Ders KRO-321.12 · Uzun 19. Yüzyıl ve Küresel Modernleşmeler

Sanayi mimarisi, cam, demir ve dünya fuarları

3.341 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Demir ve cam önce mühendislerin malzemesi oldu ve akademinin süs diline uymadığı için uzun süre mimarlık sayılmadı. Coalbrookdale'in dökme demir köprüsü öncüydü, Turner treni bir hava olayı gibi manzaraya soktu. Paxton'ın seraları 1851'de Kristal Saray'a dönüştü: fabrikada üretilip sahada birleştirilen, sökülüp taşınabilen bir cam salon. Labrouste demiri bir kütüphanenin içinde gösterdi, garlar ise mühendisin sundurmasıyla mimarın taş yüzünü aynı yapıda birleştirdi. Paris fuarları dünyayı salonlara sınıflandırdı. 1889'da Eyfel Kulesi ve Makineler Galerisi mühendisliğin ölçeğini gösterdi, kule sanatçıların protestosuyla karşılandı. Brooklyn Köprüsü bir ailenin ortak emeğiydi. Chicago'da çelik iskelet yüksek büro binasını doğurdu ve Sullivan ona bir biçim aradı. 1893'ün beyaz kenti ise bu iskeleti klasik bir kostümle giydirdi.

Açılış: kapının önünde oturan genç

1851 yazında Londra'nın Hyde Park'ında, ağaçların üstüne kadar yükselen camdan bir bina vardı. İçinde dünyanın dört bir yanından getirilmiş makineler, kumaşlar, mobilyalar ve süs eşyaları sergileniyordu.

Biyografi yazarlarının anlattığına göre ailesiyle oraya götürülen on yedi yaşındaki bir genç, içeri girmeyi reddedip dışarıda oturdu. İçerideki eşyaları çirkin bulmuştu. Bu gencin adı William Morris'ti.

Önceki derste Morris'in ve izinden gidenlerin makineye karşı el emeğini nasıl savunduğunu gördük. Art Nouveau'nun kıvrımlı demir çiçekleri ise aynı makinenin ürettiği malzemeyle yapılmıştı. Bu derste o malzemeye, yani cama ve demire, kendi adıyla bakacağız. Morris'in kapısında oturduğu salon, yüzyılın en çok konuşulan binalarından biriydi ve onu tasarlayan adam bir mimar sayılmıyordu: bir bahçıvandı.

Dersin yolu

Bir dökme demir köprüden ve yağmurdaki bir trenden seralara ve Kristal Saray'a, oradan bir Paris kütüphanesine ve Londra'nın garlarına ilerleyeceğiz. Ardından Paris fuarlarını ve Eyfel'in kulesini, son olarak Brooklyn'in köprüsünü, Chicago'nun çelik iskeletli bürolarını ve 1893'ün beyaz kentini göreceğiz. Her durakta aynı soruyu soracağız: bu yapıyı kim tasarladı ve neden uzun süre mimarlık sayılmadı?

Sıfır noktası: mühendis ile mimar

On dokuzuncu yüzyılın başında Fransa'da bir bina yapmayı öğrenmenin iki ayrı yolu vardı. Güzel sanatlar okulunda mimar adayları antik tapınakları, Rönesans saraylarını ve süslü cepheleri çiziyordu. Politeknik okulunda ve köprüler ile yollar okulunda ise mühendisler yük hesabı, malzeme dayanımı ve geometri öğreniyordu.

İngiltere'de de mimar binaya biçim veren bir sanatçı, mühendis ise onu ayakta tutan bir teknisyen sayılıyordu.

Demir ve cam bu iki dünyanın arasına düştü. Fabrikalar, köprüler, seralar ve gar sundurmaları önce mühendislerin işi oldu. Bu yapılar akademinin süs dağarına uymuyordu ve çoğu hızla, ucuza, yararcı amaçlarla kuruluyordu.

