Magdala'dan Londra'ya
Tewodros 1850'lerde Etiyopya'nın parçalanmış bölgelerini kendi tacı altında birleştirmeye çalışan bir hükümdardı. 1860'larda İngiliz konsolosunu ve bir grup Avrupalıyı tutsak etti. Britanya, tutsakları kurtarmak için Hindistan'dan büyük bir ordu gönderdi.
Sefer tutsakları kurtardı, ama yağmalanan eşyalar asıl hikâyeyi başlattı. Tewodros, Magdala'da büyük bir kilise kurmuş ve imparatorluğun dört bir yanından el yazmalarını orada toplamıştı. Bu kitapların yüzlercesi İngiltere'ye götürüldü. Bugün çoğu Londra'daki British Library'de korunur.
Taç, Etiyopya'nın Ortodoks kilisesinin bir hazinesiydi. Londra'da ise bir süs sanatları müzesinin vitrinine girdi ve bir kuyumculuk örneği olarak sergilendi. Aynı nesne bir kilise töreninin parçası olmaktan çıkıp bir zanaat tarihinin örneğine dönüştü.
Afrika kursunda gördüğümüz tabotlar ise başka bir sorun çıkardı. Tabot, her Etiyopya kilisesinin kutsal odasında saklanan, üzerinde yazı bulunan bir levhadır ve yalnız rahipler tarafından görülebilir. British Museum'a giden tabotlar bu yüzden hiçbir zaman sergilenmedi. Kapalı bir depoda, örtüler içinde, müzenin kendi çalışanlarının bile bakmadığı bir yerde duruyorlar.
Edinburgh'daki bir kilise 2002'de elindeki bir tabotu Etiyopya'ya geri verdi. Londra'daki ulusal ordu müzesi de 2019'da Tewodros'un saçından kesilmiş örgüleri Etiyopya'ya iade etti. Yasa ise ulusal müze koleksiyonlarındaki nesnelerin çıkarılmasını büyük ölçüde sınırladığı için British Museum'daki tabotlar yerinde kaldı.
Magdala'dan bir çocuk da götürüldü. Tewodros'un yedi yaşlarındaki oğlu Alemayehu İngiltere'ye getirildi.
Fotoğrafın icadı dersinde Cameron'ın yumuşak odaklı portrelerini gördük. Bu karede aynı teknik bir savaş tutsağının çocuğunu bir Viktorya dönemi albümünün yüzüne dönüştürüyor. Alemayehu 1879'da, on sekiz yaşındayken İngiltere'de öldü ve Windsor Şatosu'ndaki St George Şapeli'ne gömüldü. Etiyopya'nın onun naaşının geri verilmesi isteği yıllar içinde birçok kez yinelendi.
2018'de, seferin yüz ellinci yılında, Victoria and Albert Müzesi küçük bir sergi açtı.
Müzenin yöneticisi, Etiyopya'ya nesnelerin uzun süreli bir ödünç anlaşmasıyla gönderilebileceğini söyledi. Etiyopya hükümeti ise mülkiyetin geri verilmesinde ısrar etti. Bu ayrım, dersin sonunda göreceğimiz iade tartışmasının çekirdeğini oluşturur.
Mekanizma — Kumasi'nin altını
Afrika kursunda Asante krallığının altın tozuyla yürüyen ekonomisini, altın tozu kutularını ve ağırlıklarını gördük. Bu krallığın başkenti Kumasi'ydi. 1874'te Garnet Wolseley komutasındaki bir İngiliz ordusu Kumasi'ye girdi.
Asante hükümdarı kentten çekilmişti. Ordu kentte birkaç gün kaldı ve ayrılırken kenti ateşe verdi. Taştan yapılmış saray binası da havaya uçuruldu. Asante, ardından imzalanan antlaşmayla büyük bir altın tazminatı ödemeye zorlandı.
