Ders KRO-319.3 · Barok, Klasisizm ve Küresel 17. Yüzyıl

Carracci ve akademik gelenek

3.296 kelime · 20 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Ludovico, Agostino ve Annibale Carracci 1580'lerde Bolonya'da Accademia degli Incamminati'yi kurdu. Okulda canlı modelden çizim, anatomi ve ustaların kopyası öğretildi, Annibale gündelik yaşamı ve karikatürü de çizdi. «Eklektik» etiketi sonradan konmuş ve küçümseyiciydi. Annibale Roma'da Farnese galerisinin tavanını quadro riportato düzeniyle kurdu ve Cerasi Şapeli'nde Caravaggio'nun yanında çalıştı. Domenichino, Reni ve Guercino okulun dilini Roma'nın duvarlarına ve tavanlarına taşıdı. Accademia di San Luca, Zuccari ve Bellori bu dili bir kuruma ve bir kurama çevirdi. «Akademik» kelimesi ise on dokuzuncu yüzyılda bir hakarete dönüştü.

Açılış: bir şapelin üç duvarı

Roma'daki Santa Maria del Popolo kilisesinde, ana sunağın yanındaki küçük şapele girdiğinde üç resimle karşılaşırsın. Yan duvarlarda Caravaggio'nun iki tuvali asılıdır: atından düşüp yere serilen Saul ve baş aşağı çarmıha kaldırılan Petrus. Ortadaki sunağın üstünde ise başka bir elden çıkmış bir ahşap pano durur. Orada Meryem kollarını açmış, bulutların arasından yükselir. Aşağıda havariler boş mezarın çevresine toplanmış, başlarını kaldırıp ona bakar.

Önceki derste Caravaggio'nun bu şapelde ışığı karanlığın içinden nasıl kestiğini gördük. Sunak panosunu yapan ressam Annibale Carracci'ydi ve o yıllarda Roma'nın en çok saygı gören ustası sayılıyordu. Caravaggio'nun bilinen bir okulu yoktu ve düzenli öğrenci yetiştirdiğine dair kanıt azdır. Onun yolunu izleyenlerin çoğu, resimlerine bakarak öğrendi. Annibale'nin arkasında ise Bolonya'da kurulmuş bir okul, elden ele geçen çizim kâğıtları ve Roma'nın duvarlarını sonraki otuz yılda dolduracak bir kuşak öğrenci vardı.

Bu ders o okulun hikâyesini anlatıyor. Sorusu şu: Bir resim dili nasıl öğretilir, öğretildiğinde de neye dönüşür?

Dersin yolu

Önce akademi kelimesini ve onu atölyeden, loncadan ayıran şeyi tanımlayacağız. Sonra Bolonya'ya gidip bir terzinin iki oğluyla onların kuzenini, kurdukları okulu ve o okulda ne öğretildiğini göreceğiz. Ardından Carracci'lere sonradan yapıştırılan «eklektik» etiketinin nereden geldiğini tartışacağız.

Dersin ortasında Roma'dayız: Farnese Sarayı'nın galerisinde bir tavanın nasıl kurulduğuna ve Cerasi Şapeli'ndeki panoya bakacağız. Sonra Annibale'nin öğrencilerinin Roma'yı nasıl paylaştığını izleyeceğiz. En sonda akademi fikrinin Roma'da bir kuruma, bir kurama ve yüzyıllar sonra bir hakarete dönüşmesini göreceğiz.

Sıfır noktası: atölye, lonca ve akademi

On altıncı yüzyıl İtalya'sında bir ressam çoğunlukla bir atölyede yetişirdi. Çocuk yaşta bir ustanın yanına verilir, önce boya öğütür, fırça temizler, zemin hazırlardı. Yıllar içinde ustanın elini taklit ederek resim yapmayı öğrenirdi. Kentin ressamlar loncası da kimin dükkân açabileceğini, kimin çırak alabileceğini belirlerdi. Bu düzende resim, öteki el işleri gibi bir zanaattı.

Akademi kelimesi başka bir dünyadan gelir. Atina'da Platon'un ders verdiği bahçenin adıdır. Rönesans İtalya'sında bilginler, şairler ve meraklılar düzenli toplandıkları çevrelere bu adı verdiler. Ressamlar kelimeyi kendilerine aldığında bir iddiada bulunuyorlardı. Resmin temelinde düşünce, bilgi ve çizim vardı, yani resim bir şairin işi kadar zihinseldi.

Floransa'da 1563'te kurulan çizim akademisi bu iddianın ilk büyük kurumuydu. Ama orada asıl iş törenlerde, toplantılarda ve sanatçıların toplumsal yerinde görülüyordu. Bolonya'da yirmi yıl kadar sonra kurulan okulun ağırlık merkezi ise derslikti. Orada kâğıt, kalem ve karşıda oturan bir insan bedeni vardı.

Bu derste iki terim sık geçecek. Disegno, İtalyancada hem çizim hem tasarım demektir: elin kâğıda çizdiği kadar zihnin kurduğu planı da anlatır. Quadro riportato ise «taşınmış tablo» anlamına gelir. Bir tavana boyanmış sahnenin, çerçeveli bir tablo duvardan alınıp oraya asılmış gibi görünmesidir.

Mekanizma — Bolonya'da bir aile atölyesi

Bolonya, Papalık Devleti'nin Roma'dan sonra gelen büyük kentiydi. Avrupa'nın en eski üniversitelerinden birine sahipti ve hukukçuları, hekimleri, doğa bilginleriyle tanınırdı. Kentin başpiskoposu Kardinal Gabriele Paleotti, 1582'de kutsal ve dünyevi imgeler üzerine uzun bir risale yayımlamıştı. Paleotti, Trento'nun istediği açık ve anlaşılır resmi kendi kentinde görmek istiyordu.

Carracci'lerin en yaşlısı Ludovico'ydu. Kuzenleri Agostino ile Annibale kardeşti ve babaları bir terziydi. Ludovico bir ressam atölyesinde yetişti, kardeşler de onun yanında çalışmaya başladı. Agostino aynı zamanda usta bir gravürcüydü. Bakır levhaya kazıdığı baskılarla başka ressamların resimlerini çoğaltıyor, bu sayede onların kompozisyonlarını çizgi çizgi inceliyordu. Ailenin en genci Annibale ise sonunda en ünlüsü oldu.

Üçünün birlikte imzaladığı ilk büyük iş bir sarayın salonundaydı.

Frizin sahnelerinin hangisini hangi Carracci'nin yaptığı bugün de tartışılır. Bu belirsizliğin kendisi bir ipucudur. Üç ressam ortak bir dil kurmaya çalışıyordu ve bunu, ellerin birbirinden zor ayrılacağı ölçüde başarmıştı.

Aynı yıllarda Annibale, Bolonya'nın ressamlarını şaşırtan tuvaller yaptı.

Bu resimlerde soylu bir konu yoktu. Ne bir aziz, ne bir tanrı, ne de bir kahraman görünüyordu. Konusu gündelik bir yemek ya da bir dükkândı. Fırça hızlı ve geniş vurulmuştu, ışık da sanki pencereden bir anlığına düşmüştü. Kuzey Avrupa'da mutfak ve pazar sahneleri zaten satılıyordu ve Bolonya'da bu örnekler biliniyordu. Annibale'nin farkı bakışındaydı. Yüzler gözlenmiş, kaşığın havada duruşu bir anı yakalıyordu.

Resim tarihi daha sonra bu türlere «tür resmi» diyecekti. Akademi ileride türleri bir merdivene dizecek, tarih resmini en üste, gündelik sahneyi en alta koyacaktı. Annibale'nin elinde ise ikisi aynı derslikten çıkıyordu.

Mekanizma — yola çıkanların okulu

Carracci'lerin okulu 1580'lerin başında Ludovico'nun evinde toplanmaya başladı. Önce kendine «istekliler» anlamına gelen bir ad verdi, sonra Accademia degli Incamminati adını aldı. Incamminati, «yola çıkmış olanlar» demektir. Ad, öğrencinin bir yolun başında durduğunu ve o yolun öğrenilebileceğini söylüyordu.

Bu okul hakkında bildiklerimizin çoğu, bir yüzyıl sonra yazılmış bir kitaptan gelir. Bolonyalı rahip ve yazar Carlo Cesare Malvasia, 1678'de kentinin ressamlarının hayatlarını «Felsina pittrice» adıyla yayımladı. Malvasia kentini seven, Bolonya'nın Roma ve Floransa kadar büyük ressam çıkardığını kanıtlamak isteyen bir yazardı. Anlattıklarını bu yüzden dikkatle okumak gerekir.

Malvasia'ya ve başka kaynaklara göre okulda en çok canlı modelden çizim yapılıyordu. Bir genç adam soyunup bir kaidenin üstünde poz verir, öğrenciler çevresine oturup kırmızı ya da siyah tebeşirle onu çizerdi. Model bulunamadığında öğrenciler birbirlerini çizerdi. Anatomi üzerine konuşmalar yapıldığı, perspektif ve mimarlık bilgisinin de öğretildiği anlatılır. Agostino'nun okulun en okumuş üyesi olduğu, şiirden ve tarihten konular önerdiği söylenir.

Okulun bir de yarışmaları vardı. Öğrenciler aynı konuyu çizer, sonra çizimler karşılaştırılırdı. Böylece bir ressam, aynı figürün başka ellerde nasıl değiştiğini görebiliyordu. Atölyede öğrenci tek bir ustanın elini taklit ederdi. Bu derslikte ise önünde bir modelle, yanında başka öğrencilerle, elinde de birkaç ustadan örneklerle çalışıyordu.

Agostino'nun büyük bir sunak resmi, bu yöntemin vardığı yeri gösterir.

Bu resmi aklında tut. Yirmi yıl kadar sonra Roma'da bir öğrencinin aynı konuyu yeniden yorumlaması, bir kavgaya yol açacaktı.

Carracci'ler birlikte çalışmayı da sürdürdü. 1590'ların başında Bolonya'daki başka bir sarayın salonuna, kentin efsanevi kurucularının öyküsünü boyadılar.

Malvasia'nın aktardığı bir öyküye göre sarayın sahibi frizin hangi sahnesini hangisinin yaptığını sorduğunda Carracci'ler «Hepimiz yaptık» diye yanıt vermişti. Öykü doğru olmayabilir. Ama okulun kendi hakkında anlatmak istediği şeyi iyi özetler: tek bir dahinin imzası yerine, birlikte kurulmuş ve öğretilebilir bir dil.

Mekanizma — sokaktaki insan ve bozulmuş yüz

Okulda çizilen her şey kutsal ya da kahramanca değildi. Annibale'nin Bolonya sokaklarındaki seyyar satıcıları, işçileri, zanaatkârları tek tek çizdiği anlatılır. Bu çizimler onun ölümünden sonra gravüre aktarıldı ve bir dizi olarak basıldı.

Dizinin önsözünde başka bir buluştan da söz edilir. Carracci'lerin, tanıdıklarının yüzlerini birkaç çizgiyle bozarak abartan küçük şakacı portreler çizdiği anlatılır. İtalyanca «yüklemek» fiilinden türeyen karikatür kelimesi bu çizimlere bağlanır. Önsöze göre karikatürcü, ressamın kusursuz güzelliği araması gibi, bir yüzdeki kusursuz çirkinliği arar.

Bu iki uç bir arada düşünülmeli. Canlı modelden çizim, öğrenciye bir bedeni olduğu gibi görmeyi öğretiyordu. Karikatür ise bir yüzün en belirgin özelliğini seçip büyütmeyi öğretiyordu. İkisi de gözlemle başlıyordu. Biri doğaya sadık kalmayı, öbürü doğadan seçmeyi çalıştırıyordu. Seçme fikri, ileride akademinin kuramında «ideal» adıyla merkeze yerleşecekti.

Mekanizma — «eklektik» etiketi nereden geldi?

Bir sanat tarihi kitabında Carracci'lerin adını ararsan, yanında büyük olasılıkla «eklektik» kelimesini bulursun. Eklektik, Yunancada «seçen» demektir. Bu okumaya göre Carracci'ler büyük ustaların en iyi yanlarını alıp bir karışım yaptılar. Michelangelo'nun bedenleri, Raphael'in düzeni, Titian'ın rengi ve Correggio'nun yumuşak ışığı tek bir resimde birleşecekti.

Bu fikrin bir kaynağı vardır. Malvasia, Agostino'ya ait olduğunu söylediği bir sone aktarır. Sone, iyi bir ressam olmak isteyenin Roma'dan çizimi, Venedik'ten hareketi ve gölgeyi, Lombardiya'dan rengi alması gerektiğini sayar. Ardından da Michelangelo'nun, Titian'ın, Correggio'nun ve Raphael'in özelliklerini birer birer adlandırır.

Sonenin gerçekten Agostino'nun olup olmadığı, olduysa ne kadar ciddi okunması gerektiği tartışmalıdır. Yirminci yüzyılın ortasında İngiliz sanat tarihçisi Denis Mahon, Carracci'lerin resimlerinin bu reçeteyle açıklanamayacağını savundu. Ona göre «eklektik» etiketi on sekizinci yüzyılda kalıplaşmıştı. On dokuzuncu yüzyılda ise kişiliksiz, taklitçi bir sanat anlamına gelen küçümseyici bir sözcüğe dönüştü.

Carracci'lerin büyük ustalara baktığı doğrudur. Annibale'nin Parma'da Correggio'nun kubbe resimlerini, Venedik'te Veronese'nin ve Titian'ın tuvallerini incelediği anlatılır. Ama Fasulye yiyen adam'ın masasında bir ustadan alınmış hazır bir formül aramak boşunadır. Yakından bakınca okulun iki kaynağı birden kullandığı görülür: önceki ustaların çözümleri ve karşıdaki canlı model. Etiket bu ikincisini unutuyor.

Mekanizma — Roma'da bir sarayın tavanı

1595'te Kardinal Odoardo Farnese, Annibale'yi Roma'ya çağırdı. Farnese ailesinin kent merkezindeki büyük sarayı, Michelangelo'nun da elinin değdiği bir yapıydı. Sarayın avlusunda ve salonlarında ailenin antik heykel koleksiyonu dururdu. Bunların en ünlüsü, yarım yüzyıl kadar önce Roma'daki antik hamam kalıntılarında bulunmuş dev bir mermer heykeldi.

Antik heykel, akademinin vazgeçilmez öğretmeniydi. Öğrenciler mermerin önüne oturup onu farklı açılardan çizer, sonra aynı kası canlı modelin bedeninde arardı. Daha sonra akademilerin derslikleri, bu heykellerin alçıdan dökülmüş kopyalarıyla dolacaktı. Bir öğrenci Paris'te ya da Madrid'de aynı Herakles'i, Roma'ya gitmeden kopyalayabilecekti.

Annibale'nin sarayda ilk işi kardinalin küçük çalışma odasının tavanıydı. Odanın konusu bir seçimdi.

Resim genç kardinale bir ders veriyordu: zor yolu seç. Annibale de bu odada, antik heykelin bedeniyle Raphael'in açık kompozisyonunu birleştiren bir dili Roma'da sınadı. Ardından sarayın büyük galerisine geçti.

Bu tavana baktığında gözünün bir oyunla karşılaştığını hemen anlamazsın. Ortadaki sahneler tavana asılmış çerçeveli tablolar gibi görünür. Bunun adı quadro riportato'dur. Her sahnenin figürleri, aşağıdan bakan birinin göreceği gibi kısaltılmamıştır. Onları bir duvardaki tabloya bakar gibi, karşıdan görürsün.

Çerçevelerin çevresindeki figürler ise başka bir gerçeklik düzeyine aittir. Taştan oyulmuş gibi duran atlaslar, bronzdan dökülmüş gibi duran madalyonlar ve canlı gibi duran çıplak gençler aynı boyayla yapılmıştır. Göz bir düzeyden ötekine geçerken neyin heykel, neyin resim, neyin «gerçek» olduğunu ayırmaya çalışır. Köşelerdeki gök boşlukları da tavanın tamamen kapalı olmadığını hissettirir.

Annibale Sistina tavanını iyi biliyordu ve galerinin düzeni ona çok şey borçludur. Ama burada konu kutsal tarih yerine Ovidius'un Dönüşümler'inden alınmış aşk öyküleriydi. Bir kardinalin sarayında bu konuların seçilmesi, antik şiirin soylu bir zevk olarak görüldüğü bir çevreyi gösterir.

Galerinin yapımı yıllar sürdü. Agostino da kardeşinin yanında çalıştı, ama ikisi bir süre sonra bozuştu ve Agostino Roma'dan ayrıldı. Öğrenciler ise Bolonya'dan birer birer gelip ustalarının yanında iskeleye çıktılar. Galeri, Roma'daki genç ressamlar için bir okula dönüştü. Sonraki iki yüzyılda pek çok ressam bu tavanı Sistina tavanı ve Raphael'in odalarıyla birlikte kopyalanması gereken yerlerden biri saydı.

Mekanizma — Cerasi Şapeli ve bir panonun ağırlığı

Galeri sürerken Annibale başka işler de aldı. Papalık hazinesinin yöneticisi Tiberio Cerasi, Santa Maria del Popolo'da bir şapel satın almıştı. Sunak resmini Annibale'ye, yan duvarlardaki tuvalleri de Caravaggio'ya ısmarladı.

Bu panoyu yan duvarlardaki tuvallerle birlikte düşün. Caravaggio'nun sahnelerinde karanlık bir zemin, yere yakın bedenler ve izleyicinin burnunun dibinde bir an vardır. Annibale'nin panosunda ise açık renkler, yukarı doğru yükselen bir hareket ve düzenli bir figür kümesi görülür. Aynı şapelde iki ayrı öğretim karşılıklı durur. Birinde öğrenci karanlıkta gerçek bir yüzü ararken, ötekinde kâğıt üstünde kurulmuş bir düzeni ve önceki ustaları izler.

Bu karşıtlığı abartmamak da gerekir. Annibale'nin havarilerinde Caravaggio'nunkiler kadar sert değilse de gözlenmiş yüzler vardır. Caravaggio da önceki ustaların kompozisyonlarını iyi tanıyordu. Ama sonraki yazarlar bu şapeli bir kavganın sahnesi olarak anlatmayı sevdi. Bir yanda «doğayı olduğu gibi kopyalayan» Caravaggio, öbür yanda doğayı düzelten Carracci duruyordu.

Annibale'nin Roma'daki öbür işleri, bu düzenin ne kadar sade olabildiğini gösterir.

Bu yarım daire tuval, bir sarayın şapeli için yapılmış bir dizinin parçasıydı. Kutsal konu burada küçülür ve manzara resmin asıl konusu olur. Ağaçlar, su ve yapılar bir düzene göre yerleştirilmiştir. Bir yerden kopyalanmış bir görünüm aramak boşunadır. Bu yerleştirme düzeni, bir kuşak sonra Roma'da çalışan Fransız ressamların elinde «ideal manzara» adını alacaktı.

Annibale'nin son yılları sıkıntılı geçti. Farnese galerisinin karşılığında az para aldığına inandığı, derin bir karamsarlığa düştüğü ve 1600'lerin ortasından sonra pek az resim yaptığı anlatılır.

Annibale 1609'da öldü ve Pantheon'a, Raphael'in yakınına gömüldü. Bu gömü, Roma'nın onu Raphael'in mirasçısı olarak gördüğünü gösteriyordu.

Mekanizma — öğrenciler Roma'yı paylaşıyor

Bolonya okulunun asıl ürünü, Roma'ya gelen öğrencilerdi. Domenichino, Guido Reni, Francesco Albani ve Giovanni Lanfranco Annibale'nin çevresinde yetişti. Guercino ise Bolonya yakınlarındaki Cento'dan geldi ve Ludovico'nun resimlerinden öğrendi. Sonraki otuz yılda Roma'nın kiliselerini, saraylarını ve villalarını büyük ölçüde onlar boyadı.

Domenichino, okulun öğrettiği düzenli kompozisyonun en sadık temsilcisiydi.

Bu resim Agostino'nun Bolonya'daki sunak resmini hatırlatır ve hatırlatması bir kavgaya yol açtı. Rakibi Lanfranco'nun çevresinin, Agostino'nun resminden yapılmış bir baskıyı dolaştırarak Domenichino'yu kopyacılıkla suçladığı anlatılır. Bu suçlama akademinin kendi çelişkisini gösteriyordu. Okul öğrencisine ustaları kopyalamayı öğretiyordu, peki kopya nerede bitiyor, buluş nerede başlıyordu?

Guido Reni ise okulun dilini başka bir yöne, zarif ve soğuk bir güzelliğe taşıdı.

Reni'nin tavanı, Farnese galerisinin quadro riportato düzenini sürdürüyordu. Birkaç yıl sonra Guercino aynı konuyu başka bir yolla çözdü.

Bu iki tavanı karşılaştır. Reni'de tavana asılmış bir tabloya karşıdan bakarsın. Guercino'da tavan yok olur ve figürler gerçekten başının üstünde, gökte uçuyormuş gibi görünür. Bu ikinci yol Roma'da hızla yayıldı. Kilise kubbelerinde ve saray salonlarında tavanı göğe açan büyük resimler, yüzyılın ortasının dilini belirledi.

Mekanizma — Roma'da bir akademi, bir kuram

Annibale Roma'ya varmadan iki yıl önce, 1593'te kentte bir ressamlar akademisi kurulmuştu. Accademia di San Luca, ressamların koruyucu azizi kabul edilen Luka'nın adını taşıyordu. İlk başkanı ressam Federico Zuccari'ydi.

Zuccari'ye göre disegno, Tanrı'nın insan zihnine koyduğu bir kıvılcımdı. Akademi böylece ressama bir kuram veriyordu: resim önce zihinde kurulur, sonra el onu görünür kılar. Aynı yıllarda öğrencilere el kitapları da basıldı.

Akademik öğretimin sırası bu kitapta görünür. Öğrenci önce baskılardaki parçaları kopyalar, sonra alçı kalıpları çizer, en sonunda canlı modelin karşısına geçerdi. Kuram ise kopyanın üstünde dururdu.

Bu kuramı en etkili biçimde Romalı yazar Giovan Pietro Bellori yazdı. 1672'de yayımladığı ressam hayatları kitabının başına «İdea» adlı bir konuşma koydu. Ona göre ressam doğadan en güzel parçaları seçer ve onları zihnindeki bir ideale göre birleştirirdi. Bellori bu yolu Annibale'den başlatıyordu. Paris'te 1648'de kurulan Kraliyet Akademisi de bu düşünceyi bir öğretim düzenine çevirecekti.

İki yüzyıl sonra kelime ters yüz oldu. On dokuzuncu yüzyılda «akademik» sıfatı, kurala bağlı, cansız ve yeniliğe kapalı resmin adı oldu. Akademilerin yıllık sergilerinden geri çevrilen ressamlar kendi sergilerini açtılar. Yine de bugün bir sanat okulunda alçı kalıp çizen, canlı model dersine giren bir öğrenci, Bolonya'daki o dersliğin mirasını sürdürüyor.

