Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Rubens, İspanyol yönetimindeki Katolik Anvers'te, kırılmış sunakların yeniden yapıldığı bir dönemde yetişti. İtalya'da Mantua dükünün ressamı ve aracısı oldu, Cenova saraylarını bir kitapta topladı. Anvers'teki iki büyük triptik onu kentin önde gelen ressamı yaptı. Evinde yağlı eskizle yönetilen bir atölye, uzman ortaklar ve korunan bir baskı programı kurdu. Marie de' Medici dizisi, Banqueting House tavanı ve Torre de la Parada eskizleri onu Avrupa saraylarına bağladı. Madrid ve Londra'daki diplomatlığı barışa hizmet etti. Savaşın sonuçları ise bu barışın bozulmasının yasını tuttu.
Açılış: kraliyet koleksiyonunda kopya yapan bir elçi
1628 sonbaharında Madrid sarayına Anvers'ten bir konuk geldi. Resmî görevi resim yapmak değildi. Brüksel'deki İspanyol yönetiminin güvendiği bir aracıydı ve İngiltere ile barış ihtimalini konuşmak için çağrılmıştı. Yine de saraydaki aylarını büyük ölçüde fırçasıyla geçirdi. Kralın portrelerini yaptı, Habsburg koleksiyonundaki Titian tuvallerini birer birer kopyaladı.
Kralın genç ressamı Velázquez de bu konuğun yanında sık sık görüldü. Velázquez'in kayınpederi Francisco Pacheco, ikisinin dost olduğunu ve El Escorial'i birlikte gezdiklerini yazar. Konuk elli bir yaşındaydı. Avrupa'nın en çok aranan ressamıydı ve kendi kentinde yüzlerce resmin çıktığı bir atölye yönetiyordu.
Adı Peter Paul Rubens'ti. Bu ders onu üç yerde izliyor: Anvers'teki atölyesinde, Avrupa saraylarının salonlarında ve barış görüşmelerinin masasında.
Dersin yolu
Önce Rubens'in yaşadığı Güney Alçak Ülkeler'i ve onun İtalya yıllarını tanıyacağız. Sonra Anvers'e dönüp onu kentin önde gelen ressamı yapan iki büyük sunak resmine bakacağız. Ardından atölyeye gireceğiz: yağlı eskize, öğrencilere, uzman ortaklara ve basılı resimlere.
Dersin ikinci yarısı saraylara açılıyor. Paris'te bir kraliçenin hayatı, Londra'da bir kralın tavanı ve bir barış görüşmesi bizi bekliyor. En sonda savaşın yasını tutan bir tuvale, geç yılların manzaralarına ve Rubens'in çevresinden yetişen iki ressama geleceğiz.
Sıfır noktası: İspanyol yönetiminde bir Katolik liman
On altıncı yüzyılın sonunda Alçak Ülkeler ikiye bölünmüştü. Kuzeydeki eyaletler İspanya kralına karşı ayaklanmış ve kendi cumhuriyetlerini kurmuştu. Güneydeki eyaletler, bugünkü Belçika'nın büyük bölümü, İspanyol Habsburg yönetiminde kaldı.
Anvers bu ayrılığın tam ortasındaydı. Reform dersinde kentin büyük kilisesinin 1566'da nasıl boşaltıldığını görmüştük. 1585'te İspanyol ordusu kenti yeniden aldı. Protestanlara kenti terk etmeleri için süre tanındı ve binlerce kişi kuzeye göçtü. Kuzeyliler de Escaut ırmağının denize açılan ağzını kapattı. Bir zamanlar Avrupa'nın en büyük ticaret limanı olan kent, ticaretinin bir bölümünü Amsterdam'a kaptırdı.
1598'de II. Felipe güney eyaletlerini kızı Isabella'ya ve onun eşi Arşidük Albert'e bıraktı. Arşidükler Brüksel'de bir saray kurdular. 1609'da kuzeyle on iki yıllık bir ateşkes imzalandı.
Ateşkes yılları Anvers kiliseleri için bir yeniden yapım dönemi oldu. Kırılan sunakların yerine yenileri gerekiyordu. Cizvitler, loncalar ve kardeşlik dernekleri yeni resimler sipariş ediyordu. Karşı-Reform'un imgeye güveni, bu kentte bir iş hacmine dönüştü.
Bu derste «Barok» kelimesini Rubens'in elinde somut şeylere bağlayacağız. Bunlardan ilki bedendir: ağır, etli, kasları ve teniyle ağırlık taşıyan figürler. Sonra renk gelir: sıcak ve soğuk tonların ten üstünde birbirine karıştığı, çizginin sık sık renge bıraktığı bir yüzey. Hareket de yanlarında durur: figürlerin köşegenler boyunca tuvalin bir ucundan öbürüne akması.
Mekanizma — İtalya'da bir dükün ressamı
Rubens 1577'de Almanya'nın Siegen kentinde doğdu. Babası Kalvinist eğilimleri yüzünden Anvers'ten kaçmış bir hukukçuydu. Babasının ölümünden sonra annesi çocuklarını Anvers'e getirdi ve onları Katolik olarak büyüttü. Rubens kentte birkaç ustanın yanında çalıştı ve 1598'de ressamlar loncasına usta olarak kaydoldu.
1600'de İtalya'ya gitti ve Mantua dükü Vincenzo Gonzaga'nın hizmetine girdi. Caravaggio dersinde onu dükün adına Roma'da bir resim satın alırken görmüştük. Dük ona resim kadar başka işler de verdi. 1603'te Rubens'i İspanya kralına armağanlar götüren bir heyetle Valladolid'e yolladı.
Atlı bir figürü önden, izleyicinin üstüne gelir gibi göstermek cesur bir karardı. Atın ağırlığı ve bakanın sakin bakışı aynı tuvalde birleşir. Diplomatın ve ressamın aynı kişide birleşmesi burada başlar.
Rubens Roma'da antik heykelleri, Michelangelo'yu ve Raphael'i çizerek çalıştı. Carracci'lerin ve Caravaggio'nun yeni resimlerini de gördü. Roma'daki en önemli siparişini Oratoryo tarikatının yeni kilisesinden aldı.
Rubens'in ilk sunak resmi tuval üstüneydi. Kilisenin ışığında yüzeyi parladı ve resim okunmaz hâle geldi. Ressam onu geri aldı, ikinci kez daha mat bir taş yüzey üstüne boyadı. Bu küçük olay, bir resmin her zaman asılacağı yerin ışığına göre düşünülmesi gerektiğini gösterir. Rubens ilk tuvali Anvers'e götürdü ve annesinin mezarı için kullandı.
Mantua dükü Rubens'i bir başka kente de, Cenova'ya da gönderdi. Ressam orada tüccar aristokrasinin saraylarını ölçtü ve çizdi.
Önsözde Rubens, kendi ülkesinin mimarlarına İtalyan saraylarını örnek göstermek istediğini yazar. Kitap, Anvers'in Gotik ve Flaman yapı geleneğine bir İtalyan modeli sunuyordu. Rubens'in Anvers'teki kendi evi de bu modelin izlerini taşıyacaktı.
Mekanizma — Anvers'e dönüş ve iki büyük sunak
1608'de annesinin ağır hasta olduğu haberi geldi. Rubens yola çıktı ama vardığında annesi ölmüştü. İtalya'ya dönmeyi düşünüyordu. Arşidükler ona saray ressamlığı önerdi ve onu Brüksel'e taşınmak zorunda bırakmadı. Rubens Anvers'te kaldı, 1609'da Isabella Brant ile evlendi.
Kentteki ününü iki büyük üç kanatlı sunak resmi kurdu. Böyle resimlere triptik denir: ortadaki pano iki yan kanatla birlikte açılıp kapanır.
Haç tuvali soldan sağa, aşağıdan yukarıya çaprazlama keser. Adamların sırtları, kolları ve gergin bacakları bu çizgiyi iter. İzleyici bir yükün kaldırılışına tanık olur. Rubens Roma'da gördüğü Michelangelo bedenlerini ve Venedik renklerini bir Flaman sunağına taşımıştı.
Bu kez hareket yukarıdan aşağıya iner. Örtü beyaz bir çizgi gibi bedeni taşır, el ele geçen ağırlık bir yas hareketine dönüşür. Loncanın koruyucu azizi Kristoforos'tu ve adı «İsa'yı taşıyan» anlamına gelir. Rubens bu anlamı her kanada yaydı: Meryem karnında, yaşlı Simeon kollarında, ortadaki adamlar ellerinde İsa'yı taşır.
Fransız ordusu iki triptiği 1790'larda Paris'e götürdü. Resimler Napolyon'un yenilgisinden sonra Anvers'e döndü ve zamanla katedralde yan yana yer aldı.
Mekanizma — ev, atölye ve ortaklar
Rubens 1610'da Anvers'te bir ev satın aldı. Yıllar içinde onu bir İtalyan sarayı gibi genişletti. Bugün Rubenshuis adıyla müze olarak açık olan bu yapı, hem bir aile evi hem bir atölye hem de bir koleksiyon salonuydu.
Avluya giren bir konuk Flaman bir evden bir İtalyan dekoruna geçerdi. Portikonun yazıtları Romalı şair Juvenalis'ten alınmış, sağlıklı bir bedende sağlıklı bir akıl dileğini taşıyordu. Ressamın evi, onu bir zanaatkârdan çok bir bilgin ve soylu gibi tanıtıyordu.
Evin bir kanadında geniş bir atölye vardı. 1621'de Rubens'i ziyaret eden Danimarkalı hekim Otto Sperling bir sahne anlatır. Usta resim yapıyor, biri ona Tacitus okuyor, o da bu arada bir mektup yazdırıyordu. Başka bir salonda ise birçok genç ressam ustanın çizdiği resimler üstünde çalışıyordu.
Bu düzenin merkezinde yağlı eskiz duruyordu. Rubens bir kompozisyonu önce küçük bir ahşap pano üstüne, hızlı ve ince boyayla tasarlıyordu. Eskiz renkleri, ışığı ve figürlerin yerini gösterirdi. Asistanlar onu büyük tuvale aktarır, Rubens de son katmanlarda resme döner, yüzleri ve ışıkları düzeltirdi.
Rubens kendi öğrencilerinin yanında uzman ressamlarla da çalıştı. Anvers'te hayvan, çiçek ya da manzara konusunda ün yapmış ustalar vardı. Bir resmin bir bölümünü onlara bırakmak hem hızlı hem de saygın bir yoldu.
Brueghel ile Rubens yakın dosttu ve çok sayıda resmi birlikte yaptılar. Bu resimlerde imzanın yanında el payının da belli olması, alıcı için bir değerdi.
El payı fiyatı da belirliyordu. 1618'de Rubens, Lahey'deki İngiliz elçisi Sir Dudley Carleton ile bir takas yaptı. Elçinin antik mermer koleksiyonunu almak, karşılığında da resim vermek istiyordu.
Listede Prometheus da vardır ve kartalın Snyders'in işi olduğu not edilmiştir. Rubens öğrenci işi resimleri daha ucuza sunar, ama onları da kendi eliyle düzelteceğini söyler. Mektup, atölye resminin bir aldatmaca sayılmadığını gösterir. Kimin ne yaptığı açıkça konuşulan bir alım satım bilgisiydi.
Atölyenin büyüklüğü en iyi bir kilise tavanında görülür. 1620'de Anvers Cizvitleri yeni kiliseleri için Rubens'le bir sözleşme imzaladı.
Sözleşmede Rubens'in eskizleri yapacağı, büyük tuvallerin ise genç Anthony van Dyck ve öteki öğrenciler tarafından boyanacağı yazılıydı. Usta, resimleri gerektiği yerde kendi eliyle tamamlayacaktı. Tavanlar bir yangında yok oldu. Bugün onları en iyi küçük eskizlerden tanıyoruz.
Mekanizma — baskı programı ve telif ayrıcalığı
Bir sunak resmi kilisesinde kalırdı. Bir gravür ise Avrupa'nın her yerine gidebilirdi. Rubens resimlerini bakır kalıba aktaracak gravürcüleri kendi denetiminde çalıştırdı.
Rubens gravürcülere çizimler hazırlar, provalara kendi eliyle düzeltmeler yapardı. Lucas Vorsterman bu programın en usta gravürcülerinden biriydi. Bir süre sonra ikisinin arası bozuldu. Kaynaklar Vorsterman'ın emeğinin karşılığını alamadığını düşündüğünü aktarır.
Bu baskıları korumak için Rubens ayrıcalık denilen izinler aldı. Bir ayrıcalık, belli bir bölgede belli bir süre boyunca o baskının kopyalanmasını yasaklıyordu. Rubens bunları güneydeki kendi hükümdarlarından, Fransa kralından ve bir süre uğraştıktan sonra kuzeydeki Birleşik Eyaletler'den aldı. Cumhuriyetin meclisinin gözünde o, düşman bir hükümdarın ressamıydı ve izin bu yüzden kolay gelmedi.
Önceki kursta Dürer'in baskılarını kopyalayanlarla nasıl uğraştığını görmüştük. Rubens o sorunun bir yüzyıl sonraki çözümünü kurdu: imge, ressamın adıyla birlikte dolaşan bir mal olarak hukukla korunuyordu.
Mekanizma — bir kraliçenin hayatı
1622'de Fransa kralı XIII. Louis'nin annesi Marie de' Medici, Paris'te yaptırdığı Lüksemburg Sarayı için Rubens'i çağırdı. Kraliçe kendi hayatını anlatan bir galeri istiyordu.
Rubens'in işi zordu. Kraliçenin hayatında oğluyla bir iç savaş, sürgün ve kaçış da vardı. Ressam bu olayları tanrılarla, alegorik figürlerle ve bulutlarla örttü. Gerçek bir siyasi çatışma, göklerde çözülen bir barış öyküsüne dönüştü.
Marsilya sahnesindeki nemfalar Rubens'in tenine ilişkin bütün sözlüğü taşır. Islak teni, ağır gövdeleri ve kıvrılan bedenleri, saray törenini denizin hareketine bağlar. Dizi, bir kişinin hayatının resmi propagandaya nasıl çevrilebildiğini gösterir.
Mekanizma — barış görüşmelerinin ressamı
Isabella Brant 1626'da öldü. Rubens o yıllarda giderek daha çok diplomatik işe karıştı. Arşidüşes Isabella ona güveniyordu. İspanya ile İngiltere arasında bir barış olursa, kuzeyle savaşan güney eyaletleri bundan kazançlı çıkacaktı.
Ressamlık iyi bir örtüydü. Bir ressam saraylara girebiliyor, kralların portresini yaparken onlarla saatlerce konuşabiliyordu. Rubens'in bir tüccar ya da zanaatkâr sayılması ise bazı soyluların gözünde onu küçük düşürüyordu. İspanyol kralı ona bir soyluluk unvanı vermişti, ama kimi saray adamları ressamın elçi olmasını hoş görmedi.
Madrid'den sonra Rubens 1629'da Londra'ya gitti. Görevi, iki ülke arasında elçilerin değiş tokuşunu ve barışı hazırlamaktı. Görüşmeler 1630'da bir anlaşmayla sonuçlandı. Kral I. Charles Rubens'i şövalye ilan etti.
Resim bir diplomatik mesaj gibi okunabilir. Rubens krala barışın meyvelerini, savaşın uzaklaştırılmasını gösteriyordu. Ön plandaki çocukların, Rubens'in Londra'da yanında kaldığı ressam Balthazar Gerbier'nin çocukları olduğu düşünülür.
Charles bir koleksiyoncuydu ve Rubens'ten büyük bir iş istedi. Babası I. James'in yaptırdığı törensel salonun tavanı boştu.
Tavan, krallığın tanrısal bir düzen içinde olduğunu söyler. Salondaki konuklar başlarını kaldırınca kralı bulutların arasında görürdü. On üç yıl sonra I. Charles bu salonun önünde kurulan bir darağacında idam edildi. Tavanın anlattığı krallık düşüncesi ile kralın sonu aynı yapıda buluştu.
Mekanizma — kent töreni ve sarayın eskizleri
Rubens Anvers'e döndüğünde kente yeni bir yönetici geliyordu. Isabella 1633'te ölmüştü. İspanya kralının kardeşi Kardinal-İnfant Ferdinand güney eyaletlerinin valisi oldu.
Kent, valiyi geçici bir mimariyle karşıladı. Taklardan birinde Escaut ırmağının kapanmasıyla yoksullaşan Anvers'in yakınması işlenmişti. Kent, yöneticisinden ticaretinin geri verilmesini istiyordu. Tören süsü bir dilekçe gibi de çalışıyordu.
Bu yıllarda IV. Felipe Madrid yakınlarındaki av köşkü için Rubens'ten geniş bir dizi istedi.
Rubens eskizleri kendi eliyle yaptı. Büyük tuvalleri ise Anvers'teki ressamlar, aralarında Jacob Jordaens'in de bulunduğu bir ekip boyadı. Bu durumda yağlı eskiz, bir projenin özgün belgesidir.
Mekanizma — savaşın yası ve geç yıllar
Otuz Yıl Savaşları Avrupa'yı yakıyordu. 1638'de Rubens, Floransa'daki Medici sarayı için bir tuval gönderdi. Resim Toskana grandükünün saray ressamı Justus Sustermans aracılığıyla yollanmıştı.
Rubens, Sustermans'a yazdığı mektupta resmin figürlerini tek tek açıklar. Kara giysili kadının mutsuz Avrupa olduğunu, yerdeki kitapların ve lavtanın savaşla birlikte çiğnenen sanatları ve bilgiyi gösterdiğini yazar. Bu mektup, bir ressamın kendi alegorisini anlattığı ender belgelerden biridir.
Rubens 1630'da yeniden evlenmişti. Eşi Helena Fourment, bir Anvers ipek tüccarının on altı yaşındaki kızıydı. Rubens'in geç resimlerinde Helena'nın yüzü sık sık görülür.
Rubens bu resmi satmadı ve vasiyetinde Helena'ya bıraktı. Resim bir aile içi imgeydi, ama antik bir Venüs heykelinin duruşunu da taşır. Bir eşin portresi ile bir tanrıça imgesi arasındaki sınır burada bilerek bulanıktır.
Rubens 1635'te Anvers ile Brüksel arasında, Het Steen adlı bir şato ve arazi satın aldı. Yaşamının son yıllarında gut hastalığı elini zorluyordu. Bu yıllarda, sipariş dışında kendisi için manzaralar boyadı.
Göz sol köşeden ufka doğru, tarlaların üstünden kayar. Bu geniş bakış, kuzeydeki ressamların sade ve dar renkli manzaralarından ayrılır. Manzara, savaştan uzak bir arazinin sahibinin gözünden görülür.
Mekanizma — çevresinden yetişenler
Anthony van Dyck, Rubens'in atölyesinde çalışan en yetenekli genç ressamdı. 1621'de İtalya'ya gitti ve birkaç yıl Cenova'da kaldı. Rubens'in kitabındaki saraylarda oturan aileler onun portre müşterileri oldu.
Van Dyck kadını uzun, ince ve ağırbaşlı bir figür olarak gösterir. Hizmetçinin figürü ise onun zenginliğinin ve gücünün bir işareti olarak resme konmuştur. Bu çocuğun adı bilinmiyor. Avrupa portrelerindeki siyah hizmetçiler, köleleştirilmiş kişilerin ticaretiyle bağlantılı bir dünyanın sessiz tanıklarıdır.
Van Dyck 1620'lerin sonunda Anvers'e döndü ve birkaç yıl kentte çalıştı. Sonra Londra'ya, I. Charles'ın sarayına gitti. İngiltere dersinde onu orada bulacağız.
Jacob Jordaens ise Anvers'ten hiç uzun süre ayrılmadı. Rubens'in yanında çalıştı ama hiçbir zaman onun öğrencisi olmadı.
Jordaens dinî sunakların yanında böyle kalabalık halk sahneleri de yaptı. Bedenleri Rubens'inkiler kadar dolgun, ama sahneleri daha gündelik ve gürültülüdür. Rubens'in ölümünden sonra Anvers'in en önde gelen ressamı oldu.
Mekanizma — ölüm ve envanter
Rubens 1640 baharında Anvers'te öldü. Kentteki Aziz Jakob kilisesinde ailesi için, kendi resimlerinden biriyle süslenen bir mezar şapeli kuruldu.
Döküm, Rubens'in koleksiyoncu yüzünü de gösterir. Kendi resimlerinin yanında yüzlerce başka resim, antik eser ve çizim toplamıştı. Satışta İspanya kralı IV. Felipe'nin temsilcileri birçok resmi satın aldı. Bu resimlerin önemli bir bölümü bugün Prado'dadır.
Vasiyetinde çizimlerinin, oğullarından biri ressam olursa ya da kızlarından biri bir ressamla evlenirse onlara kalması için saklanmasını istediği aktarılır. Atölyenin bilgisi bir aile mirası olarak düşünülüyordu.
Rubens'in ölümünden sonra da adı tartışmanın içinde kaldı. On yedinci yüzyılın son çeyreğinde Paris'teki akademide resmin temelinin çizgi mi, renk mi olduğu tartışıldı. Rengi savunanlara «rubensçiler», çizgiyi savunanlara «poussinciler» dendi. Tartışmanın ayrıntısı Fransız akademisi dersinde.
Kalıcı araçlar
Bir resmin el payını sor. Usta mı, öğrenci mi, uzman ortak mı? Belge varsa, belgeyi resimle karşılaştır.
Bir yağlı eskizi bir projenin belgesi olarak oku. Eskiz ile büyük resim arasındaki farklar, işin kimlere dağıtıldığını gösterebilir.
Bir resmin hangi ışıkta asılacağını düşün. Kilise penceresi, salon tavanı ya da sokak töreni yüzeyi ve rengi belirler.
Bir gravürün altındaki yazıtı oku. Kimin çizdiğini, kimin oyduğunu ve kimin izin verdiğini orada bulabilirsin.
Bir alegorinin kaynağını ara. Ressamın mektubu, programı ya da sipariş sözleşmesi varsa yoruma oradan başla.
Bir saray resminin siyasi işlevini sor. Resim kimi, kime karşı, hangi barış ya da savaş anında temsil ediyor?
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Rubens'e atfedilen her resmi kendisi boyadı."
Atölye geniş bir ekiple çalıştı. Rubens çoğu zaman eskizi yapıp son katmanlara döndü ve el payını alıcılarla açıkça konuştu.
Yaygın yanlış"Atölye resmi bir sahtekârlıktı."
Carleton'a yazılan mektuplar, el payının fiyatı belirleyen açık bir bilgi olduğunu gösterir. Alıcı ne satın aldığını biliyordu.
Yaygın yanlış"Rubens'in diplomatlığı bir onursal unvandı."
Madrid ve Londra'da gerçek görüşmeler yürüttü ve 1630 anlaşmasının hazırlanmasında rol aldı.
Yaygın yanlış"Rubens yalnız iri, çıplak kadınlar boyadı."
Sunaklar, portreler, av sahneleri, saray dizileri, tören tasarımları, kitap süslemeleri ve manzaralar da yaptı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Rubens, İspanyol yönetimindeki Katolik Anvers'te, kırılmış sunakların yeniden yapıldığı bir dönemde yetişti. İtalya'da Mantua dükünün ressamı ve aracısı oldu, Cenova saraylarını bir kitapta topladı. Anvers'teki iki büyük triptik onu kentin önde gelen ressamı yaptı. Evinde yağlı eskizle yönetilen bir atölye, uzman ortaklar ve korunan bir baskı programı kurdu. Marie de' Medici dizisi, Banqueting House tavanı ve Torre de la Parada eskizleri onu Avrupa saraylarına bağladı. Madrid ve Londra'daki diplomatlığı barışa hizmet etti. Savaşın sonuçları ise bu barışın bozulmasının yasını tuttu.
Sonraki derse köprü
Rubens'in Anvers'i kilisesine, krallarına ve kraliçelerine resim yapıyordu. Escaut'nun ağzını kapatan kuzeydeki Birleşik Eyaletler'de ise düzen başkaydı. Kalvinist kiliselerin duvarları beyazdı ve sunak resmi istemiyordu. Ülkenin bir kralı yoktu. Resimler orada bir siparişin sonucu olmaktan çok, bir pazarda satılan mallardı. Bir tüccar, bir fırıncı ya da bir köylü, evinin duvarına bir manzara, bir natürmort ya da bir portre asabiliyordu. Ressamlar da bu alıcılar için tek bir türde uzmanlaşıyordu: inek otlayan çayırlarda, fırtınalı denizlerde ya da bir vazoya sığmayan çiçek demetlerinde.