Kumasi'den alınan altın süsler, kılıç kabzaları, maskeler ve takılar Londra'ya götürüldü ve açık artırmaya çıkarıldı. British Museum ve bugünkü Victoria and Albert Müzesi'nin o yıllardaki adı olan South Kensington Müzesi bir kısmını satın aldı. Bir kısmı da özel koleksiyonlara dağıldı.
1896'da İngilizler yeniden Kumasi'ye girdi ve hükümdar Prempeh I'i sürgüne gönderdi. 1900'de bir İngiliz valinin Asante'nin en kutsal nesnesi olan Altın Tabure'nin kendisine getirilmesini istemesi bir savaşı başlattı. Savaşın önderlerinden biri, Ejisu'nun kraliçe annesi Yaa Asantewaa'ydı.
Altın Tabure İngilizlerin eline hiç geçmedi ve bugün Kumasi'de, sarayda korunuyor.
2024'te British Museum ve Victoria and Albert Müzesi, Kumasi'den götürülmüş otuz iki altın ve gümüş nesneyi uzun süreli ödünç olarak Kumasi'deki saray müzesine gönderdi. Nesneler Asante hükümdarının tahta çıkışının yıldönümünde sergilendi. Ödünç anlaşması yine bir uzlaşmaydı: nesneler evine döndü, ama mülkiyetleri Londra'da kaldı.
Mekanizma — Benin, 1897
Ocak 1897'de, Benin krallığına izinsiz ilerleyen bir İngiliz heyetinin üyelerinin çoğu yolda öldürüldü. Birkaç hafta sonra deniz piyadelerinden ve askerlerden oluşan bir ordu, krallığın başkenti Benin City'ye girdi. Sefer bir ceza seferi olarak adlandırıldı.
Saray ve kentin büyük bölümü yandı. Hükümdar Ovonramwen bir süre sonra teslim oldu ve Calabar'a sürüldü. Sarayın ata sunaklarındaki bakır alaşımı başlar, sarayın direklerini kaplayan plaketler, oyma fildişi dişler ve kraliçe annenin sunaklarındaki nesneler toplandı.
Afrika kursunda subayların bu nesnelerin arasında oturduğu avlu fotoğrafını gördük. O fotoğraf bir başlangıçtı. Nesnelerin bir kısmı subaylara kişisel pay olarak dağıtıldı. Büyük bir kısmı ise seferin masraflarını karşılamak için Londra'da satışa çıkarıldı.
British Museum yüzlerce plaketi aldı. Berlin'deki etnoloji müzesi, Londra'daki satışlardan ve tüccarlardan kısa sürede büyük bir koleksiyon topladı. Hamburg'un, Dresden'in, Viyana'nın ve Leiden'in müzeleri de satın aldı. Birkaç yıl içinde Benin sarayının içeriği Avrupa'nın ve Amerika'nın onlarca kurumuna dağıldı.
Avrupalı uzmanlar bu nesneleri gördüklerinde şaşırdı. Dönemin yaygın görüşü, Afrika'da böyle ince bir döküm tekniğinin gelişemeyeceğini söylüyordu. Kimi yazarlar plaketleri Portekizlilerin ya da Mısır'dan gelen ustaların etkisine bağlamaya çalıştı. Berlin'deki müzenin yöneticisi Felix von Luschan ise Benin ustalarının dökümünü Avrupa'nın en iyi işçiliğiyle bir tuttu ve koleksiyonu büyük bir kitapta yayımladı.
Hayranlık ile yağma aynı odada duruyordu. Nesneyi öven uzman, onu yerinden söken seferi nadiren sorguladı.
Bugün Benin City'deki Oba'nın sarayı, bu nesnelerin iadesini istiyor. 2022'de Londra'daki küçük bir müze bu yolda somut bir adım attı.
Aynı yıl Almanya, kamu koleksiyonlarındaki bütün Benin nesnelerinin mülkiyetini Nijerya'ya devreden bir anlaşma imzaladı.
2023'te Nijerya'nın cumhurbaşkanı, iade edilen nesnelerin mülkiyetini Oba'ya bağlayan bir kararname yayımladı. Kararname Avrupa'daki bazı müzelerde yeni bir tartışma başlattı: nesneler bir devlete mi, bir saraya mı, yoksa bir halka mı dönüyordu?