Eleştirmen John Ruskin, 1849'da yayımlanan mimarlık kitabında metalin taşıyıcı olarak kullanılmasını mimarlığın dürüstlüğüne aykırı buldu. Ruskin'e göre mimarlık elle oyulmuş taşın, ustanın emeğinin ve doğadan alınan biçimlerin sanatıydı. Bu ölçüyle bir gar çatısı bir şemsiyeden fazlası değildi.

Mekanizma — demirden ilk köprü

İngiltere'nin batısında Severn ırmağının dar bir vadisinde, on sekizinci yüzyıl boyunca demir dökümhaneleri çoğaldı. Abraham Darby adlı bir dökümcü burada demiri odun kömürü yerine kok kömürüyle eritmeyi başarmıştı. Torunu bu yöntemle dev bir köprü döktü.

Parçalar marangozluğun geçme ve kama yöntemleriyle birbirine bağlandı, çünkü demiri birleştirmenin başka bir dili henüz yoktu. Köprü kısa sürede ressamların ve gezginlerin uğrak yeri oldu. Kıyıdaki fırınların gece yanan alevleri, Romantizm dersinde gördüğümüz yücenin yeni bir kaynağı gibi resmedildi.

Dökme demir basınca dayanıklıydı, çekmede ise kırılgandı. Yüzyılın ortasında yerini giderek dövme demire, yüzyılın sonunda da çeliğe bıraktı.

Mekanizma — yağmurun içindeki tren

1844'te Kraliyet Akademisi sergisini gezenler, Turner'ın bulanık bir tuvalinin önünde durdu. Adındaki yağmur, buhar ve hız o güne kadar pek az tablonun konusu olmuştu.

Köprü, Brunel'in Great Western demiryolu için Maidenhead'de kurduğu tuğla köprüdür. Lokomotifin önünde, rayların üstünde koşan küçük bir tavşanın boyandığı söylenir.

Turner treni ne övdü ne kınadı. Hızı ve buharı, fırtınayı ve ışığı boyadığı fırçayla boyadı. Böylece makine, manzara resminin içine bir hava olayı gibi girdi. Yüzyılın ikinci yarısında Monet'nin ve Caillebotte'un garları ve köprüleri bu kapıdan geçecekti.

Mekanizma — bahçıvanın camdan evleri

Tropik bitkilere duyulan merak, on dokuzuncu yüzyılın başında İngiliz soylularının bahçelerine camdan büyük evler getirdi. Bu evlerin ustalarından biri, Devonshire dükünün Chatsworth'teki bahçelerini yöneten Joseph Paxton'dı.

Paxton camı art arda inip kalkan sırtlara yerleştirdi. Bu düzen sabah ve akşam güneşini daha dik bir açıyla içeri alıyordu. 1840'ların sonunda Amazon'dan getirilen dev bir nilüferi Chatsworth'te ilk kez çiçek açtırdı. Yapraklarının altındaki kaburgalar, sonraki cam çatılarında bir taşıyıcı ızgaranın modeli oldu.

Mekanizma — Hyde Park'taki cam salon

1850'de Londra'da bir uluslararası sergi düzenlemek için kurulan kurul, bina için bir yarışma açtı. Gelen yüzlerce projenin hiçbiri ne bütçeye ne de takvime sığdı. Kurulun kendi taslağı ise tuğladan, kubbeli ve ağır bir yapıydı.

Paxton bir toplantı sırasında kurşun kalemle ilk taslağını bir kâğıda çizdi ve birkaç hafta içinde ayrıntılı planları sundu. Önerisi bir seranın çok büyütülmüş bir eşiydi.

Binanın bütün parçaları aynı ölçü düzenine göre fabrikalarda üretildi. Kolonlar, kirişler, cam levhalar ve oluklar trenlerle getirilip yerinde cıvatalarla birleştirildi. Çatı camlarını işçiler raylar üstünde kayan küçük arabalardan takıyordu. Bina bir kış boyunca yükseldi ve sergiden sonra parça parça indirilebildi.

Adını mizah dergisi Punch'taki bir yazının koyduğu aktarılır. Sergi 1 Mayıs 1851'de Kraliçe Victoria tarafından açıldı ve yaz boyunca milyonlarca ziyaretçi çekti.

İçeride ülkeler kendi ürünleriyle yarıştı. Britanya'nın bölümü fabrika makinelerini ve sömürgelerden getirilen hammaddeleri bir arada gösteriyordu. Serginin kârı, Londra'nın Güney Kensington semtinde müzeler ve okullar kurmak için kullanıldı.

Sergiden sonra Paxton ve ortakları binayı satın alıp şehrin güneyindeki Sydenham tepesinde, daha da büyüterek yeniden kurdular. İçinde Mısır'dan Elhamra'ya kadar tarihsel üslupları canlandıran avlular vardı.

Heykeller o yılların fosil bilgisini yansıtır: Iguanodon'un burnuna konan boynuzun aslında başparmağına ait bir kemik olduğu sonradan anlaşıldı. Cam saray ise 1936'da çıkan bir yangında yok oldu.

Mekanizma — Labrouste'un okuma salonu

Paris'te güzel sanatlar okulundan yetişen bir mimar, demiri gizlemeden kullanan ilk kamu binalarından birini kurdu. Henri Labrouste Roma'da yıllarca antik yapıları incelemiş, döndüğünde akademinin katı kurallarına karşı çıkan genç mimarların önderlerinden biri olmuştu.

Cephedeki adlar, içerideki raflarda duran kitapların bir dizini gibi okunur. İçeride demir sütunlar taş kaidelere oturur ve kemerlerin delikli süsleri bitki dallarını andırır. Labrouste demiri hem taşıyıcı hem süs olarak gösterdi, ama onu klasik bir taş kabuğun içine yerleştirdi.

Aynı yıllarda Paris'in merkezinde, kentin yiyeceğinin toplandığı pazar yeri de yeniden yapılıyordu.

Baltard'ın önce başladığı taş bina, Haussmann'ın anılarına göre imparatorun demir şemsiyeler istemesi üzerine yıkıldı. Zola romanlarından birini bu pazarın içinde geçirdi ve onu kentin karnı diye adlandırdı.

Mekanizma — garın iki yüzü

Garlar çoğu zaman iki ayrı yapıdan oluştu: trenlerin girdiği demir ve camdan bir sundurma ile kente bakan, taştan ya da tuğladan bir bina.

Köprüler, tüneller ve buharlı gemiler kuran Brunel süslemeyi bir mimara bıraktı: mühendis yapıyı kurdu, mimar onu giydirdi.

Bu kalabalık peron, birkaç yıl sonra bir tarih resmi ölçüsünde bir tuvalin sahnesi oldu.

Frith her figürü bir öykünün parçası gibi kurdu. Demir sundurma burada bir sahne dekorudur, asıl konu altındaki sınıflar ve ilişkilerdir.

Londra'nın kuzeyindeki bir başka gar, iki yüzü arasındaki farkı en açık biçimde gösterdi.

Sundurma, o güne kadar yapılmış en geniş tek açıklıklı çatılardan biriydi. Peronların altındaki katta, demiryolunun Midlands'ten getirdiği bira fıçıları depolanıyordu. Kirişlerin aralığı fıçıların ölçüsüne göre ayarlanmıştı.

Scott Gotik canlanmanın en çok iş alan mimarlarından biriydi ve kiliselerinin dilini burada bir otele uyguladı. Kente bakan yüz bir ortaçağ katedralinin kardeşi gibiydi, arkadaki mühendis sundurması ise yalnızca trene aitti. Taş kabuk ile demir gövde, aynı yapının içinde iki ayrı yüzyıla bakar.

Mekanizma — oval salon ve dünya haritası

Londra'nın başarısından sonra Paris, yüzyılın sonuna kadar her on bir ya da on iki yılda bir büyük bir fuar düzenledi.

Halkalar ürün türlerini, merkezden dışa uzanan dilimler de ülkeleri ayırıyordu. Bir ziyaretçi halka boyunca yürüdüğünde bütün ulusların kumaşlarını, merkeze doğru yürüdüğünde ise tek bir ülkenin bütün ürünlerini görebiliyordu. Bina dünyayı bir tabloya, satırları ve sütunları olan bir sınıflandırmaya çeviriyordu.

Parktaki pavyonlarda ülkeler kendi mimarlıklarını sergiledi. Osmanlı yönetimi de burada bir cami, bir köşk ve bir hamamdan oluşan bir topluluk kurdurdu ve bu temsilin seçimleri ayrı bir tartışmayı hak eder.

Mekanizma — üç yüz metrelik bir tartışma

1889 fuarı, Fransız Devrimi'nin yüzüncü yılına denk geldi. Avrupa'nın birçok monarşisi bu yüzden resmî katılımdan kaçındı. Fuar için üç yüz metrelik bir kule yarışması açıldı. Gustave Eiffel'in firması demiryolu köprüleriyle tanınıyordu ve parçaları atölyede delip numaralandırarak şantiyede birleştiriyordu. Seçilen taslak firmanın iki mühendisi Maurice Koechlin ile Émile Nouguier'nin birkaç yıl önce çizdiği kuleydi. Taslağı mimar Stephen Sauvestre süslü kemerlerle ve camlı salonlarla zenginleştirdi.

Kule yaklaşık üç yüz metre yüksekliğiyle uzun yıllar insan eliyle yapılmış en yüksek yapı oldu. Yalnızca yirmi yıl ayakta kalması için izin almıştı. Telsiz ve telgraf yayınları için kullanılması, yıkılmasını önleyen gerekçelerden biri oldu.

İnşaat başlarken, 1887'de, Paris'in tanınmış sanatçıları bir gazetede ortak bir mektup yayımladı.

İmzacılar kulenin Notre-Dame'ı ve Louvre'u gölgede bırakacak bir fabrika bacası olacağını yazdı. Eiffel bir söyleşide mühendisin hesapla bulduğu biçimin de kendine ait bir güzelliği olduğunu savundu. Maupassant'ın, kuleyi görmemek için onun içindeki lokantada yemek yediği anlatılır.

Kulenin arkasında, fuar alanının öbür ucunda daha büyük bir demir salon yükseliyordu.

Kemerler tabanda ve tepede birer mafsalla bağlıydı. Salon ayakta kaldığı yıllarda mühendisliğin ulaştığı ölçüyü gösterdi, ama fuardan sonra bir kullanım bulamadı ve yıkıldı.

1889 fuarının bir başka köşesinde sömürgelerden getirilen insanlar, inşa edilmiş köylerde ziyaretçilere sergileniyordu: fuarların sınıflandırma isteği insanların kendisine uzanmıştı.

Mekanizma — Doğu Irmağı'nın üstünde bir aile

New York ile Brooklyn arasındaki ırmağı bir asma köprüyle geçme projesi, Alman kökenli mühendis John Augustus Roebling'e verildi. Roebling 1869'da, ölçüm yaparken bir vapurun ezdiği ayağındaki yaradan kapılan bir enfeksiyonla öldü. İşi oğlu Washington Roebling devraldı.

Kulelerin temelleri, ırmağın dibine indirilen dev basınçlı sandıkların içinde kazıldı. İşçilerin pek çoğu yüzeye çıkarken vurgun denen basınç hastalığına yakalandı ve bazıları öldü. Washington Roebling de hastalandı ve yıllarca ırmağa bakan bir odadan çıkamadı.

Eşi Emily Roebling bu yıllarda köprünün ana aracısı oldu. Yüksek matematik ve malzeme dayanımı çalıştı, kocasının talimatlarını şantiyeye taşıdı, mühendislerin ve yöneticilerin sorularını yanıtladı. 1883'teki açılışta köprüyü ilk geçen kişinin o olduğu aktarılır. Kuledeki bir levha bugün üçünün adını birlikte anar.

Mekanizma — Chicago'nun çelik iskeleti

1871'de çıkan büyük bir yangın Chicago'nun merkezini yok etti. Kent hızla yeniden kurulurken arsa fiyatları yükseldi ve büro binaları yukarı doğru büyümek zorunda kaldı. Güvenli asansörler bu yükselişi mümkün kılıyordu. Kalın taş duvarlar ise yükseldikçe zemin katı yutuyordu.

Binanın ağırlığının büyük bölümünü duvarlar yerine metal bir iskelet taşıyordu. Bu yüzden sık sık «ilk gökdelen» diye anılır. Tarihçiler bu unvanı tartışır, çünkü benzer çözümler aynı yıllarda başka binalarda da deneniyordu. Yine de duvarın taşıyıcılıktan kurtulup bir kaplamaya dönüşmesi buradan sonra Chicago'da hızla yaygınlaştı.

On katlık bir büro kulesinin cephesi neye benzemeliydi? Bu soruya en çok düşünülmüş yanıtı Louis Sullivan verdi.

Sullivan binayı bir klasik sütun gibi üç bölüme ayırdı: kaide, gövde ve başlık. Dikey payeler yüksekliği vurguluyor, süs ise yalnız girişte ve tepede yoğunlaşıyordu. 1896'da yazdığı bir denemede yüksek bir büro binasının biçiminin onun işinden doğması gerektiğini savundu. «Biçim işlevi izler» diye aktarılan söz bu denemeden gelir. Sullivan'ın kendisi ise bitki desenli süsten hiç vazgeçmedi.

Mekanizma — beyaz kent

1893'te Chicago, Kolomb'un Amerika'ya varışının dört yüzüncü yılını bir dünya fuarıyla kutladı. Fuarın baş mimarı Daniel Burnham, peyzajı da Frederick Law Olmsted düzenledi.

Cepheler güzel sanatlar okulunun klasik dilinden alınmıştı. Ama bu taş görünüşlü saraylar geçiciydi, çoğu alçıyla kaplanmış çelik ve ahşap iskeletlerdi. Geceleri elektrik lambalarıyla aydınlatılan beyaz kent, ziyaretçilerin pek çoğuna ideal bir şehrin vaadi gibi göründü.

Avlunun dışında, bu beyazlığa uymayan bir bina vardı.

Girişe altın kapı dendi. Sullivan yıllar sonra yazdığı otobiyografisinde fuarın klasik cephelerinin Amerikan mimarlığını yarım yüzyıl geriye attığını yazdı. Bir yanda çelik iskeleti klasik bir kostümle giydiren bir kent, öbür yanda o iskelete kendi süsünü arayan bir mimar vardı.

Fuarın kadın binasını mimarlık eğitimini yeni bitiren genç Sophia Hayden tasarladı. Siyah Amerikalıların fuar düzeninden dışlanmasına karşı ise Ida B. Wells ve Frederick Douglass bir broşür yazıp dağıttı. Fuarın bir kenarındaki eğlence caddesinde dev bir dönme dolap, bir Kahire sokağı ve farklı halkları temsil ettiği söylenen köyler sıralanıyordu.

Kalıcı araçlar

Bir demir ya da cam yapının önünde önce onu kimin tasarladığını sor. Bir mühendis mi, bir mimar mı, ikisi birlikte mi? İş bölümünü bulursan yapının neresinin kime ait olduğunu da görürsün.

Taşıyıcıyı bul. Yükü duvar mı taşıyor, bir iskelet mi, bir kemer mi? Duvar taşımıyorsa cephe bir kaplamadır ve onu seçen kişi ayrı bir karar vermiştir.

Malzemenin adını koy: dökme demir, dövme demir ve çelik farklı yüklere farklı biçimde dayanır ve kemerin inceliği çoğu zaman bu farktan gelir.

Parçaların fabrikada mı şantiyede mi yapıldığını sor, çünkü aynı ölçüde çoğaltılan parçalar hızla kurulan ve sökülebilen bir yapı demektir.

Yapının iki yüzüne ayrı ayrı bak. Bir gar ya da bir kütüphane kente bir yüz, kullanıcısına başka bir yüz gösterebilir. Hangi yüzün süslendiği, o yüzyılın neye mimarlık dediğini anlatır.

Fuar binasını bir sınıflandırma olarak oku. Salonlar ürünleri, ulusları ve halkları nasıl ayırıyor? Kim sergiliyor, kim sergileniyor?

Son olarak eleştirmenlerin sıfatlarını kaydet. «Yararsız», «fabrika bacası» ya da «geriye atılmış yarım yüzyıl» gibi yargılar bir yapı kadar onu yargılayanın ölçüsünü de anlatır.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Kristal Saray bir mimarın eseridir."
Doğrusu

Paxton bir bahçıvan ve sera tasarımcısıydı. Binanın ayrıntılarını yüklenici firma ve mühendisleri birlikte çözdü, parçalar fabrikalarda üretildi. Mimarlık tarihleri onu uzun süre yalnızca bir mühendislik başarısı olarak andı.

Yaygın yanlış"Eyfel Kulesi kalıcı bir anıt olarak yapıldı ve Parisliler onu hemen benimsedi."
Doğrusu

Kule 1889 fuarı için yapıldı ve yalnız yirmi yıllık bir izin almıştı. İnşaatı başlarken önde gelen sanatçılar ona karşı bir protesto yayımladı. Yıkılmaktan kurtulmasında telsiz yayınlarına yaradığının anlaşılması rol oynadı.

Yaygın yanlış"Gökdelen New York'ta doğdu."
Doğrusu

Çelik iskeletli yüksek büro binasının ilk denemeleri 1880'lerde Chicago'da, büyük yangından sonra yeniden kurulan kentin merkezinde yapıldı. «İlk gökdelen» unvanı ise hâlâ tartışılır.

Yaygın yanlış"Beyaz Kent'in sarayları taştan yapılmıştı."
Doğrusu

Bu bembeyaz cepheler, çelik ve ahşap iskeletlerin üstüne sürülen alçı ve lif karışımı bir kaplamaydı. Binaların çoğu fuardan sonra yandı ya da yıkıldı.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Demir ve cam önce mühendislerin malzemesi oldu ve akademinin süs diline uymadığı için uzun süre mimarlık sayılmadı. Coalbrookdale'in dökme demir köprüsü öncüydü, Turner treni bir hava olayı gibi manzaraya soktu. Paxton'ın seraları 1851'de Kristal Saray'a dönüştü: fabrikada üretilip sahada birleştirilen, sökülüp taşınabilen bir cam salon. Labrouste demiri bir kütüphanenin içinde gösterdi, garlar ise mühendisin sundurmasıyla mimarın taş yüzünü aynı yapıda birleştirdi. Paris fuarları dünyayı salonlara sınıflandırdı. 1889'da Eyfel Kulesi ve Makineler Galerisi mühendisliğin ölçeğini gösterdi, kule sanatçıların protestosuyla karşılandı. Brooklyn Köprüsü bir ailenin ortak emeğiydi. Chicago'da çelik iskelet yüksek büro binasını doğurdu ve Sullivan ona bir biçim aradı. 1893'ün beyaz kenti ise bu iskeleti klasik bir kostümle giydirdi.

Sonraki derse köprü

1889 fuarında Eyfel Kulesi'nin birkaç yüz metre ötesinde bir Kahire sokağı kurulmuştu. Evlerin cephelerine Kahire'de yıkılan eski konaklardan sökülen ahşap kafesli pencereler takılmış, eşekleri ve sürücüleri Mısır'dan getirilmişti. Bir minarenin dibinde kahve satılıyor, dansçılar gösteri yapıyordu. Paris'e gelen Mısırlı bazı ziyaretçilerin, caminin yalnızca bir cepheden ibaret olduğunu ve arkasında bir kahvehane bulunduğunu yazdığı aktarılır. Aynı yıllarda Salon'un duvarları da haremleri, çarşıları, köle pazarlarını ve çöl kervanlarını gösteren büyük tuvallerle doluydu. Bu resimlerin çoğu Paris atölyelerinde, getirilmiş kostümlerle, eşyalarla ve fotoğraflarla boyanmıştı ve 1893'te Paris'te oryantalist ressamlar kendi derneklerini kurdu. Fuarın cepheden ibaret camisinden Salon'un parlak haremine uzanan bu Doğu, onu hiç görmemiş bir kalabalığın beklentisine göre kuruluyordu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-321 — Uzun 19. Yüzyıl ve Küresel Modernleşmeler →

20 bölümden 12. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga