Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Bağımsızlıktan sonra Latin Amerika'nın yeni devletleri kendilerine bir geçmiş, bir yüz ve bir toprak aradı. Velasco Meksiko vadisini ulusal bir manzaraya dönüştürdü. Tarih ressamları Tlaxcala'nın önderlerine ve Cuauhtémoc'a Roma kahramanlarının vakarını verdi. Brezilya'da Fransız sanatçılar imparatorluğun akademisini kurdu, Debret ve Rugendas köleliğin görüntülerini Avrupa'ya taşıdı. Meirelles ilk ayini, Américo bağımsızlık anını boyadı. Almeida Júnior taşranın köylüsünü ulusal bir tipe çevirdi. Kurtarıcı portreleri, bir savaş tavanı ve bir salgının tuvali aynı arayışı kıtanın öbür ülkelerine taşıdı. Bu tuvallerin melez ulus vaadi, yerli halkların ve köleleştirilmiş insanların gerçek konumuyla çoğu zaman çelişti.
Açılış: Santa Isabel tepesinden bir vadi
1870'lerin ortasında genç bir Meksikalı ressam, başkentin kuzeyindeki Santa Isabel tepesine tırmandı. Önünde uzanan geniş vadinin ortasında bir göl parlıyordu, gölün ötesinde kentin kubbeleri, en uzakta da karlı iki yanardağ seçiliyordu. Ressamın adı José María Velasco'ydu.
Velasco bu manzarayı büyük bir tuvale aktarıp akademinin sergisinde gösterdi, sonraki yıllarda da aynı vadiye başka tepelerden ve başka ışıklarda defalarca döndü.
Önceki derste bir imparatorluğun kendi imgesini nasıl kurduğunu gördük. Atlantik'in öbür yakasındaki yeni ülkelerin önünde daha zor bir iş vardı: bir ulus kurmak ve ona bir geçmiş, bir yüz ve bir toprak bulmak. Velasco'nun vadisi bir manzaracının bu işe verdiği yanıttı.
Dersin yolu
Önce Meksiko'daki akademiye, Velasco'nun vadisine ve yerli geçmişi konu alan tarih resimlerine bakacağız. Ardından Brezilya'da Rio'ya gelen Fransız sanatçıları, köleliğin görüntülerini ve bağımsızlığın büyük tuvalini göreceğiz. Son durakta kıtanın öbür ülkelerinden birkaç tuvale uğrayacağız.
Her durakta aynı soruyu soracağız: bu resim ulusu kimin yüzüyle gösteriyor ve kimi kenarda bırakıyor?
Sıfır noktası: bağımsızlık ve boş duvar
On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde İspanya'nın Amerika'daki sömürgelerinin çoğu bağımsızlığını kazandı. Meksika 1821'de ayrıldı, Güney Amerika'da ise Simón Bolívar ve José de San Martín'in orduları yıllar süren savaşlarla İspanyol yönetimini sona erdirdi. Brezilya 1822'de Portekiz'den ayrıldığında cumhuriyet olmadı ve Portekiz kral ailesinden bir prens imparator ilan edildi.
Yeni devletlerin duvarları birdenbire boş kaldı, çünkü sömürge döneminin resmi büyük ölçüde kiliseler ve tarikatlar içindi. Barok kursunda gördüğümüz yaldızlı sunaklar ulusa bir hikâye anlatmıyordu. Meclis salonları, devlet sarayları ve yeni okullar başka imgeler istiyordu: savaş kahramanları, kuruluş anları, ulusun toprağı.
Paris'te ve Roma'da eğitim alıp dönen gençler, akademilerde öğrendikleri tarih resmi kurallarıyla kendi ülkelerinin geçmişini boyadılar. Ulusun kendine özgü yüzü, böylece Avrupa'nın ortak akademik diliyle aranıyordu.
Daha derin bir çelişki de vardı. Yeni ulusların çoğu kendini yerlilerin, Avrupalıların ve Afrika kökenlilerin karışımı olarak, yani bir mestizo, melez ulus olarak tanımladı. Ama yerli halklar toprak ve haklar konusunda geri itiliyor, Brezilya'da milyonlarca insan hâlâ köleleştirilmiş olarak yaşıyordu. Resimler bu iki gerçeği her zaman aynı tuvalde göstermedi.