Mekanizma — Abomey'nin kral heykelleri
Dahomey krallığı, bugünkü Benin Cumhuriyeti'nin güneyinde, başkenti Abomey olan güçlü bir krallıktı. 1892'de General Alfred Dodds komutasındaki bir Fransız ordusu krallığa girdi. Hükümdar Behanzin, başkentten çekilirken sarayların bir bölümünü kendisi ateşe verdi.
Fransız subaylar Abomey'nin saraylarından büyük ahşap kral heykellerini, oymalı saray kapılarını ve tahtları aldı. Afrika kursunda gördüğümüz köpekbalığı başlı insan heykeli ve aslan başlı insan heykeli bunlar arasındaydı. Nesnelerin çoğu Paris'teki Trocadéro etnografya müzesine bağışlandı.
Fransız kamuoyu savaşı resimli gazetelerden izledi.
Bu kapaklar, Oryantalizm dersinde gördüğümüz bakışa benzer biçimde, Batı Afrika'nın bir krallığını Paris'in kahvelerinde konuşulan korkutucu ve egzotik bir düşmana dönüştürdü.
Behanzin 1894'te teslim oldu ve önce Martinik'e, sonra Cezayir'e sürüldü. Abomey'nin heykelleri ise yüz yılı aşkın süre Paris'te kaldı. 2021'de Fransa yirmi altı nesneyi Benin Cumhuriyeti'ne geri verdi. Bu iade, Fransız yasasının ulusal koleksiyonları devredilemez sayan kuralına tek bir yasayla açılmış bir istisnaydı.
Mekanizma — Kongo'da fildişi ve kauçuk
1885'te Berlin'de toplanan Avrupa devletleri Afrika'yı kendi aralarında paylaştırmanın kurallarını belirledi. Aynı yıl Belçika kralı II. Leopold, Kongo havzasının büyük bölümünü kendi kişisel mülkü olarak yönetme hakkını elde etti. Bu yönetimin adı Kongo Serbest Devleti'ydi.
Serbest Devlet'in gelirleri önce fildişinden, sonra kauçuktan geliyordu. Köylere kauçuk kotaları kondu. Kotayı dolduramayanlar dövüldü, rehin alındı, öldürüldü. Kimi bölgelerde askerler harcadıkları her kurşunun hesabını vermek için ölülerin ellerini kesip getiriyordu.
Fildişi bu sırada Belçika'da bir sanat malzemesine dönüştü. Kral, Kongo'dan gelen fildişini Belçikalı heykeltıraşlara dağıttı ve onları bu malzemeyle çalışmaya teşvik etti.
Krizelefantin sözcüğü, antik Yunan'da altın ve fildişiyle yapılmış dev tanrı heykellerinden gelir. Belçikalı heykeltıraşlar bu adı yeniden canlandırdı. Bu heykeller 1897'de Brüksel yakınındaki Tervuren'de açılan sömürge sergisinde gösterildi. Aynı sergide Kongo'dan getirilmiş insanlar, bir parkın içinde kurulmuş köylerde ziyaretçilere sergilendi. Bunların birkaçı orada hastalanarak öldü. Tervuren'in sömürge müzesi bu serginin ardından kuruldu.
Avrupa salonlarında Art Nouveau'nun kıvrımlı çizgileriyle birleşen fildişi, Kongo'daki kotaların öbür ucunu oluşturuyordu. Arts and Crafts dersinde gördüğümüz zarif iç mekânlar, malzemelerinin nereden geldiğini sormuyordu.
Kongo'daki şiddet, bir misyoner çiftin fotoğraflarıyla Avrupa'da görünür oldu.
Afrika kursunda Alice Seeley Harris'in Baringa'da çektiği bir fotoğrafı gördük. Bu fotoğraflar cam slaytlara çevrildi. Harris çifti İngiltere'de ve Amerika'da yüzlerce toplantıda bu slaytları perdeye yansıtarak konuşmalar yaptı. Kongo Reform Derneği bu toplantılar aracılığıyla kamuoyunu harekete geçirdi.
Görüntüler acıyı belgeliyordu, ama acıyı çeken insanlar çoğu zaman adsız kaldı ve bir Avrupa salonunun bakışına sunuldu. Bugün araştırmacılar, fotoğraftaki kişilerin adlarını ve hikâyelerini arşivlerden çıkarmaya çalışıyor.
Twain'in hayalî kralı, kendisine karşı tanıklık eden tek şeyin fotoğraf makinesi olduğundan yakınır. Kitapçık, fotoğrafın bir sömürge yönetimine karşı kanıt olarak kullanılmasının ilk büyük örneklerinden biriydi. 1908'de Belçika devleti Kongo'yu kralın elinden aldı ve bir sömürge olarak yönetmeye başladı.
Bu yıllarda Afrika kursunda gördüğümüz Kuba sarayının kral heykelleri, maskeleri ve rafya kumaşları da Avrupa koleksiyonlarına girdi. Kuba'nın kraliyet maskelerinden biri olan Ngady Mwaash, boncuklarla, deniz kabuklarıyla ve renkli üçgen desenlerle kaplı yüzüyle Avrupa müzelerinde sık sergilenen bir örnek oldu. Bu maskeler bir maskeli dansın parçasıydı. Vitrinde ise yalnız yüzleri kaldı.
Mekanizma — Pasifik'ten giden evler, kalkanlar ve tabletler
Okyanusya kursunda Māori toplantı evlerini gördük. Bunlardan biri, Ngāti Awa'nın 1870'lerde Whakatāne'de kurduğu Mataatua'ydı. Sömürge hükümeti evi 1879'da Sidney'deki uluslararası sergiye gönderdi. Ev oradan Londra'ya götürüldü, onlarca yıl müze depolarında sökük hâlde bekledi ve 1990'ların ortasında Ngāti Awa'ya geri verildi.
Sidney'deki sergi, bu iş için yapılmış büyük bir sarayda açılmıştı.
Sergiden sonra binanın bir bölümü depo olarak kullanıldı. 1882'deki yangında, burada saklanan ve Avustralya'nın Aborijin halklarından toplanmış çok sayıda nesne de yok oldu.
Wiradjuri ve Kamilaroi kökenli sanatçı Jonathan Jones, kaybolan nesneleri yeniden yapmadı. Onların yokluğunu, sarayın kapladığı alanın ölçüsünde görünür kıldı.
Pasifik'ten giden nesnelerin arasında insan kalıntıları da vardı. Yeni Zelanda'da on dokuzuncu yüzyılın başında, dövmeli ata başları, yani toi moko, Avrupalı tüccarlara satılır hâle geldi. 1831'de Yeni Güney Galler valisi bu ticareti yasakladı. Tasmanya'da Truganini adlı kadının iskeleti, ölümünden sonra onun isteğine aykırı olarak bir müzede sergilendi. Kalıntıları ancak 1976'da yakıldı ve külleri denize serpildi. Yeni Zelanda'nın ulusal müzesi Te Papa, 2003'ten beri dünya müzelerindeki ataları geri getiren bir program yürütüyor.
1868'de bir İngiliz savaş gemisinin mürettebatı, Rapa Nui'nin Orongo köyünden Hoa Hakananai'a adlı taş heykeli söküp İngiltere'ye götürdü. Heykel kraliçeye sunuldu, sonra British Museum'a verildi. 2018'de Rapa Nui'den bir heyet Londra'ya gelerek heykelin dönüşünü istedi. Aynı yıllarda adanın ahşap tabletleri de dağıldı.
Tahiti piskoposu Tepano Jaussen 1860'ların sonunda tabletleri topladı ve adalılardan okunmalarını istedi. Okuyabilecek kişilerin çoğu, köle baskınları ve salgınlarla birkaç yıl önce ölmüştü. Tabletler bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda ve hiçbiri adada değil.
Kuzey Amerika'nın Pasifik kıyısında da benzer bir kopuş yaşandı. 1921'in sonunda yapılan yasak bir potlaç töreninin ardından Kanada makamları törenin maskelerine ve bakır levhalarına el koydu. Nesneler Ottawa ve Toronto müzelerine gönderildi, bir kısmı New York'taki bir koleksiyoncuya satıldı. Dönüşleri ancak 1970'lerin sonunda başladı.
Mekanizma — fetiş, idol, örnek, sanat eseri
Nesne Avrupa'ya vardığında önce bir ad aldı. Portekizli denizciler Batı Afrika'nın kutsal nesnelerine yapma şey, büyü anlamına gelen feitiço demişti. Sözcük Fransızcaya ve öteki dillere fetiş olarak geçti.
De Brosses fetişçiliği dinin en eski ve en kaba aşaması olarak tanımladı. On dokuzuncu yüzyılda bu düşünce, insanlığı basamak basamak ilerleyen bir merdiven gibi düşünen kuramlara yerleşti. Misyonerler aynı nesnelere idol dedi ve kimi zaman onları yaktı. Etnografya müzeleri onlara örnek dedi ve Pitt Rivers'ın vitrinlerinde olduğu gibi işlevlerine göre dizdi. Kongo'nun güç figürleri bu sınıflandırmanın en çok tartışılan örneklerindendir.
Sergiler bu bakışı kalabalıklara taşıdı.
Bu gösterilerde insanlar ve nesneler aynı vitrin mantığıyla sunuldu. Paris'te sömürge imgesinin en büyük gösterisi 1931'de açıldı.
Bina sömürge sergisinin kalıcı müzesi olarak yapıldı. Bugün Fransa'nın göç tarihi müzesine ev sahipliği yapıyor. Aynı yıl bir grup sürrealist ve sömürge karşıtı örgüt küçük bir karşı sergi açtı.
Etiket ters çevrilmişti: fetiş sözcüğü bu kez Avrupa'nın kendi nesnelerine yapıştırıldı.
Yüzyılın başında bir başka ad da ortaya çıktı: primitif sanat. Paris'teki genç ressamlar ve şairler Trocadéro'nun salonlarında ve tüccarların dükkânlarında bu nesnelere biçim olarak bakmaya başladı. Picasso'nun 1907'de Trocadéro'da gördükleri, Paris atölyelerinde yeni bir resim dilinin kaynaklarından biri oldu.
Mekanizma — piyasa ve geri dönüş
Sanat eseri adı, nesneye bir fiyat da verdi. Paul Guillaume gibi Parisli tüccarlar 1910'larda Afrika heykelleri satmaya başladı. Piyasa, bazı nesneleri kendi beğenisine göre yeniden biçimlendirdi.
Byeri başı, ata kemiklerini koruyan bir kutunun bekçisiydi. Avrupa'da başlar kutularından ayrıldı, çünkü koleksiyoncuların aradığı şey heykeldi. Nesne bir emanet kabının parçası olmaktan çıkıp tek başına bir heykele dönüştü.
Maskeyi yirminci yüzyılın başında bir Fransız sömürge yöneticisinin Gabon'dan götürdüğü aktarılıyordu. Maske milyonlarca avroya satıldı. Satışa hem Gabon'dan, hem de maskeyi kısa süre önce çok düşük bir fiyata elden çıkaran yaşlı bir çiftten itiraz geldi.
2017'de Fransa Cumhurbaşkanı, Ouagadougou'da yaptığı bir konuşmada Afrika mirasının Afrika'ya dönmesi gerektiğini söyledi. Ertesi yıl Felwine Sarr ve Bénédicte Savoy'un hazırladığı rapor, sömürge döneminde alınan nesnelerin kalıcı iadesini önerdi. Abomey'nin heykelleri bu raporun ardından döndü. Benin nesneleri için kurulan Dijital Benin envanteri, dünyaya dağılmış binlerce parçayı tek bir kayıtta birleştirdi.
Kalıcı araçlar
Bir müze etiketinde önce edinme satırını bul. Nesnenin müzeye hangi yıl, kimden ve hangi yolla girdiğini yaz. Sefer yılıyla edinme yılı yakınsa, bir yağmanın izini sürüyorsun demektir.
Nesnenin bir zamanlar parçası olduğu bütünü düşün. Bir başın sunağını, bir maskenin dansını, bir heykelin emanet kutusunu sor ve vitrinde neyin eksik kaldığını kaydet.
Nesneye verilen adları sırayla diz: fetiş, idol, örnek, merak nesnesi, sanat eseri. Her adın hangi kurumda, kimin ağzında ve hangi amaçla kullanıldığını ayır.
Bir koleksiyonu dolaşan malzemeyi de izle. Bir fildişi heykelin parlaklığı, bir Kongo köyündeki kotayla aynı hesabın içindedir.
Fotoğrafa bakarken iki yönü birlikte tart. Bir görüntü şiddeti belgeleyebilir ve aynı anda fotoğraftaki insanları adsız bırakabilir.
Bir iade haberinde mülkiyet ile yeri ayrı ayrı sor. Ödünç verilen bir nesne evine dönebilir, ama sahibi değişmemiş olabilir.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Bu nesneler Avrupa'ya satın alınarak geldi."
Pek çoğu askerî seferlerde saraylardan ve tapınaklardan alındı. Açık artırma ve satış, bu alımın ardından gelen ikinci adımdı.
Yaygın yanlış"Avrupa müzeleri bu nesneleri korumasaydı hepsi yok olurdu."
Benin'de ve Abomey'de saraylar seferler sırasında yandı. Sidney'de bir müze deposu yangında yok oldu. Koruma ile yağma aynı yolculuğun içindeydi.
Yaygın yanlış"Fetiş, Afrika dinlerinin kendi sözcüğüdür."
Sözcük Portekizcedir ve Avrupalı yazarların Afrika'nın kutsal nesnelerini küçümseyen bir sınıflandırmasından gelir.
Yaygın yanlış"İade, nesnenin müzeden çıkıp eski yerine konmasıyla biter."
Kimi nesneler ödünç olarak döner, kimi nesnelerin mülkiyeti geçer ama nesne müzede kalır. Nesnenin hangi kuruma, saraya ya da topluluğa döneceği de ayrı bir tartışmadır.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Magdala, Kumasi, Benin City ve Abomey'ye giren ordular saraylardan ve kiliselerden nesneler aldı. Bu nesneler açık artırmalarla ve bağışlarla Londra'nın, Berlin'in ve Paris'in müzelerine dağıldı. Kongo'da fildişi ve kauçuk ticareti şiddete dayandı ve bu şiddet fotoğraflarla görünür oldu. Pasifik'ten toplantı evleri, kalkanlar, tabletler ve insan kalıntıları götürüldü. Avrupa bu nesnelere sırasıyla fetiş, idol, örnek ve primitif sanat adını verdi, sergilerde ve piyasada onları yeniden biçimlendirdi. Bugün iade, ödünç ve mülkiyet tartışmaları bu yolculuğu geriye doğru okuyor.
Sonraki derse köprü
Aynı on yıllarda Kuzey Amerika'da Hudson vadisinin, Kayalık Dağlar'ın ve Batı'nın kanyonlarının dev tuvalleri boyanıyordu. Bu tuvallerde kıta ışığa boğulmuş, sessiz ve ilk kez görülüyormuş gibi duruyordu. O vadilerde yaşayan Yerli halklar ise aynı yıllarda antlaşmalarla, savaşlarla ve zorunlu göçlerle topraklarından sürülüyordu. İç Savaş'tan sonra özgürlüğüne kavuşan siyah Amerikalıların resimde nasıl ve kimin elinden görüneceği de ayrı bir mücadelenin konusuydu. Tuvaldeki ıssız vadi, yeni gelenlere sahibini bekleyen bir toprak gibi sunuluyordu.