Ders KRO-320.11 · Rokoko, Aydınlanma, Neoklasisizm ve Devrimler

Oryantalizm öncesi seyahat ve “öteki”nin temsili

3.355 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: On sekizinci yüzyılda Avrupa uzak toplumları çoğunlukla basılı levhalarla tanıdı. Ferriol'ün Vanmour'dan yaptırdığı 1714 albümü Türk giysilerini bir başvuru kaynağına dönüştürdü. Montagu'nun 1763'te basılan mektupları hamamı, haremi ve çiçek aşısını anlattı, hamam sahnesi sonra Ingres'e uzandı. Liotard ve Van Loo turquerie'yi bir kostüm oyunu olarak resmetti. Melling bir Osmanlı prensesinin mimarıydı. Bougainville Tahiti'yi Yeni Kythera diye andı, Diderot onu bir aynaya çevirdi. Cook'un ressamları Pasifik'i bilim ve düş arasında resmetti, Reynolds Mai'yi bir Antik heykel gibi boyadı. Mısır seferinden Description ve Denon'un kitabı doğdu, Gros Yafa'daki bir dokunuşu propagandaya çevirdi. Said 1978'de bu birikime eleştirel bir ad verdi.

Açılış: hamamda bakılan yabancı

Bir ordunun ardından çizim defterleriyle Mısır'a giren bilginler bu dersin sonunda bizi bekliyor. Önce seksen yıl kadar geriye, 1717 baharına gidelim. İngiltere'nin İstanbul elçisinin eşi Lady Mary Wortley Montagu, Edirne'ye giden yolda Sofya'da bir hamama girdi. Binici giysisi içindeydi ve yabancı bir kadın olarak oradaki herkesin bakışını üstünde topladı.

Sonradan yazdığı mektupta sahneyi uzun uzun anlattı. Kadınlar onu kibarlıkla karşıladı ve soyunmaya çağırdı. Montagu sonunda gömleğini açtı ve altındaki korseyi gösterdi. Mektuba göre hamamdaki kadınlar bu sert yapıyı kocasının onu içine kilitlediği bir düzenek sandı.

Bu küçük sahnede bakış iki yönlüdür. Avrupalı gezgin Osmanlı kadınlarını betimlerken, Osmanlı kadınları da Avrupalı bir bedenin nasıl sıkıştırıldığına bakıyordu. Mektubu yayımlayan ve okuyan ise yalnızca bir taraftı. Hamamdaki kadınların o gün ne düşündüğünü bize Montagu'nun kalemi aktarır.

Bu ders on sekizinci yüzyılda Avrupalı gezginlerin, ressamların ve bilginlerin uzak toplumları nasıl resmettiğini izliyor. Sorumuz her eserde aynı kalacak: kim kimi resmediyor, resmi kim satın alıyor ve resmedilen kişi bu imgeyi hiç görüyor mu?

Dersin yolu

Önce İstanbul'a gidiyoruz: bir elçinin ressamına, Montagu'nun mektuplarına ve Avrupa'nın Türk giysisi merakına. Ardından bir Osmanlı prensesinin mimarı olan bir gravürcüyle bu bakışın öbür yüzünü göreceğiz. Sonra Pasifik'e geçip Tahiti'nin Avrupa'da nasıl bir düşe dönüştüğünü ve Cook'un gemilerindeki ressamları izleyeceğiz. Ders Napolyon'un Mısır seferiyle ve «Oryantalizm» kavramıyla kapanıyor.

Sıfır noktası: gezginin defteri ve basılı levha

On sekizinci yüzyılda uzak bir ülkeyi Avrupa'da görmenin yolu çoğu zaman basılı bir levhaydı. Bir gezgin yerinde çizim yapar, eve döndüğünde bir gravürcü bu çizimi bakır levhaya aktarırdı. Levhalar büyük, pahalı kitaplarda toplanır, abonelerle satılır, kopyalanıp başka kitaplara geçerdi.

Bu zincirin her halkası imgeyi biraz değiştirirdi. Çizimi yapan kişi neyi göreceğini seçerdi. Gravürcü yüzleri ve bedenleri tanıdığı Avrupa kalıplarına yaklaştırabilirdi. Yayıncı da alıcının ne görmek istediğini hesaba katardı. Bu yüzden bu levhaları bir belge gibi okumak kadar bir sipariş zinciri gibi okumak da gerekir.

Bu derste «öteki» kelimesini tırnak içinde kullanıyoruz. Bir toplumu kendi ölçüsünün karşıtı olarak tanımlayan bakışı anlatır. Bu bakışı kuran, çoğu zaman kendini de o karşıtlık üzerinden tarif eder.

Mekanizma — bir elçinin yüz levhası

1699'da Fransa'nın yeni İstanbul elçisi Charles de Ferriol kente geldi. Maiyetinde Valenciennes doğumlu genç bir ressam vardı, Jean-Baptiste Vanmour. Ressam ömrünün geri kalanını İstanbul'da geçirdi. Osmanlı dersinde Hollanda elçisinin kabulünü onun fırçasından görmüştük.

Ferriol, Vanmour'dan kentin farklı halklarını ve mesleklerini gösteren bir dizi küçük resim istedi. Elçi Paris'e döndükten sonra bu resimlerden gravürler yaptırdı.

Kitap kısa sürede bir başvuru kaynağına dönüştü. Ressamlar, tiyatro kostümcüleri ve maskeli balo düzenleyenler figürleri buradan kopyaladı. Levhalar başka dillerde yeniden basıldı.

Kitabın düzeni de bir şey söyler. Her figür tek başına, bir zemin üstünde, bir «tip» olarak durur. Kişinin adı yoktur, unvanı ya da mesleği vardır. Osmanlı tarafının kendi kıyafet albümlerinde de figürler benzer biçimde dizilirdi. Ferriol'ün kitabı bu iki geleneğin kesiştiği yerde durur, ama satışa sunulduğu pazar Paris'teydi.

Mekanizma — bir kadının mektupları

Montagu İstanbul'a 1717'de geldi. Kocası Edward Wortley Montagu iki yıl kadar elçilikte kaldı. Bu sürede Lady Mary Osmanlı giysileri giydi, Türkçe öğrenmeye çalıştı ve kendini bu kılıkta resmettirdi.

Resimde elçinin eşi kendini bir Osmanlı hanımı gibi sunar. Yine de çerçeveyi kuran, siparişi veren ve resmi İngiltere'ye götüren odur. Giysi bir kimlik değişikliği gibi görünür, aslında bir merakın ve bir ayrıcalığın belgesidir.

Montagu İngiltere'ye döndükten sonra mektuplarını yeniden düzenledi ve yayımlanmaları için bir el yazması hazırladı. Mektuplar yazarın ölümünden bir yıl sonra basıldı.

Montagu, kadınların dünyasına girebildiği için erkek gezginlerin anlatılarından daha doğru bir tanıklık sunduğunu öne sürdü. Erkek yazarların haremi hiç görmeden uydurduğu sahnelerle alay etti. Bu iddia bir bakıma haklıydı, ama elçi eşi olarak o da yalnız seçkin hanımların konaklarına girebiliyordu.

Mektupların en etkili bölümlerinden biri bir hekimlik uygulamasıydı. Montagu Edirne'de yaşlı kadınların çiçek hastalığına karşı yaptığı aşıyı anlattı. Oğlunu 1718'de İstanbul'da aşılattı. Londra'ya dönünce bir salgın sırasında kızını da aşılattı ve uygulamanın İngiltere'de tartışılmasına katkıda bulundu.