Mekanizma — sömürgeden kalan bir akademi
Amerika kıtasının ilk güzel sanatlar akademisi Meksiko'da, sömürge döneminde kuruldu. 1780'lerin başında darphanenin baş gravürcüsü Jerónimo Antonio Gil'in girişimiyle İspanyol kraliyeti San Carlos Akademisi'ni onayladı. Resim, heykel, mimarlık ve gravür öğreten okul, Madrid'deki kraliyet akademisini örnek alıyordu.
Öğrencilerin antik heykeli tanıması için Avrupa'dan alçı kopyalar getirildi.
Bu kalıplar on dokuzuncu yüzyıl boyunca Meksikalı öğrencilerin ilk öğretmeniydi. Bir öğrenci kendi ülkesinin insanlarını boyamadan önce yıllarca Apollon'un ve Venüs'ün alçı bedenlerini çiziyordu. Ulusun ressamları, Akdeniz'in klasik ölçüsüyle yetişti.
Akademinin heykel bölümünün başına 1790'ların başında Valensiyalı heykeltıraş ve mimar Manuel Tolsá getirildi. Tolsá, kentin meydanı için İspanya kralının atlı bir heykelini yaptı.
Heykel, sömürge yönetiminin son büyük anıtıydı. Bağımsızlıktan sonra bir İspanyol kralının heykelinin kentin ortasında durması tartışma yarattı. Heykel yerinden kaldırıldı, ama bir sanat eseri olarak korunması gerektiği savunulduğu için eritilmedi. Halk arasında «Küçük At» diye anılan heykel sonraki yüzyılda başka meydanlara taşındı. Yeni ulus, eski efendinin anıtını bir sanat parçası olarak sahiplenmeyi seçti.
Mekanizma — yeniden kurulan okul
Bağımsızlık savaşları ve ardından gelen iç çatışmalar akademiyi neredeyse kapattı. 1840'larda yönetim okulu yeniden örgütledi ve ona bir piyango gelirini ayırdı.
Avrupa'dan getirilen Katalan ressam Pelegrín Clavé resim bölümünü, yine Katalan heykeltıraş Manuel Vilar heykel bölümünü yönetti. Biraz sonra İtalyan manzara ressamı Eugenio Landesio geldi ve akademide ilk kez manzara resmini ayrı bir ders olarak öğretti. Velasco onun öğrencisiydi.
Clavé ve öğrencileri önce Kutsal Kitap'tan ve Avrupa tarihinden konular boyadı ve eleştirmenler Meksika'nın kendi tarihinin neden tuvallerde olmadığını sormaya başladı. 1860'ların sonunda, Fransız müdahalesi ve Habsburglu Maximilian'ın kısa imparatorluğu geride kalınca, cumhuriyet kendi geçmişini arayan resimlere yöneldi.
Mekanizma — Velasco'nun vadisi
Velasco vadiyi bir bilim insanının dikkatiyle inceliyor, bitkileri, kayaları ve bulutları ayrıntılı çiziyordu.
Resim bakana bir ülkenin kuşbakışı haritasını verir. Velasco göğü ve ufku öyle geniş tutar ki vadinin büyüklüğü ulusun büyüklüğüne dönüşür.
Göl de bir tarih taşır: Aztek başkenti Tenochtitlan bu gölün ortasındaki bir adada kurulmuştu ve Velasco'nun gördüğü su, o günden bu yana kurutularak küçülmüştü.
Velasco ülkeyi değişirken de boyadı. Başkenti Veracruz limanına bağlayan demiryolu 1870'lerin başında açılmıştı. Hat, vadiden inip doğu dağlarının ormanlık geçitlerinden kıyıya iniyordu.
Avrupa'da Turner'ın buharlı treni bir hız ve karmaşa imgesiydi. Velasco'da tren, uçsuz bucaksız bir doğanın içinde düzenli bir çizgi çizer. Ülkenin coğrafyası ile ilerleme vaadi aynı tuvalde barışır. Bu da bir seçimdi. Demiryolu büyük ölçüde yabancı sermayeyle yapılmıştı ve yolun inşasında çalışanların emeği tuvalde görünmez.
Mekanizma — yerli geçmiş, akademik giysi
1870'lerde akademinin sergilerinde fetih öncesi Meksika'yı ve fethin kendisini konu alan büyük tuvaller görünmeye başladı.
