Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Herculaneum'da 1738'de, Pompeii'de 1748'de Napoli Bourbonlarının denetiminde kazılar başladı. Tünel kazısında bağlam büyük ölçüde kayboldu. Portici'deki müzede çizim yasaktı ve resmî yayın 1757'den itibaren sarayın elindeydi. Winckelmann 1755'te Yunan sanatını «soylu yalınlık ve sessiz büyüklük» formülüyle tanımladı ve 1764'te dönemlere ayrılmış bir sanat tarihi yazdı. Mengs Villa Albani'nin tavanında bu idealin resmini yaptı. Grand Tour gezginleri Batoni'ye portre ısmarladı, Zoffany onların bakışını resmetti. Hamilton'ın vazoları d'Hancarville'in ciltleriyle yayıldı, Wedgwood onları Etruria fabrikasında kopyaladı. Paestum, Palmira ve Atina'nın çizimleri Roma'nın ötesini görünür kıldı. Adam, Soufflot ve Canova bu bilgiyi iç mekâna, kiliseye ve mermere çevirdi. Elgin'in Partenon'dan söktürdüğü parçalar hayranlığın bir mülkiyet iddiasına dönüşebildiğini gösterdi.
Açılış: meşale ışığında bir tiyatro
Önceki dersin levhalarında bir iğnecinin aletleri bile tek tek numaralanıp adlandırılmıştı. Napoli körfezinde ise yerden çıkan nesnelerin adı ve görüntüsü bir sarayın elindeydi.
On sekizinci yüzyılın ortasında Napoli'ye gelen bir gezgin, Vezüv'ün eteğindeki Resina köyünde bir kuyunun ağzına götürülürdü. Elinde bir meşaleyle merdivenlerden ve dar tünellerden aşağı inerdi. Yerin onlarca metre altında, sertleşmiş volkanik çamurun içinde bir tiyatronun basamakları belirirdi. Meşalenin ışığı bir sütun başlığına, bir mermer kaplamanın kenarına düşer, sonra yeniden karanlık gelirdi.
Burası Herculaneum'du. Kent, 79 yılında Vezüv'ün püskürmesiyle gömülmüştü. Tiyatro yüzyılın başında bir kuyu kazılırken rastlantıyla bulunmuştu. Gezgin yukarı çıktığında gördüklerini ancak belleğinde taşıyabilirdi.
Bu ders, gömülü kentlerin açılmasıyla Avrupa'nın Antikçağ'a bakışının nasıl değiştiğini izliyor. Bir yandan da o bakışı kimin denetlediğini, çoğalttığını ve sattığını soruyor.
Dersin yolu
Önce Napoli'deki Bourbon kazılarına ve sarayın yayın tekeline bakacağız. Sonra Dresden'de yazılmış küçük bir kitabın Antikçağ'ı nasıl bir ahlak ölçüsüne çevirdiğini göreceğiz. Ardından Roma'ya gelen İngiliz gezginlere, Napoli'deki bir elçinin vazolarına ve o vazoları kopyalayan bir çömlekçiye uzanacağız. Son bölümler Yunan topraklarına ve Suriye çölüne açılan gezginlere, sonra binalara ve heykellere ayrıldı.
Sıfır noktası: yerin altındaki kentler
Rönesans'tan beri Roma'da bulunan antik heykeller çoğu zaman bağlamından kopuk parçalardı. Barok kursunda gördüğümüz koleksiyonlarda Antikçağ, kopyası çıkarılan ve tamamlanan seçkin heykellerden oluşuyordu.
Vezüv'ün gömdüğü kentler başka bir şey vaat ediyordu. Kül ve çamur evleri, duvarları, sofraları ve aletleri olduğu yerde dondurmuştu. Burada bir Roma evinin içi, odası odasına, ilk kez görülebilirdi.
