Ders KRO-319.13 · Barok, Klasisizm ve Küresel 17. Yüzyıl

Filipinler, Goa ve küresel Katolik görsel ağlar

3.338 kelime · 19 eser örneği · yaklaşık 15 dakika okuma · seslendirme 22 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kilit özet: Goa merkezli Portekiz ağı ve Manila–Acapulco kalyon hattı Katolik imgeleri Asya kıyılarına taşıdı. Manila'da sangley oymacıları fildişi heykeller yonttu ve çekik göz tartışması köken sorusunu açık tutar. Boxer Kodeksi ve Murillo Velarde haritası takımadaların halklarını sömürge gözüyle resmetti. Paoay ve Miagao depreme ve akınlara karşı yükseldi. Goa'da kiliseler yükselirken tapınaklar yıkıldı. Makao, Japonya ve Pekin'de aynı gravürler başka ellerde yeniden kuruldu. Kalyon köleleştirilmiş Asyalıları da taşıdı.

Açılış: yanmış bir evde bulunan tahta çocuk

1565 baharında bir İspanyol filosu Visayas adalarından Cebu'ya yanaştı. Kıyıdaki köy çatışmada yandı. Kül olmuş evlerden birinde bir asker küçük bir sandık buldu. Sandığın içinde, kırmızı giysili, başında bir başlık taşıyan tahta bir çocuk heykeli duruyordu.

Heykel kırk dört yıl önce adaya gelmişti. Macellan'ın filosu 1521'de Cebu'ya uğradığında, yerel önder Humabon'un eşi vaftiz edilmiş ve bu çocuk heykelini armağan olarak almıştı. Macellan birkaç gün sonra komşu adada öldürüldü. Avrupalılar gitti, heykel adada kaldı.

Anlatıya göre ada halkı onu kırk yılı aşkın bir süre korudu. Kimi yorumculara göre halk onu yerel bir koruyucu ruh gibi saydı. İspanyollar bulunuşu bir mucize olarak kaydetti ve ilk kiliselerini o noktaya kurdu.

Meksika sunaklarındaki fildişi heykellerin bir kısmı, Pasifik'in öbür ucundaki bu adalardan yola çıkmıştı. Bu ders onların yontulduğu Manila'dan başlıyor. Sonra ağın öbür kolunu izleyerek Goa'ya, Makao'ya, Japonya'ya ve Pekin'e uzanıyor.

Dersin yolu

Önce bir imge ağının nasıl çalıştığını soracağız. Sonra Manila'da fildişi heykellere, bir el yazmasına ve bir haritaya bakacağız. Ardından depreme karşı payandalarla yükselen köy kiliselerine geçeceğiz. Dersin ikinci yarısı Goa'da, Floransa'dan gemiyle gelen bir mezarın önünde başlıyor ve Makao, Japonya ve Pekin üzerinden ilerliyor.

Sıfır noktası: bir imge ağı nasıl çalışır?

On altıncı yüzyılın sonunda iki Katolik krallık dünyanın iki yönüne açılmıştı. Portekiz Afrika'yı dolanıp Hint Okyanusu'na ulaştı. Doğudaki kale ve limanlarını «Estado da Índia», yani Hindistan Devleti adıyla Goa'dan yönetti. İspanya batıya gitti ve Meksika'dan Pasifik'i aşarak Filipinler'e vardı.

1565'te Augustinus rahibi Andrés de Urdaneta, kuzeye çıkıp rüzgârlarla doğuya savrulan bir dönüş yolu buldu. Böylece Manila ile Acapulco arasında iki yüzyılı aşkın bir süre her yıl sefer yapan kalyon hattı kuruldu.

Gemilerde yolculuk eden tarikat misyonerleri yanlarında kitaplar, gravürler, küçük heykeller ve resimler taşıdı.

Reform dersinde gördüğümüz Cizvit İncil gravürleri bu yüklerin en yaygınlarından biriydi. Aynı kitabın sayfaları Manila'da, Goa'da, Nagasaki'de ve Pekin'de kopyalandı. Kopyayı yapan el her yerde başkaydı. Tahtayı oyan bir Çinli, fildişini yontan bir Gucaratlı ya da yağlıboya öğrenen bir Japon genç olabiliyordu.

Bu yüzden ağın her düğümünde üç soru işe yarar. İmgenin kalıbı nereden geldi? Malzeme ve el hangi yerel geleneğe aitti? Sonuç, kimin gözü için yapıldı? Bu dersteki eserler o yanıtları her seferinde başka biçimde birleştiriyor.