Resim, Tlaxcala halkının önderlerinin İspanyollarla ittifak kurup kurmamayı tartıştığı anı canlandırır. Ressam yerli önderlere antik Roma'nın onurunu verir ve alçı kalıplardan öğrenilen klasik bedeni Meksika'nın kendi geçmişine giydirir. Yerli geçmiş saygın kılınır, ama bunun için Avrupalı bir giysiye bürünmesi gerekir.
Aynı yıl Félix Parra fethin şiddetini bir din adamının gözünden boyadı.
Las Casas, on altıncı yüzyılda yerlilere yapılan zulmü yazarak İspanyol sarayına şikâyet eden bir Dominikendi. Resim fethi bir suç olarak gösterir, ama yasın ve vicdanın sahibi yine Avrupalı keşiştir. Yerli figür yerde, sessiz ve adsız kalır.
Mekanizma — Reforma Bulvarı'nda bir imparator
Bu tuvallerin en sevilen kahramanı, İspanyol kuşatmasına karşı Tenochtitlan'ı savunan son Aztek hükümdarı Cuauhtémoc'tu. Esir düştü, işkence gördü ve birkaç yıl sonra öldürüldü. On dokuzuncu yüzyılın Meksika'sında o, yabancı istilaya direnen ulusun ilk kahramanı olarak görülmeye başladı.
Porfirio Díaz'ın uzun başkanlığı döneminde Reforma Bulvarı Meksiko'nun tören yoluna dönüştü. Bulvarı aslında Maximilian, sarayını kent merkezine bağlamak için Paris bulvarlarına öykünerek açtırmıştı ve cumhuriyet bu yolu kendi anıtlarıyla doldurdu.
Kaide bir Avrupa anıtının oranlarını taşır, ama süslerini Mesoamerika'nın taş yapılarından alır. Aztek hükümdarı ise bir Roma kahramanının vakarıyla durur.
Díaz yönetimi aynı yıllarda yerli köylerin ortak topraklarını parçalayıp satışa açıyordu. Ölü bir Aztek hükümdarı ulusun sembolü olurken yaşayan yerliler «geri» sayılıyor ve eğitilmesi gereken bir kalabalık olarak görülüyordu.
Altı yıl sonra Leandro Izaguirre aynı kahramanın en acılı anını boyadı.
Hazinenin yerini söyletmek için uygulanan işkenceyi gösteren tuval, aynı yıl Chicago'daki dünya fuarına gönderildi. Meksika, dünyaya kendini acı çeken ama boyun eğmeyen bir yerli hükümdarın yüzüyle tanıtıyordu.
Yirminci yüzyılın başında, devrimden sonra, Diego Rivera ve kuşağı bu yerli geçmişi akademinin tuvallerinden alıp devlet binalarının duvarlarına taşıyacaktı.
Mekanizma — Rio'ya gelen Fransızlar
1808'de Napolyon'un orduları Portekiz'e girince Portekiz kral ailesi ve sarayı gemilere binip Rio de Janeiro'ya taşındı. Bir sömürge kenti bir anda kütüphaneye, tiyatroya ve resmî portrelere ihtiyaç duyan bir Avrupa sarayının başkenti oldu.
1816'da Rio'ya bir grup Fransız sanatçı geldi. Aralarında ressam Jean-Baptiste Debret, manzara ressamı Nicolas-Antoine Taunay ve mimar Grandjean de Montigny vardı. Napolyon döneminin sanat çevrelerinden gelen bu sanatçılar, imparatorun düşüşünden sonra Fransa'da yer bulmakta zorlanıyordu. Gruba sonradan Fransız sanat misyonu adı verildi.
David'in atölyesinde yetişmiş bir tarih ressamı olan Debret, Rio'da saray törenlerini ve kraliyet portrelerini boyarken kentin sokaklarında da çiziyordu.
Debret kitabını Brezilya'da on beş yıl kadar kaldıktan sonra, Paris'e dönünce yayımladı. Saray için boyadığı tuvallerde imparatorluk görkemliydi, levhalarda ise o görkemi taşıyan emek görünüyordu. Rio'nun nüfusunun önemli bir kısmı köleleştirilmiş Afrikalılardan ve onların çocuklarından oluşuyordu.
Bu levhalar bugün Brezilya'nın okul kitaplarında sık sık basılır, yani kölelik döneminin en tanıdık görüntülerinin bir kısmı bir Fransız saray ressamının gözünden gelir. Debret sahneleri bir gezginin merakıyla, kimi zaman bir tip kataloğu gibi düzenler.