Herculaneum'u ilk kazdıran, Avusturya hizmetindeki bir Fransız soylusuydu. Elbeuf prensi yüzyılın başında köylülerin kuyusundan yola çıkarak tiyatroyu kazdırdı ve oradan heykeller çıkardı. Bu heykellerden üçü uzun bir yolculuğa çıktı.
Heykel önce Viyana'da Savoie prensi Eugène'in koleksiyonuna girdi. Prensin ölümünden sonra iki küçük eşiyle birlikte Saksonya sarayı tarafından satın alındı ve Dresden'e götürüldü. Dresden'de onları gören genç bir kütüphaneci, birazdan göreceğimiz kitabını bu heykellerin yanında düşünecekti.
Mekanizma — kralın kazısı ve kralın kitabı
1734'te Napoli tahtına İspanyol Bourbon hanedanından genç Carlos geçti. Yeni kral Vezüv'ün yamacındaki Portici'de bir yazlık saray yaptırdı. 1738'de sarayın yakınındaki Resina'da kraliyet kazısı başladı ve yönetimini İspanyol askerî mühendis Roque Joaquín de Alcubierre üstlendi.
Kazı bir maden gibi yürütüldü. İşçiler kuyulardan aşağı iniyor, sertleşmiş çamurun içinde tüneller açıyor, değerli görünen her şeyi yukarı taşıyordu. Duvar resimlerinin en güzel bulunan parçaları kesilip çerçeveye konuyor, geri kalanı çoğu zaman yerinde bırakılıyordu. Tünel bir evin planını göstermezdi. Nesnelerin hangi odadan çıktığı da çoğu zaman kayda geçmiyordu.
1748'de birkaç kilometre güneyde, açık arazide bir başka kazı başladı. Burası daha yüzeye yakındı ve gökyüzüne açık kazılabiliyordu. Bulunan kentin Pompeii olduğu ise 1763'te kentin adını taşıyan bir yazıtın bulunmasıyla kesinleşti. Herculaneum'un altındaki bir villa ise bu yıllarda başka türden bir hazine verdi.
Bu figürlerin koşucu mu güreşçi mi olduğu hâlâ tartışılır. Villa, kütüphanesinde bulunan kömürleşmiş papirüs rulolarından dolayı bu adla anılır. Rulolar ilk açılma denemelerinde parçalandı, ardından bir rahip onları ağır ağır açan bir düzenek kurdu. Bu villanın planı, yirminci yüzyılda Kaliforniya'da kurulan Getty Villası'na örnek olacaktı.
Buluntular Portici sarayındaki kraliyet müzesine taşındı. Müzenin kapısı seçkin konuklara, kralın izniyle açılıyordu. Konuklar not almaktan bile alıkonuluyordu. Yasağın amacı açıktı: buluntuların ilk ve resmî yayını kralın olacaktı.
1755'te kral, buluntuları incelemek için bir akademi kurdu. Akademinin ürünü pahalı, büyük boyutlu bir kitap dizisiydi.
İlk ciltler satılmadı. Kral onları Avrupa'nın saraylarına ve seçkin kişilerine armağan olarak gönderdi. Kitap bir diplomasi aracıydı. Napoli'nin yeni hanedanı kendini Antikçağ'ın mirasçısı olarak tanıtıyordu. Yine de levhalar kopyalandı ve motifler kısa sürede Avrupa'nın atölyelerine yayıldı.
Pompeii'de 1764'te açılan bir yapı, kazının en çok konuşulan buluntularından biri oldu.
Mısır kökenli bir tanrıçanın tapınağı, Antikçağ'ın beklenmedik bir yüzünü gösterdi. Roma dininin içinde gizemli ayinler, rahipler ve Nil'den gelen simgeler vardı. Tapınağın on sekizinci yüzyılın sonunda Mısır'a ve gizem tarikatlarına duyulan merakı beslediği sık anılır.
Kitabın levhaları ressamlara hazır bir konu dağarcığı da verdi. Stabiae'de bulunan bir duvar resmi, kafesteki küçük aşk tanrılarını bir alıcıya satan bir kadını gösteriyordu. Levha kitabın üçüncü cildinde yayımlandı.
Vien kompozisyonu levhadan aldı, ama dekoru zarif bir Paris salonuna yaklaştırdı. Birkaç ders önce izlediğimiz Salon kalabalığı bu resimde «Yunan usulü» denen yeni bir beğeninin habercisini gördü. Konu hâlâ bir aşk oyunuydu. Değişen, giysinin, mobilyanın ve renklerin Antikçağ'dan alınmış sadeliğiydi.
Mekanizma — Dresden'den Roma'ya bir formül
Dresden'deki heykellerin yanında düşünen kütüphaneci Johann Joachim Winckelmann'dı. Prusya'da yoksul bir ayakkabıcının oğlu olarak doğmuş, Yunancayı kendi kendine derinleştirmişti. 1755'te, Roma'ya gitmeden hemen önce, ince bir kitapçık yayımladı.
Kitapçığın en çok aktarılan cümlesi Yunan başyapıtlarının genel niteliğini tanımlar. Türkçede çoğu zaman «soylu yalınlık ve sessiz büyüklük» diye çevrilir. Winckelmann formülü Laokoon grubu üzerinden açıklar. Ona göre yılanlarla boğuşan rahibin yüzünde büyük bir acı vardı, ama bu acı bir çığlığa dönüşmüyordu. Fırtınada denizin yüzeyi dalgalansa da derinliği sakin kalırdı. Yunan figürlerinin ruhu da öyleydi.
Formül bir beğeni yargısıydı, ama bir ahlak öğüdü gibi de okunuyordu. Rokoko'nun kıvrımlı süslerine ve Boucher'nin pembe tenli tanrıçalarına karşı Antikçağ bir ölçülülük modeli olarak sunuluyordu. Winckelmann'ın Yunan heykelini çoğu zaman Roma kopyaları üzerinden tanıdığını da unutmamak gerekir.
Roma'da Winckelmann Kardinal Alessandro Albani'nin kütüphanecisi ve antika danışmanı oldu. Kardinalin kent dışındaki villası antik heykellerle dolu bir müze gibiydi. Villanın büyük salonunun tavanını bir dost ressam boyadı.
Mengs bu tavanda Barok kursunda gördüğümüz yanılsamalı tavan geleneğinden bilerek uzaklaştı. Figürler tavanın düzlemine yapışıktır, gökyüzüne doğru uçmazlar. Apollon'un duruşu Vatikan'daki ünlü Apollon heykelinden alınmıştı. Çağdaşlar resmi Antikçağ'ın yeniden doğuşu olarak karşıladı, sonraki kuşaklar ise onu soğuk buldu.
1762'de Winckelmann Herculaneum buluntuları üzerine bir açık mektup yayımladı ve kazının yöntemsizliğini sert bir dille eleştirdi. Napoli sarayı bu mektuptan hiç hoşlanmadı. İki yıl sonra asıl yapıtı çıktı.
Kitap sanatçı yaşam öykülerinin yerine üslupların ve dönemlerin bir sırasını kurduğu için sanat tarihinin kurucu metinlerinden biri sayılır. Winckelmann, Yunan sanatının parlaklığını Atina'nın siyasal özgürlüğüne bağladı. Böylece Antikçağ'a duyulan hayranlık bir siyasi erdem fikriyle de birleşti. 1768'de Trieste'de bir handa, kısa süre önce tanıştığı bir adam tarafından öldürüldü.
Mekanizma — Grand Tour: portre, salon ve hatıra
Winckelmann'ın Roma'sı aynı zamanda yabancı gezginlerin kentiydi. İngiliz soylu ailelerinin genç oğulları eğitimlerini tamamlamak için bir ya da iki yıl süren bir Avrupa yolculuğuna çıkardı. Bu yolculuğa Grand Tour, yani «Büyük Tur» deniyordu.
Roma'da İskoç ve İngiliz satıcılar onlara yeni tamamlanmış heykeller, gravürler ve kopyalar satardı. Bir gezginin eve götürdüğü en kişisel hatıra ise kendi portresiydi.
Pompeo Batoni Roma'nın en çok aranan portre ressamıydı ve çok sayıda gezgini resmetti. Formülü basitti: genç İngiliz bir antik heykelin, bir harabenin ya da bir vazonun yanında, rahat bir duruşla poz verirdi. Portre, sahibinin Antikçağ'la tanıştığını ve beğenisini Roma'da eğittiğini İngiltere'deki konuklarına gösterirdi. Antik nesne burada bir sınıf işaretine dönüşüyordu.
Floransa'da gezginlerin en çok uğradığı yer, Medici koleksiyonunun en seçkin eserlerinin toplandığı sekizgen bir odaydı.
Zoffany odayı olduğu gibi kopyalamadı. Duvarlara Uffizi'nin başka odalarından getirilmiş tabloları da yerleştirdi. Resmin asıl konusu ise eserlere bakan erkeklerdir: Medici Venüsü'nün kalçasını inceleyen bir grup, bir Tiziano tablosunu elden ele tutan başkaları. Grand Tour bir eğitimdi, ama aynı zamanda erkekler arasında paylaşılan bir zevk kulübüydü.
Mekanizma — Napoli'de bir elçinin vazoları
Gezginlerin Napoli'deki en ünlü ev sahibi İngiltere'nin elçisi Sir William Hamilton'dı. Hamilton 1764'te Napoli'ye geldi ve yüzyılın sonuna kadar orada kaldı. Vezüv'e defalarca tırmandı ve yanardağın püskürmelerini renkli levhalı bir kitapta yayımladı. Hamilton'ın asıl tutkusu ise antik vazolardı. Napoli çevresindeki mezarlardan çıkan boyalı kapları satın alıyordu. Bu kapların çoğu bugün Yunan ya da güney İtalya'daki Yunan kolonilerinin atölyelerine verilir. On sekizinci yüzyılda ise genellikle «Etrüsk» diye anılıyordu. Yanlış ad birazdan bir markaya dönüşecekti.
Hamilton koleksiyonunu bir yayınla tanıtmak istedi. İşi kendine baron unvanı veren maceracı bir bilgin, d'Hancarville üstlendi.
D'Hancarville levhaların sanatçılara ve zanaatkârlara örnek olmasını istiyordu. Kitap aynı zamanda koleksiyonun değerini artırdı. 1772'de İngiliz parlamentosu Hamilton'ın ilk koleksiyonunu British Museum için satın aldı.
Bu kap Hamilton koleksiyonunun yıldızlarından biriydi ve d'Hancarville'in ciltlerinde de yer aldı. Kırmızı figürlü ince çizgiler, Winckelmann'ın ve ressamların aradığı sade çizginin örneği sayıldı. Hamilton ikinci bir koleksiyon topladı. Bu koleksiyonun bir bölümü 1798'de İngiltere'ye taşınırken, onu taşıyan savaş gemisi Scilly adaları açığında batınca denize gömüldü.
Mekanizma — Etrurya adlı bir fabrika
D'Hancarville'in ciltleri İngiltere'de bir çömlekçinin eline geçti. Josiah Wedgwood, Staffordshire'da küçük bir atölyeden büyük bir seramik işletmesi kurmuştu. 1769'da açtığı yeni fabrikaya ve çevresindeki işçi köyüne «Etruria» adını verdi.
Vazolar yeni fabrikanın açılış günü çarkta biçimlendirildi. Anlatıya göre Wedgwood çarkın başına oturdu, Bentley de çarkı çevirdi. Yazıt bir reklam cümlesi kadar açıktı: Antikçağ yeniden doğuyordu ve bu doğum Staffordshire'da, makine düzeninde bir fabrikada gerçekleşiyordu.
Wedgwood'un başarısı Antik biçimleri çok sayıda kopyalayabilmesindeydi. Kalıplar, standart ölçüler ve iş bölümü sayesinde aynı vazo yüzlerce kez üretilebiliyordu. Londra'daki gösteri salonunda Hamilton'ın ve öbür koleksiyoncuların adı satışa yardım ediyordu.
1780'lerin sonunda Wedgwood en zor işe girişti. Barberini ailesinin elinden çıkıp Hamilton aracılığıyla İngiltere'ye gelen ve Portland düşesinin koleksiyonuna giren Roma kameo camı vazoyu kendi malzemesiyle kopyalamak istedi.
Asıl vazo iki katlı camdan oyulmuştu: koyu bir zemin ve onun üstünde ince ince kazınmış beyaz bir katman. Wedgwood bu etkiyi yıllarca süren denemelerle, kendi geliştirdiği yasper hamuruyla yakalamaya çalıştı. İlk başarılı kopyaların sayısı sınırlı kaldı ve önceden kayıt yaptıran alıcılara satıldı. Lüks bir Roma nesnesi, bir sanayicinin elinde tekrarlanabilir bir ürüne dönüşüyordu.
Mekanizma — Roma'nın ötesi: Paestum, Palmira, Atina
Yüzyılın ortasına kadar gezginlerin çoğu Napoli'nin güneyine geçmezdi. Salerno körfezinin bataklık kıyısında ise Antikçağ'ın çok daha eski bir katmanı duruyordu.
Tapınak o yıllarda Neptün'e adanmış sanılıyordu, bugün çoğu araştırmacı onu Hera'ya bağlar. 1750'lerden itibaren mimarlar Paestum'a gitmeye başladı ve Fransız mimar Soufflot tapınakları ölçtü. Piranesi hayatının son yıllarında Paestum'u çizen bir dizi gravür hazırladı.
Gezginlerin ilk tepkisi çoğu zaman şaşkınlıktı. Roma'nın ince Korint sütunlarına alışmış gözlere bu kalın, ağır Dor sütunları kaba ve hatta korkutucu göründü. Goethe 1787'deki İtalya yolculuğunda bu yadırgamayı kaydeder, sonra tapınakların yüceliğini kabul eder.
Bazı gezginler daha da uzağa, Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarına gitti. Robert Wood ve James Dawkins 1750'de Doğu Akdeniz'e ve Suriye çölüne bir yolculuğa çıktılar ve yanlarına İtalyan bir ressam aldılar.
Kitap Palmira'nın tavan kasetlerini ve tapınak bezemelerini İngiliz mimarların eline verdi. Panoramalar ise harabeyi boş bir çöl manzarası gibi gösterir. Orada yaşayan köylüler ve yolculuğu mümkün kılan Osmanlı izinleri levhalarda kenarda kalır.
Atina hâlâ az bilinen bir Osmanlı kentiydi. İki İngiliz ressam ve mimar, James Stuart ile Nicholas Revett, kentin anıtlarını ölçmek için yıllarca orada çalıştı. Londra'daki antika meraklılarının derneği, Dilettanti, işi destekledi.
Kitap Yunan ayrıntısını mimarlara doğru ölçüleriyle sundu ve İngiltere'deki «Yunan canlanması»nın kaynaklarından biri oldu. Stuart'a «Atinalı» lakabı takıldı. Bu arada Yunan ile Roma arasında bir tartışma da büyüdü. Piranesi Roma mimarisinin özgünlüğünü savundu, Yunan yanlıları ise kaynağın Atina olduğunu ileri sürdü.
Mekanizma — taşa ve alçıya dönüşen Antikçağ
Kitaplardaki levhalar kısa sürede binalara dönüştü. İskoç mimar Robert Adam 1750'lerin ortasında Roma'da birkaç yıl geçirdi, Piranesi'yle dost oldu ve Dalmaçya kıyısındaki Split'te Diocletianus sarayını ölçtü. Londra'ya döndüğünde Antik motifleri ince, zarif ve renkli bir iç mekân diline çevirdi.
Sütunların Tiber ırmağından çıkarılmış antik gövdeler olduğu anlatılır. Adam Pompeii duvarlarından, Palmira tavanlarından ve Roma lahitlerinden aldığı motifleri serbestçe karıştırdı. Yemek odalarından kapı tokmaklarına kadar her şeyi aynı dille tasarladı.
Paris'te ise kralın bir adağı büyük bir yapıya dönüştü. XV. Louis ağır bir hastalıktan kurtulunca Paris'in koruyucu azizesine bir kilise adadı. Tasarımı Soufflot'ya verildi.
Soufflot Gotik katedrallerin hafifliğini antik sütun düzeniyle birleştirmek istedi. Kubbenin ince sütunlara ağır geleceğinden korkuldu ve yapı uzun tartışmalara yol açtı. Soufflot 1780'de öldü, kilise ölümünden sonra tamamlandı. Devrim yapıyı bir azizenin kilisesinden büyük adamların gömüldüğü bir anıta çevirecekti.
Heykelde aynı arayışı Venedikli bir genç sürdürdü. Antonio Canova 1780'lerin başında Roma'ya yerleşti ve kısa sürede bir papalık siparişi aldı.
Bernini'nin papa mezarlarındaki hareketli iskeletler, dalgalanan kumaşlar ve renkli mermerler burada yoktur. Kompozisyon sade ve dengelidir, yüzeyler pürüzsüz ve beyazdır. Canova bir yandan da Antikçağ'ın duygusal sahnelerine yöneldi.
Grup bir İngiliz subayının siparişiydi ve her yönden bakılmak için yapılmıştı. Winckelmann'ın «sessiz büyüklüğü» burada bir öpücüğün sonsuz bekleyişine dönüşür. Neoklasisizm sertlik kadar duyusallık da taşıyabiliyordu.
Mekanizma — Atina'dan sökülen mermerler
Yüzyılın sonunda hayranlık başka bir biçim aldı. Osmanlı sarayındaki İngiliz elçisi Lord Elgin, 1801'den itibaren Partenon'dan friz levhalarını, alınlık heykellerini ve metopları söktürdü. Parçalar İngiltere'ye taşındı ve sonunda British Museum'a satıldı.
Alınan iznin kapsamı bugün de tartışılır, çünkü belgenin aslı kayıptır ve yalnız bir çevirisi bilinir. Yağma ve müze konusuna bu kursta ayrıca döneceğiz. Stuart ve Revett'in ölçtüğü yapılar, yarım yüzyıl sonra parçalanarak Londra'ya taşınıyordu.
Kalıcı araçlar
Bir buluntuyla karşılaştığında önce bağlamını sor. Hangi kentten, hangi evden, hangi odadan çıktı ve bu bilgi kayda geçti mi? Bağlamı kaybolmuş bir parça yalnız bir koleksiyon nesnesi olarak konuşur.
Görüntünün yolunu izle. Bir duvar resmini ya da bir vazoyu çoğu insan bir gravürden ya da bir kopyadan tanıdı. Levhanın neyi eklediğini ve neyi kestiğini karşılaştır.
Yayın hakkının kimde olduğunu bul. Kitabın satılıp satılmadığını, armağan mı edildiğini sor.
Adlandırmayı sına. «Etrüsk» vazolar Etrüsk değildi, «Neptün» tapınağı büyük olasılıkla Hera'nındı. Bir adın nereden geldiğini ve kimin işine yaradığını ayrıca düşün.
Bir formülün nasıl dolaştığına bak. «Soylu yalınlık» gibi kısa bir yargı bir heykel betimlemesinden bir ahlak öğüdüne geçebilir. Formülü ilk kim, hangi esere bakarak kurdu?
Kopyayı ve üretimi hesaba kat. Wedgwood'un vazoları Antikçağ'ı çoğalttı, Batoni'nin portreleri onu bir sınıf işaretine dönüştürdü. Bir antik motifin kaç kez tekrarlandığını ve hangi pazara satıldığını araştır.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Pompeii ve Herculaneum bugünkü arkeoloji yöntemleriyle kazıldı."
On sekizinci yüzyıl kazıları büyük ölçüde değerli nesne arayışıydı. Buluntuların yeri çoğu zaman kaydedilmedi. Bağlamı katman katman belgeleyen yöntemler çok sonra gelişti.
Yaygın yanlış"Neoklasik sanatçılar Yunan sanatını doğrudan tanıyordu."
Winckelmann ve çağdaşlarının gördüğü heykellerin çoğu Roma döneminde yapılmış kopyalardı. Yunan anıtlarının ölçülü çizimleri ancak yüzyılın ikinci yarısında yayımlanmaya başladı.
Yaygın yanlış"Antik heykeller ve yapılar baştan beyazdı."
Antik heykellerin ve tapınakların birçoğu boyalıydı. Renk izleri zamanla silindi ve on sekizinci yüzyıl beğenisi beyaz mermeri bir ideal olarak benimsedi. Canova'nın beyaz yüzeyleri bu idealin ürünüdür.
Yaygın yanlış"On sekizinci yüzyılın Etrüsk vazoları gerçekten Etrüsklere aitti."
Hamilton'ın ve çağdaşlarının «Etrüsk» dediği boyalı kapların çoğu Yunan atölyelerinden ya da güney İtalya'daki Yunan kolonilerinden geliyordu. Wedgwood'un fabrikasının adı bu yanlış adlandırmayı bir markaya çevirdi.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Herculaneum'da 1738'de, Pompeii'de 1748'de Napoli Bourbonlarının denetiminde kazılar başladı. Tünel kazısında bağlam büyük ölçüde kayboldu. Portici'deki müzede çizim yasaktı ve resmî yayın 1757'den itibaren sarayın elindeydi. Winckelmann 1755'te Yunan sanatını «soylu yalınlık ve sessiz büyüklük» formülüyle tanımladı ve 1764'te dönemlere ayrılmış bir sanat tarihi yazdı. Mengs Villa Albani'nin tavanında bu idealin resmini yaptı. Grand Tour gezginleri Batoni'ye portre ısmarladı, Zoffany onların bakışını resmetti. Hamilton'ın vazoları d'Hancarville'in ciltleriyle yayıldı, Wedgwood onları Etruria fabrikasında kopyaladı. Paestum, Palmira ve Atina'nın çizimleri Roma'nın ötesini görünür kıldı. Adam, Soufflot ve Canova bu bilgiyi iç mekâna, kiliseye ve mermere çevirdi. Elgin'in Partenon'dan söktürdüğü parçalar hayranlığın bir mülkiyet iddiasına dönüşebildiğini gösterdi.
Sonraki derse köprü
Winckelmann Yunan sanatının parlaklığını siyasal özgürlüğe bağlamıştı. Livius'un ve Plutarkhos'un anlattığı Roma öyküleri de bu yıllarda yeniden okunuyordu: vatanı için oğullarını feda eden babalar, kişisel acısını kamu görevinin arkasına saklayan yurttaşlar. Jacques-Louis David bu öyküleri büyük tuvallere taşıyan ressam oldu. Onun elinde Antikçağ'ın sadeliği bir aşk oyununun dekoru olmaktan çıktı ve bir yurttaşlık dersine dönüştü. Paris Salonu'nun duvarına asılan bu dersler, birkaç yıl sonra bir devrimin meclislerinde ve sokaklarında başka bir anlam kazanacaktı.