Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Cyclopaedia'nın çevirisi olarak başlayan Ansiklopedi, Diderot ve d'Alembert'in elinde on yedi metin ve on bir levha cildine ulaştı. Bilgi ağacı Bacon'ın bellek, akıl ve hayal gücü üçlemesini izledi ve güzel sanatları hayal gücüne bağladı. Levhalar zanaatları parçalarına ayırdı, işçinin bedenini silikleştirdi ve atölyeyi temizledi. 1759 yasağına ve yayıncının gizli kesintilerine rağmen eser tamamlandı. Linnaeus doğayı tablolara ve ikili adlara, Buffon hayvanları portrelere yerleştirdi, Basseporte kralın parşömenlerine bitkiler çizdi. Sloane'un plantasyon servetiyle bağlantılı koleksiyonu 1753'te British Museum'un çekirdeği oldu. Batteux, Baumgarten ve Burke sanatın ve deneyimin yeni kategorilerini kurdu. Wright of Derby bilimi mum ışığında bir gösteri olarak boyadı. Camper'ın ve Blumenbach'ın ölçümleri ise ırk hiyerarşilerine malzeme oldu.
Açılış: bir iğnenin yolculuğu
1760'ların ortasında Paris'te bir abone, sipariş ettiği iri bir cildi masasının üstünde açtı. Sayfalarda yazı neredeyse yoktu, her sayfayı bir bakır gravür dolduruyordu. Abonenin karşısına çıkan levhalardan biri, dikiş kutularında duran en ucuz nesnelerden birine, toplu iğneye ayrılmıştı.
Levhanın üst yarısı bir sahneyi gösterir. Pencereden giren ışık tezgâhları eşit biçimde aydınlatır ve her işçi kendi işinin başındadır. Alt yarıda sahne dağılır, insanlar kaybolur. Geriye beyaz bir zemin üstünde yüzen aletler, tel parçaları ve kimi zaman bileğinden kesilmiş gibi duran bir çift el kalır.
Ansiklopedi'nin iğne maddesi bu işi on sekiz ayrı işleme bölüyordu. Birkaç yıl sonra Adam Smith iş bölümünü anlatırken yine bir iğne atölyesini örnek verdi. Ulusların Zenginliği'nde de on sekiz işlem sayılır. Kaynaklarından birinin bu Fransız maddesi olduğu sıkça öne sürülür.
Önceki derste bir mutfak rafının üstünde sessizce duran kapları ve bıçakları izledik. Bu ders o nesnelerin bir kitabın sayfasına nasıl taşındığını soruyor. Bir aleti adlandırmak, parçalarına ayırmak ve bir bilgi dalına bağlamak onu nasıl değiştirir? Sonra aynı sınıflandırma tutkusunun bitkilere, hayvanlara, sanatlara ve insanlara nasıl uzandığını izleyeceğiz.
Dersin yolu
Londra'daki bir sözlükten Paris'teki büyük girişime, oradan bilgi ağacına, levhalara ve sansüre geçeceğiz. Ardından doğa tarihine, bir koleksiyonun müzeye dönüşmesine, sanatların ayrı bir küme olarak tanımlanmasına ve bir deney sahnesine bakacağız. En sonda insanların sınıflandırılmasının ağır mirasını tartacağız.
Sıfır noktası: bir sözlüğün çevirisi
On sekizinci yüzyılın başında bilgiyi alfabetik bir düzende sunan sözlükler yeni değildi. Yine de Londra'da 1728'de yayımlanan bir eser, bilimleri ve zanaatları tek bir yapıda bir araya getirme iddiasıyla öne çıktı.
Sözlüğün yeniliği maddeleri birbirine bağlayan göndermelerdeydi. Okur bir maddeden ötekine geçerek bilgi dallarının arasında dolaşabiliyordu.
1740'ların ortasında Paris'li yayıncı André Le Breton bu eseri Fransızcaya çevirtmek istedi. Girişim birkaç el değiştirdi ve sonunda iki kişiye emanet edildi. Biri Langres'lı bir bıçakçının oğlu olan yazar Denis Diderot'ydu, öteki matematikçi Jean le Rond d'Alembert'ti. Önceki derslerde Salon yazılarını okuduğumuz Diderot, çeviriyi kısa sürede bambaşka bir şeye dönüştürdü.
Yeni eserin adı Ansiklopedi ya da Bilimlerin, Sanatların ve Zanaatların Akılcı Sözlüğü oldu. 1750'de bir tanıtım metni abone toplamaya başladı ve ilk cilt 1751'de çıktı. Metin ciltleri 1765'e kadar on yedi cilde ulaştı. Onlara 1762 ile 1772 arasında on bir levha cildi eklendi.
Mekanizma — bilginin ağacı
İlk cildin başında d'Alembert'in imzasını taşıyan uzun bir Ön Söz vardı. Ön Söz insan bilgisinin nereden doğduğunu ve dallarının nasıl ayrıldığını anlatıyordu. Bu anlatının bir de çizimi vardı.
Tablonun iskeleti İngiliz düşünür Francis Bacon'dan geliyordu. Bacon on yedinci yüzyılın başında bilgiyi aynı üç zihin yetisine göre bölmüştü. Ansiklopedistler bu kaynağı açıkça andılar, ama ağacı kendi amaçlarına göre budadılar.
Ağaçta tanrıbilim akıl gövdesinin altında, felsefenin bir dalı olarak duruyordu. Aynı bölgede kehanet ve kara büyü de yer alıyordu. Çağdaş okurlar bunu fark etti: dinin bilgisi artık aklın denetimine giren bilgilerden biri gibi görünüyordu.
Hayal gücü gövdesi de bir sanat tarihçisi için önemlidir. Şiirin altında resim, heykel, oyma ve müzik birlikte toplanmıştı. Ön Söz bu sanatlara güzel sanatlar adını veriyordu ve onları yararlı sanatlardan ayırıyordu. Resim böylece atölyeden çok zihnin bir yetisine bağlanıyordu.
Alfabetik düzen ise ağacın düzenini her sayfada bozuyordu. Diderot bu dağınıklığı göndermelerle dengeledi ve bazı göndermelerin okuru bilerek kışkırtıcı bir maddeye yönlendirdiği söylenir.
Mekanizma — atölyeye inen filozof
Diderot tanıtım metninde zanaatlar hakkında yazılanların yetersiz olduğunu söylüyordu. Bu yüzden Paris'in atölyelerine gittiğini, ustalara soru sorduğunu ve kimi makineleri bizzat kullanmayı denediğini anlatıyordu. Anlatının bir kısmı reklam olabilir, ama levhalar uzun bir saha çalışmasının izlerini taşır.
Diderot «Sanat» maddesinde bir ayrımı da sorguladı. Eski bir gelenek, aklı kullanan özgür sanatları elle yapılan mekanik sanatlardan üstün tutardı. Diderot mekanik sanatların da bir akıl taşıdığını ve toplumun en çok onlara borçlu olduğunu savundu.
Levhaların çizimlerinin önemli bir bölümünü desinatör Louis-Jacques Goussier üstlendi. Atölyelerde uzun süre kalıp makineleri ölçtü ve gravürcülere örnek hazırladı.
Tezgâh on altıncı yüzyılın sonunda İngiltere'de icat edilmişti ve çorabı elde örmek yerine makinede örüyordu. Diderot bu makineyi tek bir akıl yürütmeye benzetecek kadar beğendi. Levhalar onu bir mühendis çizimi titizliğiyle parçalara ayırır.
Bu dizide bir karşıtlık dikkati çeker. Makine tam bir açıklıkla çizilir, onu kullanan insan ise yalnız ilk levhada görünür. Sonraki sayfalarda yalnız eller kalır, onlar da bir hareketi göstermek için oradadır.
Levha okura elindeki sayfanın da bir atölyeden, sonu gelmeyen bir el emeğinden geldiğini hatırlatır.
Kitap burada kendi yapılışını da sınıflandırır.
Mekanizma — heykelin döküm ocağı
Levha ciltleri sanatçıların işini de zanaatların arasına yerleştirdi. Resim, oyma ve heykel, demircilik ya da şapkacılıkla aynı ciltlerde, aynı çizim diliyle anlatıldı.
Levhaların konusu, Paris'teki bir kraliyet meydanı için tek parça hâlinde dökülmüş büyük bir bronzdu. Ansiklopedistler bu işin aşamalarını anlatmak için daha önce yayımlanmış bir döküm kitabının çizimlerinden yararlandılar. Heykel artık bir dehanın tek başına yarattığı bir nesne olarak görünmez. Yontucunun modeli, kalıpçının, demircinin ve dökümcünün emeğinden geçerek bronza dönüşür.
Aynı levha dizisinde bir çelişki de vardır. Heykel bir kralın gücünü bir kent meydanına yerleştiriyordu. Levha ise o gücü kalıplara, çukurlara ve kanallara ayırarak bir teknik bilgiye çevirir. Paris'in kraliyet meydanlarındaki atlı heykeller 1792'de, devrimin ilk yıllarında kaidelerinden indirildi.
Mekanizma — levhaların sessiz dünyası
Fransız yazar Roland Barthes 1960'larda bu levhalar üzerine bir deneme yazdı. Barthes'a göre levhalar insan eliyle yapılmış nesnelerden oluşan, düzenli ve korkusuz bir dünya kuruyordu. Bu dünyada her şeyin bir adı ve bir yeri vardı.
Barthes başka bir şeyi de fark etti. Bazı levhalar ayrıntıları çoğaldıkça tuhaflaşıyordu. Kesit hâlinde çizilmiş bir makine ya da açılmış bir beden, bir bilgi tablosu olmaktan çıkıp neredeyse bir düş görüntüsüne dönüşüyordu.
Sonraki tarihçiler levhaların atölyeyi temizlediğini de vurguladı: kir, gürültü, kaza ve yorgunluk görünmez. Bu temizlik bir bilgi kararıydı, ama bir toplum görüşü de taşıyordu.
İşçinin bedeni üst sahnede küçülür, alt bölümde tamamen kaybolur. Geriye bir hareketi gösteren eller kalır. Bilgi ustanın kafasından ve bedeninden alınıp kâğıda aktarılır. Bu aktarım ustanın bilgisini herkese açar, ama ustayı da gereksiz kılabilecek bir yolu açar.
Levha ciltleri dünyanın başka yerlerindeki emeği de içerir. Kırsal ekonomi bölümündeki şeker levhalarında Antiller'deki bir şeker imalathanesi, kamış ezen değirmenler ve kazanların başında çalışan köleleştirilmiş Afrikalılar görülür. Sahne bir teknik süreç gibi çizilmiştir ve zorla çalıştırmanın şiddeti levhada görünmez.
Ansiklopedi'nin bazı maddeleri köleliği açıkça eleştirdi. Aynı kitapta imalathanenin düzenini sakin bir dille gösteren levhaların da bulunması, Aydınlanma'nın çelişkilerinden biridir.
Mekanizma — yasak, kesinti ve gizli makas
Ansiklopedi ilk ciltlerinden itibaren saldırıya uğradı. Cizvitler ve Jansenistler, birbirine düşman olmalarına rağmen, onu dinsizlikle suçladı. 1752'de ilk iki cilt kısa bir süre yasaklandı.
1759'da kriz büyüdü. Bir yıl önce başka bir filozofun materyalist kitabı büyük bir skandal yaratmıştı ve Ansiklopedi de aynı kampa konuldu. Paris parlamentosu eseri kınadı. Kralın danışma meclisi yayın iznini geri aldı ve aynı yıl papa da eseri mahkûm etti. D'Alembert bu sıralarda girişimden çekildi.
Yayını kurtaran kısmen sarayın içinden geldi. Kitap ticaretini denetleyen yönetici Malesherbes'in, Ansiklopedi'nin el yazmalarına baskın yapılacağını önceden haber verdiği ve kâğıtları kendi evinde sakladığı anlatılır. Levha ciltleri için ise ayrı bir izin alındı. Bir resim kitabı, metinlerden daha az tehlikeli görünüyordu.
Diderot son on cildi yıllarca gizlice hazırladı. Ciltler 1765'te birlikte dağıtıldı. Başlık sayfalarında yayın yeri olarak İsviçre'deki Neuchâtel yazıyordu.
1764'te Diderot acı bir şey keşfetti. Yayıncı Le Breton, kovuşturmadan korktuğu için son ciltlerin basılmış sayfalarından tehlikeli bulduğu bölümleri gizlice kesmiş, kimi maddeleri kısaltmıştı. Bu kez sansür yayıncının kendi makasından gelmişti.
Levhalar da tartışmadan kaçamadı. 1759'da bir mimar, bir bölümünün Bilimler Akademisi için hazırlanmış, ama yayımlanmamış zanaat çizimlerinden kopyalandığını ileri sürdü. Ansiklopedistler bir heyetin denetimini kabul edip levhaları yeniden çizmeye girişti.
Örtülü kadın Hakikat'tir. Gravür, ansiklopedinin işini bir alegoriyle anlatır: bilgi gizlenmiş bir hakikati açığa çıkarmaktır. İlginç olan, bu gösterişli alegorinin yayının sonuna doğru yapılmış olmasıdır. Çatışmalarla geçen yirmi yılın ardından girişim kendine geriye dönük bir kapı çizdi.
Mekanizma — Linnaeus'un tabloları
Ansiklopedi zanaatları sınıflandırırken İsveçli bir hekim doğanın kendisini sınıflandırıyordu. Carl Linnaeus 1735'te Hollanda'da bulunduğu sırada ince bir yayın çıkardı.
İlk baskı bir okuma kitabından çok bir başvuru tablosuydu. Linnaeus eseri hayatı boyunca genişletti ve sonraki baskılar kalın ciltlere dönüştü.
Bitkiler için Linnaeus çiçeğin üreme organlarını ölçüt aldı. Erkek organların sayısı ve dizilişi bir bitkinin sınıfını belirliyordu. Bu sisteme cinsel sistem dendi.
Ehret Alman bir bahçıvandı. Sonra İngiltere'de çok aranan bir bitki ressamı oldu. Tablosu bir bilgi sistemini bir bakışta kavranacak bir görüntüye çevirir. Bitkinin bütün güzelliği burada sayılabilen birkaç parçaya indirgenir.
Linnaeus'un en kalıcı katkısı adlandırmadaydı. 1750'lerde bitkiler ve hayvanlar için tutarlı bir biçimde iki kelimelik Latince adlar kullandı: önce cins, sonra tür. Bu ikili adlandırma bugün de biyolojinin ortak dilidir.
Sistemin bir de dünya ölçeği vardı. Linnaeus öğrencilerini ticaret şirketlerinin gemileriyle Afrika'ya, Asya'ya ve Amerika'ya yolladı ve kimi geri dönmedi. Yerel halkların bitkilere verdiği adlar ve bitkiler hakkındaki bilgileri çoğu zaman Latince adların altında silindi.
Mekanizma — Buffon'un hayvanları ve bir kadının parşömenleri
Paris'te kralın bitki bahçesinin yöneticisi Buffon, Linnaeus'un yöntemine karşı çıkıyordu. Ona göre doğa yapay sınıflara sığmazdı ve bir hayvan bütün hayatı ve alışkanlıklarıyla anlatılmalıydı.
Dizi yazarının ölümüne kadar yeni ciltlerle sürdü. Levhalardaki hayvanlar bir tabloya dizilmiş örnekler gibi durmaz. Her biri bir portre gibi kendi sahnesine konmuştur. Buffon'un üslubu da çok okundu ve eser salonlarda edebiyat gibi elden ele geçti.
Kralın bahçesinde başka bir görsel arşiv de büyüyordu.
Dizi bir prensin bahçesindeki çiçeklerin kaydı olarak başlamış, sonra kraliyet bahçesinin resmî arşivine dönüşmüştü. Basseporte, önceki kraliyet bitki ressamı Claude Aubriet'nin öğrencisiydi ve 1740'larda onun görevini devraldı. Bitkileri bahçede yaşayan örneklerden çizdi.
Basseporte'un adı uzun süre büyük ansiklopedilerin ve doğa tarihlerinin gölgesinde kaldı. Oysa bu parşömenler, bilim insanlarının bir bitkiyi tanımak ve ayırt etmek için baktığı asıl görüntülerdi. Akademi'nin tarih resmine giden yolu kadınlara kapalıydı. Bitki çizimi ise bir kadının saray hizmetinde ömür boyu çalışabildiği alanlardan biriydi.
Mekanizma — nadire kabinesinden müzeye
Doğa tarihi nesnelerle başladı. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda prensler ve bilginler merak kabinelerinde kabuklar, taşlar, mercanlar, sikkeler ve uzak ülkelerden gelen nesneler topladılar. Önceki kurslarda böyle kabinelerin raflarına bakmıştık. On sekizinci yüzyılda bu raflar sınıflandırmanın diliyle yeniden düzenlenmeye başladı.
Londra'nın en büyük özel koleksiyonu, hekim Hans Sloane'a aitti.
Sloane gençliğinde Jamaika'da bir valinin hekimiydi. Oradan bitkiler ve nesneler getirdi. Sonra bir doğa tarihi kitabı yayımladı. Daha sonra bir şeker plantasyonu sahibinin dul eşiyle evlendi. Koleksiyonunu besleyen servetin bir kısmı köleleştirilmiş insanların emeğiyle işleyen plantasyonlardan geliyordu.
Sloane 1753'te öldü. Vasiyetinde koleksiyonunu, mirasçılarına bir bedel ödenmesi koşuluyla ulusa bırakmıştı. Parlamento aynı yıl bir yasa çıkardı ve parayı bir piyango ile topladı. Koleksiyon iki ünlü el yazması koleksiyonuyla birleştirildi ve yeni bir kurumun çekirdeği oldu.
Müze kendini meraklı ve çalışkan herkese açık ilan etti. Uygulamada ziyaretçiler önceden giriş kâğıdı almak zorundaydı ve odalarda gruplar hâlinde hızla gezdiriliyordu. Özel bir koleksiyon, bir yasa ve bir mütevelli heyetiyle yönetilen kamusal bir kuruma dönüşmüştü. Odaların düzeni de nesneleri doğa ürünleri, kitaplar ve eski eserler diye ayıran bir sınıflandırma kararıydı.
Mekanizma — güzel sanatlar kümesi
Doğa sınıflanırken sanatlar da sınıflandı. 1746'da Fransız rahip ve öğretmen Charles Batteux kısa bir kitap yayımladı.
Batteux'nün kitabı «güzel sanatlar» kümesinin kuruluşunda sıkça anılır. Temel kavramlar kursunda bu kümenin kuruluşunu ve dışarıda bıraktıklarını ayrıntılı tartışmıştık. Ansiklopedi'nin Ön Söz'ü aynı ayrımı birkaç yıl içinde benimsedi. Halı, porselen ve mobilya, alt kümeye yerleşti.
Dört yıl sonra Alman filozof Alexander Baumgarten bu alana bir ad verdi.
Estetik kelimesi Yunanca duyumla ilgili bir kökten gelir. Baumgarten için güzellik, duyulara dayanan bilginin yetkin hâliydi. Kavram önce felsefecilerin terimiydi, ama sonraki iki yüzyılda sanat konuşmalarının merkezine yerleşti.
Birkaç yıl sonra İrlandalı yazar Edmund Burke güzelliğin yanına ikinci bir deneyim koydu.
Burke'e göre fırtına ya da uçurum, güvenli bir mesafeden bakana korkuyla karışık bir haz verebilirdi. Yüce kavramı, yüzyılın sonunda manzara resmini ve gotik romanı derinden etkiledi. Burke güzelliği kadınsı saydığı yumuşaklıkla, yüceyi erkeksi bir güçle de ilişkilendirdi. Bu cinsiyetli ayrım da onun mirasının bir parçasıdır.
Mekanizma — bir mumun çevresinde bilim
Sınıflandırma çağı bilimi bir gösteriye de dönüştürdü. Gezici konuşmacılar kasabalarda deneyler sergiliyor, bir giriş ücretiyle izleyicilere fizik ve gök bilim anlatıyordu. İngiliz ressam Joseph Wright of Derby bu sahneleri büyük tuvallere taşıdı.
Kuş havasız kalırsa ölecektir. Konuşmacı vanayı açıp onu kurtarabilir de. Resim tam bu kararsız anda durur. Küçük bir kız ağlar, babası onu teselli eder, bir adam başını eline dayamış düşünür.
Wright birkaç yıl önce aynı türden bir sahneyi gök bilim için de boyamıştı. O resimde bir konuşmacı, gezegenlerin hareketini gösteren mekanik bir güneş sistemi modelini anlatır. Modelin ortasındaki lamba güneşin yerini alır ve çevredeki yüzleri aydınlatır. İki resimde de mum ışığı, Barok kursunda gördüğümüz kutsal sahnelerin gece aydınlatmasını hatırlatır. Burada ışığın kaynağı bilgidir ve izleyenlerin yüzünde merak, korku ve hayranlık bir aradadır.
Mekanizma — insanları ölçen çizgiler
Sınıflandırma tutkusu insanlara da yöneldi ve en ağır mirasını burada bıraktı. Linnaeus 1758 baskısında insanı hayvanlar âleminin içine yerleştirdi ve onu dört çeşide böldü. Her çeşide bir ten rengi, bir mizaç ve bir yönetim biçimi yakıştırdı. Bedensel özellikler ile ahlaki yargılar aynı satırda birleşiyordu.
Hollandalı anatomist Petrus Camper'ın araştırması bir ressamlık sorunuyla başladı. Ressamların farklı halklardan insanları birbirine benzer çizdiğinden yakınıyordu.
Camper insanların tek bir kökten geldiğini düşünüyordu. Yine de çizgileri bir sıra kurdu ve sıranın tepesine Avrupa yüzünü ve antik heykeli koydu. Sonraki kuşaklar bu açıyı ırkları hiyerarşik olarak sıralamak için kullandı. Bir çizim aracı, bir aşağılama aracına dönüştü.
Göttingen'li hekim Johann Friedrich Blumenbach 1790'larda insanlığı beş çeşide ayırdı ve Avrupalılar için bugün hâlâ kullanılan «Kafkasyalı» adını yaydı. İnsan türünün birliğini savunuyordu, ama çeşitleri güzellik ölçüsüyle sıraladı. Bu sınıflandırmaların bıraktığı imgeler, kursun ilerleyen derslerinde «öteki»nin temsilini tartışırken yeniden karşımıza çıkacak.
Kalıcı araçlar
Bir levhaya ya da tabloya bakarken önce düzenini oku. Üst sahne ile alt bölümü, bütün ile parçayı ayır. Hangi bilginin resimle, hangisinin numarayla ve yazıyla verildiğini not et.
İnsanı ara. Bir zanaat levhasında işçinin bedeni nerede küçülüyor, nerede yalnız eli kalıyor? Kir, yorgunluk ve zor nerede görünmez kalıyor?
Sınıfın ölçütünü bul. Bir bitki sistemi hangi organı sayar, bir hayvan levhası hangi duruşu seçer? Bir ölçüt bir şeyi görünür kılarken neyi silebilir?
Kaynağın yolunu izle. Bir koleksiyonun nesnesi, bir bitkinin adı ya da bir müzenin serveti hangi ticaret ağından ve hangi emekten geçti?
Bir ölçüm çizgisinin sonradan nasıl kullanıldığını da tart. Bir çizim aracı, başka ellerde bir sıralama aracına dönüşebilir.
Alegoriyi tarihle karşılaştır. Bir kapak gravürünün anlattığı zafer ile yayının yaşadığı yasakları ve kesintileri birlikte oku.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Ansiklopedi yalnız filozofların düşüncelerini toplayan bir felsefe kitabıydı."
Eserin büyük bir bölümü zanaatlara, makinelere ve gündelik işlere ayrıldı. On bir levha cildi neredeyse tamamen atölyeleri ve aletleri gösterir.
Yaygın yanlış"Levhalar atölyelerin tarafsız fotoğrafları gibidir."
Çizimler seçilmiş ve temizlenmiş sahnelerdir. Kir, kaza, çocuk emeği ve zorla çalıştırma çoğu zaman görünmez.
Yaygın yanlış"Güzel sanatlar her zaman ayrı bir küme olarak vardı."
Resmi, heykeli, müziği ve şiiri tek bir başlıkta toplayan küme on sekizinci yüzyılın ortasında kuramsal biçimini kazandı ve zanaatları dışarıda bıraktı.
Yaygın yanlış"Aydınlanma'nın sınıflandırmaları yalnız bilimsel merakın ürünüydü."
Bitkilerin ve insanların sınıflandırılması sömürge ticaretine, plantasyon servetine ve sonraki ırk hiyerarşilerine bağlandı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Cyclopaedia'nın çevirisi olarak başlayan Ansiklopedi, Diderot ve d'Alembert'in elinde on yedi metin ve on bir levha cildine ulaştı. Bilgi ağacı Bacon'ın bellek, akıl ve hayal gücü üçlemesini izledi ve güzel sanatları hayal gücüne bağladı. Levhalar zanaatları parçalarına ayırdı, işçinin bedenini silikleştirdi ve atölyeyi temizledi. 1759 yasağına ve yayıncının gizli kesintilerine rağmen eser tamamlandı. Linnaeus doğayı tablolara ve ikili adlara, Buffon hayvanları portrelere yerleştirdi, Basseporte kralın parşömenlerine bitkiler çizdi. Sloane'un plantasyon servetiyle bağlantılı koleksiyonu 1753'te British Museum'un çekirdeği oldu. Batteux, Baumgarten ve Burke sanatın ve deneyimin yeni kategorilerini kurdu. Wright of Derby bilimi mum ışığında bir gösteri olarak boyadı. Camper'ın ve Blumenbach'ın ölçümleri ise ırk hiyerarşilerine malzeme oldu.
Sonraki derse köprü
Ansiklopedinin levha ciltleri basılırken Napoli krallığında başka türden bir envanter büyüyordu. Vezüv'ün eteğinde, sertleşmiş volkanik tabakaların altından Herculaneum'un ve Pompeii'nin evleri, duvar resimleri, heykelleri ve sofra kapları çıkıyordu. Kazıdan gelen parçalar kraliyet koleksiyonuna girdi, adlandırıldı ve bir saray akademisinin hazırladığı levhalı ciltlerde yayımlandı. Sınıflandırma tutkusu bu kez bir atölyenin aletlerinden, iki bin yıl önce gömülmüş kentlerin gündelik hayatına uzanıyordu. Toprağın altından gelen bu nesneler, mimarların, ressamların ve çömlekçilerin Antikçağ'a bakışını yeniden kuracaktı.