Montigny akademi için bir bina tasarladı, ama okulun açılışı yıllarca ertelendi. İmparatorluk Güzel Sanatlar Akademisi ancak bağımsızlıktan sonra, 1826'da resmen derslere başladı.
Akademi binası yirminci yüzyılda yıkıldığında yalnız giriş cephesi sökülüp botanik bahçesine yeniden kuruldu. Tropik bir bahçenin ağaçları arasında duran bu Neoklasik kapı, bütün dersin konusunu tek bir görüntüde toplar: Paris'ten getirilen bir düzen, yerel bir toprağın ortasında.
Bir bilim yolculuğuna çizer olarak katılan Bavyeralı ressam Johann Moritz Rugendas da Avrupa'ya dönünce bir levha kitabı yayımladı.
Levha, Atlantik köle ticaretinin en çok basılan imgelerinden biri oldu. Rugendas sonraki yıllarda Meksika'yı, Şili'yi, Peru'yu ve Arjantin'i dolaştı. Kıtanın pek çok ülkesi kendi pitoresk manzaralarını ve «tiplerini» ilk kez onun gibi gezgin ressamların levhalarında gördü.
Mekanizma — Paris'te boyanan ilk ayin
Brezilya'nın ikinci imparatoru II. Pedro yarım yüzyıla yakın tahtta kaldı ve bilime, fotoğrafa ve resme meraklıydı. Onun döneminde akademinin en başarılı öğrencileri devlet bursuyla Avrupa'ya gönderiliyordu.
Bunlardan biri Victor Meirelles'ti. Paris'teyken ülkesinin doğum anını boyadı.
Meirelles, 1500'de Portekiz filosunun Brezilya kıyısına vardığı günleri, filonun yazıcısının krala gönderdiği mektuptan kurmuştu. Tuval Paris Salonu'nda sergilendi ve Brezilya'ya döndüğünde ulusal bir simge oldu.
Resmin düzeni de bir hikâye anlatır: ayin ışıklı merkezdedir, yerliler ise kenarlarda ve gölgede, törene uzaktan bakan tanıklar olarak durur. Yüzyılın ortasındaki Brezilya edebiyatı ve resmi yerlileri soylu, eski ve kaybolmakta olan bir halk olarak yüceltiyordu. Bu akıma Hintçilik, yani İndianizm denir. Yaşayan yerli topluluklar ise aynı yıllarda iç bölgelerde topraklarını kaybediyordu.
Mekanizma — İpiranga'nın çığlığı
İmparatorluğun son yıllarında São Paulo'da, bağımsızlığın ilan edildiği İpiranga ırmağının kıyısında bir anıt bina yapılıyordu. Bina için büyük bir tarih tuvali ısmarlandı. Siparişi Pedro Américo aldı.
Resim, 1822'de prensin Portekiz'den ayrılmayı ilan ettiği anı canlandırır. Américo tuvali Floransa'daki atölyesinde, anı olabildiğince görkemli kurarak boyadı. Kimi eleştirmenler kompozisyonun Fransız savaş ressamı Meissonier'nin bir Napolyon tuvaline benzediğini yazdı.
Sol köşedeki köylü, tarihin yanından geçip ona katılmayan halkın yerini tutar. Tuvalin bittiği 1888, Brezilya'da köleliğin yasayla kaldırıldığı yıldı. Ertesi yıl imparatorluk da yıkıldı, yani imparatorluğun en büyük kuruluş tuvali onun son günlerinde tamamlanmıştı.
Mekanizma — taşranın köylüsü
Akademinin bursuyla Paris'e giden bir başka genç, Almeida Júnior, Cabanel'in atölyesinde çalıştı. Döndükten sonra São Paulo'nun iç bölgelerindeki köylüleri, yani caipiraları boyamaya başladı.
Ressam akademinin tekniğini sıradan bir köylüye, bir tarih figürünün ciddiyetiyle uygular. Courbet'nin ve Millet'nin Fransız köylülerine benzeyen bir hamle, Brezilya'nın taşrasında yeni bir ulusal tip yaratıyordu.
Köleliğin son yıllarını fotoğraf da kaydetti. Rio'da stüdyo açan Marc Ferrez, imparatorluğun en tanınan fotoğrafçısı oldu.
Çiftlik sahipleri için çekilen bu fotoğraflar mülkü, düzeni ve verimi gösteriyordu. Bugün bize kahvenin Avrupa'ya giden yolunun başında duran insanların yüzlerini gösterirler.
Mekanizma — kurtarıcının yüzü
İspanyolca konuşulan cumhuriyetlerde ulusun ilk yüzü bir kurtarıcının yüzüydü. Bolívar'ın, San Martín'in ve öbür generallerin portreleri meclis salonlarına, okullara ve paralara girdi. Bu portrelerin ilk ve en etkili örneklerinden bazılarını, Lima'da doğmuş, Afrika kökenli bir ressam yaptı.
Gil de Castro'nun figürleri biraz düz ve kuralcıdır, bir resmî belgenin açıklığını taşır ve üniformanın her düğmesi okunur. Bu portreler sonraki on yıllarda sayısız kopyanın, gravürün ve heykelin kaynağı oldu. Kurtarıcının yüzü, ulusun kendisine dönüştü.
Kuruluş anları da büyük tuvaller istiyordu. Venezuela'da başkan Antonio Guzmán Blanco, Caracas'taki meclis sarayının tören salonu için bağımsızlığın en büyük zaferini ısmarladı. Ressam Martín Tovar y Tovar tuvali Paris'te boyadı ve gemiyle Caracas'a gönderdi.
Resimde ordular manzaranın içinde küçülür ve Venezuela'nın toprağı tavanın her yanına yayılır. Salonda başını kaldıran bir milletvekili, ulusun doğduğu yeri bir gök gibi üstünde görür.
Mekanizma — Río de la Plata'nın iki tuvali
Arjantin'de bağımsızlıktan sonraki on yıllar iç savaşlarla geçti ve Buenos Aires valisi Juan Manuel de Rosas yönetimi yıllarca elinde tuttu. Onun partisinin kırmızı rengini taşımak o yıllarda bir bağlılık işaretiydi.
Manuelita, valinin kızıydı ve babasının yanında bir tür sarayın ev sahibesi rolünü üstlenmişti. Portreyi valinin taraftarları ısmarladı ve resmin her yerindeki kırmızı bir siyasi renktir. Paris'te eğitim almış olan Pueyrredón sonraki yıllarda Buenos Aires çevresindeki düzlükleri ve gauchoları da boyadı.
Karşı kıyıda Uruguaylı Juan Manuel Blanes bağımsızlığın kahramanlarını boyadı, ama en çok konuşulan resmi bir salgından doğdu.
1871'de Buenos Aires'te bir sarı humma salgını binlerce kişinin ölümüne yol açmıştı. Blanes tuvali salgının hemen ardından boyadı. Kapıdan giren iki adam kentin hastalara yardım eden komisyonunun üyeleriydi ve ikisi de salgında hayatını kaybetmişti. Resim Buenos Aires'te sergilendiğinde kalabalıklar onu görmek için sıraya girdi ve tarih resminin büyük ölçüsü bir kentin yasına verildi.
Mekanizma — And dağlarından bir yüz
Peru'da Francisco Laso, Paris'te eğitim gördükten sonra yerli figürünü bir tarih resminin ciddiyetiyle boyamayı denedi.
Adamın elindeki kap, yüzyıllar önce bu topraklarda yaşamış halkların bir eseridir. Laso yaşayan bir yerliyle eski bir uygarlığı tek figürde birleştirir ve adamı kendi geçmişini elinde taşıyan biri olarak gösterir. Yine de resmin dili Paris'in dilidir ve figürün adı yoktur.
Mekanizma — melez ulus, kenardaki insanlar
Bu tuvallerin çoğunda ulusun kuruluşu ışıkta, kahramanların yüzünde gösterilir. Yerliler ya uzak bir geçmişin soylu figürleridir ya da sahnenin kenarındaki tanıklardır. Köleleştirilmiş Afrikalılar ise çoğu zaman yalnız gezgin levhalarında ve çiftlik fotoğraflarında görünür.
Yeni devletlerin «melez ulus» söylemi herkesi kucaklayan bir vaat taşıyordu, ama tuvallerde kimin merkezde ve kimin kenarda durduğu bu vaadin sınırlarını da gösterir. Avrupa'dan getirilen alçı kalıplar, Paris'te verilen dersler ve Salon'a gönderilen tuvaller ulusa bir yüz verdi. Bu yüzün çoğu zaman Avrupalı bir yüze benzemesi rastlantı değildi.
