Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Atlantik ticareti on iki buçuk milyon dolayında insanı okyanusun öbür yanına taşıdı ve Avrupa sofrasına şeker, kahve, tütün ve kakao getirdi. Hogarth'ın sahnelerinde ve tüccar portrelerinde siyah hizmetkârlar ve gümüş tasmalı çocuklar kenarda durdu, Dido Belle'in portresi ve Gainsborough'nun Sancho'su bu kalıbı zorladı. Brunias adaları toprak alıcılarına düzenli ve renkli gösterdi. Copley'nin teknesinin tepesinde adsız bir siyah denizci duruyordu. Zong'da sigorta için insanlar denize atıldı. Brookes planı ve Wedgwood madalyonu kampanyanın imgeleri oldu, ama köleleştirilmiş insanları edilgen gösterdi. Equiano'nun kitabı ise kendi sesini taşıdı. Haiti Devrimi sürerken Fransa köleliği 1794'te kaldırdı, Girodet Belley'yi bir yurttaş olarak boyadı ve Napolyon 1802'de köleliği geri getirdi. İngiltere ticareti 1807'de yasakladı. Bugün müzeler koleksiyonlarının kaynağını yeniden araştırıyor.
Açılış: devrilen çay masası
Önceki derste bir Paris tuvalinde sultan hanımı kılığındaki bir kadına kahve sunuluyordu. O kahvenin, yanındaki şeker kâsesinin, salonlardaki tütün kutularının ve çikolata fincanlarının yolu okyanusun öbür yanından geçiyordu. Bu derste o nesnelerin arkasındaki emeğe bakacağız.
1732 baharında Londra'da William Hogarth altı levhalık bir gravür dizisini abonelerine dağıttı. Dizi, taşradan kente gelen genç bir kadının çöküşünü anlatıyordu.
Kadın masayı bilerek devirir, çünkü gürültü arkadan kaçan sevgilisini gizleyecektir. İzleyici bu oyunu izlerken çaydanlığı tutan çocuğa pek bakmaz. Oysa levhada iki egzotik "süs" yan yana durur: maymun ve çocuk. İkisi de evin zenginliğini gösteren birer eşyaymış gibi yerleştirilmiştir.
Edebiyat tarihçisi David Dabydeen 1985'te Hogarth'ın gravürlerindeki siyah figürleri tek tek inceledi ve onları Londra'nın gerçek siyah nüfusunun ve o nüfusu oraya getiren ticaretin izleri olarak okudu.
Bu ders aynı soruyu kursun bütün nesnelerine soruyor. Çayın tatlandığı şeker, kahvehanelerin kahvesi, Chardin'in rafındaki pipolar ve sofradaki porselen nereden geldi? Ressamlar bu yolu nadiren gösterdi. Gösterdiklerinde de çoğu zaman bir çocuğun, bir hizmetkârın ya da bir pazar sahnesinin kenarında bıraktılar.
Dersin yolu
Önce Atlantik ticaretinin düzenine ve masadaki maddelerin plantasyon kökenine bakacağız. Sonra portrelerin kenarındaki çocukları, Karayipler'de bir sömürge yöneticisi için boyanan sahneleri ve bir denizcinin teknedeki yerini göreceğiz.
İkinci yarıda köleliğe karşı kurulan görsel kültürü, Haiti Devrimi'ni ve kaldırma kararlarını izleyeceğiz. En sonda bugünün müzelerine döneceğiz ve kursun araçlarını bir salon masasının etrafında toplayacağız.
Sıfır noktası: okyanusun üç kıyısı
Avrupa limanlarından kalkan gemiler Batı Afrika kıyısına kumaş, silah, metal eşya ve boncuk taşıyordu. Bu mallar Afrikalı tüccarlarla ve krallıklarla yapılan pazarlıklarda insanlarla değiştiriliyordu. Gemiler sonra köleleştirilmiş insanları okyanusun öbür yanına, Karayip adalarına ve Amerika kıyılarına götürüyordu. Bu geçişe İngilizcede "Orta Geçit" (Middle Passage) denir.
Amerika'dan dönüş yükü şeker, kahve, tütün, pamuk, çivit ve kakaodan oluşuyordu. Tarihçiler bu düzene "üçgen ticaret" der. Üçgen bir sadeleştirmedir, çünkü pek çok gemi doğrudan gidip geliyordu. Yine de akışın yönünü iyi gösterir: insanlar bir yöne, plantasyon ürünleri öbür yöne taşındı.
Atlantik köle ticareti üstüne kurulan büyük bir veri tabanı, on altıncı yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla Afrika'dan yola çıkarılan insanların sayısını on iki buçuk milyon dolayında tahmin eder. On sekizinci yüzyıl bu ticaretin en yoğun yüzyılıydı.
Plantasyon, tek bir ürüne ayrılmış ve köleleştirilmiş insanların zorla çalıştırıldığı büyük bir çiftlikti. Şeker plantasyonunda emek özellikle ağırdı. Kamış kesildikten sonra hemen değirmende ezilmeli, suyu kazanlarda kaynatılmalıydı. Fransa'nın Saint-Domingue sömürgesi yüzyılın sonunda dünyanın en büyük şeker ve kahve üreticilerinden biri olmuştu.
Avrupa'da bu ürünler sofranın gündelik parçasına dönüştü. Yüzyılın başında hâlâ lüks sayılan şeker, yüzyılın sonunda İngiltere'de işçi ailelerinin çayına da giriyordu. Lüksün yayılması, plantasyonların büyümesi demekti.
Mekanizma — fincanın, kâsenin ve kutunun yolu
Masanın üstündeki şeker çoğu zaman bir külah biçiminde gelirdi. Adalarda kaynatılan ham şeker Avrupa limanlarındaki rafinerilerde yeniden işlenir ve kalıplara dökülürdü.
Bristol, Bordeaux, Nantes ve Amsterdam'ın rafinerileri bu külahları üretiyordu. Liman kentlerinin zenginliği gemilerden, rafinerilerden ve sigortacılardan birlikte geliyordu.
Şeker sofrada bir gösteriye de dönüştü. Saray şölenlerinde tatlı sofraları uzun süre şekerden yapılmış heykellerle süslendi. On sekizinci yüzyılda porselen figürler bu heykellerin yerini almaya başladı. Rokoko sofrasının küçük çobanları ve maymunlu müzisyenleri, şekerin sofradaki eski yerini devraldı.
Tütün daha kaba bir dille satıldı.
Bu etiketlerde siyah figür malın nereden geldiğini gösteren bir işarettir. Virginia ve Maryland tütünü köleleştirilmiş insanların emeğiyle yetişiyordu. Etiket bunu söylemez, figürü neşeli bir marka imgesine çevirir.
Hogarth bir başka dizisinde çikolatayı sahneye koydu.
Çocuğun gösterdiği boynuz, kocanın aldatıldığını ima eden eski bir işarettir. Hogarth siyah figürleri ahlak öyküsünün içinde konuşan birer göz olarak kullanır. Yine de sahnede bir adları yoktur.
Mekanizma — portrenin kenarındaki çocuk
Barok kursunda Restorasyon sarayının portrelerinde, soylu bir kadının yanında inci sunan bir kız çocuğu görmüştük. On sekizinci yüzyılda bu kalıp yayıldı. Bir tüccarın, bir valinin ya da bir dükün yanında siyah bir çocuk, sahibinin servetini ve denizaşırı bağlarını gösteren bir aksesuar gibi boyandı.
Elihu Yale Hindistan'da Doğu Hindistan Kumpanyası'nın Madras'taki yöneticisiydi ve servetini orada kurdu. Adı, bağışları için bir Amerikan kolejine verildi. Tablodaki çocuğun adı bilinmiyor.
Londra gazetelerinde kuyumcuların siyah çocuklar ve köpekler için gümüş kilit ve tasma ilanları yayımladığı kaydedilir. Portrede tasma parlak bir metal gibi boyanır, ama bir mülkiyet işaretidir.
Bu kalıbın içinde bir istisna da var.
Dido Elizabeth Belle, bir İngiliz deniz subayının ve köleleştirilmiş Afrikalı bir kadının kızıydı. Büyük amcası Lord Mansfield'in evinde kuzeni Elizabeth'le birlikte büyüdü. Mansfield, 1772'de İngiltere'ye getirilmiş köleleştirilmiş bir adamın zorla ülke dışına çıkarılamayacağına karar veren yargıçtı.
Portre iki kadını neredeyse eşit bir yerde gösterir. Dido'nun elindeki meyve sepeti ve türbanı, uzak bir dünyayı çağıran işaretlerdir. Resim hem bir akrabalığı hem de o akrabalığın kenarını taşır.
Kendi sesiyle konuşan bir adamın portresi de bu yüzyıldan kaldı.
Sancho bir köle gemisinde doğdu ve çocukken İngiltere'ye getirildi. Bir soylu ailenin evinde hizmet etti, sonra Westminster'da çay, şeker ve tütün satan bir dükkân açtı. Ölümünden sonra mektupları bir kitapta yayımlandı. Gainsborough onu Bath'ta, hiçbir aksesuar olmadan, bir beyefendi portresinin kalıbıyla boyadı.
Mekanizma — adaları satmak için boyanan resimler
1763'te Yedi Yıl Savaşı'nı bitiren antlaşmayla Dominika, St Vincent, Grenada ve Tobago İngiltere'ye geçti. Bu adaların topraklarını satan kurulun başkanı Sir William Young, yanında Roma doğumlu bir ressam götürdü: Agostino Brunias.
Brunias Londra'da mimar Robert Adam'ın yanında çalışmıştı. Adalarda uzun yıllar pazarları, dansları, çamaşır yıkayan kadınları ve bayram günlerini boyadı.
Pazar huzurludur, giysiler temiz ve renklidir. Plantasyonun tarlası, kazanı ve kırbacı görünmez.
Resmin konusu, adaların karışık kökenli özgür nüfusudur. Brunias'ın ten renklerini ve giysileri ayırmadaki dikkati, sömürge toplumunun insanları ten rengine göre sıralayan düzenini yansıtır. Barok kursunda Yeni İspanya'nın casta resimlerinde benzer bir sınıflandırma isteği görmüştük.
Sanat tarihçileri Brunias'ın resimlerini bir tanıklık olarak ve bir reklam olarak birlikte okur. Kıyafetlerin, kumaşların ve pazarların ayrıntısı değerli bir kaynaktır. Aynı resimler, toprak satın almayı düşünen İngilizlere adaları sakin, verimli ve düzenli gösteriyordu.
Mekanizma — teknenin tepesindeki adam
Kraliyet Akademisi'nin 1778 sergisinde bir deniz kazası resmi büyük ilgi gördü. Ressam, Boston'dan Londra'ya yerleşmiş John Singleton Copley'di.
On dört yaşındaki Brook Watson 1749'da Havana limanında yüzerken bir köpekbalığı bacağını kopardı. Watson kurtuldu, tüccar oldu ve sonunda Londra belediye başkanlığına kadar yükseldi. Resmi kendisi sipariş etti.
Siyah denizci kompozisyonun tepesinde durur. Halatın ucunu o tutar ve kurtuluş bir anlamda onun elindedir. Bazı tarihçiler bu figürü, bir kölelik karşıtı tartışmanın yükselişte olduğu yıllarda siyah bir adamın kahramanca gösterilişi olarak okudu. Ötekiler, adamın adının bilinmediğine ve beyaz çocuğun kurtuluşuna hizmet eden bir işlevde durduğuna dikkat çekti. İki okuma da resmin içinde dayanak bulur.
Mekanizma — denize atılan insanlar
1781'in sonunda Zong adlı bir köle gemisi Batı Afrika'dan Jamaika'ya gidiyordu. Gemi Liverpoollu bir tüccar ortaklığına aitti. Yolculuk uzayınca gemide su azaldı ve hastalık yayıldı. Mürettebat birkaç gün içinde 130'u aşkın köleleştirilmiş Afrikalıyı canlı canlı denize attı.
Gerekçe parasaldı. Gemide hastalıktan ölen insanların kaybı sigortanın kapsamına girmiyordu. "Yükün" bir bölümünü geminin geri kalanını kurtarmak için denize atmak ise sigortacıdan tazminat istemeye olanak verebilirdi. Gemi sahipleri Londra'da tazminat davası açtı ve ilk duruşmayı kazandı.
Davayı kamuoyuna taşıyan, eskiden köleleştirilmiş bir adam olan Olaudah Equiano oldu. Equiano olayı kölelik karşıtı Granville Sharp'a anlattı. Sharp mürettebatı cinayetle yargılatmaya çalıştı, ama başaramadı. Davaya bakan yargıç yine Lord Mansfield'di ve yeni bir duruşma yapılmasına karar verdi. Mansfield'in, hukuk açısından meseleyi atların denize atılmasından farklı görmediğini söylediği aktarılır.
Zong'un hiçbir çağdaş resmi yok. Altmış yıl kadar sonra bir İngiliz ressamın fırtınalı bir denizde zincirli bedenleri gösteren tuvali, bu olayın anısıyla bağdaştırılacaktı. O resmi sonraki kursta göreceğiz.
Mekanizma — bir geminin planı
1787'de Londra'da köle ticaretinin kaldırılması için bir dernek kuruldu. Üyelerinin çoğu Quaker'dı. Derneğin en hareketli adamı Thomas Clarkson, liman kentlerini dolaşıp denizcilerle konuştu, gemi kayıtlarını topladı ve toplantılarda gemilerin kelepçelerini dinleyicilerin önüne koydu.
Bir sonraki adım bir çizimdi. Plymouth'taki yerel komite, Liverpoollu bir köle gemisinin ölçülerini kullanarak bir baskı hazırladı.
Londra komitesi planı genişletti.
Baskının gücü soğukluğundan geliyordu. Bedenler sayılabilir birer şekil gibi çizilmişti, tıpkı bir yükün dökümü gibi. Ansiklopedi'nin şeker levhalarında köleleştirilmiş emeği sakin bir teknik dille gösteren aynı çizim dili, burada tersine çevrilmişti.
Plan binlerce nüsha basıldı, kahvehanelere ve evlere asıldı, Fransa'ya ve Amerika'ya ulaştı. Mirabeau'nun Paris'te geminin küçük bir ahşap modelini yaptırdığı anlatılır. Bugün eleştirmenler bir soruyu daha sorar: plan köleleştirilmiş insanları yalnızca acı çeken edilgen bedenler olarak göstererek, onların direnişini ve adlarını da silmiş olabilir mi?
Mekanizma — bir broş ve bir şekerlik
Derneğin bir mührü vardı: zincirli, diz çökmüş bir Afrikalı adam ve çevresinde bir soru. Üyelerden biri, Wedgwood kaplarını Antikçağ'ın biçimleriyle üreten çömlekçi Josiah Wedgwood'du. Wedgwood mührü fabrikasında bir madalyona çevirtti.
Wedgwood madalyonları satmadı, dağıttı. Clarkson'un anlattığına göre madalyonlar bileziklere ve saç iğnelerine takıldı, enfiye kutularının kapaklarına yerleştirildi.
Afrikalı adam diz çökmüş ve yalvarır durumdadır. Özgürlüğü beyaz izleyicinin merhametinden bekliyormuş gibi gösterilir. Aynı imge yine de okyanusun öbür yanındaki insanları Avrupa'nın oturma odalarına taşıdı.
Kampanya sofraya da döndü. 1791'de parlamento ticareti kaldırma önerisini reddedince, bir broşür tüketicilere doğrudan seslendi.
Broşür kısa sürede pek çok baskı yaptı. Binlerce aile şekeri sofrasından kaldırdı ve kampanyayı çoğu zaman kadınlar yürüttü. Boykot bir sonraki kuşakta bir nesneye de dönüştü.
Şekerlik masanın en küçük nesnelerinden biriydi ve bir vicdan beyanını taşıyordu. Yine de Hindistan'daki şeker tarlalarının emeği de başka biçimlerde sömürülüyordu.
Bu kampanyada en güçlü ses, köleleştirilmiş insanların kendisinden geldi.
Equiano kendi anlatımına göre Batı Afrika'da doğdu, çocukken kaçırıldı ve köleleştirildi. Sonunda özgürlüğünü parayla satın aldı. Ön kapaktaki portre okura bir yazarı gösterir. Madalyonda diz çöken adam merhamet bekler, kapaktaki adam ise okurun gözüne doğrudan bakar.
Mekanizma — Saint-Domingue'dan Paris'e
1791 Ağustos'unda Saint-Domingue'un kuzey ovasında köleleştirilmiş insanlar ayaklandı. Ayaklanma kısa sürede bir savaşa, sonra bir devrime dönüştü. Liderlerinden biri, eskiden köleleştirilmiş bir adam olan Toussaint Louverture'dü.
Paris'te Ulusal Konvansiyon, 4 Şubat 1794'te Fransız sömürgelerinde köleliği kaldırdı. Karardan bir gün önce Saint-Domingue'un seçtiği milletvekilleri meclise kabul edilmişti ve aralarında siyah bir adam da vardı.
Kaynaklara göre Belley, Senegal kıyısındaki Gorée adasında doğmuştu. Çocukken köleleştirilip Saint-Domingue'a götürüldü ve sonra özgürlüğünü satın aldı. Girodet, David'in atölyesinden yetişmişti. Portrede siyah bir adamı yurttaş ve yasa koyucu olarak, kalıcı bir devlet portresinin ağırbaşlılığıyla boyadı.
Resim yine de bir hiyerarşiyi taşır. Belley ayaktadır, ama bir beyaz filozofun büstüne yaslanır. Girodet hem özgürlüğü kutlar hem de o özgürlüğü bir Avrupalı yazarın mirası gibi gösterir.
Kazanılan hak uzun sürmedi. Napolyon 1802'de sömürgelerde köleliği yeniden kurdu ve Saint-Domingue'a bir ordu gönderdi. Toussaint tutuklanıp Fransa'ya götürüldü ve bir dağ kalesinde öldü. Belley de Fransa'da hapsedildi. Kadın sanatçılar dersinde gördüğümüz Madeleine portresi, tam bu iki karar arasındaki yıllarda boyanmıştı.
Fransız ordusu adada yenildi.
Bildirinin bilinen basılı bir nüshası ancak 2010'da, Londra'daki arşivlerde bir tarihçi tarafından bulundu. Köleliği kendi eliyle yıkan ilk devletin kuruluş belgesi, iki yüz yıl boyunca Avrupa arşivlerinin bir kutusunda kaldı.
İngiltere köle ticaretini 1807'de yasakladı. Köleliğin kendisi İngiliz sömürgelerinde ancak 1830'larda kaldırıldı. Fransa'da kesin kaldırma 1848'i bekledi.
Mekanizma — müzenin duvarındaki şeker
1833'te İngiliz parlamentosu köleliği kaldırırken köle sahiplerine yirmi milyon sterlin tazminat ödenmesine karar verdi. Köleleştirilmiş insanlara hiçbir şey ödenmedi. Londra'daki bir üniversite projesi bu tazminatı alanları tek tek kayda geçirdi ve paranın kır evlerine, resim koleksiyonlarına ve bağışlara nasıl aktığını izlemeyi sağladı.
Barok kursunda Oxford'daki bir kolej kütüphanesinin adını değiştirdiğini görmüştük. Benzer sorular bugün müzelere de soruluyor. Londra'daki Tate'in adı, şeker rafinericisi Henry Tate'ten gelir. Müzenin yaptırdığı araştırmaya göre Tate işini köleliğin kaldırılmasından sonra kurdu ve kendisi köle sahibi değildi. Yine de şeker ticaretinin bütün tarihi plantasyonlarla iç içeydi.
Bu soruların amacı bir müzeyi ya da bir bağışçıyı tek bir suçla tanımlamak olamaz. Bir resmin tarihi, onu satın alan servetin tarihini de içerir.
Kursun başında gördüğümüz Würzburg merdiveninin tavanında dünyanın kıtaları arasında Afrika da boyanmıştı, bir prens-piskoposun sarayını süsleyen bir alegori olarak. Rokoko odasının hafifliği, okyanusun öbür yanındaki ağır bir emekten besleniyordu.
Kalıcı araçlar
Bu kurs bir prens-piskoposun merdiveninden başladı ve bir köle gemisinin planına ulaştı. Araçlarını toplamak için bir salon masasının başına otur. Masadaki her nesnenin ucundan bir ip sarkar. İpi çektikçe nesne seni atölyeye, limana, sergiye ya da bir meclise geri götürür.
Fincanı kaldır. İçindeki çayın, kahvenin ya da çikolatanın hangi tarladan geldiğini sor ve o tarlada kimin çalıştığını bul. Fincanın kendisini de çevir: Çin'den mi geldi, bir Avrupa manifaktüründe mi taklit edildi? Bir natürmortta bu fincanı görürsen türün akademideki yerini de hatırla.
Şeker kâsesine uzan. Şekerin bir teknik levhada nasıl çizildiğine bak. Çizim emeği bir süreç gibi mi gösteriyor, yoksa bedenleri mi? Aynı çizim dilinin karşı tarafın elinde nasıl bir suçlamaya dönüştüğünü de ara. Sonra kâseyi kullanan kişiyi düşün: bir boykota katıldı mı, sofrasından neyi kaldırdı?
Porselen figürü avucuna al. Figürün durduğu odanın planını sor. Hizmetçiler hangi gizli merdivenden geldi, hangi kapı kapanıyordu? Figürün çobanlarını ve salıncaklarını eleştirmenlerin nasıl yargıladığını oku. Figür Antikçağ'dan bir biçim taşıyorsa, o biçimin hangi kazıdan, hangi gravür kitabından ve hangi kopyacının elinden geçtiğini izle.
Masanın kenarındaki gravürü aç. Baskının kimin için basıldığını, kaç kişiye ulaştığını ve nerede asıldığını sor. Bir sergi kitapçığı, bir eleştiri broşürü ve bir kahvehane duvarı aynı imgeye başka kamular kurar. Bir ressamın sattığı resimlerle yalnız kendisi için çizdikleri arasındaki farkı da hesaba kat.
Son olarak duvardaki portreye bak. Kim oturuyor, kim ayakta, kim bir büste yaslanıyor, kim kenarda tepsi taşıyor? Portreyi kimin sipariş ettiğini ve hangi siyasi anda boyandığını bul. Modelin adını ara ve o adın ne zaman unutulup ne zaman geri getirildiğini izle. Ressamın hangi kuruma girebildiğini, hangi kotaya takıldığını sor. Uzak bir ülkeden gelen figürde kimin gözünün baktığını ayırt et: gezginin mi, yöneticinin mi, modelin mi? Portrenin bugün hangi müzede durduğunu, oraya hangi yoldan, hangi savaşla ya da hangi servetle geldiğini de ekle.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Atlantik köleliği plantasyonlarda kalan bir konudur, Avrupa'nın salon sanatıyla ilgisi yoktur."
Şeker, kahve, tütün ve kakao Avrupa sofrasının gündelik maddeleriydi. Liman kentlerinin, koleksiyonların ve bağışların parası bu ticaretle iç içeydi.
Yaygın yanlış"Kölelik karşıtı imgeler köleleştirilmiş insanları güçlü ve özgür gösterdi."
Wedgwood madalyonu ve Brookes planı onları çoğu zaman diz çökmüş ya da edilgen bedenler olarak gösterdi. Equiano'nun kitabı ve Haiti Devrimi ise kendi sesleriyle konuşan insanları öne çıkardı.
Yaygın yanlış"Köleliği Avrupalı reformcular tek başına kaldırdı."
Saint-Domingue'daki ayaklanma Fransız kararının arka planındaydı. Equiano gibi yazarlar kampanyaya kanıt ve ses verdi. Haiti köleliği kendi eliyle yıktı.
Yaygın yanlış"İngiltere 1807'de köleliği kaldırdı."
1807 yasası köle ticaretini yasakladı. Sömürgelerdeki kölelik 1830'larda kaldırıldı ve tazminatı, hiçbir şey almayan köleleştirilmiş insanlar yerine sahipleri aldı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Atlantik ticareti on iki buçuk milyon dolayında insanı okyanusun öbür yanına taşıdı ve Avrupa sofrasına şeker, kahve, tütün ve kakao getirdi. Hogarth'ın sahnelerinde ve tüccar portrelerinde siyah hizmetkârlar ve gümüş tasmalı çocuklar kenarda durdu, Dido Belle'in portresi ve Gainsborough'nun Sancho'su bu kalıbı zorladı. Brunias adaları toprak alıcılarına düzenli ve renkli gösterdi. Copley'nin teknesinin tepesinde adsız bir siyah denizci duruyordu. Zong'da sigorta için insanlar denize atıldı. Brookes planı ve Wedgwood madalyonu kampanyanın imgeleri oldu, ama köleleştirilmiş insanları edilgen gösterdi. Equiano'nun kitabı ise kendi sesini taşıdı. Haiti Devrimi sürerken Fransa köleliği 1794'te kaldırdı, Girodet Belley'yi bir yurttaş olarak boyadı ve Napolyon 1802'de köleliği geri getirdi. İngiltere ticareti 1807'de yasakladı. Bugün müzeler koleksiyonlarının kaynağını yeniden araştırıyor.
Sonraki derse köprü
Copley'nin teknesinden kırk yıl kadar sonra, 1819 Salonu'nda Théodore Géricault bir deniz felaketini dev bir tuvale taşıdı. Batan bir Fransız fırkateyninden kurtulanlar bir salın üstünde açlıkla ve ölümle boğuşuyordu. Bedenler yığınının en tepesinde, ufuktaki bir gemiye bez sallayan siyah bir adam duruyordu. Resim bir devlet skandalını, okyanusun kayıtsızlığını ve tek tek insanların çaresizliğini aynı yüzeyde topladı. Burke'ün altmış yılı aşkın bir süre önce korkuyla hayranlığın karışımı diye tanımladığı «yüce» (sublime), bu kuşağın ressamları ve şairleri için bir anahtar sözcüğe dönüştü. Fırtınada, buzulda ve devrimin sarsıntısında aklın ölçüsünü aşan bir dünya, onu yaşayan tek bir insanın duygusundan anlatılmaya başlandı.