Mekanizma — Manila: surun içi ve dışı

İspanyol komutan Miguel López de Legazpi, 1571'de Pasig ırmağının ağzındaki Maynila yerleşimini ele geçirdi. Sömürge başkentini onun üzerine kurdu. Kenti zamanla taş surlar çevreledi. Sur içi bölgeye «Intramuros», yani duvarların içi denildi. Orada valinin sarayı, katedral ve tarikatların kiliseleri yükseldi.

Cephesi Meksiko'daki çağdaşlarının yanında yalın, duvarları ise çok kalındır. Manila'nın öteki taş kiliseleri depremlerde birer birer yıkılırken San Agustin ayakta kaldı. Yirminci yüzyılın ortasındaki savaşta Intramuros yerle bir olduğunda da kalan yapılardan biri oldu.

Surların dışında ise başka bir kent yaşıyordu. Her yıl Çin'in güney kıyılarından gelen yelkenliler ipek, porselen ve zanaatkâr taşıyordu. İspanyollar bu Çinli tüccarlara ve ustalara «sangley» dedi. Sözcüğün, Hokkien dilinde ticaret anlamına gelen bir sözden türediği düşünülür.

1580'lerde İspanyol yönetimi sangleyleri surların dışındaki bir çarşı mahallesine yerleştirdi. Mahallenin adı Parián'dı. Orada terziler, fırıncılar, ressamlar, gümüşçüler ve oymacılar yan yana çalışıyordu. Kentin ekmeği de, kilisesinin heykeli de büyük ölçüde onların elinden çıkıyordu.

Bu ilişki gergindi. Sangleyler kentin İspanyol nüfusundan kat kat kalabalıktı ve yönetim onlardan hem kuşkulanıyor hem de onlara bağımlıydı. 1603'te bir ayaklanma kanlı bir biçimde bastırıldı. Benzer kıyımlar on yedinci yüzyıl boyunca yinelendi. Fildişi heykellerin yapıldığı çarşı, bu şiddetin de yaşandığı yerdi.

Manila'nın ilk piskoposu Domingo de Salazar, 1590 dolayında krala yazdığı bir mektupta Çinli ressam ve oymacılardan söz eder. Mektupta onların kısa sürede Avrupa'dan gelen imgeleri ustaca kopyalamayı öğrendiği anlatılır. Bu tanıklık, Hispano-Filipin fildişi heykellerinin kökeni konusunda elimizdeki ilk yazılı izlerden biridir.

Asya'nın güneyinden ve Afrika'dan gelen fildişi, Manila'da gravürlere, Avrupa heykellerine ve rahiplerin tarifine göre yontuldu.

Heykeli Manila valisi sipariş etti. Anlatıya göre onu yontan Çinli usta daha sonra vaftiz oldu. Heykelin adı 1646'da Hollanda filosuna karşı kazanılan deniz savaşlarından gelir. Manila halkı zaferi bu Meryem'in korumasına bağladı ve onu her yıl bir alayla dolaştırdı.

Yalnız yüzü ve elleri fildişidir, giysilerin örttüğü gövde bir iskelettir. İspanyolca bu tür heykellere «de vestir», yani giydirilen heykel denir. Yöntem pahalı fildişini en görünür yerlere ayırıyordu. Heykeli her bayramda yeniden giydirmek ona bir yaşam veriyordu.

Daha küçük boyda, tümüyle fildişinden oyulmuş heykelcikler ise gemilere yüklendi.

Bu heykelciklerin yüzlerinde bazen badem biçimli, yukarı doğru çekik gözler görülür. Uzun süre bu gözler Çinli bir elin imzası gibi okundu. Kimi araştırmacılar ise bu yorumu fazla kolay bulur.

Aynı ustalar başka heykellerde Avrupa yüz tipini aynen kopyalayabiliyordu. Göz biçimi bir alışkanlıktan, bir modelden ya da alıcının beğenisinden doğmuş olabilir. Kimi uzmanlar Çin'deki Guanyin heykellerinin sakin yüz tipiyle de bir yakınlık görür.

Goa ve Seylan'da da fildişi Hristiyan heykelleri yapılıyordu. Müzelerdeki «Hint-Portekiz» ve «Hispano-Filipin» etiketleri çoğu zaman üslup tahminine dayanır. Bu küçük nesneler birden çok limandan geçmiştir.

Mekanizma — takımadaları resmetmek

İspanyollar takımadaların halklarını tanımak ve yönetmek için de imgeye başvurdu. 1590 dolayında Manila'da resimli bir el yazması hazırlandı.

El yazması adını onu satın alan İngiliz tarihçi Charles Boxer'dan alır. Çoğu araştırmacı onu Manila valisi çevresine bağlar. Resimlerin çizgisi ve renkleri, ressamın Parián'daki Çinli atölyelerden geldiğini düşündürür.

Kodeks bugün sömürge öncesi Filipin giysilerinin, takılarının ve dövmelerinin en zengin görsel kaynaklarından biridir. Resimler yine de bir sömürgecinin sorularına verilmiş yanıtlardır. Hangi halkın resmedileceğine ve kimin onun örneği olacağına siparişi veren karar verdi.

Yüz kırk yılı aşkın bir süre sonra bir Cizvit, takımadaların haritasını çizdi ve kenarlarına yine insanlar yerleştirdi.

Bagay, Manila'da çalışan Filipinli bir gravürcüydü. Kenar resimlerinde kimin hangi giysiyle ve hangi işle durduğu, önceki dersteki casta resimlerine benzer bir sınıflama mantığı taşır.

Bu harita yirmi birinci yüzyılda beklenmedik bir yere taşındı. Güney Çin Denizi'ndeki sınır anlaşmazlığında Filipinler'in başvurduğu belgeler arasında yer aldı. Bir sömürge haritası, böylece bir ulusun kendi toprağını savunduğu bir kanıta dönüştü.

Mekanizma — depremle yarışan kiliseler

Takımadalar depremlerin ve tayfunların sık yaşandığı bir kuşaktadır. Taşra kiliselerini yaptıran rahipler, yerel ustalarla birlikte bu tehlikeye kalın duvarlarla yanıt verdi. Kimi yazarlar bu yapılara «deprem barok'u» der. Kuleler gövdeden ayrılır ya da alçalır, yan duvarlara devasa payandalar yaslanır.

Paoay'da payandalar duvarın yanında birer kütle gibi sıralanır. Kulenin ayrı durmasının nedeni basittir: deprem kuleyi yıkarsa, kule kilisenin üstüne düşmez.

Panay adasındaki Miagao'da ise kilise bir kale gibi kuruldu. Kıyı köyleri güneydeki sultanlıklardan gelen akınlara açıktı.

Aziz Kristoforos Avrupa'da da bir ağaca dayanarak ırmağı geçer. Miagao'da o ağaç bir hindistancevizi palmiyesidir. Çevresindeki bitkiler adanın bahçelerinden alınmıştır. Cephenin anlattığı öykü Avrupa'dan gelmiştir, ama sahnenin manzarası Panay'ındır.

Kabartmaları oyanların adları bilinmez. Kasaba halkı yapımda işçi olarak çalıştı. Sömürge düzeninde bu emek çoğu zaman zorunlu bir hizmetti. Cephedeki bitkiler, o emeğin kendi gördüğünü taşa geçirdiği bir iz olarak okunabilir. Bu okuma bir yorum olarak kalır.

Mekanizma — Goa: doğudaki Roma

Portekiz donanması 1510'da Hindistan'ın batı kıyısındaki Goa'yı ele geçirdi. Kent Mandovi ırmağının kıyısındaydı ve kısa sürede Estado da Índia'nın başkenti oldu. Doğu Afrika'dan Japonya'ya uzanan kale ve limanların yönetimi, piskoposluğu ve gümrüğü buradaydı.

Avrupalı yolcular kenti bir süre «Doğu'nun Roma'sı» diye andı. Salgınlar yüzünden halk sonraki yüzyıllarda başka yere taşındı ve geriye yeşillik içinde dağınık duran birkaç büyük kilise kaldı.

Bunların en büyüğü katedraldir. Portekizce adıyla Sé, yani piskoposluk kilisesidir. Kent İskenderiyeli Azize Katerina'nın bayram gününde alındığı için katedral ona adandı.

Sunağın biçimi Portekiz'deki yaldızlı sunaklardan gelir. Bu ahşabı oyan ve yaldızlayan ellerin önemli bir bölümü ise yereldi. Goa'nın ve çevresinin marangozları, oymacıları ve gümüşçüleri kiliselerde çalıştı. Bu ustaların bir kısmı Hindu tapınaklarında yetişmiş ailelerden geliyordu.

Sömürge yönetimi aynı yıllarda o tapınakları yıkıyordu. Goa'da Engizisyon 1560'ta kuruldu. 1540'lardan başlayarak, özellikle 1560'larda, Portekiz denetimindeki bölgelerde çok sayıda tapınak yıktırıldı ve Hindu törenleri yasaklandı.

Tapınak toplulukları kimi zaman tanrı heykellerini gizlice alıp Portekiz sınırının dışındaki köylere taşıdı. Bugün Goa'nın iç bölgelerinde ziyaret edilen kimi tapınaklar, bu kaçışın ardından yeniden kurulmuş yapılardır. Kilisenin yükselişi ile tapınağın sürgünü aynı ustaların yaşamında birlikte yer alıyordu.

Cizvitler Goa'da kendi kiliselerini de kurdu. Kiliseye «İyi İsa» anlamına gelen bir ad verildi.

Laterit, bölgenin toprağından kesilen gözenekli ve demirli bir taştır. Cephe uzun süre sıvalıydı ve sıva yirminci yüzyılda kazındı. Bugün gördüğümüz kırmızı yüzey, ilk ziyaretçilerin gördüğünden farklıdır.

Bu kilisenin ziyaretçi çeken asıl nedeni bir bedendir. Cizvit misyoner Francis Xavier, Goa'dan Japonya'ya kadar uzanan yolculuklarından sonra 1552'de Çin kıyısındaki bir adada öldü. Bedeni Goa'ya getirildi ve çürümediğine inanıldı. Xavier kısa sürede bir aziz olarak anıldı ve kalıntıları büyük bir hac yerinin merkezi oldu.

On yedinci yüzyılın sonunda Toskana grandükü III. Cosimo de' Medici, azizin mezarı için Floransa'da bir anıt yaptırdı. Anıt parçalar hâlinde gemiye yüklendi ve Ümit Burnu'nu dolaşarak Goa'ya ulaştı.

Mermerleri ve bronzları Medici atölyelerinden çıkmıştır. Üstündeki gümüş tabut ise daha eskidir ve Goa'nın gümüşçülerinin işidir. Tek bir anıtta iki kıtanın atölyesi üst üste durur.

Bir başka Goa işi de dünyanın birçok koleksiyonuna dağıldı.

İyi Çoban, Hristiyan sanatının en eski imgelerinden biridir. Bu heykelciklerde ise çoban bir çocuktur ve uyur ya da derin bir düşünceye dalmış gibi durur. Oturuşu kimi araştırmacılara düşünceye dalmış bir Buda ya da bir bodhisattva figürünü hatırlatır. Kimileri çocuğu ve kuzuları, ineklerin arasında büyüyen çoban tanrı Krişna'nın imgelerine yakın bulur.

Bu yakınlıkların bilinçli olup olmadığı tartışmalıdır. Katlı dağ Avrupa'daki «hayat çeşmesi» imgelerinden de gelebilir. Heykelcikte birkaç gelenek aynı fildişinde buluşur. Onu satın alan Portekizli ise evinin tapınma köşesine koyuyordu.

Mekanizma — Makao, Japonya ve Pekin

Goa'dan doğuya giden Portekiz gemilerinin bir durağı Makao'ydu. Çin kıyısındaki bu küçük yarımadada Cizvitler bir kolej ve büyük bir kilise kurdu. Kilise on dokuzuncu yüzyılda bir yangında yandı. Geriye yalnız taş cephesi kaldı.

Cepheyi oyan ellerin bir bölümünün, Japonya'daki baskılardan kaçıp Makao'ya sığınan Japon Hristiyanlar olduğu anlatılır. Çinli taş ustaları da yapıda çalıştı. Şeytan figürünün yanındaki Çince yazı, insanı kötülüğe ayartanın o olduğunu söyler. İskeletin yanındaki yazı ise ölümü hatırlayanın günahtan uzak duracağını hatırlatır.

Japonya'da Cizvit ressam Giovanni Niccolò'nun öğrencilerini ve paravanlarını Kore ve Japonya kursunda görmüştük. Aynı öğrenciler kutsal imgeleri de yağlıboyayla, gravürlere bakarak kopyaladı.

Resim yirminci yüzyılın başında, Osaka yakınlarındaki bir dağ köyünde, kuşaklar boyu gizli Hristiyan olarak yaşamış bir ailenin evinde bulundu.

Japonya'daki baskı on altıncı yüzyılın sonunda başladı. 1597'de Toyotomi Hideyoshi'nin emriyle Nagasaki'de yirmi altı Hristiyan çarmıha gerildi. Aralarında Japon din adamları ve Avrupalı Fransiskenler vardı. Şehitlerden biri, Felipe de Jesús, Meksiko'da doğmuştu. Kalyonla Manila'dan Meksika'ya dönerken gemisi Japonya kıyısına sürüklenmişti.

Şehitlerin haberi kalyon yoluyla Meksika'ya ulaştı. Cuernavaca'da Fransiskenlerin kilisesine, bugünkü katedrale, onların öyküsü boyandı.

Ressamlar Japonya'yı hiç görmemişti ve kentleri, gemileri ve giysileri anlatılardan kurdular.

Tokugawa yönetimi 1614'te Hristiyanlığı yasakladı. Sonraki on yıllarda şüphelilerden Meryem ya da Mesih kabartmalı fumi-e plakalarına basmaları istendi. Gizli Hristiyanlar ise kucağında çocuk taşıyan Kannon heykelciklerini Meryem olarak saydı. Onlara «Maria Kannon» dediler.

Japon ustalar yasaktan önce Avrupa'ya ve kiliselere ihraç için Hristiyan nesneleri de yapmıştı.

Tekniği Japon, işlevi ve simgesi Avrupalıdır. İçindeki resim kimi zaman Niccolò'nun okulunda boyanmış bir Meryem'di.

Çin'de Cizvitler başka bir yol seçti. İtalyan Cizvit Matteo Ricci 1582'de Makao'ya geldi ve yıllar süren bir çabanın ardından 1601'de Pekin'e yerleşti. Ricci Çince öğrendi, bilgin giysileri giydi ve bilginlerle astronomi üzerine konuştu.

Avrupa haritalarında Atlantik ortadaydı. Ricci Pasifik'i ortaya alarak Çin'i merkeze yaklaştırdı. Haritanın merkezini okurunun gözüne göre seçti.

Ricci'nin anılarına dayanan bir anlatıya göre, misyonerlerin sunağındaki çocuklu Meryem resmini gören kimi Çinliler Hristiyanların tanrısını bir kadın sandı. Misyonerler bunun üzerine Mesih'in imgelerini öne çıkardı.

Ricci 1610'da Pekin'de öldü. Ölümünden hemen sonra Çinli bir Cizvit birader onun portresini boyadı.

You Wenhui, Portekizce adıyla Manuel Pereira, Makao'da Niccolò'nun yanında yağlıboya öğrenmişti. Portre sonra Roma'ya gönderildi ve Pekin'de boyanan bir yüz ağın merkezine döndü.

Ricci'den sonraki kuşak Çinli okurlar için resimli kitaplar hazırladı. İtalyan Cizvit Giulio Aleni, Fujian'da İsa'nın yaşamını anlatan bir kitap bastırdı.

Resimlerin çoğu Nadal'ın Anvers'te basılan gravürlerinden alınmıştır. Çinli oymacılar bakırın ince çizgilerini tahta kalıba aktarırken birçok ayrıntıyı bıraktı ve kalabalık sahneleri sadeleştirdi. Aynı imgeler Manila'da ve Goa'da fildişine, Japonya'da yağlıboyaya, Fujian'da tahta kalıba girerken her seferinde başka bir el tarafından yeniden düşünüldü.

Mekanizma — ağın öbür yüzü: taşınan insanlar

Manila'dan Acapulco'ya giden kalyonlarda Filipinler'den, Hindistan kıyılarından ve Malay dünyasından getirilen köleleştirilmiş Asyalılar da vardı. Yeni İspanya'da hepsine «chino» dendi. Sözcük farklı kökenleri tek bir ada sıkıştırdı. Tarihçi Tatiana Seijas, 2014'te yayımlanan kitabında Meksika'daki Asyalı köleleri inceledi. Seijas'a göre taç on yedinci yüzyılın sonlarında onları yerli statüsüne aldı ve köleleştirilmelerini yasakladı. Uygulama ise ağır ilerledi.

Puebla'da yaşamış bir kadının öyküsü bu ağın içinden gelir. Catarina de San Juan, çocukken Hindistan'dan kaçırılıp Manila üzerinden Meksika'ya getirilmişti. Kentte görüleriyle tanınan bir dindar kadın olarak saygı gördü. Sonraki yüzyıllarda adı «china poblana» denen giysiye bağlandı, ama bu bağın dayanağı zayıftır. Ağın taşıdığı insanların izi çoğu zaman başkalarının anlatısında kaldı.

Kalıcı araçlar

Bir imgenin yolculuğunu kalıbın kaynağı, elin kaynağı ve alıcının gözü üzerinden izle. Bunlar çoğu zaman farklı kıtalardadır.

Aynı gravürün kopyalarını karşılaştır ve neyin atıldığına bak. Kopyacının bıraktığı ayrıntı, onun malzemesini ve okurunu anlatır.

Yüz tipini köken kanıtı sayma. Çekik göz bir atölyeyi düşündürebilir, ama bir alışkanlık ya da bir beğeni de olabilir.

Etiketi sorgula. «Hint-Portekiz» ya da «Hispano-Filipin» gibi adlar çoğu zaman bir üslup tahminidir.

Kilisenin yanında yıkılanı da ara. Bir kentte yükselen yapı başka bir yapının yerini almış olabilir ve aynı ustalar iki yapıda da çalışmış olabilir.

Bir imgeyi koruyan ya da gizleyen topluluğa bak. Gizli Hristiyanların dolabı da, kaçırılan tanrı heykeli de imgenin tarihine aittir.

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Asya'daki Katolik sanatı Avrupa modellerinin sadık kopyasıdır."
Doğrusu

Modeller gravür ve heykel olarak geldi, ama Çinli, Hintli, Filipinli ve Japon ustalar onları kendi malzemesine ve okuruna göre değiştirdi. Aleni'nin kitabındaki sadeleşme ve Miagao'daki palmiye bunun izleridir.

Yaygın yanlış"Çekik gözlü bir fildişi Meryem kesinlikle Manila'da Çinli bir oymacının işidir."
Doğrusu

Göz biçimi tek başına bir atölyeyi kanıtlamaz. Goa ve Seylan atölyeleri de fildişi oydu ve belgeli köken nadirdir.

Yaygın yanlış"Goa'nın kiliseleri boş bir kıyıya kuruldu."
Doğrusu

Portekiz yönetimi aynı yıllarda tapınakları yıktırdı ve Hindu törenlerini yasakladı. Kiliselerde çalışan ustaların bir kısmı tapınak geleneğinden geliyordu.

Yaygın yanlış"Manila kalyonu yalnız mal taşıdı."
Doğrusu

Gemilerde misyonerler, imgeler ve köleleştirilmiş Asyalılar da vardı. Meksika'da «chino» diye anılan bu insanların izleri belgelerde ve kentlerin anlatılarında sürer.

Uygulama ve kilit özet

Kilit özet: Goa merkezli Portekiz ağı ve Manila–Acapulco kalyon hattı Katolik imgeleri Asya kıyılarına taşıdı. Manila'da sangley oymacıları fildişi heykeller yonttu ve çekik göz tartışması köken sorusunu açık tutar. Boxer Kodeksi ve Murillo Velarde haritası takımadaların halklarını sömürge gözüyle resmetti. Paoay ve Miagao depreme ve akınlara karşı yükseldi. Goa'da kiliseler yükselirken tapınaklar yıkıldı. Makao, Japonya ve Pekin'de aynı gravürler başka ellerde yeniden kuruldu. Kalyon köleleştirilmiş Asyalıları da taşıdı.

Sonraki derse köprü

Manila'nın fildişi Meryemleri, Cizvitlerin gravür kitapları ve Nagasaki şehitlerinin haberi aynı kalyonların dar kamaralarında yolculuk etti. O gemilerin ambarlarının asıl dolgusu ise başkaydı. Acapulco'dan batıya giden kalyonun sandıklarında And dağlarından ve Meksika'dan çıkan gümüş sikkeler vardı. Manila'da bu gümüş Çinli tüccarların ipeğine ve porselenine dönüştü ve dönüş yolunda ambarları onlar doldurdu. Meksika'nın kaktüs tarlalarında küçük böceklerden elde edilen kırmızı boya ise Atlantik üzerinden Avrupa'nın dokuma atölyelerine akıyordu. Gümüşün, porselenin ve kırmızının hangi ellerden geçtiği, kimin zenginleşip kimin tükendiği, bu ağın bir başka hesabını açar.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu ders hangi kursun bölümü?

KRO-319 — Barok, Klasisizm ve Küresel 17. Yüzyıl →

15 bölümden 13. bölüm · Katman 3 — Küresel Kronolojik Omurga