Kalıcı araçlar
Bir ulusal tarih tuvalinin önünde önce siparişi bul: resmi kim ısmarladı ve nereye asılacaktı?
Işığın düştüğü yeri izle. Kuruluş anında ışık kimin yüzündedir, gölgede ve kenarda kim durur?
Yerli bir figür gördüğünde onun zamanını sor: uzak bir geçmişin kahramanı mı, bugünün bir tanığı mı, yoksa adsız bir tip mi?
Bir manzarada toprağı ve onu değiştireni birlikte oku. Göl, demiryolu ve kent, ulusun haritasını bir doğa görüntüsünün içine yerleştirir.
Bir gezgin levhasında bakışın kime ait olduğunu kaydet. Kölelik döneminin pek çok imgesi, onu Avrupa'daki okurlar için hazırlayan bir sanatçıdan gelir.
Akademinin eğitimini bir dil gibi düşün. Aynı dil bir İspanyol kralını, bir Aztek hükümdarını ve bir São Paulo köylüsünü boyayabilir, bu yüzden asıl soru bu dille kimin hikâyesinin anlatıldığıdır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Latin Amerika'nın ilk akademileri bağımsızlıktan sonra kuruldu."
Meksiko'daki San Carlos Akademisi sömürge döneminde, İspanyol kraliyetinin onayıyla kuruldu. Bağımsızlıktan sonra yeniden örgütlendi ve ulusal bir okula dönüştü.
Yaygın yanlış"Ulusal tarih resimleri yerli halkları yüceltti, bu yüzden onların gerçek konumunu da yansıttı."
Tuvaller uzak bir geçmişin yerli kahramanlarını yüceltirken yaşayan yerli topluluklar toprak kaybediyor ve geri kalmış sayılıyordu.
Yaygın yanlış"Debret'nin levhaları köleliğin tarafsız bir belgesidir."
Levhalar değerli bir kaynaktır, ama Avrupalı okurlar için hazırlanmış, seçilmiş ve düzenlenmiş görüntülerdir. Bakan gözün kime ait olduğu her levhada hesaba katılmalıdır.
Yaygın yanlış"Brezilya bağımsızlığını kazanınca cumhuriyet oldu."
Brezilya 1822'den 1889'a kadar bir imparatorluktu. Kölelik ancak 1888'de yasayla kaldırıldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Bağımsızlıktan sonra Latin Amerika'nın yeni devletleri kendilerine bir geçmiş, bir yüz ve bir toprak aradı. Velasco Meksiko vadisini ulusal bir manzaraya dönüştürdü. Tarih ressamları Tlaxcala'nın önderlerine ve Cuauhtémoc'a Roma kahramanlarının vakarını verdi. Brezilya'da Fransız sanatçılar imparatorluğun akademisini kurdu, Debret ve Rugendas köleliğin görüntülerini Avrupa'ya taşıdı. Meirelles ilk ayini, Américo bağımsızlık anını boyadı. Almeida Júnior taşranın köylüsünü ulusal bir tipe çevirdi. Kurtarıcı portreleri, bir savaş tavanı ve bir salgının tuvali aynı arayışı kıtanın öbür ülkelerine taşıdı. Bu tuvallerin melez ulus vaadi, yerli halkların ve köleleştirilmiş insanların gerçek konumuyla çoğu zaman çelişti.
Sonraki derse köprü
Latin Amerika'nın akademileri kendi yerli geçmişini tuvallere ve anıtlara taşırken, Avrupa'nın orduları aynı on yıllarda Afrika'da ve Okyanusya'da başka türden bir toplama işine girişmişti. Sömürge seferlerinden dönen gemiler, saray duvarlarından sökülmüş bronz levhaları, tapınaklardan alınmış figürleri, kalkanları, kayıkları ve maskeleri taşıyordu. Bu nesneler Berlin'de, Londra'da, Paris'te ve Brüksel yakınlarında açılan etnografya müzelerinin vitrinlerine dizildi. Etiketlerde çoğu zaman onları getiren subayın ya da gezginin adı yazılıydı, onları yapan ustanın adı ise yoktu. Bir kalkanın bilimsel bir örnek mi yoksa bir savaş hatırası mı sayılacağına, girdiği müzenin hangi salonu karar veriyordu.