Hamam mektubu ise başka bir yöne gitti. On dokuzuncu yüzyılda Fransız ressam Ingres bu mektubun bir bölümünü defterine kopyaladı. Yaşlılığında bitirdiği Türk Hamamı resmi, iç içe geçmiş çıplak bedenlerle dolu yuvarlak bir tuvaldir. Montagu'nun mektubunda kadınlar konuşur, kahve içer ve yabancıyı sorgular. Ingres'in tuvalinde bu sesler kaybolur, geriye bakılmak için dizilmiş bedenler kalır.

Mekanizma — Türk giysisi bir kostüm dolabı

Avrupa'nın Osmanlı'ya ilgisi bu yüzyılda bir modaya dönüştü. Sanat tarihçileri buna Fransızca bir kelimeyle «turquerie» der. Saraylarda Türk odaları döşendi, maskeli balolarda kaftanlar giyildi, sahnede sultanlar ve haremler oynandı. Mozart'ın 1782'de sahnelenen Saraydan Kız Kaçırma operası bu ilginin en tanınmış örneklerinden biridir.

Bu modanın yüzlerinden biri bir ressamın kendi kılığıydı. Cenevreli ressam Jean-Étienne Liotard 1738'de bir İngiliz soylusunun yolculuğuna katılarak İstanbul'a geldi. Kentte dört yıl kadar kaldı, Avrupalı tüccarların ve elçilerin portrelerini yaptı. Avrupa'ya döndüğünde sakalını kesmedi ve Osmanlı giysilerini giymeyi sürdürdü. Paris'te ve Londra'da ona «Türk ressamı» dendi.

Bu kılık bir reklamdı da. Uzak bir kentten dönmüş ressam, yolculuğunu yüzünde ve giysisinde taşıyordu. Müşteriler ondan kendilerini de bu kılıkta boyamasını istedi.

Önceki derste aynı prensesi yıllar sonra Labille-Guiard'ın resmî portresinde görmüştük. Burada kraliyet ailesinden bir kadın Osmanlı giysisini bir oyun gibi giyer. Giysi bir rol olarak giyilir ve rolü seçen, istediği an çıkarabilen de prensesin kendisidir.

Aynı yıllarda Madame de Pompadour, kralın Bellevue'deki şatosunda bir Türk odası döşetti. Ressam Carle Van Loo bu oda için sultan hanımlarını gösteren resimler yaptı.

Bazı yorumcular sultan hanımında Pompadour'un yüz çizgilerini görür. Kahve o yıllarda Paris'in kahvehanelerinde ve salonlarında gündelik bir içeceğe dönüşmüştü. Uzak bir sarayın lüksü gibi gösterilen içecek, Fransız salonunun kendi alışkanlığıydı.

Turquerie'nin konusu Osmanlı'ydı, ama asıl ilgisi Avrupa'nın kendi eğlencesine yönelikti. Mobilyacılar Osmanlı divanından esinlenen alçak, geniş bir oturma yerine «ottomane» adını verdi.

Mekanizma — bir prensesin mimarı

Bakışın yalnız tek yönlü işlemediğini gösteren bir gezgin de vardır. Karlsruhe doğumlu Antoine-Ignace Melling 1780'lerde İstanbul'a geldi ve on sekiz yıl kadar kentte yaşadı. Önce kentteki Avrupalı diplomatların çevresinde çalıştı. Sonra III. Selim'in kız kardeşi Hatice Sultan'ın mimarı oldu.

Melling, Hatice Sultan'ın Boğaziçi kıyısındaki sarayını yeniledi ve bahçelerini Avrupa usulüne göre düzenledi. Sultanın ona yazdırdığı kısa notların bir bölümü günümüze ulaştı. Bu notlarda bir müşterinin ustasından istekleri okunur: bir pencerenin yeri, bir kumaşın rengi, bir işin gecikmesi.

Burada sipariş zinciri tersine döner. Avrupalı mimar bir Osmanlı hanedan üyesinin hizmetindedir ve neyin nasıl döşeneceğine prenses karar verir.

Melling Paris'e döndükten sonra İstanbul ve Boğaziçi çizimlerinden büyük bir gravür kitabı hazırladı.

Levhalarda kent bir mimarın gözüyle görünür: yapıların ölçüsü, kıyı çizgisi ve ağaçların yeri dikkatle işlenmiştir.

Melling bu levhada kendi elinden geçmiş bir yapıyı çizdi. Gravür Paris'te satıldığında alıcı bir Osmanlı sarayına bakıyordu. O sarayın bir bölümünü bir Avrupalının tasarladığını, siparişi de bir Osmanlı prensesinin verdiğini çoğu alıcı bilmiyordu.

Osmanlı tarafı da kendi imgesini kuruyordu. Saray çevresi önceki yüzyıllardan beri kıyafet albümleri hazırlatıyor, sultan portresi dizileri yaptırıyordu. Paris'e giden Osmanlı elçileri gördükleri kenti, sarayları ve bahçeleri sefaretnamelerine yazdı. Bu metinlerde Fransızlar da bakılan, tartılan ve betimlenen taraftı. Avrupa'nın kendi bakışını evrensel saydığı yerde, bir başka bakış da kayıt tutuyordu.

Mekanizma — Yeni Kythera

Dersin ikinci durağı Pasifik. 1768 baharında Fransız denizci Louis-Antoine de Bougainville'in gemileri Tahiti'ye vardı. Fransızlar adada on gün kadar kaldı. Bougainville adaya «Yeni Kythera» adını verdi, yani aşk tanrıçasının adası.

Rokoko dersinde Watteau'nun Kythera'ya yolculuk resimlerini görmüştük. Bougainville'in verdiği ad aynı düşten beslenir. Uzak bir ada, Avrupa resminin kurduğu bir aşk bahçesine benzetilir.

Bougainville dönüşte Ahutoru adlı Tahitili bir genci de Paris'e getirdi. Ahutoru Paris salonlarında bir merak konusu oldu, sonra eve dönüş yolunda öldü.

Tahiti kısa sürede «soylu vahşi» imgesinin merkezine yerleşti. Bu imgeye göre uygarlığın bozmadığı insanlar doğanın sunduğuyla mutlu yaşıyordu. Diderot, Bougainville'in kitabına yanıt olarak bir metin yazdı.

Metin Avrupa'nın ahlak kurallarını eleştirmek için Tahitilileri konuşturur. Bu eleştiri sert ve zekidir, ama konuşan Tahitililer Diderot'nun kaleminden çıkar. Uzak halk burada bir aynaya dönüşür: Avrupalı yazar orada kendi toplumunun kusurlarını görür.

Mekanizma — Cook'un gemilerindeki ressamlar

Aynı yıllarda İngiliz denizci James Cook üç büyük Pasifik seferine çıktı. Her sefere çizim yapacak birileri katıldı, çünkü yeni kıyıların, bitkilerin ve insanların görüntüsü bir bilim belgesi sayılıyordu.

İlk seferde genç ressam Sydney Parkinson bitkileri ve insanları çizdi. Okyanusya kursunda onun Māori yüzlerini gösteren çizimlerini görmüştük. Parkinson dönüş yolunda hastalanıp öldü.

İkinci sefere manzara ressamı William Hodges katıldı. Onun Tahiti'deki kano filosu tablosunu daha önce incelemiştik. Hodges Londra'ya döndükten sonra Amirallik için büyük tuvaller boyadı.

Hodges'in yerinde yaptığı eskizler havayı, ışığı ve bulutları dikkatle kaydediyordu. Londra'daki tuval ise Bougainville'in Yeni Kythera'sına yaklaşır. Çıplak kadınlar ön plana yerleşir ve izleyicinin bakışı onlara yöneltilir. Aynı ressam, aynı koyu farklı alıcılar için farklı biçimde gösterir.

Bu resim anıtları bir yıkıntı manzarası gibi kurar. Kafatası ve bulutlu gök, Avrupa'nın Antikçağ yıkıntılarını boyarken kullandığı bir dildir. Anıtları kuran ve onlarla yaşayan insanlar resimde yoktur.

Üçüncü seferin ressamı, Hawai‘i kanolarını çizen John Webber'dı. Onun bir portresi bu dersin sorusunu sertçe sorar.

Poedua, Raiatea adasındaki bir önderin kızıydı. 1777'de Cook, gemiden kaçan denizcilerinin geri getirilmesi için onu ve ailesinden birkaç kişiyi gemide rehin tuttu. Webber onu bu sırada çizdi. Resimdeki yumuşak duruş, bir esaretin içinde kurulmuştur. İzleyici bunu bilmezse yalnızca bir Pasifik güzeli görür.

Cook iki yıl sonra Hawai‘i'de adalılarla çıkan bir çatışmada öldürüldü. Ölümü Londra'da kısa sürede bir resme dönüştü.

Gravürde Cook çatışmayı durdurmak isteyen bir barışçı gibi görünür. Kaldırılmış el bir ateşkes çağrısı olarak okunur. Hawai‘i tarafının anlatılarında ise Cook'un bir önderi rehin almaya kalkışması öne çıkar. Gravür bu ayrıntıyı göstermez.

Mekanizma — Londra'da bir konuk

Cook'un ikinci seferinden dönen gemilerden biri Raiatea'lı genç bir adamı İngiltere'ye getirdi. Adı Mai'ydi, İngilizler ona Omai dedi. Mai iki yıl kadar Londra'da kaldı, kralın huzuruna çıktı, soyluların evlerinde ağırlandı.

Reynolds, Mai'yi bir Antik heykelin duruşuyla boyadı. Bol giysi bir Roma toga'sını, açık kol bir hatibin jestini andırır. Ellerdeki dövmeler ise onun nereden geldiğini hatırlatır. Resim, Londra'nın Mai'yi nasıl görmek istediğini gösterir: soylu, ağırbaşlı, uzak.

Portre İngiltere'de kaldı ve el değiştirdi. Mai 1776'da Cook'un üçüncü seferiyle evine döndü ve birkaç yıl sonra öldü. Kendi portresinin neye benzediğini görmüş olabilir, ama ona sahip olan hiçbir zaman o olmadı.

Mekanizma — bilginlerden bir ordu

1798 yazında bir Fransız ordusu Bonaparte'ın komutasında İskenderiye'ye çıktı. Askerlerin yanında yüzü aşkın bilgin, mühendis, çizer ve matbaacı vardı. Bonaparte Kahire'de bir bilim enstitüsü kurdu. Bilginler tapınakları ölçtü, bitkileri ve hayvanları topladı, kentlerin haritasını çıkardı.

İngiliz donanması Fransız filosunu Ebukır'da yok edince ordu Mısır'da kapalı kaldı. Bonaparte 1799'da gizlice Fransa'ya döndü. Kalan birlikler 1801'de teslim oldu. Toplanan eski eserlerin bir bölümü İngilizlerin eline geçti, ama çizimler ve notlar Fransızlarda kaldı.

Bu notlardan Description de l'Égypte, yani Mısır'ın Betimlemesi adlı anıt kitap doğdu.

Kitap üç ana bölüme ayrıldı: Antikçağ anıtları, bugünkü Mısır ve doğa tarihi. Ön kapak bu bölümlerin hepsini bir bakışta toplar. Ülke bir müze gibi düzenlenmiş, çerçevesine fatihin adı yazılmıştır.

Bu kitaptan önce, seferde bulunan bir çizerin anlatısı çıktı. Önceki derste Louvre'un başında gördüğümüz Dominique Vivant Denon, General Desaix'nin birlikleriyle Yukarı Mısır'a kadar gitmişti.

Kitap kısa sürede başka dillere çevrildi ve mobilyalardan saatlere uzanan bir Mısır modasını başlattı. Denon bilimi, savaşı ve macerayı aynı anlatıda birleştirdi. Levhalarda Mısırlılar çoğu zaman manzaranın kenarında küçük figürlerdir.

Kahireli tarihçi Abdurrahman el-Cebertî işgali gün gün yazdı. Fransız bilginlerin kitaplığını ve deneylerini merakla anlattı. Aynı sayfalarda işgalin vergilerini, yıkımlarını ve bastırılan ayaklanmaları da kaydetti. Onun metninde ölçen ve çizen Fransızlar da gözlenen taraftır.

Mekanizma — bir dokunuşun resmi

Bonaparte Mısır'dan Suriye'ye yürüdüğünde ordusunda veba yayıldı. 1799 Mart'ında Yafa'da hastaları ziyaret etti. Sonraki aylarda İngiliz basınında onun geri çekilirken ağır hastaları zehirlettiği söylentileri dolaştı.

Bonaparte imparator olduğu yıl bu söylentilere bir tuvalle yanıt verildi. Ressam, David'in öğrencisi Antoine-Jean Gros'du.

Dokunuş, eski krallara yakıştırılan iyileştirme gücünü hatırlatır. Ortaçağdan beri Fransız krallarının hastalara dokunarak onları iyileştirebildiğine inanılıyordu. Gros bu inancı yeni hükümdara aktardı.

Gros Mısır'a hiç gitmemişti. Mimarlığı, giysileri ve ışığı tanıklıklardan ve gravürlerden kurdu. Kurtarıcı jesti Avrupalı komutana aittir, yerel figürler ise hastalara ekmek ve bakım taşıyan ya da kenarda duran ikincil rollerdedir. Doğu burada bir sahne dekoru ve bir hastalık yeri olarak görünür.

Mekanizma — sonradan konan bir ad

Bu dersteki eserlerin hiçbiri yapıldığı sırada «Oryantalist» diye anılmadı. Kelime on dokuzuncu yüzyılda Doğu'yu konu alan bir resim türüne ad oldu. Bugünkü eleştirel anlamını ise yirminci yüzyılın sonunda kazandı.

Said'e göre Doğu hakkında üretilen bilgi Doğu'yu yönetmeye de yarıyordu. Kitap edebiyata ve bilime odaklandı, resme az değindi. Sanat tarihçisi Linda Nochlin 1983'te yayımlanan bir makalesinde bu soruları on dokuzuncu yüzyıl resmine taşıdı.

Said'in çerçevesi güçlüdür, ama bu derste gördüğümüz bazı eserler onu zorlar. Melling bir Osmanlı prensesinin siparişleriyle çalıştı. Montagu Osmanlı hekimliğinden öğrendiği bir uygulamayı İngiltere'ye taşıdı. Osmanlı elçileri Paris'i kendi gözleriyle tarttı. Bu yüzden bakışın asimetrisi bir başlangıç sorusudur ve ölçüsü her eserde ayrıca tartılmalıdır.

On dokuzuncu yüzyılın Oryantalist resmi ve onun üzerine süren tartışma sonraki kursun konusu.

Kalıcı araçlar

Bir uzak ülke imgesine baktığında sipariş zincirini çıkar. Yerinde kim çizdi, levhayı kim kazıdı, kitabı kim yayımladı, kim satın aldı? Her halkanın imgeye ne eklediğini not et.

Resmedilenin bu imgeyi görüp görmediğini sor. Portreyi kim saklıyor, model ona hiç ulaştı mı? Mai ile Poedua'nın portrelerini bu soruyla oku.

Aynı ressamın yerinde yaptığı eskizle evde boyadığı tuvali karşılaştır ve değişikliğin hangi alıcıya yöneldiğini bul.

Giysinin rolünü tart. Bir Avrupalı Osmanlı kılığına girdiğinde bu bir kimlik mi, bir oyun mu, bir reklam mı? Giysiyi kimin seçtiğine ve kimin istediği an çıkarabildiğine bak.

Öbür tarafın kaydını ara. Bir sahneyi anlatan Avrupalı metnin yanına aynı olayı anlatan yerel bir kaynak koy: bir sefaretname, bir kronik, bir sözlü anlatı.

«Oryantalizm» gibi sonradan konan bir adı uygularken, eserin kendi zamanında nasıl adlandırıldığını da yaz.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Gezginlerin çizimleri gördüklerinin tarafsız kayıtlarıdır."
Doğrusu

Yerinde yapılan çizimler bile seçim içerir. Gravüre ya da tuvale geçerken de yayıncının ve alıcının beklentisine göre değiştiler. Hodges'in Tahiti tuvali eskizlerinden daha çok Bougainville'in düşüne yaklaşır.

Yaygın yanlış"Türk giysili portreler Osmanlı kültürüne duyulan derin bir saygıyı gösterir."
Doğrusu

Bazı ressamlar gerçekten meraklıydı, ama turquerie çoğu zaman bir kostüm oyunu ve bir moda olarak işledi. Giysiyi giyen kişi rolü istediği an bırakabiliyordu.

Yaygın yanlış"Bu dönemde bakış hep tek yönlüydü, Osmanlılar ve Pasifik halkları yalnızca resmedilen taraftı."
Doğrusu

Osmanlı sarayı kendi imgesini kıyafet albümleri ve portre dizileriyle kurdu, elçileri Avrupa'yı yazdı, Hatice Sultan Avrupalı bir mimarı yönetti. Cebertî Fransızları gözledi. Asimetri gerçekti, ama karşı bakış da kayıt bıraktı.

Yaygın yanlış"Oryantalizm on dokuzuncu yüzyılda birdenbire ortaya çıktı."
Doğrusu

On dokuzuncu yüzyılın Oryantalist resmi, bu dersteki seyahat kitaplarının, elçi siparişlerinin ve Mısır seferinin levhalarının üstüne kuruldu.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: On sekizinci yüzyılda Avrupa uzak toplumları çoğunlukla basılı levhalarla tanıdı. Ferriol'ün Vanmour'dan yaptırdığı 1714 albümü Türk giysilerini bir başvuru kaynağına dönüştürdü. Montagu'nun 1763'te basılan mektupları hamamı, haremi ve çiçek aşısını anlattı, hamam sahnesi sonra Ingres'e uzandı. Liotard ve Van Loo turquerie'yi bir kostüm oyunu olarak resmetti. Melling bir Osmanlı prensesinin mimarıydı. Bougainville Tahiti'yi Yeni Kythera diye andı, Diderot onu bir aynaya çevirdi. Cook'un ressamları Pasifik'i bilim ve düş arasında resmetti, Reynolds Mai'yi bir Antik heykel gibi boyadı. Mısır seferinden Description ve Denon'un kitabı doğdu, Gros Yafa'daki bir dokunuşu propagandaya çevirdi. Said 1978'de bu birikime eleştirel bir ad verdi.

Sonraki derse köprü

Van Loo'nun sultan hanımına uzatılan fincandaki kahve, Paris salonlarına giderek daha çok Fransa'nın Karayip adalarından geliyordu. Fincanı tatlandıran şeker de aynı adalarda, köleleştirilmiş Afrikalıların çalıştırıldığı plantasyonlarda üretiliyordu. Turquerie tuvalinde bu yolculuğun hiçbir izi yoktur: uzaklık, Osmanlı sarayının kılığına bürünmüş bir Paris alışkanlığı olarak görünür. Yüzyılın sonunda aynı basılı levha, köleliğe karşı çıkanların elinde Atlantik'in öbür kıyısındaki emeği gösteren bir belgeye dönüştü. Salon lüksünün arkasındaki emek tuvallerde çoğu zaman kenara itilmiş bir figüre sığdırılmıştı; aynı emek, kölelik karşıtlarının bastırdığı imgelerde bir tanıklığa dönüştü.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-320 — Rokoko, Aydınlanma, Neoklasisizm ve Devrimler →

12 bölümden 11. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga