Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: 1851 sergisinden sonra İngiltere'de makine üretimi eşyanın tasarımı eleştirildi. Pugin Gotik'i ahlaki bir ölçü yaptı, Owen Jones bezemenin ilkelerini derledi. Ruskin çirkinliği işçinin koşullarına bağladı. Morris Kırmızı Ev'den doğan firmasıyla kumaş, vitray ve kitap üretti, ama el emeği ürünlerini pahalı kıldı. Art Nouveau adını Bing'in Paris'teki dükkânından aldı. Horta demiri bitkiye dönüştürdü, Guimard metro girişlerini dökme parçalarla kurdu, Mucha afişi sokağa taşıdı. Gallé ve Lalique doğayı cama ve takıya işledi, Driscoll Tiffany'nin adı altında lambalar tasarladı. Mackintosh ve Hoffmann dik çizgiye yöneldi, Gaudí Barselona'da seramik kaplı cepheler kurdu.
Açılış: duvardan sökülen afiş
1895'in ilk günlerinde Paris sokaklarına insan boyunda, dar ve uzun bir afiş asıldı. Afişte Bizans giysileri içinde bir kadın elinde bir palmiye dalı tutuyordu. Başının arkasında mozaik gibi parlayan bir yay vardı. Kadın, Théâtre de la Renaissance'ta oynanan bir oyunun başrolündeki Sarah Bernhardt'tı.
Afişi tasarlayan, adı o güne kadar pek duyulmamış Çek bir ressamdı: Alphonse Mucha. Aktarıldığına göre koleksiyoncular afişleri gece duvarlardan kesip götürdü, bazıları afiş asan işçilere para verdi. Bernhardt ressamla uzun süreli bir sözleşme imzaladı.
Önceki derste düş, Viyana'da bir sergi salonunun duvarlarına kadar yayılmıştı. Mucha'nın afişinde aynı rüya gibi kadın, uzun saçları ve çiçekleriyle herkesin önünden geçtiği bir sokak duvarındaydı. Birkaç yıl içinde benzer kıvrımlı çizgiler bir kapı koluna, bir metro girişine, bir lambanın camına ve bir broşun altınına yayıldı.
Dersin yolu
Önce 1851'deki Londra sergisinden sonra İngiltere'de başlayan bir rahatsızlığı izleyeceğiz: makineyle üretilen eşyanın çirkin olduğu duygusu. Ruskin'in Gotik ustalarına duyduğu hayranlıktan William Morris'in evine, atölyesine ve matbaasına geçeceğiz. Sonra bir dükkânın adından doğan yeni üslubu Paris'ten Brüksel'e, Nancy'ye, New York'a, Glasgow'a, Barselona'ya ve Viyana'ya izleyeceğiz. Durakların hepsinde aynı soruyu soracağız: güzel bir eşyayı kim yapıyor, kim satın alabiliyor?
Sıfır noktası: resmin altındaki sanatlar
Akademinin sıralamasında resim, heykel ve mimarlık en üstte dururdu. Bir sandalye, bir kumaş, bir kitap sayfası ya da bir çaydanlık "süsleyici" ya da "uygulamalı" sanatlar diye aşağıda tutulurdu. Bunları yapan kişi sanatçı sayılmaz, zanaatkâr ya da işçi sayılırdı.
On dokuzuncu yüzyılın ortasında bu eşyaların çoğu artık fabrikalarda yapılıyordu. Buhar gücüyle çalışan tezgâhlar kumaş dokuyor, kalıplar dökme demirden bezemeler basıyor, makineler mobilyaya oyma süsler ekliyordu. Bir burjuva salonu, eskiden yalnız saraylarda görülen kadife perdelerle ve oymalı büfelerle dolabiliyordu.
Bu derste anlatılan hareketler bu bolluğa verilen tepkilerdir. Ortak noktaları, eşyanın tasarımını resim kadar ciddiye almalarıdır. Ayrıldıkları yer ise makineye bakışlarıdır: kimi onu reddetti, kimi onu eğitmeye çalıştı.
Mekanizma — 1851'den sonra bir dehşet odası
1851'de Londra'da açılan büyük sanayi sergisi, dünyanın dört bir yanından gelen ürünleri camdan bir salonda bir araya getirdi. Eleştirmenlerin bir bölümü orada İngiliz eşyasını aşırı süslü, karışık ve özensiz buldu. Hindistan'dan ve Orta Doğu'dan gelen kumaşların ve çinilerin düz desenleri ise onlara daha tutarlı göründü.
Bu eleştirinin öncülerinden mimar Augustus Welby Northmore Pugin sergideki Orta Çağ salonunu da düzenledi, ama düşüncesini yıllar önce bir kitapta ortaya koymuştu.
Pugin için Gotik mimari bir üslup seçimi olmanın ötesinde ahlaki bir ölçüydü. Ona göre iyi bir yapıda her süs yapının işlevinden ve malzemesinden doğmalıydı. Katolik inancına bağlı bu mimar, Orta Çağ'ı dindar ve uyumlu bir toplum olarak idealize etti.
Serginin ardından devlet de harekete geçti. Sergiyi düzenleyenlerden Henry Cole, Londra'da Marlborough House'ta bir uygulamalı sanatlar müzesi kurdu. Müzenin bir odasında, kötü tasarım sayılan örnekler sergilendi. Halk bu odaya kısa sürede "dehşet odası" adını taktı. Duvar kâğıdına basılmış kabartma görünümlü çiçekler burada yanlışın örneğiydi. Bu müzenin koleksiyonu, Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'nin çekirdeği oldu.
Cole'un çevresindeki mimar Owen Jones 1856'da Bezeme Grameri adlı büyük bir kitap yayımladı. Kitap Mısır'dan Çin'e, İslam dünyasından Orta Çağ Avrupa'sına bezeme örneklerini renkli levhalarda topladı ve başına düz yüzeyde düz desen gibi genel ilkeler koydu.
Mekanizma — Ruskin ve Gotik'in doğası
Eleştirmen John Ruskin sorunu bir adım daha geriye taşıdı. Ruskin'e göre çirkinlik, eşyanın biçiminden önce onu yapan insanın çalışma koşullarından doğuyordu.
Ruskin bu bölümde Orta Çağ taş ustasının kusurlu, düzensiz ve kendine özgü süslerini övdü. Fabrika işçisi ise aynı parçayı binlerce kez yapan bir makine dişlisine dönüştürülmüştü. Ruskin'e göre kusursuz biçimde tekrarlanan bir süs, bu köleleştirmenin işaretiydi. İş bölümü böylece bir estetik sorun olarak da tartışılmaya başladı.
Mekanizma — Kırmızı Ev ve bir firma
William Morris, Oxford'da öğrenciyken Ruskin'i okudu ve arkadaşı Edward Burne-Jones'la birlikte Orta Çağ'a tutkuyla bağlandı. Varlıklı bir aileden gelen Morris, evlendikten sonra kendisine bir ev yaptırmaya karar verdi.
Philip Webb evi içerideki odaların düzeninden başlayarak tasarladı. Bu yüzden pencereler simetrik bir cephe kurmaz, arkalarındaki odanın ihtiyacına göre yerleşir. Evi döşeyecek eşyayı piyasada beğenmeyen Morris ve dostları mobilyaları, duvar resimlerini ve işlemeleri kendileri yaptı.
Bu deneyim 1861'de bir firmaya dönüştü: Morris, Marshall, Faulkner and Company. Ortaklar arasında Burne-Jones, Webb, Dante Gabriel Rossetti ve Ford Madox Brown da vardı. Firma vitray, mobilya, duvar kâğıdı, işleme ve maden işi üretiyordu. İlk siparişlerinin çoğu kilise vitraylarıydı.
Bu oda, müzenin kendi ziyaretçileri için yaptırdığı bir yemek salonuydu. Cole'un dehşet odasını kuran kurum, birkaç yıl sonra genç bir firmanın üslubunu kendi duvarlarına davet etti.
Mekanizma — çilek hırsızı ve indigo kazanı
Morris firmasını 1875'te tek başına üstlendi ve adı Morris and Company oldu. Kimyasal boyaların sert ve çabuk solan renklerinden hoşlanmıyordu. Bitkisel ve hayvansal boyaların eski yöntemlerini öğrenmek için bir boyacının yanında çalıştı.
Morris desenin konusunu kendi kır evinin bahçesinden aldı: kuşlar çilekleri yiyordu. Kumaş, Londra'nın güneybatısındaki Merton Abbey atölyelerinde basıldı. Önce bütün kumaş indigo kazanında maviye boyanıyor, sonra ağartıcı bir maddeyle gereken yerlerden alınıyor, ardından kırmızı ve sarı ayrı kalıplarla basılıyordu. Yöntem yavaştı, kumaş da çok pahalıydı. Desende derinlik ya da gölge yoktur: Owen Jones'un ilkesindeki gibi düz yüzey düz bir desen taşır.
Mekanizma — Kelmscott ve el emeğinin fiyatı
Morris 1880'lerde açıkça sosyalist oldu. Sosyalist örgütlere katıldı ve sokak toplantılarında konuştu. 1890'da yayımladığı Hiçbir Yerden Haberler adlı ütopik romanında, paranın ve fabrikanın ortadan kalktığı, insanların işlerini zevkle yaptığı bir gelecek İngiltere'si anlattı.
Morris 1891'de Kelmscott Press adlı bir matbaa kurdu, yazı karakterlerini kendisi tasarladı, el yapımı kâğıt kullandı, mürekkebi özel olarak sipariş etti.
Kitap, İngiliz edebiyatının Orta Çağ şairi Geoffrey Chaucer'ın eserlerini bir araya getirdi. Yalnız birkaç yüz nüsha basıldı ve kitap çıktıktan birkaç ay sonra Morris öldü.
Burada Morris'in reformunun en keskin çelişkisi görünür. Morris sanatın herkes için olmasını istiyordu. Oysa el emeğiyle, doğal boyayla ve özenle yapılan bir kumaş ya da kitap ancak zenginlerin alabileceği kadar pahalıydı. Çevresinin anlatılarına göre Morris, işinin zenginlerin lüksüne hizmet etmesinden rahatsızdı.
Mekanizma — loncalar ve bir sergi derneği
Morris'in çevresinden gelen genç mimarlar ve zanaatkârlar kendilerine Orta Çağ'ın meslek birliklerini örnek aldı. 1887'de bir grup sanatçı bir sergi derneği kurdu ve adını, ciltçi Thomas Cobden-Sanderson'ın önerdiği sözle koydu: Arts and Crafts, yani "sanatlar ve zanaatlar". Derneğin ilk sergisi 1888'de Londra'da açıldı. Sergide her eşyanın yanında, onu tasarlayanın ve yapanın adı yazılıydı.
Mimar Charles Robert Ashbee 1888'de Londra'nın yoksul doğu mahallelerinde bir zanaat loncası kurdu. 1902'de Ashbee loncanın üyelerini aileleriyle birlikte Cotswolds'daki küçük bir kasabaya, Chipping Campden'a taşıdı. Birkaç yıl içinde lonca dağıldı, çünkü ucuz taklitler aynı görünüşte eşyayı daha düşük fiyata satıyordu.
Aynı yıllarda kıta Avrupası'nda, Orta Çağ'a bakmayan ve makineden korkmayan bir üslup doğuyordu.
Mekanizma — bir dükkânın adı
Hamburg doğumlu Siegfried Bing, Paris'te uzun yıllar Japon ve Çin sanatı satan bir tüccardı. Avrupalı ressamları etkileyen Japon baskıları, büyük ölçüde onun gibi tüccarların elinden geçiyordu.
Dükkânın adı "Yeni Sanat Evi" demekti. Bing burada resmi, mobilyayı, camı ve takıyı aynı çatı altında, aynı ciddiyetle satmak istedi. Açılışta ressamların tasarladığı vitrayları New York'ta Louis Comfort Tiffany'nin atölyesine yaptırıp sergiledi. Dükkânın adı kısa sürede bütün bir üslubun adı oldu: Art Nouveau.
Üslup her ülkede başka bir adla anıldı. Almanca konuşulan ülkelerde Münih'te çıkan Jugend, yani "gençlik" dergisinden adını alan Jugendstil adı yerleşti. İtalya'da Londra'daki bir dükkânın adından gelen Liberty üslubu, Katalonya'da modernismo, Viyana'da Secession adları kullanıldı. İstanbul'da da Raimondo D'Aronco gibi mimarlar Pera'nın caddelerine bu üslupta cepheler kazandırdı.
Mekanizma — Brüksel'de demirin kıvrımı
Art Nouveau'nun ilk tam yapısı, Bing'in dükkânından iki yıl önce Brüksel'de yükseldi. Mimar Victor Horta, bir üniversite profesörü için bir konut tasarladı.
Horta demiri saklamadı. O yıllarda demir, köprülerde ve garlarda kullanılan, konut salonlarında ise sıvayla ya da ahşapla örtülen bir malzemeydi. Tassel Evi'nde demir sütun, bir bitki sapına dönüşerek salonun ortasına geçti.
Merdiven holündeki çizgiye sonradan bir ad verildi: kırbaç çizgisi. Ad, Münihli bir sanatçının o yıllarda tasarladığı bir işlemenin, havada şaklayan bir kırbaca benzetilmesinden gelir.
Horta'nın en büyük işi bir zenginin evi olmadı. Belçika İşçi Partisi kendi merkezini ona yaptırdı.
Alt katlarında kooperatif dükkânları ve bir kafe bulunan binada Art Nouveau, bir sosyalist hareketin kendini kamusal olarak gösterme biçimi oldu. Bina 1965'te uluslararası protestolara rağmen yıkıldı ve bugün yalnız fotoğraflarından ve sökülen parçalarından biliniyor.
Mekanizma — yeraltına inen kapılar
Paris'in ilk metro hattı, 1900 dünya sergisi sırasında açıldı. Metro şirketi istasyon girişleri için genç mimar Hector Guimard'ı seçti.
Guimard girişleri fabrikada dökülen parçalardan tasarladı. Aynı parçalar farklı biçimlerde birleştirilerek kentin dört bir yanındaki girişlere uyarlanabiliyordu. Yeni üslup, Morris'in yolundan ayrılarak seri üretimle de var olabiliyordu.
Girişler her kesimi memnun etmedi. Bazı Parisliler onları fazla süslü ve yabancı buldu. Opera'nın önüne yapılacak bir giriş tartışmaya dönüşünce oraya daha sade bir tasarım konuldu. Girişlerin bir bölümü sonradan söküldü ve Porte Dauphine'deki saçaklı giriş, özgün yerinde kalan az sayıdaki örnekten biridir.
Mekanizma — duvardaki aktris
Açılıştaki afişi Mucha, Noel tatilinde bir baskı atölyesinde hızla tasarladı.
Afişin dar ve uzun biçimi, kadına neredeyse bir kilise ikonasının dikliğini verir. Soluk altın, pembe ve yeşil renkler afişi sokağın öteki afişlerinden ayırıyordu.
Bu afişlerdeki kadınlar Sembolist resimdeki gizemli kadın imgesine benzer. Ama burada imge bir ürünü satıyordu. Mucha sigara kâğıdından bisiklete pek çok ürünün reklamını, takvimler ve süs levhaları da tasarladı ve taş baskıyla çoğalan bu kâğıtlar orta sınıf evlerine girdi. Art Nouveau'nun en geniş kitleye ulaşan yüzü, kâğıda basılı bu kadınlar oldu.
Mekanizma — Nancy'de cam ve ağaç
Doğu Fransa'daki Nancy kenti, Almanya'nın 1871'de ilhak ettiği Alsace ve Lorraine'den göç eden zanaatkârlarla büyüdü. Kentin en tanınmış ustası Émile Gallé, babasından devraldığı cam ve seramik işini büyük bir atölyeye dönüştürdü.
Gallé bir botanikçiydi. Camlarında Lorraine'in çiçeklerini, böceklerini ve sularını işledi, bazı vazolarına şairlerden dizeler kazıdı. 1901'de Nancy'nin sanatçılarını ve üreticilerini bir birlikte topladı ve bu topluluk Nancy okulu diye anıldı.
Yatak, Gallé'nin son işlerinden biriydi ve ölümünden kısa süre önce tamamlandı. Başucundaki koyu kelebek geceyi ve uykuyu, ayakucundaki açık kelebek uyanışı anlatır. Gallé'nin işliğini ayakta tutan ise usta imzalı bu parçalardan çok, daha sade ve seri üretilen camlardı.
Kuyumcu René Lalique ise takıda elmasın ve yakutun değeri yerine malzemenin rengine ve tasarıma güvendi.
Bu takı, 1900 dünya sergisinde Lalique'in vitrininde gösterildi. Kadın ile böceğin birleşimi, Sembolist resimdeki melez yaratıkların bir kadının göğsüne takılan bir nesneye dönüşmüş biçimiydi. Takı sonradan Ermeni asıllı petrol tüccarı Calouste Gulbenkian'ın koleksiyonuna girdi.
Mekanizma — New York'ta görünmeyen el
Okyanusun öbür yanında Louis Comfort Tiffany, renkli camı kendi formülleriyle üreten bir atölye kurmuştu.
Bu lambalar uzun süre Tiffany'nin kendi tasarımları sayıldı. 2007'de New York'ta açılan bir sergi, araştırmacıların bulduğu mektuplara dayanarak başka bir tablo çizdi. Atölyenin kadın cam kesme bölümünü yöneten Clara Driscoll, en tanınmış lambaların birçoğunun tasarımcısıydı. Bölümdeki kadınlar camı seçiyor, kesiyor ve birleştiriyordu.
Arts and Crafts sergileri yapanın adını yazmayı ilke edinmişti. Tiffany'nin ticari atölyesi ise bir marka adının altında onlarca kadının emeğini topladı.
Mekanizma — Glasgow'un dik çizgileri
İskoçya'nın sanayi kenti Glasgow'da genç bir mimar, kıta Avrupası'nın kıvrımlarından ayrılan bir yol açtı. Charles Rennie Mackintosh, sanat okulunda Margaret ve Frances Macdonald kardeşlerle ve Herbert MacNair'le tanıştı. Birlikte afiş, metal işi ve iç mekân tasarlayan bu gruba "Dörtler" dendi.
Mackintosh binanın her ayrıntısını, kapı kollarından kütüphanenin lambalarına kadar kendisi çizdi. Eğri yerine dik çizgiyi, bitki sapının kıvrımı yerine onun uzun ve gergin duruşunu seçti. Bina 2014'te ve 2018'de büyük yangınlar geçirdi.
Mackintosh 1900'de Margaret Macdonald'la evlendi. İkisi Glasgow'da Kate Cranston adlı bir kadının çay salonlarını birlikte döşedi. Bu salonlar, kadınların içki içilen mekânlara gitmeden kentte buluşabildiği yerlerdi.
Pano, Cranston'ın çay salonlarından birinin duvarı için yapıldı. Karşı duvara Mackintosh kendi panosunu koydu. Margaret'in ortak işlerdeki payı uzun süre kocasının gölgesinde kaldı ve son yıllarda yeniden değerlendiriliyor. Dörtlerin işleri 1900'de Viyana'da sergilendi ve orada büyük ilgi gördü.
Mekanizma — Barselona'da taş ve seramik
Barselona'da yeni üslup, Katalan dilini ve tarihini öne çıkaran bir kültürel canlanmayla birleşti ve en tanınmış mimarını Antoni Gaudí'de buldu.
Gaudí kırık seramik parçalarını harca gömerek yüzeyi kaplayan bir yöntem kullandı. Katalancada bu yönteme trencadís denir. Çatının sırtı, Katalonya'nın koruyucu azizi Aziz George'un öldürdüğü ejderhaya benzetilir. Gaudí 1883'ten ölümüne kadar Barselona'da Sagrada Família kilisesi üzerinde çalıştı ve kilise bugün de tamamlanmadı.
Mekanizma — Viyana'da bir atölye
Viyana'da 1897'de bir grup sanatçı resmî sanatçılar birliğinden ayrılıp kendi sergi birliklerini kurdu. Bu ayrılışa Secession dendi. 1903'te mimar Josef Hoffmann ve ressam Koloman Moser, bir sanayicinin parasıyla Viyana Atölyeleri'ni, yani Wiener Werkstätte'yi kurdu. Ashbee'nin loncasını ve Mackintosh'u örnek alıyorlardı.
Hoffmann'ın sarayı, Horta'nın kıvrımlarından ve Gallé'nin bitkilerinden uzaklaşan bir yönü gösterir. Kare ve dik çizgi öne çıkar. Atölye kumaştan çatal bıçağa kadar her şeyi aynı ev için tasarladı ve bu toplam yapıt düşüncesi bir zenginin bütçesine dayanıyordu.
Viyanalı mimar Adolf Loos birkaç yıl sonra verdiği "Süsleme ve Suç" başlıklı konuşmada süsün kendisini çağdışı ve emek israfı ilan etti.
Kalıcı araçlar
Bir tasarım nesnesinin önünde önce malzemeyi ve yapım yöntemini bul: elle mi yapılmış, kalıpla mı dökülmüş, baskıyla mı çoğaltılmış?
Etikette tek bir ad varsa, atölyede camı kimin kestiğini araştır.
Fiyatı ve alıcıyı sor. Bir kumaşın ya da kitabın kim için üretildiği, onu savunan düşünceyle çelişebilir.
Süsün kaynağını adlandır. Orta Çağ'dan mı, bitkiden mi, Japon baskısından mı geliyor, yoksa geometriden mi?
Nesneyi bulunduğu mekâna geri koy. Bir yemek salonu, bir metro girişi ya da bir işçi kulübü, aynı çizgiye farklı bir kamusal anlam verir.
Son olarak yapının demirini ara: saklanmış mı, süse mi dönüşmüş?
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Arts and Crafts ve Art Nouveau aynı akımın iki adıdır."
İki hareket aynı yıllarda yaşadı ve birbirini besledi. İngiliz hareketi Orta Çağ zanaatına ve el emeğine bağlıydı. Art Nouveau ise çoğu zaman demiri, dökme parçayı ve taş baskıyı benimsedi, geçmişin üsluplarını taklit etmeyen yeni bir dil aradı.
Yaygın yanlış"Morris'in eşyaları sıradan halk için yapıldı."
Morris sanatın herkese ait olmasını istedi, ama el emeğiyle ve doğal boyayla yapılan ürünleri yüksek fiyatlıydı. Alıcıları büyük ölçüde varlıklı burjuvalardı ve Morris bu çelişkinin farkındaydı.
Yaygın yanlış"Tiffany lambalarını Louis Comfort Tiffany kendisi tasarladı."
Tiffany atölyenin sahibi ve sanat yönetmeniydi. 2007'de yayımlanan mektuplar, en tanınmış lambaların birçoğunu Clara Driscoll'un tasarladığını ve kadın çalışanların yaptığını gösterdi.
Yaygın yanlış"Art Nouveau yalnız kıvrımlı çizgiden ibarettir."
Glasgow'da Mackintosh, Viyana'da Hoffmann dik çizgiyi ve kareyi öne çıkardı. Yeni sanat, ülkeden ülkeye farklı biçimler aldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: 1851 sergisinden sonra İngiltere'de makine üretimi eşyanın tasarımı eleştirildi. Pugin Gotik'i ahlaki bir ölçü yaptı, Owen Jones bezemenin ilkelerini derledi. Ruskin çirkinliği işçinin koşullarına bağladı. Morris Kırmızı Ev'den doğan firmasıyla kumaş, vitray ve kitap üretti, ama el emeği ürünlerini pahalı kıldı. Art Nouveau adını Bing'in Paris'teki dükkânından aldı. Horta demiri bitkiye dönüştürdü, Guimard metro girişlerini dökme parçalarla kurdu, Mucha afişi sokağa taşıdı. Gallé ve Lalique doğayı cama ve takıya işledi, Driscoll Tiffany'nin adı altında lambalar tasarladı. Mackintosh ve Hoffmann dik çizgiye yöneldi, Gaudí Barselona'da seramik kaplı cepheler kurdu.
Sonraki derse köprü
Morris ve Ruskin fabrikaya karşı el emeğini savunurken, aynı yüzyıl makinenin kendi anıtlarını da dikiyordu. Dökme demir sütunlar ve fabrikada kesilmiş cam levhalar, birkaç ay içinde kurulup sökülebilen dev sergi salonları taşıyordu. Kentlerin merkezinde demir kemerli gar salonları yükseldi, nehirlerin üstüne perçinli köprüler atıldı. Mühendisler, taş ustasının yüzyıllarda vardığı yüksekliği birkaç yılda aşan demir kuleler hesapladı. Camdan ve demirden bu yapılar, ilk yıllarında pek çok eleştirmenin gözünde mimarlık bile sayılmadı.