Kalıcı araçlar

Eğitimi esere sor. Bir resmin önünde, ressamın hangi okulda, kimin yanında, hangi örneklerden öğrendiğini düşün. Aynı okuldan çıkan ressamların ortak bir dili vardır.

Kaynağın tarafını bil. Carracci'ler üzerine bildiklerimiz büyük ölçüde Malvasia'dan, Annibale'nin üstünlüğü Bellori'den gelir. Bir yazarın hangi kenti ya da hangi kuramı savunduğunu sor.

Etiketin tarihini kur. «Eklektik» ya da «akademik» kelimesini kimin, hangi yüzyılda, hangi amaçla kullandığını ara.

Tavanda düzeyleri ayır. Çerçeveli sahneyi, boyanmış heykeli ve göğe açılan boşluğu ayrı ayrı göster.

Kopyayı ve buluşu tart. Bir öğrencinin ustasından ne aldığını, neyi değiştirdiğini göster.

Türleri birlikte düşün. Tarih resmiyle gündelik sahneyi aynı elin yapabildiğini hatırla.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Carracci'ler büyük ustaların parçalarını birleştiren taklitçilerdi."
Doğrusu

Bu okuma bir soneye ve sonraki yüzyılların etiketine dayanır. Okulun temelinde canlı modelden çizim vardı, Fasulye yiyen adam da hiçbir ustadan alınmış bir formülle açıklanamaz.

Yaygın yanlış"Roma'da Caravaggio doğayı, Carracci ise yalnızca öteki resimleri izledi."
Doğrusu

Annibale gözlemi bırakmadı, Caravaggio da önceki ustaları iyi tanıyordu. Karşıtlığı sonraki yazarlar keskinleştirdi.

Yaygın yanlış"Farnese galerisindeki sahneler tavana asılmış gerçek tablolardır."
Doğrusu

Hepsi tonozun sıvasına boyanmış fresklerdir. Çerçeve de, heykeller de, bronz madalyonlar da boyanın yarattığı bir yanılsamadır.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Ludovico, Agostino ve Annibale Carracci 1580'lerde Bolonya'da Accademia degli Incamminati'yi kurdu. Okulda canlı modelden çizim, anatomi ve ustaların kopyası öğretildi, Annibale gündelik yaşamı ve karikatürü de çizdi. «Eklektik» etiketi sonradan konmuş ve küçümseyiciydi. Annibale Roma'da Farnese galerisinin tavanını quadro riportato düzeniyle kurdu ve Cerasi Şapeli'nde Caravaggio'nun yanında çalıştı. Domenichino, Reni ve Guercino okulun dilini Roma'nın duvarlarına ve tavanlarına taşıdı. Accademia di San Luca, Zuccari ve Bellori bu dili bir kuruma ve bir kurama çevirdi. «Akademik» kelimesi ise on dokuzuncu yüzyılda bir hakarete dönüştü.

Sonraki derse köprü

Domenichino'nun Diana'nın avı, bugün Kardinal Scipione Borghese'nin villasında asılıdır. Aynı villanın salonlarında, aynı kardinal için yontulmuş mermer gruplar da durur. Onları yontan genç heykeltıraş Gian Lorenzo Bernini, mermerin içinde koşan, dönen ve dönüşen bedenler yarattı. Bernini sonraki yarım yüzyılda papaların hizmetinde çalıştı. Bir kilisenin şapelini, bir meydanın kollarını ve bir çeşmenin suyunu, izleyicinin içine yürüdüğü tek bir sahnenin parçaları gibi kurdu. Onun elinde papalık Roma'sının sokakları ve meydanları bir tiyatro gibi düzenlendi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-319 — Barok, Klasisizm ve Küresel 17. Yüzyıl →

15 bölümden 3. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga